TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASİP KAPLAN BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2014/2420)
Karar Tarihi: 8/11/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Ceren Sedef EREN
Başvurucu
:
Hasip KAPLAN
Vekili
:
Av. Ramazan DEMİR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir siyasi parti hakkında ulusal ölçekte yayımlananbir gazetede yer alan haber üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesinedeniyle şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/2/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Ulusal ölçekte yayımlanan Yeni Şafak gazetesinin 18/8/2011tarihli nüshasında,aralarında başvurucunun da bulunduğu bazı Barış ve DemokrasiPartisi (BDP) milletvekillerinin fotoğraflarına da yer verilen "Katil Sizsiniz" başlıklı haberyayımlanmıştır. Haber metninin ilgili kısımları şu şekildedir:
"KATİL SİZSİNİZ
Türkiye Çukurca'da şehit düşen 11 askerimiz için gözyaşı dökerken, bukanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile her fırsatta terörü yüceltenBDP oldu. Kandil'in sözünden çıkmayan, kardeşlik projesini sabote etmek içinher yolu deneyen, canlı bombayı 'şehit' ilan eden BDP katliamların ortağıhaline geldi.
...
BDP, söylemini 'terörü' yüceltip tehdit unsuru olarak kullanma üzerineşekillendirdi. Demokratik açılım sürecinin ilk günlerinde CumhurbaşkanıAbdullah Gül, "Güzel günler olacak" derken, BDP'li A.T."Türkiye'yi çok fena günler bekliyor" ifadeleriyle tehditkâr birüslup kullandı.
BDP, tüm adımlarını Öcalan ve Kandil'in emirleri doğrultusunda attı.Hain saldırılara insanlık adına 'dur' demek ve eleştiri getirmek yerinesuskunluğa büründü. Dağa eleman yetiştirdi, masum insanları katledenleri'şehit' ilan etti. Zorla kepenk kapattırıp, teröristlerin yasını tutturdu.
...
Türkiye'deki artan şiddet olaylarının en önemli sorumlularından biriolarak gösterilen BDP'liler 11 şehit için yayınladığı cılız 'taziye' mesajındabile tehdit kullandı. Parti adına yazılı açıklama yapan Grup Başkanı S.D.,"Barışın önünün açılması için büyük çaba sarfettik. Ancak bütün buçabalarımız karşılıksız kaldı. Yaşadığımız günler daha fazla tehditlegeçiştirilebilecek günler değildir" dedi.
Yeni Anayasa, demokratik Türkiye vaadinin millet tarafından seçimsandıklarında tam destek görmesiyle birlikte terör örgütü PKK'nın kanlıeylemleri hız kazandı. Son olarak dün Hakkari'nin Çukurca ilçesinden duyulan 11şehit haberi, tüm Türkiye'yi bir kez daha yasa boğarken gözler, tek sermayesi'terör' olan Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) çevrildi. Terör örgütü PKK'nıneylemlerine insanlık adına 'dur' demek bir yana olumsuz tek eleştiri getirmeyenBDP, son 1 ayda gerçekleşen katliamlar karşısında yine sessiz kalmayı tercihetti. PKK'nın dağ kadrosuna büyük şehirlerden eleman devşirmek için gençlikkolları teşkilâtlarını seferber eden, sivilleri hedef alan canlı bombalarışehit ilan eden, hiçbir sosyal meselesine ilgi duymadığı Kürt vatandaşlarazorla terörist yası tutturan BDP, örgüte verdiği doğrudan destekle katliamlarınortağı oldu.
ÖRGÜTÜN DEMOKRASİ KILIFLI UZANTISI
Yakin geçmişte 'Kürt'lerin temsilcisiyiz' iddiasıyla kurulan ve sözdesiyaset yapan partilerin devamı olan BDP, politik tavrını sadece 'terör' ve 'terörörgütü PKK' üzerinden şekillendirdi. Diğer siyasi partiler gibi 'ekonomi,kadın, tarım veya sağlık' gibi alanlarda parti programı geliştirmeyen BDP, tümadımlarını terörist başı Abdullah Öcalan ve Kandil'in emirleri doğrultusundaattı. Terörü yücelten söylemi siyasete sokan BDP, sorunun çözümüne katkı sunmakyerine ülke gündemini germek ve ayrımcılığı körüklemek için teröristleri şehitilan etmekten, Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan vatandaşlara zorla terörist yasıtutturmaktan geri durmadı. BDP, bu tavrıyla siyasi parti olmaktan çok PKK'nınTürkiye'deki 'demokrasi kılıflı' uzantısı izlenimi verdi.
BDP, söylemini sürekli 'terörü' yüceltme ve tehdit unsuru olarakkullanma üzerine şekillendirdi. Bu amaçla ilk olarak A.T. gibi partinin ılımlıisimleri yönetimden tasfiye edildi. Yerlerine, Kürt sorununu çözmekten çoktırmandırmak için gayret sarf eden şahin kanadın temsilcileri getirildi. Şahinkanadın temsilcileri, bütün açıklamalarında şiddeti körükledi. Demokratikaçılım sürecinin başladığı günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Güzelgünler olacak" derken, BDP'li A. T. "Türkiye'yi çok fena günlerbekliyor" diyerek tehditkâr üslubunu ortaya koydu.
AÇILIMA KÖSTEK OLDULAR
'Kürtlerin temsilcisiyiz' iddiasını ağzından düşürmeyen BDP, terörörgütü çizgisinde yürüttüğü siyaset kapsamında bölge halkının hak ettiği hayatstandardını ve taleplerini görmezden geldi. Bu amaçla iktidar partisitarafından başlatılan 'Milli birlik, beraberlik ve kardeşlik' projesinibaltalamak için PKK ile ortak hareket etti. Demokratik açılım kapsamında'inkâr' politikası bir tarafa bırakılırken TRT 6 aracılığıyla anadilde yayınyapılması sağlandı. Ülke çapında Kürtçe özel kurslar açılarak anadillerinibilmeyen Kürt kökenli vatandaşlara kolaylık sağlandı. Bölgedeki yerleşimyerlerinin isimleri eski isimleriyle yazılmaya ve söylenmeye başlandı. Dersim,Norşin kelimeleri bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından zikredildi.Doğrudan bölge insanının yararına olan bu girişimler ise bölge insanını ve Kürtkökenlileri temsil ettiğini söyleyen BDP tarafından kesinlikle destek görmedi.Açılım değil destek olmak sürekli olarak köstek olmayı tercih ettiler. Açılımlailgili olarak yapılan yasal düzenlemelere BDP'li vekiller TBMM'de elkaldırmadı. Ülkeye huzur ve barış gelmesi adına BDP çatısı altında siyasetyapmaya çalışan bazı milletvekillerinin de bu süreçte susması dikkat çekicibulundu."
10. Başvurucu, anılan haber üzerine kişilik haklarının ihlaledildiği iddiasıyla Yeni Şafak gazetesi sahibi Şirket aleyhine manevi tazminatdavası açmıştır. Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 16/2/2012 tarihinde, davakonusu haberde davacının (başvurucu)mensububulunduğu ve ülkeyi yönetmeye talip siyasi partinin ülkede gerçekleşen teröreylemlerine karşı takındığı tavrın eleştirildiği, bu durumun basın yoluyladüşünce açıklaması ve eleştiri hakkı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davayıreddetmiştir.
11. Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 4. HukukDairesi 16/4/2013 tarihinde, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle kararıonamıştır. Başvurucunun onama kararına karşı bulunduğu karar düzeltme istemi deaynı Dairenin 28/11/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararıbaşvurucuya 13/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 12/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
13. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zararakarşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir."
B. Uluslararası Hukuk
14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10.maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“1. Herkes ifade özgürlüğühakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülkesınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve deverme özgürlüğünü de kapsar...
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen buözgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusalgüvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamudüzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olanbazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
15. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturanana unsurlardandır. AİHM ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, ifadeözgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temelşartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin 2.paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabulgören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve"fikirler" için değil incitici, şoke edici ya da endişelendiricibilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, yokluğu hâlinde "demokratikbir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açıkfikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkınbazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve buhakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No:5493/72, 7/12/1976, § 49; VonHannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, §101).
16. AİHM, demokratik birtoplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre-her ne kadar başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazısınırları aşmaması gerekse de- basının görev ve sorumluluklarının bilincindeolarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. AİHM, basınınböyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikirve bilgileri alma hakkı eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu göreviolmasa basın, vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamaz (BladetTromsø ve Stensaas/Norveç[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersenve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (No. 2), § 102).
17. AİHM, Radio France/Fransa (B. No: 53984/00,30/3/2004, § 37) kararındabasın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakınilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hattakışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir:
"Mahkeme "görev vesorumluluklar"ın, ifade özgürlüğünün doğasından kaynaklandığını yineler.10. madde tarafından kamusal yararlara ilişkin meselelerin aktarılmasıiçingazetecilere sağlanan güvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygunolarakonların kesin ve güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibiolmalarıdır (örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç, § 65;Colombani vediğerleri/FransaB. No: 51279/99,25/06/2002, §65).Ne var ki basın özgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta kışkırtmaya(provocation) izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç, §59)..."
18. AİHM, bir gazete makalesinde hakaret içerdiği iddia edilenbeyanlara karşı bir kimsenin itibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamındagörmektedir (White/İsveç, B. No:42435/02, 19/12/2006, §§ 19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamındave yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı,kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03,15/11/2007, § 35; Axel Springer AG/Almanya,B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83).
19. AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak veözgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi birsiyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme yapmaktadır.AİHM, Lingens/Avusturya(B. No:9815/82, 8/7/1986, § 42) kararında politikacıların kendilerine yöneltilen ağıreleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamıştır:
"... Basın özgürlüğü, halka siyasalliderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkında fikir oluşturmaimkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü Sözleşme'ye hakimolan demokratik toplum anlayışının tam da merkezinde yer alır.
Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabuledilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre daha geniştir.Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek vekaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar.Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermekzorundadır..."
20. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgürolması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de şart olduğunu ifadeeden AİHM, basın özgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yolunabaşvurmak mümkün olsa da (Prager veOberschlick/Avusturya, B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 38) buözgürlüğün aynı zamanda ilgililerin meslek ahlakına saygı göstererek doğru vegüvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerinizorunlukıldığını da ifade etmiştir (BladetTromsø ve Stensaas / Norveç [BD], § 65).
21. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması kabuledilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana kamuoyunungözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları, varsayımlarhatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla AİHM'e göre haber verme görevizorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ile basın kuruluşlarının kendiliğindenuymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alansöylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmelerihâllerinde geçerlidir (Mater/Türkiye,B. No: 54997/08, 16/7/2013, §§ 54, 55). Bu doğrultuda AİHM, bir kişininsiyasetçi ya da kamuoyunca tanınmış bir insan olmasının uyuşmazlık konusuifadelerin yalnızca değer yargısı içerdiği durumlarda dahi yeterli olgusaltemele sahip olduğunun gösterilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmadığını da kabuletmiştir (Petrina/Romanya, B. No:78060/01, 14/10/2008, §§ 45-50).
22. AİHM, ThorgeirThorgeirson/İzlanda (B. No: 13778/88, 25/6/1992, §§ 63-69) kararında, gazeteci olan başvurucununülkede artan polis şiddeti olaylarını eleştirdiği yazısı nedeniyle kamugörevlisine hakaret suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle ifadeözgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. Kararda başvurucunun sözkonusu yazıda, geçmişte yaşanan polis şiddetiyle ilgili üçüncü kişilerdenöğrendiği "söylenti" niteliğindeki olaylara ve ülkede polis şiddetiolduğu yönünde genel kamuoyu düşüncesine yer verdiği belirtilmiştir. AİHM,başvurucunun yazısında yer verdiği polis şiddeti olaylarına benzer hikâyeleribirçok insandan dinlediği ve bunların artık yalan olarak nitelendirilmesininpek mümkün olmadığı şeklindeki ifadesi de gözönüne alındığında ileri sürdüğüiddiaları kanıtlayamaması nedeniyle cezalandırılmasının başvurucuyu makulolmayan bir ispat yükü altında bıraktığına kanaat getirmiştir. AİHM ilgiliyargılama sürecinde söz konusu iddiaların tamamıyla yanlış ya da uydurulmuşolduğunun kesinlikle ispatlanamadığı değerlendirmesinde de bulunmuştur. Anılanyazının konusunu, özellikle yakın zamanda gerçekliği konusunda şüphe bulunmayanbir polis şiddeti olayının akabinde yazılmasını ve bu konuda ilgili makamlarındikkatini çekme amacını da dikkate alan AİHM, başvurucunun cezalandırılmasınedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 8/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
24. Başvurucu;
i. Söz konusu haber içeriğinde yer alan "Türkiye, Çukurca'da şehit düşen 11 askerimiz içingözyaşı dökerken, bu kanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile herfırsatta terörü yücelten BDP oldu. Kandil'in sözünden çıkmayan ... BDPkatliamların ortağı haline gelmiştir ... BDP tüm adımlarını Öcalan ve Kandil'inemirleri doğrultusunda attı ... Dağa eleman yetiştirdi ... Zorla kepenkkapattırdı ..." şeklindeki ifadelerin kendisi ve üyesi olduğuBDP hakkında yalan, iftira, hakaret ve hatta hedef gösterici nitelikteolduğunu, gerçeğe ve hukuka aykırı, maksatlı beyan, yorum ve isnatlarlafotoğraflı olarak gazetede yer alış biçimi de dikkate alındığında kendisininhedef hâline getirildiğini, ayrıca haberin yer aldığı gazetenin Türkiyegenelindeki okuyucu potansiyeli düşünüldüğünde saldırının ağırlığınınfazlasıyla arttığını ve telafisi mümkün olmayan bir zarar doğurduğunubelirterek anılan haber üzerine açtığı tazminat davasının reddedilmesinedeniyle şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkının,
ii. "Katil Sizsiniz"başlığıyla verilen haberde Çukurca'da hayatını kaybeden on bir askerinölümünden diğer BDP milletvekilleriyle birlikte kendisinin sorumlu tutulmasınedeniyle ise masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in ifadeözgürlüğü ile şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının dengelenmesineilişkin içtihatlarına ve kabul edilen ilkelere değinilerek esas incelemesindegözönüne alınmak üzere Mahkemenin dikkatine sunulmuştur.
26. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformunda yer verdiği iddiaları yinelemiştir.
2. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
28. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
30. Masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olaraknitelendirilmemesini ve suçlu muamelesine tabi tutulmamasını güvence altınaalır. Anayasa Mahkemesi, yargılama makamları veya diğer devlet görevlilerininifadeleri veya kışkırtmasına dayanmayan basın ve yayın organlarındaki yazılarya da bazı küçük düşürücü haberlerle ilgili şikâyetleri bir bütün olarak şerefve itibarın korunmasını isteme hakkı kapsamında değerlendirmektedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §26; Kadir Sağdıç [GK], B. No:2013/6617, 8/4/2015, § 31). Bu doğrultuda başvurucunun başvuru konusu haberde,Çukurca'da hayatını kaybeden askerlerin ölümünden kendisinin sorumlu tutulmasınedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine dair iddiası, şeref veitibarın korunması hakkı kapsamında incelenecektir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan şerefve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
32. Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yeralan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyinmanevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibarına keyfî olarak müdahaleetmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı,Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır. Şeref veitibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılanyayınlara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrası ihlal edilmiş olabilir.
33. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ileilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkıile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğündenyararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir. Mevcut olaydaki gibibaşvurularda başvurunun sonucu prensip olarak başvurunun ihtilaflı haber vesözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmışolması ile bu makaleye veya sözlere konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksihâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan hakların dengelenmesinde, benzerolaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı mercilerinin bu ikimaddede düzenlenen haklar arasında Anayasa’nın 13. maddesinde ve bu maddeninuygulanmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlereuygun bir denge kurmaları gerekir (BekirCoşkun [GK],B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 47).
34. Bu kapsamda ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunmasıhakkı arasında Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun bir denge kurulmasıyla ilgiliolarak uygulanması gereken kriterler; haber, makale veya fotoğrafların basındaçıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkı, hedef alınankişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin öncekidavranışı, yayının içeriği, şekli ve sonuçları ilehaber veya makaleninyayımlanma şartlarının söz konusu haberde yer alan olayların geçtiği dönemdeülkede meydana gelen olaylar ışığında değerlendirilmesi gerekliliği olarakbelirlenmiştir (İlhan Cihaner (2),B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 67-73).
35. Haberde hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veyamakalenin konusuyla ilgili olarak siyasetçilerin ve kamu görevlerinin özelliklegörevleriyle ilgili ya da toplumun genelini ilgilendiren konularda şeref veitibarın korunmasını isteme hakkı yönünden diğer bireylere nazaran daha dar birkorumadan yararlanacakları kabul edilmektedir. Bununla birlikte kamununbilgilenme hakkı kamuda tanınan kişilerin, kamu görevlilerinin ve özellikle desiyasi kişiliklerin özel hayatlarının çeşitli boyutlarına belli bazı durumlardaüstün gelebilse de yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden fotoğraf veyorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar hakkındaolması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını gidermek dışında bir amaçtaşımaması durumunda ifade özgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekmektedir (İlhan Cihaner (2), §§ 68-70).
36. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinbaşvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıpkalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındakiihtilaflardan biri de başvuru konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veyadeğer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgularile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgularispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığıdikkate alınmalıdır (İlhan Cihaner (2),§ 64). Öte yandan yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikteyargılamaya konu bir yazının bütün olarak ele alındığında kamu yararınıilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğiniortaya çıkarabilir. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortayakonmasında aranan kesinlik derecesinin kamu yararı ile ilgili bir konudagazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemekbasın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (YıldızOto Ağca (3), B. No: 2014/1032, 29/6/2016, § 22).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
37. Başvuru konusu haber, Çukurca ilçesinde yaşanan terörolaylarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) on bir mensubunun hayatınıkaybetmesine ilişkindir. Haberde özet olarak bölgede yaşananlarınaktarılmasından sonra BDP, yaşanan olaya yeterli tepkiyi vermediği ve genelolarak PKK terör örgütüyle araya konulması gereken mesafeyi koymadığıgerekçesiyle eleştirilmektedir. Bu bağlamda haberin kamuya yönelik bir tartışmabaşlatma amacı taşıdığı ve kamuyu ilgilendirdiği konusunda şüphe yoktur.
38. Başvurucunun şikâyet ettiği "Katil Sizsiniz" şeklindeki manşet ile BDP’nin dağaeleman yetiştirdiği ve zorla kepenk kapattırdığına dair ifadeler oldukça ciddiithamlar içermekte ve lafzi yorumla suç isnadında bulunmaktadır. Bununlaberaber söz konusu ifadeler haberin bütünüyle birlikte değerlendirilmelidir.Gazeteye göre BDP, PKK terör örgütünü meşrulaştırmakta ve bir siyasi partiolarak söz konusu terör eylemlerine ve şiddete karşı gerekli ve yeterli tepkiyigösterememektedir. Dolayısıyla gazeteye göre bölgede yaşanan şiddette, teröreylemlerinde ve terörle bağlantılı olaylarda BDP’nin sorumluluğu bulunmaktadır.Bu itibarla başvurucunun şikâyet ettiği ifadelerin somut olgusal iddialarolmaktan çok BDP’ye yönelik değer yargıları olduğu sonucuna varılmıştır.
39. Bu doğrultuda başvurucunun siyasetçi kimliği ve haberkonusunun kamuyu ilgilendiren niteliği de dikkate alındığında, özellikle BDPtarafından teröristlerin şehit ilan edilmesi ve BDP'li bir milletvekilinin sarfettiği, gazete tarafından tehdit olarak yorumlanan sözler bağlamında, gazeteninşikâyet edilen manşetle yaptığı eleştirinin kabul edilebilir eleştirisınırlarını aştığından bahsedilemez.
40. Başvurucu, söz konusu gazetenin ülkedeki okuyucu potansiyelidüşünüldüğünde haberde kendi fotoğrafına yer verilmesi nedeniyle hedefgösterildiğini ve zarar tehlikesi altında bırakıldığını da iddia etmektedir.Haberin yayımlandığı dönemde BDP Grup Başkan vekilliği görevini yürütmekte olanbaşvurucunun, partisiyle ilgili olarak yapılan bir haberde fotoğrafına yerverilmesinin, basın özgürlüğü karşısında siyasetçilerin katlanması gerekenyükümlülükler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.
41. Açıklanan nedenlerle derece mahkemelerince taraflarınhaklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik bulunmadığıanlaşıldığından, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref veitibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref veitibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.