TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN OĞUZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2700)
Karar Tarihi: 7/2/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucular
:
Hasan OĞUZ
Şükran OĞUZ
Umut İNAL
Vekili
:
Av. İlkin Barış POYRAZOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ölüm olayından dolayı uğranılan zararın tazminiistemiyle idari yargıda açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından 2015/2701 ve 2015/2702 numaralı bireyselbaşvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunmasınedeniyle 2015/2700 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine veincelemenin 2015/2700 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasınakarar verilmiştir.
5. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüşbildirilmeyeceğini ifade etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvurucuların murisi olan B.O. 23/5/2009 tarihinde bacakağrısı şikâyetiyle Aydın Devlet Hastanesi Acil Servisine müracaat etmiştir.Burada yapılan muayenesi neticesinde B.O.yaDerin Ven Trombozu (DTV) + myalişüphesi nedeniyle kalp damar cerrahisi polikliniğine gitmesi önerilmiş,ağrısının giderilmesi amacıyla enjeksiyon yapıldıktan sonra B.O. Acil Servistengönderilmiştir.
9. B.O., Acil Servisten ayrıldıktan yaklaşık 20 dakika sonrayolda yürürken durumunun kötüleşmesi üzerine çevredeki vatandaşlar tarafındanaynı Hastaneye getirilmiş ancak sağlık personeli tarafından yapılanmüdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.
10. Ölüm olayı üzerine Aydın Cumhuriyet Başsavcılığınca(Savcılık) ilgili sağlık personeli hakkında taksirle ölüme neden olma suçundansoruşturma başlatılmış, aynı gün otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi sonucunda B.O.nun ölüm nedeninin belirlenememesi üzerine doku ve kanörnekleri Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Öte yandan başvurucular daSavcılığa müracaat ederek B.O.nun ölümünde kusurubulunan sağlık personelinden şikâyetçi olduklarını bildirmiştir.
11. Aynı süreçte Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) da olayla ilgiliolarak idari soruşturma başlatmıştır. Bakanlık tarafından yapılan incelemeneticesinde düzenlenen 16/7/2009 tarihli raporda sağlık personelinin B.O.nun tetkik, tedavi ve müdahale işlemlerinde herhangibir ihmal veya kusurunun tespit edilemediği, bu sebeple haklarında adli veyaidari yönden yapılacak bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında İstanbulAdli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 2/6/2010 tarihli raporda iseotopsi, klinik ve laboratuvar bulgularına göre tüm kan değerlerinde düşüklükbulunan B.O.nun ölümünün kendinde mevcut hastalıktanileri geldiği görüşü belirtilmiştir. Raporda ayrıca; şikâyetleri üzerineayırıcı tanıda DTV düşünülerek B.O.nun kalp damar cerrahisi polikliniğine gönderilmesininuygun olduğu, ağrısı üzerine kendisine diklofenakampul yapıldığı, olayın oluş şekli ve otopsi bulgularına göre anaflaktik şok tablosunun mevcut olmadığı, buna göretedaviyi veren hekim ve uygulayan hemşirenin uygulamalarının tıp kurallarınauygun olduğu görüşüne de yer verilmiştir.
13. Başvurucular Adli Tıp Kurumu raporunun kendilerine tebliğedilmesi üzerine 10/11/2010 tarihinde Savcılığa sundukları dilekçede; sözkonusu raporu kabul etmediklerini, raporda eksiklikler bulunduğunu belirterekYüksek Sağlık Şurasından rapor alınmasını talep etmiştir.
14. Savcılık 2/12/2010 tarihinde, şüphelilerin atılı suçuişlediklerine dair yeterli sebep bulunmadığı gerekçesiyle haklarında kovuşturmayapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Söz konusu kararda, Adli Tıp Kurumuraporundaki değerlendirmelere göre B.O.nun ölümünündoğal ölüm olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca, Yüksek SağlıkŞurasının sadece kovuşturma aşamasına geçildiği takdirde rapor vermesisebebiyle başvurucuların bu yöndeki talebinin yerine getirilemediği de ifadeedilmiştir. Başvurucuların söz konusu karara karşı yaptığı itiraz Söke AğırCeza Mahkemesinin 2/3/2011 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
15. Bu süreçte başvurucular 11/1/2011 tarihinde Bakanlığamüracaat etmiş ve hizmet kusuru nedeniyle yakınlarını kaybetmelerinden dolayıuğradıkları maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir. Başvurucular,taleplerinin 15/3/2011 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine 18/5/2011 tarihindeidari yargıda tam yargı davası açmıştır.
16. Aydın 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 1/6/2011 tarihlikararıyla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde,başvurucuların ölüm olayının gerçekleştiği 23/5/2009 tarihinden itibaren biryıl içinde ve en geç 23/5/2010 tarihine kadarzorunluidari başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten sonra 11/1/2011tarihinde idareye başvurduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla idareye süresindeyapılmayan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı ifadeedilmiştir.
17. Karar Danıştay OnbeşinciDairesinin 12/2/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.
18. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynı Dairenin23/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
19. Nihai karar5/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
20. Başvurucular 3/2/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanun
21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemintebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevapverilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içindedava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
22. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:
"Tam yargı davaları idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
(...)
Söz konusu eylemin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucuortaya çıkabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüylebağdaşmayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar, idarenin hizmet kusuru nedeniyleuğranılan zarar olduğuna göre, davacıların kardeşinin Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'ndemeydana gelen olaylar sonucunda 16/06/2012tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalı idareye yüklenebilecekhizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunup bulunmadığınınbelirlenmesine bağlıdır.
Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145 sayılı dosyası içerisinde yeralan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2013 tarih ve … sayılı"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı"ndan;davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraber Şanlıurfa KapalıCeza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00 sıralarında çıkanyangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısınınnezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlik uzmanı, kimyauzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılan incelemede,13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı bir şekilde yanarakyaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarla kapatıldığı,yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklular tarafından tuvaletekilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerin kurtarıldığı, cezaevi kamerakayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarında başladığı, infaz korumamemurlarının yangından 22:41 sıralarında haberdar oldukları, ilk itfaiyearacının 22:47'de, ilk ambulansın da 22:51'de cezaevine giriş yaptığı veyangının 23:13 sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgili yapılan disiplinsoruşturması neticesinde görevli personel hakkında disiplin cezası verilmesineyer olmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgili Şanlıurfa CumhuriyetBaşsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılanitirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı kararıylareddedildiği anlaşılmaktadır.
(…)
Dolayısıyla davacıların yakınının hayatınıkaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunupbulunmadığı, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya YerOlmadığına Dair karar ile kesinlik kazanmıştır.
Bu durumda, olayda eylemin idariliğininkesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar"ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllıksürenin de bu tarihten itibaren başlayacağı açıktır."
23. Danıştay OnbeşinciDairesinin28/4/2016 tarihli ve E.2016/3471, K.2016/3026 sayılı kararı şöyledir:
Dava, davacının tedavi için gittiği EskişehirDevlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakatkaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyleaçılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının, rahatsızlığınedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesine gittiği buradayapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkında savcılığa suçduyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma … sayılıdosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli TıpKurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporudikkate alınarak "kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verildiği, bukarara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli …kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğedildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinindavacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihiolan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 güniçerisinde idareye başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra15/12/2014 tarihinde başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi geçtiktensonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesine olanakbulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
(…) tam yargı davasının açılabilmesi içineylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortayaçıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Olayda ise, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır CezaMahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihtenitibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye başvurudabulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru üzerine açılandavanın esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda verilen karardahukuki isabetbulunmamaktadır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesdavasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusundakarar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye (B.No: 611/12, 17/11/2015)başvurusunda, askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülen ceza soruşturmasınıntakipsizlikle sonuçlanmasının ardından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)açılan tam yargı davasınınsüre aşımı gerekçesiylereddedilmesine ilişkin başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlaledilip edilmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucularınoğlu M.Y. 9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucuvefat etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde AskerîSavcılık; ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastınınbulunmadığı, M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiğisonucuna varmıştır. Askerî Savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri incelemeraporu, olay yeri krokisi, otopsi raporları ve tanıkların M.Y.ninailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarınınolduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardındanbaşvurucular 28/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığınabaşvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM 4/7/1972 tarihli ve1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölümtarihinden başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİMkararında, yürütülen soruşturma sonucunda ölüm olayının davacılar yakınınınintihar kastıyla el bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumundavacılar tarafından da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklikyapmadığı kanaatine varıldığı da ayrıca belirtilmiştir.
26. AİHM, davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süresınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibarenbaşlatılması olduğunu belirtmiş; başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihindehayatını kaybettiğini öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerinibu bağlamda takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza,cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahipolduğunu vurgulamıştır. AİHM; olay tarihinde başvurucuların elinde idareninkusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmadığını, kovuşturmaya yerolmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olaraksoruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve idarenin olası bir hatası veyaihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğinin üzerinden bir yılgeçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu koşullarda başvurucuların ihmalkârdavrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamayacaklarını belirterekAYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bıraktığısonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve MeryemYılmaz/Türkiye, §§ 65-73).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucu Hasan Oğuz Yönünden İnceleme
28. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün(İçtüzük) 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurununincelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatinevarılması hâlinde başvurunun düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğiAnayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının vesınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığıhâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebileceği öngörülmüştür.
29. Başvuru tarihinden sonra ölen başvurucuların mirasçılarınınmakul bir süre içinde başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini AnayasaMahkemesine bildirmemeleri hâlinde anılan İçtüzük hükümleri uyarınca başvurununincelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatinevarılabilir (İskender Kaya ve diğerleri,B. No: 2014/7674, 23/3/2017, §§18-21). Somut olayda başvurucu Hasan Oğuzbaşvuru tarihinden sonra 2/3/2015 tarihinde ölmüş ancak mirasçıları makul birsüre içinde başvuruya devam etme yönünde iradelerini bildirmemişlerdir.Başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri debulunmamaktadır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucu Hasan Oğuz yönündenbaşvurunun düşmesine kararverilmesi gerekir.
B. Diğer Başvurucular Yönünden İnceleme
1. Başvurucuların İddiaları
31. Başvurucular; tazminat davası açılması için gerekli bilgi vebelgelere ölüm olayının gerçekleştiği tarih itibarıyla sahip olmadıklarını,dava açmak için ölüm nedenine ilişkin kesin raporun düzenlenmesinibeklediklerini belirtmektedir. Olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasısırasında düzenlenen adli tıp raporunun kendilerine tebliğ edilmesiyle birliktetıbbi yönden olayın ayrıntılarına ve dolayısıyla hizmet kusuru iddiasına dayalıolarak dava açılması için gerekli bilgilere ulaştıklarına dikkat çekenbaşvurucular, söz konusu rapor üzerine süresi içinde idari başvuru yaparak davaaçtıklarını ifade etmektedir. Başvurucular, Danıştayınaynı nitelikteki uyuşmazlıklarda davanın süresinde olduğunu kabul ederek işinesasının incelenmesi gerektiği yönünde verdiği kararlar olduğunuhatırlatmaktadır. Mahkemenin dava açma süresini ölüm olayının gerçekleştiğitarihten başlatarak davayı süre aşımından reddetmesi nedeniyle yaşam, adilyargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri süren başvurucular,yeniden yargılama ve tazminat talep etmektedir.
2. Değerlendirme
32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü Mahkemenindava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarınıhatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasınınincelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayanAİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişimhakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B.No:2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılandavanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
42. Başvurucuların, yakınlarının ölümünden dolayı uğradıklarızararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesineilişkin Mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine dayandığı görülmektedir.Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2) Meşru Amaç
43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idariişlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin engenel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacıbulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54,55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No:2014/12354, 9/11/2017, § 52).
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
45. Bu nedenle mahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanınhakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğigibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüdeaşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamdamevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırıolarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriylekişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engelolunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., § 38).
46. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı vesomut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerinbulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsızkılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
47. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkınıihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
48. Yukarıda yer verilen (§§ 22, 23) Danıştay içtihadında ortayakonulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği vedoğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen deçok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortayaçıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğininveya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.
49. Bu bağlamda, özellikle sağlık kurumları tarafındangerçekleştirilen tetkik, teşhis ve tedavi işlemleri ya dabirtakımtıbbi müdahaleler sonrasında vuku bulan ölüm olaylarında bu neticeye sağlıkpersonelinin hatalı tıbbi uygulamalarının ya da ihmalinin yol açıp açmadığı,yapılan adli ve/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tipdurumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini ve tıbbi uygulama sürecinibilmeleri, takip edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerinbelirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu husus ayrıca, ilgililerin tam yargıdavası açma iradeleri üzerinde de belirleyici bir etkiye sahiptir.
50. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resenyürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genelliklebir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçeneği debulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalinvarlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülensoruşturma sonucu kesin ölüm nedeni, ölüm olayının meydana gelmesinde kusur veyaihmalin varlığı ya da tıbbi sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğindeilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundanhaberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin debu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,B. No: 2014/5235, 6/7/2017, §§ 58, 59).
51. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin, dava açmasüresinin hesabında ölümün gerçekleştiği tarihi esas aldığı ancak başvuruculartarafından eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiğiya da öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirme yapmadığıgörülmektedir. Somut olayda başvurucuların, yakınlarının 23/5/2009 tarihindehayatını kaybettiğini öğrendikleri konusunda tartışma bulunmamaktadır. Bununlabirlikte başvurucuların, ölüm olayından önceki süreçte sağlık personelitarafından gerçekleştirilen tıbbi uygulamalara dair verilere ve buuygulamalarda idarenin olası hata ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanakalınabilecek teknik bilgilere, bir başka ifadeyle eylemin idarilikniteliğinin bulunup bulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlarakesin ölüm nedeninin ortaya çıkarılması içinyürütülen soruşturma tamamlanıncaya kadar vâkıf olamadıkları açıktır. Öteyandan söz konusu bilgilere sahip olunmasının idari yargıda dava açılıpaçılmaması yönündeki iradenin oluşması noktasında belirleyici bir etkisininolduğu da yadsınamaz.
52. Buna göre Mahkemenin, başvurucuların eylemin idariliğini öğrenmesine ve değerlendirmesine imkântanımayan olay tarihini (ölüm tarihi) esas alarak dava açma sürelerinibelirlemesine ilişkin yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorumolduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirdiğideğerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımındanreddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
55. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradıkları zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
56. Adil yargılanmahakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
57. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın 1. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
58. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili idariyargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısındanyeterli tatmin sağladığı değerlendirildiğinden başvurucuların tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 453,80 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.433,80 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hasan Oğuz yönünden başvurunun DÜŞMESİNE,
2. Diğer başvurucularyönünden adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın1. İdare Mahkemesine (E.2011/1130, K.2011/1010) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
E. 1. Hasan Oğuz tarafından yapılan yargılama giderlerininüzerinde BIRAKILMASINA,
2. 453,80 TL harç ve1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.433,80 TL yargılama giderinin diğerBAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE7/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.