TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAYDAR İZGİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/673)
Karar Tarihi: 19/12/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Haydar İZGİ
Vekili
:
Av. Suna Ünsal AYDIN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 1979 yılındaaçılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı tespite itirazdavasının hali hazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniylemakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalintespitiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talepetmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/11/2012tarihinde Çermik Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınave bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir. Bakanlık görüş bildirmeyeceğini Mahkemeye iletmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
6. 6/2/1979 tarihinde Çermik TapulamaMahkemesinde açılan 1979/42 esas sayılı dosyaya, başvurucu 15/4/1993 tarihindeasli müdahil sıfatıyla katılmıştır.
7. Mahkemece yürütülenyargılama sırasında verilen 16/2/2011 tarihli tefrikkararının ardından başvurucunun tarafı olduğu davanın Çermik KadastroMahkemesinin E.2011/7 sırasına kaydı yapılmış olup, dava ilk derece mahkemesiönünde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
8. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
9. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılıKadastro Kanunu’nun “Genelolarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastromahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veyaşerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır veölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeridavalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veyakadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, isteküzerine veraset belgesi de verebilir.”
10. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastromüdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastrotutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında davadosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ileuyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgilidairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflaraTebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”
11. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenarbaşlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncumadde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
12. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimintakdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Kadastrotutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerekitiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasındaçelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleritanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayaraktaşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespitedilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.”
13. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanunyollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesikararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastroharcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğinceresen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenektenkarşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
15. Mahkemenin 19/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun13/11/2012 tarih ve 2012/673 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
16. Başvurucu, 1979 yılındaaçılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı tespite itirazdavasının hali hazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniylemakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
17. Başvurucu, somut başvuruyailişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayı sonlandırırnitelikte bir karar mevcut olmadığını belirtmiştir.
18. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’denönce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla,başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisidâhilindedir. Ayrıca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce,ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşolan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde, yargılamanın uzamasını önleyici etkiyesahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmaması sonucunda oluşanzararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idari veya yargısalbaşvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesiyönünden kabul edilebilir niteliktedir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 21-30).
19. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
20. Başvurucu, 1979 yılındaaçılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı davanın hali hazırdailk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniyle makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
21. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18)
22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
23. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
24. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
25. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
26. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
27. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
28. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 41–45).
29. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
30. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
31. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, iki adet taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz ve tescil talebininsöz konusu olduğu görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yeralan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hakve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
32. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarihtir.Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekildeyargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvurularınyargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan,değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun kararabağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
33. Başvuru konusu davanınaçılış tarihi 6/2/1979 olmakla beraber, başvurucununverdiği 15/4/1993 tarihli asli müdahale dilekçesi sonrasında, asli müdahilsıfatıyla yargılamada yer almaya başladığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle,başvurucu açısından yapılacak makul süre değerlendirmesi bakımından dikkatealınacak sürenin başlangıç anı, davanın açıldığı tarih değil, müdahaletalebinde bulunulduğu 15/4/1993 tarihidir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Cocchiarella/İtalya,B. No. 64886/01, 29/3/2006, § 113; Namlı veDiğerleri/Türkiye, B. No. 51963/99, 23/5/2007, § 17-19; M. Ö./Türkiye, B. No. 21136/95, 19/5/2005,§ 25).
34. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13,2/7/2013, § 51).
35. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta iki davacıtarafından hazine ve ilgili köy tüzel kişiliği aleyhine açılan, iki adettaşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz ve tescil talebi olduğu, ancak dahasonra muhtelif parsellere ait davaların da işbu dava dosyası ilebirleştirilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6/2/1979havale tarihli dilekçe ile Çermik Tapulama Mahkemesinin E.1979/142 sırasınakaydı yapılan dosyanın 1/8/1983 tarihli tensip zaptı sonrasında, kadastrokomisyonu tarafından verilen kararın tebliğ işlemleri ikmal edilmeksizinkesinleştirilmiş olduğundan bahisle, dosyanın duruşma günü tayin edilmeksizinbölge tapulama müdürlüğüne gönderildiği ve belirtilen hususun iki yıl yediaylık bir süreçte ikmal edildiği, akabinde beş yıl on ay boyunca bir kısımdavacı mirasçılarının adres tespiti ve tebligat işlemlerinin ikmalineçalışıldığı ve müteaddit defa taraflara adreslerin bildirilmesi hususunda mehilverildiği, 26/4/1993 tarihli celsede başvurucu ve diğer iki şahsın müdahaletalepleri değerlendirilerek, taleplerin kabulüne karar verildiği, verilen altıkeşif ara kararının yerine getirilmemesini takiben 16/9/1994 tarihinde keşificra edildiği, yapılan keşif sonrasında, daha önce birçoğunun adresaraştırmasının yapılmasına ve yaşı küçük olan bir mirasçıya kayyum tayinedilmiş olmasına rağmen, vefat eden bir kısım davacı mirasçılarının adrestespiti hususunda tekrar ara kararlar tesis edildiği ve tebligat masraflarınıntaraflarca karşılanmasına hükmedildiği görülmektedir.
36. Yaklaşık beş ay sonrayapılan celsede, daha önce yapılan keşifte bir davacı tarafından sunulan tapukaydının zemine uygulanmadığından bahisle, bir kısım evrakın ikmali hususundaçeşitli kurumlara müzekkere yazılmasına karar verildiği, akabinde yeniden keşifara kararı verilerek, art arda verilen beş keşif ara kararı gereğinin yerinegetirilmediği, keşif günü tayin edilmek üzere iki celse yargılamanın tehiredilmesini takiben, 27/5/1996 tarihinde yeniden keşificra edildiği anlaşılmaktadır. Keşif sonrasında iki celsesüreyle bilirkişi raporlarının ibrazı beklenilerek, beş ay süreyle müdahil tarafaveraset ilamı ibrazı hususunda mehil verildiği, art arda verilen iki keşif arakararının icra edilmemesi akabinde, dosyadaki kayıtlar üzerinde fen bilirkişisiincelemesi yaptırıldığı, verilen dört keşif ara kararının icra edilmemesi vehava koşulları nedeniyle keşif hususunun değerlendirilmesi amacıylayargılamanın bir celse daha ertelenmesini takiben, altı ayı aşkın bir süreylekeşif icrası için yargılamanın tekrar tehir edildiği görülmektedir. Akabindealtı aylık bir süreçte, verilen beş keşif ara kararının yerine getirilmediği,takip eden bir yılı aşkın yargılama sürecinde dosyada tebligat eksiklikleriolduğundan bahisle bu hususun ikmal edilmeye çalışıldığı, bir kısım müdahillervekiline müdahale dilekçelerinin taraflara tebliğ edilmesi hususunda mehilverilmesini takiben, 17/7/2002 tarihli celsede müdahiller vekilince feragatbeyanında bulunulmasına rağmen belirtilen tebligat işlemlerine devam edilerek,yaklaşık üç ay sonra, feragat beyanı dikkate alınarak tebligat işlemlerindensarfınazar edilmesine karar verildiği, yaklaşık dört aylık bir sürede hazinevekiline dosyayı incelemesi hususunda mehil verilerek, tarafların tefriktalebinde bulunduğu 13/11/2002 tarihli celse sonrasında ve bir yılı aşkın süre ile, tefrik talebinin eksik kayıtların ikmalinden sonradeğerlendirilmesi gerektiği belirtilerek tefrik talebi hakkında kararverilmediği, bu süre sonunda davacılar vekilince, tefrik talebinindeğerlendirilmesi için tapu müdürlüğünden istenen evraka konu parsele ilişkinolarak bir kısım müdahiller vekilince feragat beyanında bulunulduğuna işaretedilmesi üzerine, belirtilen müzekkere cevabının beklenilmesinden vazgeçildiği,ancak bu defa da muhtelif kurumlara müzekkereler yazılması hususunda arakararlar verildiği, iki celse dosyanın hâkim değişikliği nedeniyle tetkikealındığı ve akabinde davacılar vekiline esasa dair beyanda bulunulması içinsüre verildiği, ancak takip eden yaklaşık bir yıl dokuz aylık süreçte, davayadâhil edilmemiş olan vefat eden davacı mirasçılarının bulunduğundan bahisleyeniden nüfus ve adres bilgilerinin tespiti hususunda ilgili kurumlaramüzekkere yazılarak, tebligatların ikmaline çalışıldığı, akabinde üç celseboyunca dosyanın tetkike alınarak yaklaşık yedi ay sonra yeniden keşif arakararı verildiği, art arda verilen yedi keşif ara kararının yaklaşık yedi aylıkyargılama sürecinde yerine getirilmediği ve dosyanın iki defa daha tetkikealındığı, devam eden yargılama sürecinde verilen altı keşif ara kararının daicra edilmemesini müteakip, başvurucunun tefrik talebi üzerine 16/2/2011tarihli celsede başvurucunun hak iddia ettiği parsellere ilişkin olan davanıntefrikine karar verilerek, ilgili yargılama evrakının Çermik KadastroMahkemesinin E.2011/7 sırasına kaydının yapıldığı görülmektedir. 7/3/2011 tarihinde tensip zaptı düzenlenen E.2011/7 sayılıdosya kapsamında, taraflara tebligat işlemlerinin yapılmaya başlanıldığı,belirtilen esas üzerinde yapılan on dört celsenin yedisinde dosyanın incelemeyealınmasına karar verildiği, dosyanın tetkike alınmasına karar verilen son celsededuruşmanın 24/1/2014 tarihine tehir edildiği anlaşılmaktadır.
37. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle bazı yargılama evrakının ilgili kurumlardan kısım kısım talep edildiği, birçok usul işleminin ikmalihususunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde süreler verildiğigörülmektedir. 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usulhükümlerine riayet edilmeyerek, Mahkemece defalarca taraf vekillerine masrafikmali ve davaya dâhil edilmesi gereken şahısların adres tespiti hususunda sürelerverildiği, verilen otuz yedi keşif ara kararının muhtelif nedenlerle yerinegetirilmediği, Mahkemenin veraset ilamı tanzim yetkisi bulunmasına rağmen vefateden dava taraflarına ait veraset ilamlarının ibrazı hususunda tarafvekillerine defalarca mehil verildiği ve bu uygulamaların davada yer alan tarafsayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiyesahip olduğu anlaşılmaktadır.
38. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın başlangıçta iki adet taşınmaza ilişkinkadastro tespitine itiraz ve tescil talebini içerdiği, ancak daha sonramuhtelif parsellere ait davaların da işbu dava dosyası ile birleştirilmesinekarar verildiği, davanın taraflarında elliyi aşkın kişinin yer aldığı,yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle,keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarakkarmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, KadastroMahkemesinde geçen yargılama sürecinde, Kadastro Mahkemesinde tatbiki gerekenyargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediğive verilen ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekildesüreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin masraf ikmal edilmemesi gibinedenlerle yerine getirilmediği ve dosyanın defalarca tetkike alındığı anlaşılmaktadır.
39. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
40. Özellikle KadastroMahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarcahazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında, yargılamamakamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün daha dikkatli birşekilde ele alınması gerekmektedir ((B. No. 2012/12, 17/9/2013,§ 58; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. ÜmmühanKaplan/Türkiye, B. No.24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, B. No.57407/02,4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye,B. No.51963/99, 23/5/2007; Nalbant/Türkiye,B. No.61914/00, 10/8/2006).
41. Yargılama sürecindebaşvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem vedavranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabuledilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuliimkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğubulunmaktadır. Bu kapsamda, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri nedeniylebaşvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğutespit edilememiştir.
42. Davada yer alan kişi sayısıve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliğibaşvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davayabütün olarak bakıldığında başvurucu açısından söz konusu olan yaklaşık yirmibir yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
43. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
44. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle taşınmazını uzun sürenkullanamadığını ve gelirinden istifade edemediğini belirterek, 41.703,25 TLmaddi ve 80.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
45. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
46. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
47. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesininihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
48. Başvurucu açısından geçerliolan yaklaşık yirmi bir yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucununyargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 10.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
49. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
50. Başvurucu açısındanyargılamanın yaklaşık yirmi bir yıl sürdüğü ve bu hususun makul süredeyargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiğiaçık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güvenilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanınmümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen,kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 10.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 2.812,50TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
19/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.