TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HATİCE TURHAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/4642)
Karar Tarihi: 20/11/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Engin GÜNDÜZ
Başvurucu
:
Hatice TURHAN
Vekili
:
Av. Rumi MERCAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniylekişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesinedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/3/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 16/10/2008 tarihinde akşam saatlerinde doğumbelirtilerinin başlaması üzerine Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine(Hastane) başvurmuştur. Yatışı yapılan başvurucu 17/10/2008 günü saat 12.45sıralarında Berra adında bir kız çocuğu dünyayagetirmiştir. Doğum sonrası ilk muayenesinde genel durumu iyi olan bebeğinsonraki gün yapılan muayenesinde emmede azalma ve yeni doğan reflekslerinde hipoaktivite(ağır hareket etme) tespit edilmiş, havale geçirmesi nedeniyle yeni doğan yoğunbakım ünitesinde takip edilen bebek 27/10/2008 tarihinde ileri tetkik ve tedaviamacıyla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Yirmisekiz gün boyunca tedavi gören bebek düzenli nöroloji muayenesi ve fizik tedaviuygulanması önerisiyle taburcu edilmiştir. 15/7/2009 tarihli sağlık kuruluraporunda hipoksik ensefalopati, motor retardasyon ve paraparezitanısıyla bebekte %60 oranında vücut fonksiyon kaybı bulunduğu tespitedilmiştir.
A. İdari Soruşturmaya İlişkin Süreç
8. Başvurucunun tıbbi ihmal iddiasıyla şikâyette bulunmasıüzerine Antalya Valiliği ilgili sağlık personeli hakkında ön incelemebaşlatmıştır. İnceleme sonucu düzenlenen 21/8/2009 tarihli raporda; alınanifadelere ve bilirkişi raporlarına göre doğumun doğal seyrinde devam ettiği,doğum sonunda bebeğin genel durumunun iyi olarak tespit edildiği, bununlabirlikte doğum esnasında bir hipoksinin (dokularda oksijen oranının azalması)oluşma ihtimalinin bulunduğu, durumun personelin ihmalinden kaynaklanıpkaynaklanmadığı kesin olarak tespit edilemediğinden ilgili doktor ve ebelerhakkında soruşturma izni verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir. Antalya Valisi3/9/2009 tarihinde soruşturma izni verilmesine karar vermiş, karara yapılanitirazlar Antalya Bölge İdare Mahkemesinin 9/12/2009 tarihli kararıylareddedilmiştir.
B. Ceza Soruşturmasınaİlişkin Süreç
9. Soruşturma izni verilmesi üzerine Antalya CumhuriyetBaşsavcılığı (Başsavcılık) görevi kötüye kullanma nedeniyle olay hakkındasoruşturma başlatmış, bu kapsamda müştekinin bebeğinin özürlü doğmasındaşüpheli doktor ve ebelerin kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli TıpKurumu (ATK) Başkanlığından rapor istemiştir.
10. ATK dosya üzerinde yaptığı incelemede, doğumla ilgili travaydaçekilen NST (NonStres Test-Bebeğin, anne karnında iken yeterli oksijen alıpalmadığının kontrolü için kullanılan, kalp atışlarını takip ederek kaydeden kardiyotokografialeti ile yapılan test) çıktılarının aslına ihtiyaç duyduğunu bildirmiştir.Hastane ise bu talebe, daha önce gönderilen evrak asılları dışında Hastanedekalan dosya fotokopilerinde NST çıktılarının bulunmadığı yönünde cevapvermiştir.
11. ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından küçüğünmuayenesi yapılmak suretiyle hazırlanan 18/3/2011 tarihli bilirkişi raporunda;bebeğin ilk muayenesinde genel durumunun iyi ve yeni doğan reflekslerinin doğalolduğu, mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu,gebenin travayda (doğum eyleminde) ÇKS'nin (çocuk kalp sesi) yakından takip edildiği, bebeğin intrauterin(rahim içi) sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların mevcut olmadığıbelirtilmiştir. Raporda ayrıca, gebede prenataldönemde herhangi bir patolojinin söz konusu olmadığı, doğumdan yirmi dört saatsonra başlayan sistemik ve nörolojik bulgularınneonatal inme ile ilişkili olabileceği, butür inmelerin büyük kısmında sebebin belli olmadığı, doğum yaptıran hekim vesağlık personeli ile doğumdan sonra bebeği takip ve tedavi eden personelineylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir.
12. Başsavcılık 3/10/2012 tarihli kararıyla kovuşturmaya yerolmadığına karar vermiştir. Kararda şüpheli ifadeleri ve bilirkişi raporuneticesinde şüphelilerin atılı suçu işlediğine dair müştekinin soyut iddiasıdışında hakkında kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığıbelirtilmiştir.
13. Başvurucu ve eşi NST kayıtlarının, doğum sırasındaki tıbbiolguların elektronik olarak kaydedildiği ve sonradan müdahale edilemeyenobjektif veriler olduğunu, ATK'nın bu kayıtlarıincelemeden varsayıma dayalı olarak düzenlediği rapora itibar edilemeyeceğinibelirterek Başsavcılığın kararına itiraz etmiştir. Manavgat 2. Ağır CezaMahkemesinin 28/12/2012 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir.
C. İdari Yargıda AçılanTam Yargı Davasına İlişkin Süreç
14. Başvurucu ve eşi, doğum sırasındaki tıbbi ihmal nedeniyleuğradıkları zararların tazmini talebiyle 28/12/2009 tarihinde SağlıkBakanlığına (Bakanlık) başvuruda bulunmuşlardır. Bakanlık 15/2/2010 tarihliişlemiyle talebi kabul etmediğini başvurucuya bildirmiştir.
15. Başvurucu ve eşi 22/4/2010 tarihinde Bakanlık aleyhineAntalya 1. İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açmışlardır. Davadilekçesinde; bebeğin başı çıkımda göründüğü hâlde doğumun gerçekleşmesi içingerekli müdahalenin yapılmadığı, kayıt altına alınan teknik verilerin gereğigibi değerlendirilmediği, normal yoldan doğum için iki saat kırk beş dakika buşekilde beklendiği, suni sancıyla doğurtulan bebeğin ağlama tepkisi vermediğive emme refleksinin olmadığı, doğum öncesi kontrollerinde sağlıklı olan bebeğindoğum sırasındaki gecikme nedeniyle sakat kaldığı belirtilmiştir.
16. İdare Mahkemesi 18/3/2011 tarihli ATK raporunu temin edipinceledikten sonra 16/11/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karargerekçesinde Kurulca hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olaydaidarenin tazmin sorumluluğunu gerektirecek ağır hizmet kusurunun bulunmadığıbelirtilmiştir.
17. Başvurucu ve eşi tarafından NST kayıtları olmadan hazırlananbilirkişi raporuna itibar edilemeyeceği iddiasıyla temyiz edilen karar,Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/6/2014 tarihlitoplantısında onanmış, karar düzeltme istemi de Dairenin 17/12/2015 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
18. Nihai karar 11/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
19. 7/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. İlgili hukuk için bkz. FesihAydar (B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30) kararı.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; bebeğin başı çıkımda görünmesine ve doğumunnormal seyrinde gitmediği NST kayıtlarından anlaşılmasına rağmen gereklimüdahale yapılmayarak uzun süre beklendiğini, bu esnada oksijensiz kalanbebeğin bir kısım beyin hücresinin öldüğünü, NST kayıtları temin edilmedenmaddi gerçeğin ortaya çıkarılamayacağını, bu kayıtların hasta dosyasındasaklanmamasının ayrıca kusur oluşturduğu belirtilerek yaşam, vücut bütünlüğününkorunması ve kişisel verilerin gizlenmesi haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
23. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
24. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınanfiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
27. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
28. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucununtıbbi ihmale dayalıtüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17.maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
30. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
31. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,15/10/2015, § 49). NitekimAnayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlıkalanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
32. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§51).
33. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
34. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalardaAnayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle birinceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da AnayasaMahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminindaha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğuönemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (YasinÇıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,25/1/2018, § 32).
35. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerdenhareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmekAnayasa Mahkemesinin görevi değildir (MehmetÇolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddive manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usulyükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel birşekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derecemahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermekiçin öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).
36. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
37. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkinpozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
38. Başvurucu; doğum esnasında hatalı ve geç yapılan müdahalenedeniyle bebeğinin oksijensiz kaldığını, bu durumu tespit eden NST kayıtlarıincelenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu iddia etmektedir.
39. Tıbbi müdahale sonucunda vücutta sakatlık ya da maddi vemanevi varlığı zedeleyen diğer rahatsızlıkların meydana geldiği vakıalardamüdahalenin tıp biliminin güncel ve genel kabul gören kurallarına uygun olarakgerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti büyük ölçüde teşhis ve tedavisürecindeki kayıtların incelenmesiyle mümkün olabilmektedir. Bu nedenle bukayıtların tutulması, saklanması ve gerektiğinde yargısal mercilere ibrazedilmesi büyük önem taşımaktadır. Teşhis ve tedavi sürecindeki verilerinkaydedilmesi ve makul bir süre saklanması sorumluluğu, tıbbi müdahaleyigerçekleştiren sağlık kuruluşuna aittir.
40. Somut olayda bebeğin doğumdaki sağlık durumunun takibiamacıyla NST ve ÇKS olmak üzere iki ayrı kayıt tutulduğu anlaşılmaktadır. ATKyaptığı incelemede dosyada bulunmayan NST kayıtlarına ihtiyaç duyarak bukayıtların temin edilmesini talep etmiştir. Bu durum ATK'nınkonuya ilişkin değerlendirmesinde NST kayıtlarına bir değer atfettiğinigöstermektedir. Bununla birlikte ATK, bahse konu kayıtların Hastane arşivindemevcut olmadığının bildirilmesi üzerine dosyada bulunan ÇKS kayıtlarınıincelemek suretiyle kanaatini oluşturmuştur. ATK bu noktada NST kayıtlarınınniteliği, olayı aydınlatmadaki elverişliliği, bu kayıtların teminedilememesinin yapılan değerlendirmeye etkisi ile ÇKS kayıtlarının NST ile aynıişlevi görüp görmediği hususlarında bir açıklama yapmamıştır.
41. Diğer taraftan derece mahkemeleri, hasta hakkında tutulantüm tıbbi kayıtları saklama ve istenildiğinde yetkili mercilerin incelemesinesunma yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu hususunu gözetmeden ve budurumun kusur sorumluluğuna ne yönde etki edeceğini değerlendirmeden ATK raporudoğrultusunda hüküm kurmuştur. Netice itibarıyla kararlarda başvurucunun esaslıiddialarına karşı makul ve yeterli ölçüde yanıt verilmemiştir.
42. Buna göre uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan tıbbi ihmaliddialarının ATK raporunda tüm yönleriyle ele alınıp aydınlatılmadığıanlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu raporu dayanak alan derecemahkemelerinin, başvurucunun iddialarını Anayasa'nın 17. maddesiningerektirdiği özen ve derinlikte incelediği, kararlarında konuyla ilgili veyeterli gerekçelere yer verdiği söylenemez. Bu durumda kamu makamlarının,başvuru konusu olaydaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucunaulaşılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
45.31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış BazıBaşvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici maddeeklenmiştir.
46. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
47. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel Ferat Yüksel (B. No:2014/13828, 12/9/2018) kararında; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyereketkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
48. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,§§ 35, 36).
49. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
52. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususundagenel ilkeler belirlenmiştir.
53. Mehmet Doğankararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).
54. Mehmet Doğankararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derecemahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derecemahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bunagöre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yenidenyargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenenyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesisebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derecemahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararıverilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdirderece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiğidoğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmaklayükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
55. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin birişlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsasöz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya dahaönce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılıkihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesinceyapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararınınsonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiğihâllerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudanmümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererekihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
56. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti vetazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
57. Başvuruda, başvurucunun doğuma ilişkin tıbbi ihmal iddiasıyönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortayakonulmadığından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
58. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereAntalya 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
59. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere Antalya 1. İdare Mahkemesine (E.2010/436, K.2012/1423)GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminata ilişkin talebin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.