TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN DOĞU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3724)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Hasan DOĞU
2. Metin YÜKSEL
3. Bülent DOĞANKAYA
Vekili
:
Av. Alev YILDIRIM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıüzerine göreve iade edilme istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdareMahkemesi (AYİM) tarafından süre aşımı gerekçesiyle incelenmeksizinreddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/6/2013 ve 17/6/2013 tarihlerinde doğrudanAnayasa Mahkemesine yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde2013/3724sayılı bireysel başvurunun,BirinciBölüm Üçüncü Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde 2013/3726 sayılı bireyselbaşvurunun, Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde 2013/4090sayılı bireysel başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir
4. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvuruculara tebliğedilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
6. 2013/3726 ve 2013/4090 sayılı bireysel başvurular aynı konuyailişkin bulunduğundan incelenmek üzere 2013/3724 sayılı bireysel başvuru dosyasıylabirleştirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular subay olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK)görev yapmakta iken Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 29/4/2004tarihli ve E.2004/28, K.2004/120 sayılı kararıyla “Doğrudan doğruya beraber işlemek suretiyle iştirak halinde müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak”suçunu işledikleri gerekçesiyle hapis ve ağır para cezasına çarptırılmışlardır.Kararda ayrıca ferî ceza olarak başvurucuların TSK’dan çıkarılmalarına kararverilmiştir. Karar, Askerî Yargıtay 2. Dairesinin 20/7/2004 tarihli veE.2004/947, K.2004/958 sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.
9. Anılan hüküm uyarınca başvurucular, 2004 yılının Eylül veEkim aylarında onaylanan ilişik kesme işlemleriyle TSK'dan çıkarılmışlardır.
10. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza KanunununYürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un kabul edilmesinin ardındanbaşvurucular, Askerî Ceza Mahkemesinden infazın durdurulması talebindebulunmuşlardır. Nihai olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin16/3/2005 tarihli ve E.2004/28, Müt.K.2005/11 sayılı duruşmasız işlere aitkararı ile başvurucular hakkında tesis olunan TSK'dan çıkarma ferî cezasınıninfazının 5237 sayılı Kanun’un yürürlüğe gireceği 1/4/2005 tarihine kadarertelenmesine karar verilmiştir. Bu karara adli müşavir tarafından itirazedilmesi ve TSK'dan çıkarma ferî cezasının infazının ertelenmesine dair kararın(başvurucuların Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkisi kesildiğinden) ne şekildeuygulanacağı hususlarının açıklanmasının Askerî Savcılıkça talep edilmesiüzerine Askerî Yargıtay 2. Dairesi 25/5/2005 tarihli ve E.2005/399, K.2005/567sayılı kararı ile itirazların reddine ve aynı Askerî Yargıtay Dairesinceverilmiş olan 27/1/2005 tarihli ve E.2005/69, K.2005/144 sayılı kararıyla sözkonusu hukuki meselenin net bir şekilde ortaya konulmuş olması nedeniylekararın açıklanmasına ilişkin talebin reddine hükmetmiştir.
11. Öte yandan 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren ceza hukukudüzenlemeleriyle bağlantılı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı AskerîMahkemesince 7/6/2005 tarihli ve E.2004/28, K.Müt.2005/32sayılı duruşmasız işlere dair karar ile başvurucular hakkında hapis ve adlipara cezasına hükmedilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Askerî Yargıtay 2.Dairesinin 21/9/2005 tarihli ve E.2005/938, K.2005/933 sayılı ilamı ilereddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
12. Başvurucular 2012 yılında Askerî Mahkemeye başvurarak 5237sayılı Kanun’un 257. maddesinde yapılan değişikliğe göre lehe kanun uyarlamasıyapılması ve ayrıca aynı Kanun’da düzenlenen hükmün açıklanmasının geribırakılması usulünün kendilerine uygulanmasını istemişlerdir. Hava KuvvetleriKomutanlığı Askerî Mahkemesi 18/10/2012 tarihli ve E.2012/271, K.2012/139sayılı ve 17/5/2012 tarihli ve E.2012/167, K.2012/78 sayılı kararlarıyla,kanunun infaz edilmiş hükümlere infazdan sonra da birtakım sonuçlar bağladığıdurumlarda lehe hüküm belirlenerek uygulanmasının, hakkındaki hüküm infazedilmiş olan hükümlüler açısından da lehe durumlar oluşturabileceği vehükümlünün böyle bir istemde bulunmasında hukuki yararın mevcudiyeti hâlindelehe kanun değerlendirmesi yapılabileceği yönündeki Askerî Yargıtay Ceza GenelKurulunun 17/2/2009 tarihli ve E.2008/5-220 K.2009/28 sayılı ilamına atıflalehe kanun uyarlaması yapmış ve başvurucular hakkında hapis cezasına hükmederekhükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
13. Başvurucular, asli nitelikte ceza olan hapis cezası hakkındahükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden ferî nitelikte cezaolan TSK’dan çıkarma cezasının infaz edilemeyeceği iddiasıyla ayrı ayrı22/10/2012, 7/1/2013 ve 19/1/2013 tarihli dilekçelerle Hava KuvvetleriKomutanlığına başvurarak göreve iadeleri ile kayıp maaş ve özlük haklarınıngeri verilmesini talep etmişlerdir.
14. Hava Kuvvetleri Komutanlığı özetle açıklanması geribırakılan hükmün ancak ileriye dönük olarak tesis edilecek idari işlemlerdeesas alınmaması sonucunu doğurabileceği, 2004 yılında tesis edilip tamamlananbir idari işlemin kaldırılmasına ve geri alınmasına sebebiyet vermeyeceğigerekçesiyle 15/12/2012 ve 23/1/2013 tarihli işlemleriyle taleplerireddetmiştir.
15. Başvurucular, anılan işlemlerin tebliğinden itibaren altmışgün içinde “TSK’da yeniden göreve alınmama”şeklindeki olumsuz idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemiyle davaaçmışlardır.
16. AYİM Birinci Dairesi başvuruları süre aşımı gerekçesiyleincelemeksizin reddetmiştir. Birinci başvurucunun açtığı davada AYİM BirinciDairesince verilen 30/4/2013 tarihli ve E.2013/503, K.2013/514 sayılı kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Davacının tarihsizdilekçesinde yer alan ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının 23.01.2013 tarihliyazısı ile reddedilen Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve döndürülmesi (iadesi)talebinin dayanağı hakkında mahkemece verilip kesinleşen Türk SilahlıKuvvetlerinden çıkarılma feri cezası uyarınca uygulanan ayırma (ilişik kesme)işlemi ve bu işlem sonrasında mahkemece hakkında hükmün açıklanmasına geriverilmiş olmasıdır. Dolayısıyla işbu davada davacı hakkında tesis edilen“ayırma” işleminin yargısal denetimi yapılacaktır. Nitekim davacının kesinleşenTürk Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma cezasına bağlı olarak Hv.K.K.’lığıncauygulanan ilişik kesme işlemine esas ayırma kararnamesinin onay tarihinin30.09.2004 olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıgeriye dönük olarak mevcut mevzuata göre tesis edilmiş ve tamamlanmış bir idariişlemin kaldırılmasına veya geri alınmasına vermeyeceğinden Türk SilahlıKuvvetlerinde görevine iade talebinin dayanağının mesnetsiz kalmakta olduğugerekçesiyle talebi reddedilmiş, davacı tarafından da bu ayırma işlemininhukuka aykırı olduğu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesinedayanak olan hukuki gerekçenin ortadan kalktığı hatta hiç doğmamış kabuledildiği ileri sürülmüştür.
Davacının kesin işlem yapmaya yetkili makamtarafından 30.09.2004 tarihli kararname ile tesis edilen ayırma işlemi uyarıncaTSK’dan ilişiğinin kesildiği 18.10.2004 tarihinden itibaren 1602 sayılıKanun’un 35/a maddesi uyarınca 60 gün içinde ya doğrudan ayırma işlemininiptali istemiyle AYİM’de iptal davası açması ya da 60gün içinde ayırma işleminin geri alınması için idareye başvuruda bulunması,başvurunun reddi halinde bu olumsuz işleme karşı süresinde dava açmasıgerekirken ayırma işlemine yönelik idari başvuru ve dava açma süresini geçirdiktensonra davalı idareye müracaatta bulunarak 23.01.2013 tarihli olumsuz cevapüzerine 22.03.2013 tarihinde bu davanın açılmış olması karşısında dava konusuolayda süre aşımında bulunulmuş olduğu sonucuna varılmıştır.
Davacının 1602 sayılı Kanun’un 35/a maddesindebelirtilen süreler geçtikten sonra yaptığı başvurusuna idare tarafından23.01.2013 tarihinde cevap verilmiş ise de yukarıda belirtilen sürelergeçtikten sonra verilen idare cevabının dava açma süresini ihya etmeyeceğiaçıktır. Zira davacının idareye 23.01.2013 tarihli cevabi yazıya esas olarakyapmış olduğu müracaatı 30.09.2004 tarihinde tesis edilen ayırma işleminin gerialınması talebinden ibarettir."
17. İkinci ve üçüncü başvurucuların açtığı davalarda AYİMBirinci Dairesinin 2/4/2013 tarihli ve E.2013/410, K.2013/373 sayılı kararı ile7/5/2013 tarihli ve E.2013/544, K.2013/544 sayılı kararının gerekçeleri debenzer nitelikte olup ikinci başvurucunun davasında verilen K.2013/373 sayılıkararın ilgili kısmı şöyledir:
“Belirtilen mevzuat[4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Kanun’un 40. ve 35.maddesinin (a) fıkrası] ve açıklamalar ışığında dava dilekçesi ve eklerininincelenmesinden; davacının Hv.K.K.lığı PI.P. Bşk.lığıemrinde görevli iken 29 Kasım 2004 tarihinde ayırmaişlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır. Davacının idari dava açma süresinigeçirdikten sonra müracaatı (ortaya yeni bir olgu çıksa dahi) geçirilmiş olandava açma süresini ihya etmeyeceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Zira davasüresinin geçirilmesiyle dava açma yetkisi düşer. Söz konusu işlemin 29 Kasım2004 tarihinde gerçekleştirildiği, ancak 19 Şubat 2013 tarihinde AYİM’de bu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Buna göredavacının, işlemi öğrendiği bu tarihten itibaren 1602 sayılı Kanun’un 40’ıncımaddesi gereğince 60 gün içinde işlemin iptali için dava açması ya da 1602sayılı Kanun’un 35/a madde ve fıkrası gereğince 60 gün içinde bu işleminkaldırılması ya da değiştirilmesi için ihtiyari başvuruda bulunması gerekirkenyasal dava açma süresi geçirildikten çok sonra davasını açtığı, davada süreaşımı bulunduğu belirlenmiştir. 1602 sayılı AYİM Kanunu’nun 45’inci maddesisürenin geçirilmesi halinde davanın reddine karar verileceğini öngörmektedir.”
18. Söz konusu kararların sırasıyla 24/5/2013, 10/5/20132/6/2013 tarihlerinde tebliği üzerine 3/6/2013 ve 17/6/2013 tarihlerinde süresiiçinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu’nun “İhtiyarimüracaat ve idari makamların sükûtu” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"a) İhtiyari müracaat:
Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesisedilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yenibir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari davaaçmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamışolan dava açma süresini durdurur.
Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istekreddedilmiş sayılır.
İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlarve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.
b) İdari makamların sükûtu:
İlgililer, haklarında idari davaya konuolabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlarabaşvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevapverirler.
Bu süre içinde cevap verilmez ise, istekreddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açmasüresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayanhaller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyledilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevapverilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.
Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösteririmzalı ve mühürlü pulsuz bir alındı kâğıdı verilir."
20. 1602 sayılı Kanun’un “Davaaçma süresi” kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Askeri Yüksek İdareMahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihindenitibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleribelli olmayanlara özel kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirimyapılan hallerde, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilantarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar."
21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “İdari makamların sükutu”kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“1. İlgililer,haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması içinidari makamlara başvurabilirler.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezseistek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibarendava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içindeidarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarakdava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açmasüresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayıgeçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlüksürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabıntebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler..”
22. 2577 sayılı Kanun’un “Üstmakamlara başvurma” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“1. İlgililer tarafındanidari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınmasıdeğiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksaişlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bubaşvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezseistek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmişsayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihinekadar geçmiş süre de hesaba katılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucular; haklarında mahkûmiyet kararı ve buna bağlıolarak ferî nitelikte TSK'dan ihraç edilme kararı verilmesi ve bu kararlarınkesinleşerek uygulanmasına başlanmasının ardından sonraki bir tarihte yürürlüğegiren lehe düzenlemelerin uygulanması ve neticede ilk mahkûmiyet hükmününkaldırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniylehaklarında verilmiş mahkûmiyet hükmü olamayacağından ferî cezanın dayanağınınortadan kalktığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerineortaya çıkan bu yeni hukuki durum ve statünün tarafları ve mahkemeleribağlayacağını, nitekim bu yönde verilen Danıştay ve AYİM kararlarınınbulunduğunu, TSK'daki görevlerine iade edilmesi istemiyle yapılan başvurularınreddedilmesi üzerine AYİM’de açılan davaların süreyönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının ve 10. maddesinde tanımlanan kanun önündeeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve TSK’da görevedöndürülmeleriyle özlük haklarının iadesine karar verilmesini istemişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların, hükmün açıklanmasının geribırakılması kararı üzerine TSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile kayıp maaş veözlük haklarının geri verilmesini yönündeki taleplerinin reddi üzerine yenidengöreve alınmama yönündeki idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemiyleaçtıkları davaların süre aşımı gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesineilişkin iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkıyönünden incelenmiştir.
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
27. Başvurucular, asli ceza yönünden hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmesi nedeniyle haklarında verilmiş bir mahkûmiyethükmü olamayacağından fer'i cezanın dayanağınınortadan kalktığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerineortaya çıkan bu yeni hukuki durum ve statünün tarafları ve mahkemeleribağlayacağını, AYİM'de açılan davanın süre aşımıgerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
28. Bakanlık görüşünde özetle başvurucuların iddialarınınmahkemeye erişim hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihadına göre bu hakkın mutlak olmayıpsınırlandırılabileceği ancak sınırlamanın hakkın özüne zarar verecek seviyeyeulaşmaması gerektiği, mahkemelerin usul kurallarını uygularken hakkı ihlaledebilecek kadar aşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılmasısonucunu doğuracak kadar aşırı gevşeklikten kaçınması gerektiği, usuldüzenlemelerinin yargı güvencesi ve adaletin iyi işleyişi amaçlarından sapıpdavası olan kişilerin uyuşmazlıklarının yetkili mahkeme tarafından esastanincelenmesine bir çeşit engel oluşturması hâlinde söz konusu hakkın ihlaledilmiş olacağı hususları belirtilmiştir.
29. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
30. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakları güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir (Vedat Benli,B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
33. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almakta olup (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28), bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığınetkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâlegetiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirensınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
34. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmalarınhakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38).
35. Somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararının ardından başvurucular TSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile kayıpmaaş ve özlük haklarının geri verilmesini istemişler, istemlerinin reddiüzerine ret işlemlerinin iptali amacıyla açılan davalarda dava açma süresi,ayırma işlemlerinin tesis edilerek tebliğ edildiği 2004 yılından başlatılaraksüre aşımı bulunduğu gerekçesiyle esastan incelenmemiştir.
36. Kural olarak belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesiya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörüleceksüreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlaliolarak değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesinedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlaradayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermeleriniistemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğinisağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bumüdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçlaorantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak aramahürriyetini engellemiş sayılmaz (GarantiBankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 43).
37. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabitutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken biryandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek kadar aşırı şekilcilikten,diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadankaldırılması sonucunu doğurabilecek kadar aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.,B. No: 2012/855, 26/6/2014, §§ 36-39).
38. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişimhakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç,B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 68).
39. Olayda 18/10/2012 ve 17/5/2012 tarihlerinde verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı”üzerine başvurucuların22/10/2012, 7/1/2013 ve 19/1/2013 tarihli dilekçelerleTSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile maaş ve özlük haklarının geri verilmesitaleplerini AYİM’in “2004yılında tesis edilen işlemin geri alınması istemi” olarakdeğerlendirdiği ve bu değerlendirmeye göre 2004 yılında tesis edilen ayırmaişlemlerinin tebliğinden itibaren altmış günlük dava açma süresinin geçirildiğisonucuna vardığı anlaşılmaktadır.
40. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidialtında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimdeyürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılması kanunlarla bellisürelere bağlanmıştır.
41. 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (a) fıkrasında ve6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesindeidari işlemlere karşı işlemin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veyayeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama yoksa işlemi yapmış olan makamaidari dava açma süresi içinde başvurulabilmesi yolu düzenlenmiştir (bkz. §§ 19,22).
42. 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (b) fıkrasında ve 2577Kanun’un 10. maddesinde ise idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eyleminyapılması için idari makamlara başvuru usulleri düzenlenmiş olup birbirineparalel hükümler içermektedir (bkz. §§ 19, 21). Yargı içtihatlarında yeni birhukuki durumun ortaya çıkması hâlinde ilgililerin bu maddeler uyarınca idareyebaşvurarak işlem tesis ettirebileceği ve bunun üzerine dava açabileceklerikabul edilmektedir. Örneğin AYİM 2. Dairesinin 15/12/1992 tarihli veE.1992/322, K.1992/857 sayılı kararında, beraat kararından sonra davalı idareyebaşvurarak açıkta ve tutuklu kaldığı sürelerde özlük haklarına ilişkin noksanödemelerin iadesinin istenebileceği belirtilmiştir. Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulunun 30/5/1997 tarihli ve E.1995/443, K.1997/331 sayılıkararında ise 11/10/1980 tarihinde tutuklanan ve 25/9/1981 tarihinde görevdenuzaklaştırılan davacının yargılandığı suçtan 1/11/1991 tarihinde beraat etmesiüzerine görevden uzaklaştırma tedbirinin kaldırılarak göreve başlatılmasıistemiyle 28/11/1991 tarihinde idareye yaptığı başvurunun 10. madde kapsamındabir başvuru olduğu ve davanın esasının incelenmesi gerektiği hükmebağlanmıştır. Benzer şekilde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2/6/2011tarihli ve E.2011/217, K.2011/616 sayılı kararında da bir düzenleyici işleminyargı kararı ile iptal edilmesinin, daha önce düzenleyici işleme karşı davaaçmamış olan ancak iptal kararından yararlanmak üzere daha sonra 10. maddekapsamında idareye başvuran kişiler yönünden geçmişe yönelik bir hak doğuracağıhükme bağlanmıştır.
43. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde 6/12/2006tarihli ve 5560 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle 19/12/2006 tarihindenitibaren yetişkinler yönünden uygulanmaya başlamıştır. Kurumun kapsamı 5728sayılı Kanun ile genişletilmiş, birçok suç yönünden 2008 yılından itibarenuygulanmaya başlanmıştır.
44. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuçdoğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğesahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresiiçinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılmasıhâlinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan bu özelliğiyle sanıkile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerindenbirisini oluşturmaktadır (Tahir Canan,§ 30).
45. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için, yapılanyargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlipara cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamışbulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zararınaynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesi, mahkemecesanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önündebulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılmasıgerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması hâlinde mahkemece hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyledenetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresi içinde sanığınkasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması hâlindeaçıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak 5271 sayılı Kanun’un 223.maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir. Sanığın denetimsüresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırıdavranması hâlinde ise mahkemece açıklanması geri bırakılan hükümaçıklanacaktır (Tahir Canan, §31).
46. Kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılamasırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve derecemahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No.2012/1027, 12/2/2013, §§ 25, 26).
47. Nitekim AİHM de Sözleşme ile güvence altına alınan hak veyükümlülüklere zarar vermedikçe mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilen içhukuktaki olay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını,kararlarında bir yerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olanunsurlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını zira bununkendisini üçüncü ya da dördüncü derece yargı organı olarak görmesi anlamınageleceğini ifade etmiş (Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993),kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin Sözleşme’yeuygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu belirtmiştir (Scordina/İtalya, B. No: 36813/97, 26/3/2006, §§190,191).
48. Somut olayda başvurucuların, haklarında verilen hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararının göreve dönmelerini sağlayacağıyönündeki iddiaları ve bu yöndeki istemleri TSK tarafından kabul edilmeyerekolumsuz işlem tesisi suretiyle reddedilmiştir. Bununla birlikte bu olumsuzişlemin yargısal denetimi AYİM tarafından dava açma süresinin ayırmaişlemlerinin tebliğ edildiği 2004 yılından başlatılması nedeniyleyapılmamıştır. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu 2006 yılındayetişkinler yönünden yürürlüğe girmiş, başvurucular hakkındaki bu kararlar da2012 yılında verilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların ilişiğinin kesildiği 2004yılında böyle bir hukuki durum ortada bulunmadığından söz konusu iddiaylailişiğin kesildiği tarihten itibaren altmış gün içinde TSK’ya başvurulabilmesiveya dava açılabilmesi doğal olarak olanaklı değildir.
49. Esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkinkarar nedeniyle ortada yeni bir hukuki durum vardır. Yukarıda yer verilen (bkz.§ 42) Danıştay ve AYİM içtihatlarında da görüldüğü gibi yeni oluşan hukukiduruma ilişkin ileri sürüleniddiaların incelenmesineyasal bir engel bulanmamaktadır. Bu durumda başvuruya konu AYİM kararındakiyorumun, başvurucuların davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesibakımından bir çeşit engel hâline geldiği; bu nedenle başvurucuların mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının mahkemeye erişimhakkı yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
52. Başvurucular TSK’da göreve döndürülmelerine ve özlükhaklarının iadesine karar verilmesini istemişlerdir.
53. Başvuruya konu yargılamada başvurucuların adil yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
54. Adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamada hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 595,05 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.395,05 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 595,05 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.395,05 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.