TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASİBE BOZKURT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4659)
Karar Tarihi: 24/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Hasibe BOZKURT
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından eşi yaralandığıhâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkıile mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 16/11/1994 tarihinde Diyarbakır ili Kulp ilçesiBarın köyü Çirgazi tepe mevkiinde güvenlik güçleriile terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışmada geçici köy korucusu olaneşi S.B.nin yaralandığını ve 25/6/1995 tarihindevefat ettiğini beyan etmiş ve bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısınedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
9. Başvurucu 21/4/2008 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
10. Komisyon 27/1/2011 tarihli ve 2011/1-783 sayılı kararındaterör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyada yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Kaşyaylaköyü boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından,köyde korucu aileleri dışında yaşayan aileler de bulunduğundan, 1990-2000yılları arasında köyde ciddi bir nüfus yaşadığından bahisle talebin reddinekarar vermiştir.
11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
12. Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/72,K.2011/1106 sayılı kararı ile, Batman İl Jandarma Komutanlığının 25/3/2011tarihli yazısında Kaşyayla köyünün Yayalı mezrasınınkısmen boşaldığının, diğer mezralar ve köyde boşalma olmadığının ifadeedildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının 9/5/2006 tarihli yazısında Kaşyayla köyünün “terör olaylarından etkilenmeyen köy”olarak belirtildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Kaşyaylaköyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği vekoruculuk sisteminin olduğu, köy korucu aileleri dışında köyde 24 haneninbulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 514 kişi, 1997 yılında 501 kişi, 2000yılında 819 kişi olduğu, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlıkseçimlerinin yapıldığı, Kaşyayla köyü halkının birkısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığızararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köydenesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanunhükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından bahisledavanın reddine karar verilmiştir.
13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 22/5/2012 tarihli ve E.2012/1869, K.2012/3281 sayılı kararı ileaşağıdaki gerekçeye dayanılarak eksik incelemeye dayalı İdare Mahkemesihükmünün bozulmasına karar verilmiştir:
“... uyuşmazlıkta öncelikle Elmapınar Mezrası'nın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığınıntespit edilmesi gerekmekte olup; İdare Mahkemesi tarafından, davacının terörolayları nedeniyle terk ettiğini ileri sürdüğü ElmapınarMezrası'nın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığına yönelik herhangi bir araştırmayapılmadan, Kaşyayla Köyü'nün, Jandarma tarafındandüzenlenen listelerde boşalmadığının belirtilmesi, ayrıca, KaşyaylaKöyü'ne ilişkin nüfus, seçim vb. hususlar dikkate alınarak KaşyaylaKöyü'nün tamamen boşaltılmadığı sonucuna varılmış ise de; 22.9.2010 tarihliJandarma tutanağında, Kaşyayla Köyü ve mezralarındaikamet eden vatandaşların terör olayları nedeniyle köy ve mezraları boşaltarakbaşka yerleşim yerlerine göç ettiklerinin belirtildiği hususları birliktedeğerlendirildiğinde, Elmapınar Mezrası'nın"terör eylemleri" veya "terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler" nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılıp boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığıanlaşıldığından, İdare Mahkemesi'nce yapılacak araştırma ile söz konusubelgeler arasındaki çelişkiler giderilerek, uyuşmazlık konusu dönemde adı geçenmezrada köy korucuları dışında oturan olup olmadığı (mezranın tamamenboşaltılıp boşaltılmadığı) hususunun araştırılması ve bu hususun tereddüte yer bırakmayacak şekilde açığa kavuşturulması(ndan)...”
14. Danıştay bozma ilamına uyularak dava dosyası yenidenincelenmek suretiyle Batman İdare Mahkemesinin 24/8/2012 tarihli veE.2012/4616, K.2012/5133 sayılı kararı ile aşağıdaki gerekçeye dayanılarakdavanın reddine karar verilmiştir:
"... Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle,davacının yerleşim yerinin "tamamen boşalıp boşalmadığı" hususunun,dava dosyasında mahkememizce yapılan ara kararı üzerine sunulan bilgi vebelgeler, aynı Köy ve Mezraaya ilişkin davadosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmek suretiyletespiti gerekmektedir.
Buna göre, davacının ikâmetettiği Elmapınar Mezraasınınbağlısı olduğu Kaşyayla Köyü'ne (Mezraabazında nüfus sayımı ve seçim sandığı kurulmadığından) ilişkin olarak; yukarıdaayrıntılı olarak belirtildiği üzere, düzenli bir yerleşik nüfusun bulunduğu,yerel ve genel seçimlerin yapıldığı, ayrıca geçici ve gönüllü köy korucusudışında 24 hanenin ikâmet ettiği hususlarında kuşkubulunmamaktadır.
Davacı vekilince sunulan ve Jandarmagörevlileri ile Kaşyayla Köyü muhtarı ile köyhalkından olduğu belirtilen kişi tarafından imzalanan 22.09.2010 tarihlitutanakta; "Kaşyayla Köyü ve Mezraalarındaikâmet eden vatandaşların ve korucu ailelerininköyden tamamen göç ettiği, sadece korucuların görev için köyde kaldığı .... tespit edilmiş olup" ibaresine yer verilmiştir.
Mahkememizce, yukarıda anılan davadosyalarında yer alan ve (11.05.2011 ve 17.10.2011 tarihli ara kararlarıuyarınca gönderilen) bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmek suretiyle,hükme esas alınan Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve 18647sayılı yazısı ekindeki çizelgede ise, KaşyaylaKöyü'nün ve Elmapınar Mezraasının"boşaldığı"nın belirtilmesi, ayrıca03.03.2011 tarihli tutanak içerisinde, ÇakırpınarKöyü ve bağlısı Mezraalarda ikâmeteden şahıslar hakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütülen soruşturmadosya esas numaralarına yer verildiği ve anılan soruşturma kapsamındakikişilerin yerleşim yerlerinin Çakırpınar Köyü vebağlısı Mezraalar olduğunun anlaşılmasın karşısında,söz konusu tutanağın içeriğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda anılan dava dosyalarında da yer alanSason İlçe Jandarma Komutanlığı'nın İl Jandarma Komutanlığı'na hitaben yazılan11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı yazıda, "İlgi emir gereğince, Sasonilçesinde boşalan köylerin araştırılması sonucu Komutanlığımızca tutularakgönderilen tutanaklar arasında ciddi çelişkiler olduğu bildirilmiştir."ibaresine yer verildikten sonra, Sason ilçesine bağlı Belde, Mahalle, Köy ve Mezraalarda, mahalle ve köy muhtarlarından, ihtiyarheyetlerinden, mahalle ve köy halkından, komşu köylerin muhtar ve ihtiyarheyetlerinden titiz bir şekilde araştırma yapılmak suretiyle köy ve mezraaların tamamen boşalıp boşalmadığı, boşalanların hangitarihler arasında boşaldığı, korucu aileleri dışında ikâmeteden ailelerin bulunup bulunmadığı ve 1987-2000 yılları arasında koruculuk sisteminedahil olan ve olmayan köylerin tespit edildiği, bahse konu hususlarınaraştırılması esnasında, Sason Kaymakamlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe MilliEğitim Müdürlüğü ve İlçe Seçim Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı, (köymuhtarlarının, köy halkının ve komşu köy muhtarları ile köy halkından)1987-2000 yılları arasında tamamen boşaldığı beyan edilen köy ve mezraalar hakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı'nca köy vemezraalarda ikâmet edenmuhtelif şahıslar ile ilgili adli soruşturma yapıldığı ve bu soruşturmalariçeriğinde bazı vatandaşların (boşaldığı belirtilen) köy ve mezraalardaikâmet ettiklerinin tespit edildiği, ayrıca SasonAskerlik Şubesi Başkanlığı'nca benzer şekilde köy ve mezraalardaikâmet eden şahıslar olduğuna dair resmi belgelerinsunulduğu belirtildikten sonra, "EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köyve Mezraa çizelgesi)"ninbulunduğu, mahkememizce de Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarihve 18647 sayılıyazısı ekinde yer alan söz konusuçizelge hükme esas alınmıştır.
O halde, davacı vekilince sunulan ve Sasonİlçe Jandarma Komutanlığı'nca "imzası bulunanların beyanlarıdoğrultusunda" düzenlenen 22.09.2010 tarihli tutanakta, Kaşyayla Köyü ve bağlısı Mezraaların(ifade tutanaklarına göre, 1992-2000 yılları arasında) tamamen boşaldığı,korucuların ailelerini gönderdikleri, sadece kendilerinin köyde göreve devamettikleri beyan edilmiş ise de; yukarıda anılan 11.03.2011 tarih ve 1668 sayılıİlçe Jandarma Komutanlığı yazısı uyarınca, bütün mahalle, köy ve mezraa halkıyla yapılan araştırmalar, Sason Kaymakamlığı,Cumhuriyet Başsavcılığı, Askerlik Şubesi Başkanlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçeSeçim Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinden alınan bilgi ve belgelerile Korucular hakkındaki bilgi ve belgeler esas alınmak suretiyle hazırlanan"boşalan köy ve mezraalara" ilişkinMahkememizce de hükme esas alınan çizelgede, davacının ikâmetettiği Elmapınar Mezraası'nın"Boşalma olmamıytır." olarak belirtilmesi,ayrıca geçici ve gönüllü köy korucusu ve aileleri dışında 24 hanenin ikâmet ettiğinin belirtilmesi ve Sason CumhuriyetBaşsavcılığı'nda yürütülen soruşturma dosyalarına yer verilen 03.03.2011tarihli tutanak içeriğinde, hakkında soruşturma yapılan kişilerin Dereköy Köyü ve bağlısı Mezraalardaikâmet ettiğinin belirtilmesi nedeniyle, hükme esasalınmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda; yukarıda anılan dava dosyalarındayapılan ara kararları uyarınca gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyasıbirlikte değerlendirildiğinde, davacının ikâmetettiği Elmapınar Mezraasınınbağlısı olduğu Kaşyayla Köyü'nün yerleşik birnüfusunun olması (22.09.2010 tarihli tutanakta ve keşif esnasında köyü terkettikleri belirtilen 1997 yılında 501, 2000 yılında ise 819 kişi), yerel vegenel seçimlerin yapılması, korucu ailesi dışında ikâmeteden hanelerin (24 hane) bulunması ve davacı vekilince sunulan tutanaktan dahasonra İlçe Jandarma Komutanlığı'nca herbir köy ve mezraada yapılan inceleme, resmi kurumlardan alınan bilgive belgeler birlikte değerlendirildikten sonra hazırlanan çizelgede de"boşalmadığının" belirtilmesi karşısında, davacının ikâmet ettiği yerleşim yerinin "tamamenboşalmamış" olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısınınyaşanmamış olması ve davacıya yönelik herhangi bir terör tehdidi yadasaldırısının bulunmaması nedenleriyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır..."
15. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 13/2/2013 tarihli ve E.2012/12406, K.2013/1092 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek kararın onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı 7/6/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 1/7/2013 tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
18. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terketmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasınındikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca eşi S.B.nin yaralanmasına dair özeldurumu dikkate alınmadan, köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine veşahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılaraksunduğu belgelerin değerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerindikkate alındığını ve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunmayapma imkânı tanınmadan karar verildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.
21. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkatealarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini,yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve madditazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesindeidarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumaruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararınıkarşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığınıbelirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarakdeğerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığıgerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesindetanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucular kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
25. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten hâkimintaraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel birkanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
29. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların,temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılantespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu,başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamındaMahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan belgelerdeğerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik vebeyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
33. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
36. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
37. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk DereceMahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığınınçeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamındadeğerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunuetkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 14), İlkDerece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçeleri hukuka uygun bulunmaksuretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. § 15)kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında- gerekçelikarar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı kararverilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarınınihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
39. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
42. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (21/4/2008) ile nihai karar tarihi (13/2/2013) arasında geçen 4 yıl 9aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
44. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
45. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,eşi S.B.nin 16/11/1994 tarihinde terör örgütüüyelerince yaralanması ve eşinin 25/6/1995 tarihinde vefat etmesi noktasındakiözel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamenboşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
46. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
47. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
48. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi hususundaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
49. Başvurucunun, eşinin terör örgütü mensuplarınca yaralanmasıve olaydan bir müddet sonra vefat etmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıylaköyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanunkapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıayailişkin tutanağı Derece Mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerini terörolaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındakiözel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
50. Bu çerçevede başvurucunun en yakın aile fertlerinden olaneşinin terör örgütü mensuplarınca yaralanması, bu olay hakkında yargılamadosyalarındaki tespit tutanakları, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığının 16/11/1994tarihli "Terör Olayı Raporu" konulu yazısı, Kulp CumhuriyetBaşsavcılığının 19/11/2014 tarihli ve E.2014/430, K.2014/374 sayılıkovuşturmaya yer olmadığına dair kararı dikkate alındığında belirtilen olayakabinde başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası hakkında başvurucununtalebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnelölçütten yararlanılmasının tek başına yeterli olmadığı, başvurucunun teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleyerleşim yerini terk edip etmediği noktasında farklı bir karine veya ölçütarayışına girilmesi gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan incelemelerinyapılmadığı tespit edilmiştir. Talep hakkında değerlendirme yapılırkenbaşvurucunun özel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı sıra yakın hısmı terör örgütü mensuplarınca yaralanan başvurucununterör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edipetmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.
51. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygunyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
52. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
53. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminatmiktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
54. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
55. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundanihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
56. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
57. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.