TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN HENDEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/69748)
Karar Tarihi: 29/5/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
Hasan HENDEK
Vekili
:
Av. Halil Tuncer ERGÜLER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasınedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutukluluk sürecindeki bazıuygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; tutuklu bulunulan ceza infazkurumunda açık ve kapalı görüş ile telefonla görüşme haklarına getirilenkısıtlamalar nedeniyle de haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatınasaygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/11/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargıorganları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çokuzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FetullahçıTerör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarakisimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çoksayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmabaşlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bineyakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıylabaşlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 51, 350).
10. Başvurucu, en son Afyonkarahisar Cumhuriyet savcısı olarakgörev yapmıştır.
11. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğudeğerlendirilerek FETÖ/PDY hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıylasoruşturma başlatılmıştır.
12. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin16/7/2016 tarihli kararı ile -Afyonkarahisar Cumhuriyet savcısı olarak görevyapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir(24/8/2016 tarihinde başvurucu, meslekten ihraç edilmiştir.).
13. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıylagörevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündekiyazısı üzerine Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafındangözaltına alınmıştır.
14. Öte yandan Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı 16/7/2016tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosyaiçindeki belgeleri incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarınınkısıtlanmasına karar verilmesini Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinden talepetmiştir. Hâkimlik, dosya içeriğinin incelenmesi ve belgelerden örnekalınmasının yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceğigerekçesiyle 17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesinin veyabelgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.
15. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Savcılıkta müdafiihuzurunda verdiği ifadesinde genel olarak üzerine atılı suçlamaları kabuletmediğini, somut olayda tutuklama koşullarının bulunmadığını ifade etmiştir.
16. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyleAfyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
17. Başvurucu sorgusunda "BenC. Savcılığında bu konuda ifade vermiştim, C Savcısı bana ifademi almasısırasında hakkımda TCK 314/2 maddesi gereğince soruşturma yürütüldüğünü, bundandolayı ifade vermemi belirtti, şu anda bana okumuş olduğunuz Ankara C.Başsavcılığının ihbar nitelikli yazısı içerikli talimat ekindeki dosyada benimaleyhimdeki suçlama ve delillerin neler olduğunu öğrenmek istiyorum, ayrıcaHSYK tarafından açığa alındığımı haricen öğrendim,açığa alınma sebeplerimi de bilmiyorum, Savcılıktaki ifademi aynen tekrarediyorum ve kısaca özetlemem gerekirse 18 yıllık C. Savcılığı ve yargı sistemiiçerisindeki diğer görevlerim sırasında Hakim ve Savcıların bağımsızlığına vetarafsızlığına onların en büyük silahı olduğuna inandım, dolayısıyla bu inançtabir yargı mensubu olarakbir terör örgütü ile ilişkimolduğu suçlamasını kabul etmiyorum, bu şekilde çok ciddi iddianın tarafımasomut delillerle bildirilmesi gerekmektedir, hali hazırda aleyhimdekidelillerin de neler olduğunu bilmemekteyim, hele hele 15/07/2016 tarihindegerçekleştirilmeye çalışılan ve hiç bir akıl ve vicdan sahibinin kabul etmeyeceğibir darbe teşebbüsünden sonra hakkımda böyle bir suçlamanın yapılması daözellikle kabul etmeyeceğim bir durumdur, bu şekildeki suçlamaları dakesinlikle kabul etmem, bu konuda dediğim gibi C. Savcılığında ayrıntılı ifadeverdim, dosyada açığa alınma yazımdan başka somut bir delil bulunupbulunmadığını öğrenmek istiyorum, evimde yapılan aramada herhangi bir delilbulunup bulunmadığını da bilmiyorum, zaten olması da mümkün değildir, ayrıcameslek hayatımda kullanmış olduğum harici Disck'iEmniyete kendim teslim ettim, evliyim, 4 çocuğum var, 12 Temmuz'da en küçükçocuğum dünyaya gelmiştir, sezeryandır, şu anda eşimve çocuk bakıma muhtaçtır, ayrıca çocuğuma bakacak kimse yoktur, ayrıcaaleyhimdeki delillerin de dikkate alınarak bu hususta karar verilmesini talepediyorum, kaçma şüphem yoktur, ...Üniversitede yıllarımda kendi bekar evimdekaldım, cemaate bağlı hiç bir evde kalmadım, Fetöcemaatine parasal yardımda bulunmadım, ben C. Savcısı ve Hakimlerin herhangibir siyasi ve dinsel bir fikirle bir hareket tarzı geliştirmemesi, aksinebağımsız ve tarafsız bir şekilde hukuk dağıtma fiilini yerine getirmesidüşüncesindeyim, bu düşüncede bir yargı mensubu olarak legal yada illegalherhangi bir oluşum, dernek ve suç örgütü vb. şeylerle irtibatlı değilim, üzerimeatılı suçlamaları kabul etmiyorum, darbe teşebbüsü olduğu günü evimdeydim,çocuklarımla birlikte oturuyordum, bebek iznini kullanmaktaydım, 10 günlükdoğum izni 25 Temmuz 2016 yılında bitecekti, hem dosyadaki delil durumu hem deinsani durumum yani eşimin sezeryanla doğum yapmışolup ameliyatlı olması bakacak kimsemiz olmadığı dikkate alınarak tutuksuzyargılanmak üzere serbest bırakılmamı, Hakimliğiniz aksi kanaatteyse adlikontrol tedbiri uygulanmasını talep ediyorum..." şeklindebeyanda bulunmuştur.
18. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/7/2016 tarihlikararıyla tutuklama talebinin reddine ve başvurucu hakkında adli kontroltedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Şüpheli Hasan Hendek'in üzerine atılı'Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' suçuna ilişkin yapılan değerlendirmede mevcutdosya ve deliller hep birlikte nazara alındığındaşüphelininsabit ikametgah sahibi olması, şüphelinin delilleri yok etme gizleme veyadeğiştirme girişiminde somut davranışları bulunmadığı, şüphelinin 7 gün evveleşinin sezaryanla doğum yapmış oluşu ve 7 günlükbebeğinin oluşu, doğum sebebi ile şüphelinin doğum iznini kullanmakta olduğu busebeple ileride telafisi güç mağduriyetlere sebep olabileceği, ayrıca izinlihalde iken kendisinin rızası dahilinde Emniyete giderek ifadesini vermekistemesini belirtmiş oluşu ve tutuklamanın tedbir mahiyetinde istisnai önlemoluşu da hep birlikte nazara alınarak C. Başsavcılığının tutuklama talebininreddi ile, yerine adli kontrol altına alınmasının yeterli olacağından,şüphelinin yurt dışına çıkmama yükümlülüğünde tutulmak ve CMK [CezaMuhakemesi Kanunu] nun109/3-j maddesi gereğince konutunu terketmemeksuretiyle adli kontrol altına alınmasına ...[karar verildi]."
19. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde,Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.
20. Başsavcılığın itirazını değerlendiren Afyonkarahisar SulhCeza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde, itirazın kabulü ile bu defa başvurucuhakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir.
21. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı sonrasındaAfyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016 tarihli kararıylatutuklanmıştır. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Hakkında hakimliğimizce yakalama emriçıkartılmış olan üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun vasıf vemahiyeti, mevcut delil durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbarı, HSYK2. Dairesi'nin şüpheli hakkında düzenlemiş olduğu FetullahçıTerör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli Hakimlikten açığa alınmakararı bulunduğu, soruşturmaya konu suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalogsuçlardan olduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst haddi, verilmesimuhtemel ceza, dosya kapsamında şüphelinin isnat edilen eylemi işlediğine dairkuvvetli suç şüphesi ve deliller altında olduğu kanaatine varılması, delillerintam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelinin kişiler üzerinde baskıgirişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda delillerin karartılmaşüphesinin mevcudiyeti, soruşturma dosyasının bütün haliyle elde edilenbulgular bakımından mevcut deliller ile ilişkilendirilmiş olması nazara alınarakşüpheli Hasan Hendek'in 2802 Sayılı Hakimler veSavcılar Kanunun 94. maddesi atfıyla CMK 100 ve devamı maddeleri gereğincetutuklanmasına ...[karar verildi]."
22. Başvurucunun bu karara 25/7/2016 tarihinde yaptığı itiraz,Bolvadin Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/7/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"...Şüpheli Hasan Hendek'in üzerine atılı5271 sayılı 314/2. maddesinde yer alan örgüte üye olma suçunu işlediğine dair,Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2. ve 3. Dairesinin 16/07/2016 tarihlikararları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16/07/2016 tarihli yazıları vesoruşturma dosyası, birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçuişlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir olgularınbulunması, atılı suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3-11.maddesinde sayılan suçlardan olması, bu nedenle aynı kanunun 100/3. Maddesigereğince tutuklama nedeninin varlığının kabul edilebileceği, delillerin buaşamada henüz tam olarak toplanmamış oluşu, atılı suç için kanunda görülencezanın alt ve üst sınırı nedeniyle adli kontrol hüküm tedbirinin yetersizkalacağı şüphelinin üzerine atılı suçun niteliği gereğince henüz toplanmayan delillerinkarartma şüphesinin bulunması ayrı ayrı dikkate alınarak itirazın reddine kararvermek gerekmiştir."
23. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde,Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun daaralarında bulunduğu çok sayıda şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve "...Şüpheliler...Hasan Hendek, ...'in üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delildurumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı, HSYK 2. Dairesi'ninşüpheliler hakkında düzenlemiş olduğu FetullahçıTerör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli Hakimlikten açığa alınmakararı bulunduğu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgularınbulunması, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi, verilmesi muhtemel ceza,delillerin tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelilerin kişilerüzerine baskı girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda delillerinkarartılma şüphesinin mevcudiyeti ve bu aşamada işin önemine göre adli kontroltedbirlerinin yetersiz kalabileceği hususları da dikkate alınarakvesoruşturmanın bulunduğu aşama..." gerekçesiyle tutukluluğun devamına karar vermiştir.
24. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Bolvadin Sulh CezaHâkimliğince 3/10/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
25. Başvurucu, anılan kararı 6/10/2016 tarihinde öğrenmiştir.
26. Başvurucu 4/11/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
27. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı; darbeye teşebbüseyleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentini, millî iradenin temsil yeri olanTürkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile devletinistihbarat ve kolluk güçlerini hedef aldığını, terör eyleminin örgütün kamudayapılanmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle soruşturmanınAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesinin gerektiğini belirterek18/10/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.
28. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılıOlağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname'nin 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'nun 93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçlarıhakkında soruşturma yapılma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlıolduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığınaait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle 11/1/2017 tarihindeyetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınagöndermiştir.
29. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 28/7/2017 tarihli iddianameile başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu işlediğindenbahisle cezalandırılması istemiyle Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açmıştır.
30. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yeraldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyleözetlenebilir:
i. Antalya İl Emniyet Müdürlüğünün 4/2/2017 tarihli yazısınıniçeriğine göre başvurucunun ByLock programını kullanmış olduğubelirtilmiştir.
ii. Şüpheli sıfatıyla 10/1/2017 tarihinde ifadesi alınan A.Ş.beyanında; Bakanlık ve HSYK'nın çeşitli birimlerindeçalıştığını, bu nedenle adli yargıda görev yapan ve FETÖ/PDY'yemüzahir olan birçok kişiyi tanıdığını, bunlardan birisinin de başvurucuolduğunu belirtmiştir.
iii. Şüpheli sıfatıyla 3/11/2016 tarihinde ifadesi alınan O.A.;başvurucuyu aynı mesleği icra etmeleri nedeniyle tanıdığını, başvurucununbeyanlarının Fetullah Gülen'i över mahiyetteolduğunu, bu nedenle başvurucunun FETÖ/PDY'ye mensupolduğunu düşündüğünü ifade etmiştir.
iv. Şüpheli sıfatıyla 17/2/2017 tarihinde ifadesi alınan M.G.,Teftiş Kurulunda beraber çalıştığı başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğunu ifadeetmiştir.
v. Başvurucunun HSYK başmüfettişi olduğu dönemde 15/3/2012tarihinden 1/7/2014 tarihine kadar Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ) Sekreteryasındasecondmentyöntemiyle görevlendirildiği belirtilmiştir.
31. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi 8/8/2017 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama,Mahkemenin E.2017/258 sayılı dosyası üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.
32. Yapılan yargılama sonucunda Antalya 9. Ağır CezaMahkemesinin 8/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üyeolma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Aynı kararla başvurucunun tahliyesine de hükmolunmuştur. Kararın gerekçesininilgili bölümü şöyledir:
"...FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun24/08/2016/426 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği ve bu kararın29/11/2016/434 tarih sayı kararıyla kesinleştiği, sanığın 0505 210 64 68numaralı gsm hattı ile 35528703010157 imei numaralı cihaz üzerinden 26/08/2014 tarihindenitibaren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici ve mensupları tarafından örgütiçi gizli haberleşmede kullanılan ByLock programınınkullanıcısı olduğu, celbedilen karşı IP bilgilerindende anlaşılacağı üzere bu programı kullandığı sırada adresleri ile uyumlu yerdebulunan baz istasyonları üzerindenbağlantı sağladığı,yine tanık beyanlarından da örgüt üyesi olduğu ve örgüt toplantılarınakatıldığının anlaşıldığı, sanığın bu suretle üzerine atılı suçu işlediği sabitolmakla inkara yönelik savunmasına itibar edilmeyerek FettullahcıTerör Örgütü Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütününhiyerarşik yapısına örgüt üyesi olarak dahil olduğu anlaşıldığından, eylemineuyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörlü Mücadele Kanununun 5/1. TCK'nun 62 ve 58/9. Maddeleri gereğincecezalandırılmasına..."
33. Hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup bireyselbaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devametmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
34. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) kararı.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumundaiyileştirme faaliyetlerinden ve sosyal faaliyetlerden faydalanma hakkının-terörle bağlantılı suçlardan tutuklananlar haricindeki diğer hükümlü vetutuklulardan farklı olarak- tamamen yasaklandığını, ceza infaz kurumunda somutbir gerekçe gösterilmeksizin tek kişilik odada tutulduğunu ve burada bellihaklardan mahrum bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
37. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
40. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddialarınöncelikle hukuk sisteminde mevcut idari merciler ve/veya derece mahkemeleriönünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
41. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkinşikâyetler yönünden ilgili mevzuat (ilgili mevzuat için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, §§ 47-50) gereğince başvurucunun iddialarınıiletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesiniisteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgilihükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili yargısalmercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruzbırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâlegetirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır (benzer yöndeki birdeğerlendirme için bkz. Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30).Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarınınulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep bulunmadığındanbaşvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren birdurumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Didem Tütenk, B.No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).
42. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudakikanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereiletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini veçözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağınınihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Haberleşme Hürriyetiile Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda açık vekapalı görüş ile telefonla görüşme haklarına kısıtlamalar getirildiğini, buuygulamaların sadece kendisine ve kendisi ile benzer suçlardan tutuklu olanlarauygulandığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
45. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun açık ve kapalı görüş haklarınınsınırlandırılmasına yönelik şikâyetinin özel hayata ve aile hayatına saygıhakkına, telefonla görüşme hakkının sınırlandırılmasına yönelik şikâyetinin isehaberleşme hürriyetine ilişkin olduğu anlaşılmış ve bu kapsamda birdeğerlendirme yapılmıştır.
47. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkingerekçe ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
48. Somut olayda başvurucu, özel hayata ve aile hayatına saygıhakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları yönünden ihlaliddialarının konusunu belirtir şekilde somut bilgi, belge ve kanıt sunmadansoyut bir şekilde birtakım iddialarda bulunmuş; bu kapsamda bu şikâyetlerleilgili olarak herhangi bir hukuki sürecin yaşanıp yaşanmadığını somut olarakbelirtmemiştir.
49. Bu nedenlerle başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgilideliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak ve hangi Anayasa hükmününihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarınıortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafındanyerine getirilmemiştir.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu kapsamda kalaniddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu; kuvvetlisuç şüphesi olmaksızın ve görevinden kaynaklanan güvencelere riayetedilmeksizin görevli olmayan bir mahkeme tarafından tutuklandığını, olaydatutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve tutuklamanın ölçüsüz bir tedbirolduğunu, adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağınındeğerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
52. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
53. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
54. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
55. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
57. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
58. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukiolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genelİlkeler
59. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104)kararı.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
60.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
61. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamındasilahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesiuyarınca tutuklanmıştır.
62. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da -hâkimlerleilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizinyetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
63. Tutuklama kararı veren Hâkimlikçe 2802 sayılı Kanun'un 94.maddesine dayanılmıştır (bkz. § 21). 2802 sayılı Kanun'a göre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlikapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü Kanun'un 94.maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlıksoruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkiliCumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen AdaletBakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer birdüzenleme de 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncımaddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayıişlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmüsaklıdır." şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun'un 94.maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevive suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
64. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık (ağırceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda kuşkubulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur (Adem Türkel, §§ 28-34, 54).
65. Yargıtayın yerleşik uygulamasınagöre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Adem Türkel, §§ 36-39; aynı doğrultudaYargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2007/1358sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihlive E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).
66. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsüsonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görevyapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük MilletMeclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevleriniyapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. CezaDairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkinkararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnatedilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesiningörevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 34; aynıdoğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza GenelKurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).
67. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılanhâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireyselbaşvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğunadair karar için bkz. Mustafa Başer ve MetinÖzçelik, B. No:2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde-görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülensilahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanmasuçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilkderece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bukişiler tarafından ileri sürülen "hâkimve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariçyakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacaklarıkuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarındaaçıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olmasuçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılmasıgibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmaylakesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna görebelirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundanşüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları andaağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabuletmemiştir.
68. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararlarıile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbeteşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınıp darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terörörgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanmasıbirlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüüyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturmamercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun vekeyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesigereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organıolarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumdabaşvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasınınolgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümküngörülmemiştir.
69. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanunaaykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
70. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
71. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve mahkûmiyetkararında, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimisağladığı ifade edilen ByLockuygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 30, 32).
72. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayıkullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarınayüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından birbelirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar verenmahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasınınsomut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programınözellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).
73.Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesininbulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşrubir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmedetutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somutolayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.
74. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arzettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 15-19, 26) darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelindebinlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki onbinlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerdekamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkiliolmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivediliklesoruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusuolaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz vediğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78).
75. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum vekuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi veciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgiliolarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurtdışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz vediğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§ 79).
76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup (Adem Türkel, §§ 28-32) isnat edilen suça ilişkin olarak kanundaöngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. HüseyinBurçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan ve kanun gereği tutuklama nedenivarsayılabilen suçlar arasındadır (Adem Türkel, § 25; Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
77. Somut olayda Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğincebaşvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlıterör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasındaolmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerintoplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).
78. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile AfyonkarahisarSulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesineyönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
79. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
80. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran,§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiylebağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliğiile FETÖ/PDY'nin özellikleri de (gizlilik, hücre tipiyapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat veteslimiyet temelinde hareket etme gibi) dikkate alındığında bu soruşturmalarındiğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
81. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varmasının (bkz. § 21) keyfî vetemelsiz olduğu söylenemez.
82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
83. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
2. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/MahkemeÖnüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
84. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını ileri sürmüştür.
85. Bakanlık görüşünde, itiraz incelemesinin yapıldığı tarihitibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama süresinin 1 ay 19 gün olduğu, busürenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin öncedenverdiği kararlarla birlikte değerlendirildiğinde olağan dönemde dahi makulolduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca bu sürenin olağan dönemdemakul kabul edilmemesi durumunda dahi, hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamadurumunun ve bu duruma ilişkin yasal düzenlemelerin, olağanüstü hal döneminde,Anayasa'nın 15. maddesi hükmü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS)15. maddesi uyarınca yapılan derogasyon bildirimi,darbe teşebbüsü sonrasında gözaltına alınan ve adli işlem yapılan kişi sayısı,çok sayıda soruşturmanın bulunması, çok sayıda yargı mensubunun FETÖ/PDY ileilgisi nedeniyle açığa alınması ve/veya ihraç edilmesi hususları dikkatealındığında, durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu ifade edilmiştir.
b. Değerlendirme
86. Anayasa Mahkemesi AydınYavuz ve diğerleri (§§ 326-359) kararında; 15 Temmuz 2016 tarihindeyaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl dönemindeortaya çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY ve terörleilgili suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin belirlibir süre duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizincifıkrasıyla bağdaşmasa da olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemdetemel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesikapsamında meşru görülebileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 246)kararında, bu kapsamda yaptığı incelemede darbe teşebbüsünden sonraki süreçtedarbe teşebbüsü ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörlebağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin on sekizaya kadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâldöneminde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucunavarmıştır.
87. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklanmış,yaklaşık 18 ay sonra 11/1/2018 tarihinde hâkim önüne çıkarılmıştır. 11/1/2018tarihinden sonra 8/2/2018 tarihinde yapılan duruşmaya da başvurucunun müdafiiyle birlikte katıldığı, bu duruşmada tutukluluk durumununincelendiği ve başvurucunun mahkûmiyeti ile birlikte tahliyesine kararverildiği görülmektedir. Tutuklama konusu suçun niteliği ve tutukluluğunhâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın devam ettirildiği süreler dikkatealındığında anılan karardaki sonuçtan ayrılmayı ve farklı bir değerlendirmeyapmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
89. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerletutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında ileri sürdüğügerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle reddedildiğinibelirterek Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
90. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
91. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevinihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari veyargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiğine ilişkin iddiaların öncelikle hukuk sisteminde mevcut idari mercilerve/veya derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, §§ 16, 17).
92. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliyeedilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıfyaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açmaimkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).
93. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/2/2018tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyiaştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacakdavada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevlimahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumunauygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuruyolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makulsüreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
95.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle suçlamalarailişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir şekilde itirazedemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
96. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
97. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelikolarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrumbırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçokkararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanankişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddialarınbildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilensuçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamdabaşvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilipbilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ vediğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).
98. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkinkararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkindilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde başvurucununtutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar olduğu, bunlarıniçeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk durumuna karşıitirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı görülmektedir.
99. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına saygıhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.