TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAYDAR YEŞİL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9081)
Karar Tarihi: 20/1/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucular
:
1. Haydar YEŞİL
Vekilleri
:
Av. Yasemin HAMAMCI
Av. Ayşenur ERSOY
2. Adil AKÇAY
Vekili
:
Av. Mustafa AYDIN
:
3. Abdullah ATILĞAN
:
4. Murat GÖKTÜRK
Vekili
:
Av. Faik DEMEZ
5. Mehmet ÇOLAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru tutuklamanın hukuki olmadığı, tutukluluğun makul süreyiaştığı, yasak sorgu usulüyle ifade alındığı, iletişimin dinlenmesi, arama, elkoyma ve inceleme kararlarının usulsüz ve hukuka aykırı olduğu, sadece müdahiltaraf beyanlarının dinlendiği, sanık vekillerinin hiçbir talebinindinlenmediği, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiği, gizli tanıkhakkında lehe olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiği, lehedelil toplanmadığı, soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkili olmayansavcılık tarafından gerçekleştirilmek suretiyle kanuni hâkim ilkesi ile din vevicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurucu Haydar Yeşil’in başvurusu (2013/9081) 12/12/2013tarihinde Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla; diğer başvurucularMehmet Çolak ve Adil Akçay’ın (2013/9082), (2013/9486) sayılı başvuruları12/12/2013 tarihinde, Abdullah Atılğan (2014/1085),Murat Göktürk (2014/1095) başvuruları ise 27/1/2014 tarihinde Malatya 3. AğırCeza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış vebaşvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/3/2014 tarihinde 2013/9081numaralı başvurunun, İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/3/2014 tarihinde2013/9082 ve 2013/9486 numaralı başvuruların, Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca25/3/2014 tarihinde 2014/1085 numaralı başvurunun, Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca 27/3/2014 tarihinde 2014/1095 numaralı başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm tarafından başvuruların kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve 2013/9081 ve2013/9082 numaralı başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlık 2013/9081 numaralı başvuru ile ilgili görüşünü 1/8/2014tarihinde, 2013/9082 numaralı başvuru ile ilgili görüşünü ise 5/11/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından 2013/9081 numaralı başvuruya ilişkin görüş,başvurucu Haydar Yeşil’e 19/8/2014 tarihinde; 2013/9082 numaralı başvuruyailişkin sunulan görüş, başvurucu Mehmet Çolak’a 21/11/2015 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu Haydar Yeşil bu görüşe karşı beyanlarını süresi içindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvurucu Mehmet Çolak, Bakanlığın görüşünekarşı yasal süresi içinde bir beyanda bulunmamıştır.
7. Yapılan incelemede 2013/9081, 2013/9082, 2013/9486, 2014/1085,2014/1095 sayılı başvuruların, konu bakımından aynı nitelikte bulunmasınedeniyle 2013/9081 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin budosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeilgili olaylar özetle şöyledir:
1. BaşvurucularınTutuklanması
9. Zirve Yayınevi cinayetinin terör örgütü olduğu iddia edilen“Ergenekon örgütü” tarafından planlandığını iddia eden İ.K adlı şahsın“Ergenekon soruşturması”nı yürüten savcılara24/12/2010 tarihinde ifade vermesi sonrasında başvurucular hakkında İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddia edilen Ergenekon terör örgütüne bağlıfaaliyette bulundukları şüphesi ile soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamdabaşvurucular hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/1/2011 tarihli veE.2011/73 sayılı kararıyla üç ay süreyle iletişimin tespiti ve kayda alınmasıkararı verilmiştir.
10. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 16/3/2011 tarihindebaşvurucular hakkında arama ve el koyma kararı vermiştir.
11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının E.2010/857 sayılısoruşturması kapsamında başvurucular 17/3/2011 tarihinde gözaltına alınmış,İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2011 tarihli ve 2011/29 Sorgu sayılıkararıyla başvurucular Abdullah Atılğan, MuratGöktürk, Mehmet Çolak ve Adil Akçay “silahlıterör örgütüne üye olma” suçundan, başvurucu Haydar Yeşil ise “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmeve tasarlayarak adam öldürme” suçlarından tutuklanmışlardır. Kararınilgili bölümleri şöyledir:
“… mevcut delildurumu, üzerlerine atılı suçun mahiyeti, şüphelilerin bu suçu işlediğine dairkuvvetli suç şüphesini oluşturan olguların bulunması, şüphelilerin delilleri,görev konumları ve görev kapsamları itibarıyla karartma tehlikesinin bulunması,tanık beyanlarının alınmamış olması, şüpheliler üzerine atılı suçun katalogsuçlardan olması ve bu suretle kaçma şüphelerinin var olduğunun kabul edilmesigöz önüne alınarak tutuklanmalarına…”
2. BaşvurucularHakkında Dava Açılması
12. Söz konusu soruşturma kapsamında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı 2/7/2011 tarihinde “Kamuoyundazirve yayınevleri cinayetleri olarak bilinen eylemin Malatya ilindegerçekleşmesi suça konu yargılamanın halen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesindedevam ediyor olması, şüphelilerin bir kısmının bu cinayetin azmettiricisikonumunda olduğu, bir kısmının da cinayet öncesi ve sonrasında örgüt adınayaptıkları çalışmalarla kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları, şüphelilerinyargılamalarının Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden dosyayla birlikteyapılmasının hukuki zorunluluk doğurduğu, şüphelilerle Malatya'da gerçekleşeneylem arasında fiili ve hukuki irtibat bulunması” gerekçeleriyleE.2010/857 sayılı soruşturma dosyasını yer yönünden yetkisizlik kararı ileMalatya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
13. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı 8/6/2012 tarihli iddianamesi ilebaşvurucu Haydar Yeşil’in “silahlı terörörgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeyeazmettirme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, konutdokunulmazlığını ihlale azmettirme, nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme,resmi belgede sahtecilik haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçlarından, başvurucu Mehmet Çolak'ın “silahlı terör örgütüne üye olma, TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeye azmettirme, kişiyi hürriyetindenyoksun kılmaya azmettirme, konut dokunulmazlığını ihlale azmettirme, nitelikliyağmaya teşebbüse azmettirme” suçlarından, başvurucu Abdullah Atılğan’ın “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etme, kişiyi hürriyetinden yoksunkılmaya yardım etme, konut dokunulmazlığını ihlale yardım etme ve nitelikliyağmaya teşebbüse yardım etme” suçlarından, başvurucu Murat Göktürk’ün “silahlı terör örgütüne üye olma, TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeye azmettirme, kişiyihürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, konut dokunulmazlığını ihlaleazmettirme, nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme” suçlarından,başvurucu Adil Akçay'ın “silahlı terörörgütüne üye olma” suçundan cezalandırılması talebiyle Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.
14. İddianamede başvurucu Haydar Yeşil ile ilgili olarak şudeğerlendirmeler yapılmıştır:
“Ergenekon Terör Örgütünce A. H. T.’yeTSK içerisinde gizli bir şekilde kurdurularak faaliyete geçirtilen TUSHADİsimli Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi)kurdurularak faaliyete geçirtilenTUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) isimli yapılanmada,Ergenekon Terör Örgütü adına TUSHAD 3. Bölge Malatya ili hücre yapılanmasınınüyesi iken daha sonra yapı içerisinde yönetici konumuna yükseldiği, kendiyönetiminde ki bu hücre yapılanması ile birlikte A.H. T.’nintalimatı üzerine 18/04/2007 tarihinde Malatya Zirve Yayınevinde N. A., U. Y. veT.E.G.'nin öldürülmeleri eyleminin planlanması veişlenmesinde azmettirici olarak aktif görev aldığı,
Bu görev doğrultusunda Ergenekon Terör Örgütünün amaç vehedefleri ile, örgütün misyonerlere ve azınlıklara yönelik hazırladığı planlarıçerçevesinde, cinayet öncesi ve sonrasında gerçekleştirilen örgütselfaaliyetlerin tamamında yer alarak diğer bazı şüpheliler ile birlikte eylemi planlayıp,eylemin alt yapısını ve hazırlığını yaptığı, misyonerlik konusunda yapılan buçalışmalar sonucu oluşturulan genel hava ve tehdit algısından da faydalanarakErgenekon terör örgütünün özellikle tetikçi kanadını hücreler şeklindeyapılandırma prensibine de uygun olarak, cinayet sanıkları ile doğrudan irtibatkurmadan örgütsel gizlilik içerisinde asli failleri diğer bazı şüpheliler ilebirlikte, özellikle de E. G.'yi kullanmak suretiyleazmettirip eylemin hayata geçirilmesini sağladığı,
Eylem sonrasında ise sahte belgeler ve resmi yazışmalar yoluile dezenformasyon faaliyetleri yürüterek hedef saptırma ve yönlendirme çabasıiçerisine girdiği, bu şekilde kendisinin de içerisinde yer aldığı cinayetinasıl planlayıcılarına ulaşılmasını engellemeye çalıştığı, yürüttüğü bu örgütselfaaliyetlerde devletin imkan ve kabiliyetlerini emrialtındaki personelden de faydalanarak sonuna kadar kullandığı,
Bu eylemle toplumda ve Ülkede kaos, kargaşa ve güvensizlikortamı oluşturmak, iç çatışma çıkarıp devlette ve kamu düzeninde zaafoluşturarak hukuksuzluk ortamına zemin hazırlamak istendiğini işleyerek mevcutyürütme organının icraatlarının bahse konu cinayetlerin işlenmesinde en büyüketken olduğu tezini ortaya koyup, eylemi olayla herhangi bir ilgisi bulunmayankesimlere yüklemek suretiyle Ergenekon Terör Örgütünün amaç ve hedeflerinebilerek ve isteyerek hizmet ettiği
Zirve Yayınevi Cinayeti ile ilgili olarak çeşitli zamanlardagönderilen ihbar mektupları, bu ihbar mektuplarının eklerinde yer alan belge veCD'lerde ki bilgiler, D. U.(İ. Ç.)'nun değişiktarihlerde verdiği beyanları ile teslim etmiş olduğu dijital malzemelerde kibilgiler ve aramalar sonucu elde edilen belge ve dokümanlardan elde edilenbilgiler arasında doğru olmadığını söyleyebileceğimiz herhangi bir bilgininmevcut olmadığı, neredeyse tüm beyan, bilgi ve belgenin aynı anda birkaçnoktadan teyit edildiği, bu beyan ve bilgilerin olay öncesi, olay anı ve olaysonrası ile tamamen uyum içerisinde olduğu, yani anlatımların olayın oluşşekline uygun düştüğü, zaten bu beyan ve bilgilerden birçoğunun doğruluğunuşüpheli Haydar Yeşil'in de kabul ettiği, şüpheli bazı hususlar da inkar yolunagitmiş ise de bunların doğru olmadığının ayrıca ispatlandığı, inkara yönelik bubeyanların kendisini suçlamadan kurtarmaya yönelik hareket olarak görülmesigerektiği tespit edilmiştir.”
15. İddianamede diğer başvurucular Murat Göktürk, Mehmet Çolak,Abdullah Atılğan’a ilişkin de benzer tespitlerdebulunulmuştur.
16. Başvurucu Adil Akçay ile ilgili iddianamede şu değerlendirmeleryapılmıştır:
“Ergenekon Terör Örgütünce Ahmet Hurşit Tolon'a TSKiçerisinde gizli bir şekilde kurdurularak faaliyete geçirtilen TUSHAD (TürkiyeUlusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) isimli yapılanmada TUSHAD 3. BölgeMalatya ili hücre yapılanması içerisinde örgüt üyesi olarak faaliyet yürüttüğü,
Zirve Yayınevi Cinayeti sonrasında cinayet için oluşturulankadroya dahil olarak cinayetin dezenformasyonu kapsamında sahte belgelerindüzenlenmesi, ses kayıtlarının yapılması faaliyetlerine bizzat iştirak ettiği,yapılan çalışmalar sırasında konuşulan konuların belge ve sunum halinegetirilmesine katkıda bulunduğu, yürüttüğü bu faaliyetlerle hedef saptırma veyönlendirme çabası içerisine girdiği, bu şekilde cinayetin asılplanlayıcılarına ulaşılmasını engellemeye çalıştığı, bu örgütsel faaliyetlersırasında devletin imkan ve kabiliyetlerini sonuna kadar kullandığı,
Bu eylem sonrası yürüttüğü faaliyetlerle mevcut yürütmeorganının icraatlarının bahse konu cinayetlerin işlenmesinde en büyük etkenolduğu tezini ortaya koyup, eylemi olayla herhangi bir ilgisi bulunmayankesimlere yüklemek suretiyle Ergenekon Terör Örgütünün amaç ve hedeflerinebilerek ve isteyerek hizmet ettiği, Zirve Yayınevi Cinayeti ile ilgili olarakçeşitli zamanlarda gönderilen ihbar mektupları, bu ihbar mektuplarınıneklerinde yer alan belge ve CD'lerde ki bilgiler, Deniz Uygar (İlker Çınar)'ın değişik tarihlerde verdiği beyanları ile teslim etmişolduğu dijital malzemelerde ki bilgiler arasında, doğru olmadığınısöyleyebileceğimiz herhangi bir bilginin mevcut olmadığı, neredeyse tüm beyan,bilgi ve belgenin aynı anda birkaç noktadan teyit edildiği, bu beyan vebilgilerin olay öncesi, olay anı ve olay sonrası ile uyum içerisinde olduğu,yani anlatımların olayın oluş şekline uygun düştüğü, zaten bu beyan vebilgilerden bazılarının doğruluğunu şüphelinin de kabul ettiği, şüpheli AdilAkçay beyanlarında genellikle inkar yoluna gitmiş ise de bunların doğruolmadığının ayrıca ispatlandığı, inkara yönelik bu beyanların kendisini suçlamadankurtarmaya yönelik hareket olarak görülmesi gerektiği tespit edilmiştir.”
17. İddianamenin kabul edilmesi üzerine başvurucular, Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2012/157 sayılı dosyası kapsamında yargılamayabaşlanmıştır.
18. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 6/7/2012 tarihli ve E.2012/157,K.2012/146 sayılı kararıyla bu davanın Mahkemenin E.2007/125 sayılı ZirveYayınevi cinayeti ana davasıyla birleştirilmesine ve yargılamanın E.2007/125sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.
19. Başvurucuların değişik tarihlerde yapmış oldukları tahliyetalepleri özetle “delil durumu, başvurucuhakkında isnat olunan suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suçşüphelerini gösteren olguların var olması, isnat edilen suçların katalogsuçlardan olması, isnat edilen suçların yasadaki alt ve üst sınırı, tüm dosyakapsamındaki deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetli suçşüphesinin varlığını göstermesi, bir sanık hakkında var olan delilin diğer sanıklarıda etkileme durumu, henüz toplanmamış deliller bakımından ve dinlenecek müştekive tanıklar bakımından sanıkların delillere etki etme, tanık ve müştekileriyönlendirme kuşkusu, başvurucunun serbest kalması halinde kaçma şüphesininbulunması, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasınındava konusu açısından yetersiz kalacağı” şeklindeki gerekçelerlereddedilmiştir. Başvurucular tarafından Mahkemelerce verilen ret kararlarınakarşı yapılan itirazlar da reddedilmiştir. Resen yapılan tutuklulukincelemelerinde de benzer gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmiştir.Tutukluluğun devamına ilişkin kararlara karşı yapılan itirazlar da benzergerekçelerle reddedilmiştir.
20. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 18/1/2013 tarihli duruşmadabaşvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Murat Göktürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçu bakımından tasarlayarak adam öldürmeye azmettirme” suçlarından,başvurucu Abdullah Atılğan’ın “TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu bakımından tasarlayarak adam öldürmeyeyardım etme” suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir.
21. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk durumuhakkında dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 4/12/2013 tarihli veE.2007/125 sayılı ara kararı ile tutukluluk hâlinin devamı yönünde kararvermiştir.
22. Başvurucuların söz konusu karara itiraz etmesi üzerine bahsigeçen Mahkeme 13/12/2013 tarihli ve E.2007/125 sayılı kararı ile itirazınreddine, kararın ve itirazın incelenerek bir karar verilmek üzere dava dosyasıve eklerinin Diyarbakır Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine kararvermiştir.
23. Başvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Adil Akçay 12/12/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
24. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2014 tarihli ve 2014/20Değişik İş sayılı kararıyla itirazın reddine karar vermiştir.
25. Bu karar üzerine başvurucular MuratGöktürk, Abdullah Atılğan 27/1/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuşlardır.
26. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 18/3/2014 tarihli ve E.2007/125,K.2014/107 sayılı kararıyla “6526 SayılıYasanın 1. Maddesi ile 3713 Sayılı Yasaya eklenen Geçici 14. Maddesi gereğince,6352 Sayılı Kanunun Geçici 2. maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır cezamahkemeleri ile Terörle Mücadele Kanununun 10. maddesi uyarınca görevlendirilenağır ceza mahkemelerinin kaldırılması ve derdest bulunan dosyalarınbulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili vegörevli mahkemelere devredilmesi gerektiğinin, belirtildiği, buna göremahkemenin görevinin sona erdiği” gerekçesiyle görevsizlik kararıvermiştir.
27. Görevsizlik kararı üzerine davaMalatya 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/173 sayılı esasına kaydedilmiş olupyargılama devam etmektedir.
28. Başvurucu Haydar Yeşil 21/1/2015 tarihinde, başvurucular MehmetÇolak, Abdullah Atılğan, Murat Göktürk 24/6/2014tarihinde, başvurucu Adil Akçay 24/2/2014 bütün tutuklama müzekkerelerindentahliye edilmişlerdir.
B. İlgiliHukuk
29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendi şöyledir:
“(1) Kasten öldürme suçunun;
a) Tasarlayarak, ...
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıile cezalandırılır.”
30. 5237 sayılı Kanun’un 312. maddesi şöyledir:
“(1) Cebir ve şiddetkullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevleriniyapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesihalinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”
31. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesi şöyledir:
“(1) Bu kısmındördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlıörgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğerhükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”
32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135.maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 12. maddesi iledeğiştirilmesinden önceki hâli şöyledir:
“(1) Birsuç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkinkuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesiimkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunanhallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyonyoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyalbilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkiminonayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenindolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyetsavcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerlearasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra budurumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenensuçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracınıntürü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu,tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay içinverilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353S.K./17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgiliolarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere süreninmüteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
…
(5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler,tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılansuçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
13. Silahlı Örgüt (madde 314)
...”
33. Aynı Kanun’un 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 105.maddesiyle yürürlükten kaldırılan 251. maddesi şöyledir:
“(1) 250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma,Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasındagörevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görevsırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarıncadoğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci Madde kapsamındakisuçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerdeveya işlerde görevlendirilemez.
(2) 250. madde kapsamına giren suçların soruşturması vekovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gereklikararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerlegörevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargıhâkimlerinden isteyebilirler.
(3) Soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli iledelillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır cezamahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçunişlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir.
(4) Suç askerî bir mahalde işlenmiş ise, Cumhuriyet savcısıilgili askerî savcılıktan soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Üçüncü fıkrayagöre soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerîsavcılıklar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yaparlar.
(5) 250. madde kapsamına giren suçlarda, yakalananlar için91 inci Maddenin birinci fıkrasındaki yirmi dört saatlik süre kırk sekiz saatolarak uygulanır. Anayasanın 120 nciMaddesi gereğince olağanüstü hâl ilân edilen bölgelerde yakalanan kişilerhakkında 91 inci Maddenin üçüncü fıkrasında dört gün olarak belirlenen süre,Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir.Hâkim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.
(6) 250. madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma vekovuşturmalarda kolluk; soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı,tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, ağır ceza mahkemesi veyabaşkanının, Cumhuriyet savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunanhâkimin emirleriyle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur.
(7) 250. maddede belirtilen suçlar nedeniyle Cumhuriyetsavcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde geçici olarak, bu mahkemelerinyargı çevresi içindeki genel ve özel bütçeli idarelere, kamu iktisaditeşebbüslerine, il özel idarelerine ve belediyelere ait bina, araç, gereç vepersonelden yararlanmak için istemde bulunabilirler.
(8) Türk Silahlı Kuvvetleri kıt'a,karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması hâlinde istem, yetkili amirlikçedeğerlendirilerek yerine getirilebilir.”
34. Aynı Kanun’un 116. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin eldeedilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü,eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.”
35. Aynı Kanun’un 117. maddesi şöyledir:
“(1) Şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suçdelillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstü, eşyası,konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.
(2) Bu hâllerde aramanın yapılması, aranılan kişinin veyasuçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanaksağlayan olayların varlığına bağlıdır.
(3) Bu sınırlama, şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerlerile, izlendiği sırada girdiği yerler hakkında geçerli değildir.”
36. Aynı Kanun’un 119. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde isekolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak,konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararıveya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçlarıCumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
(2) Arama karar veya emrinde;
a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,
b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğeryerin adresi ya da eşya,
c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi,
Açıkça gösterilir.
(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleriyazılır. (Mülga ikinci cümle: 25/5/2005 – 5353/15 md.)
(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veyadiğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veyakomşulardan iki kişi bulundurulur.
(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, (…) (1) Cumhuriyetsavcısının istem ve katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.
37. Aynı Kanun’un 127.maddesi şöyledir:
“Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunanhallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde isekolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoymaişlemini gerçekleştirebilir.
(2) Kolluk görevlisinin açık kimliği, elkoymaişlemine ilişkin tutanağa geçirilir.
(3) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.)Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde
görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksihâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.
(4) Zilyetliğinde bulunan eşya veya diğer malvarlığıdeğerlerine elkonulan kimse, hâkimden her zaman bukonuda bir
karar verilmesini isteyebilir.
(5) Elkoyma işlemi, suçtan zarargören mağdura gecikmeksizin bildirilir.
(6) Askerî mahâllerde yapılacak elkoyma işlemi, (…) (1) Cumhuriyet savcısının istem vekatılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.”
38. Aynı Kanun’un 148. maddesi şöyledir:
“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesinedayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibibedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmişolsa da delil olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkimveya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esasalınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesininalınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısıtarafından yapılabilir.”
39. Aynı Kanun’un 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var
sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
...”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
40. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucuların 2013/9081 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
41. Başvurucular; yargılamaya konu suç yeri Malatya olmasına rağmendava dosyasındaki işlemlerin büyük bir kısmının yetkisi ve görevi olmayanİstanbul ilinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi nedeniylehukuka aykırı bir şekilde tutuklandıklarını, yasak sorgu usulüyle ifadelerininalındığını, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu olmadıkları suçlardantutukluluklarının devamına karar verildiğini, tutukluluğun devamı kararlarınakarşı yaptıkları itirazların formül gerekçelerle incelenmeden reddedildiğini,hukuka aykırı bir şekilde uzun süredir tutuklu olduklarını belirterek kişi özgürlüğüve güvenliği haklarının; haklarında verilen iletişimin dinlenmesi, arama, elkoyma ve inceleme kararlarının usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu, yapılanincelemelerde elde edilen verilerin yürütülen soruşturma ile ilgisi olmamasınarağmen soruşturma dosyasına dahil edildiğini belirterek özel ve aile yaşamınasaygı haklarının ihlal edildiğini, dava dosyası kapsamında sadece müdahil tarafbeyanlarının dikkate alındığını, sanık vekillerinin hiçbir talebinindinlenmediğini, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiğini, gizli tanıkhakkında lehlerine olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiğini,lehe delil toplanmadığını, soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkiliolmayan Savcılık tarafından gerçekleştirilmek suretiyle kanuni hakim ilkesininihlal edildiğini ileri sürmüşler; tahliye ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
42. Anılan şikâyetlere ek olarak başvurucu Haydar Yeşil resenyapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesinedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Ayrıca başvurucular Haydar Yeşil ve Murat Göktürk ifadelerininalınması sırasında kendilerine Alevi olup olmadıklarının sorulması suretiyleinançlarını açıklamak zorunda bırakıldıklarını belirterek din ve vicdanözgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
43. Başvurucuların tutuklamanın kanuni olmadığı yönündekiiddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası; tutukluluk süresininmakul olmadığı, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptıkları itirazlarınformül gerekçelerle incelenmeden reddedildiği yönündeki iddialarının aynımaddenin yedinci fıkrası, resen yapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyetsavcısının görüşünün bildirilmemesi ve bazı tutukluluğun devamı kararlarınaitiraz edemedikleri yönündeki iddialarının aynı maddenin sekizinci fıkrası,dava dosyası kapsamında sadece müdahil taraf beyanları ve delillerinintoplandığı, sanık vekillerinin hiçbir talebinin dinlenilmediği, bilirkişiincelemesi taleplerinin reddedildiği, gizli tanık hakkında lehlerine olan bazıbilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiği, lehe delil toplanmadığı,soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkili olmayan Savcılık tarafındangerçekleştirilmek suretiyle kanuni hâkim ilkesinin ihlal edildiği iddialarınınAnayasa’nın 36. maddesi; iletişimin tespiti, arama, inceleme ve el koymakararlarının yetkili olmayan mahkemece verildiği, hukuka aykırı olduğu, isnatedilen suçla ilgili olmayan hususların dosyaya dâhil edildiği iddialarının Anayasa'nın20. maddesi, ifadelerinin alınması sırasında kendilerine Alevi olupolmadıklarının sorulması suretiyle inançlarını açıklamak zorunda bırakıldıklarıiddialarının Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği sonucunavarılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. ÖzelYaşamın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
44. Başvurucular haklarında verilen iletişimin tespiti kararınınyetkili olmayan mahkemece verildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu, isnatedilen suçla ilgili olmayan hususların da telefon tapelerindeyer aldığını; arama, el koyma ve inceleme kararlarının yetkili olmayan mahkemetarafından verildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu, yapılan incelemelerdeelde edilen verilerin yürütülen soruşturma ile ilgisi olmamasına rağmensoruşturma dosyasına dâhil edildiğini belirterek özel hayatın gizliliğihaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
45. Bakanlığın 2013/9082 numaralı bireysel başvuruya ilişkingörüşünde, başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik veya başvuruyollarının tüketilmesi nedeniyle kabul edilemez olduğu belirtilmiştir.
46. Başvurucu Mehmet Çolak, Bakanlığın görüşüne karşı yasal süresiiçinde bir beyanda bulunmamıştır.
47. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımınınyapılması oldukça zordur. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişiselbağımsızlık olup bu koruma, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak,kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikteözel hayat kavramının, herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme vedış dünyayı bu alandan uzak tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Faris Korkmaz, B. No: 2013/6995, 8/9/2015, §33).
48. 52. Başvurucular tarafından, telefon görüşmelerinin dinlenmesineilişkin olarak özel hayata ve saygı haklarının kamu gücü tarafından ihlaledildiği ileri sürülmüş olup anılan hak, Anayasa'nın 20. maddesi ile Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesinde yer alan özel hayatasaygı hakkı kapsamındadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) detelefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin tedbirin Sözleşme’nin 8. maddesibağlamında başvurucuların “haberleşme” ve “özel hayat” haklarına hukuki alandamüdahale niteliğinde olduğunu belirtmektedir (Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,6/9/1978, § 41; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,2/8/1984, § 64). Yine AİHM'e göre arama ve el koymakararları da Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvurucuların özel hayatasaygı haklarına bir müdahale niteliğindedir (Camenzind/İsviçre, B. No: 21353/93, 16/12/1997, §§ 32-35, Buck/Almanya, B. No: 41604/98, 28/4/2005, §§30-33).
49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
51. Anılan hükümler uyarınca bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasıgerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasalödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinindüzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Temel hak ve özgürlüklerinihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ilerisürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
52. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilenhak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucununAnayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahipolduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
53. Somut olayda, yürütülen soruşturma kapsamında 5271 sayılıKanun’un 135. maddesine istinaden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilenkarar uyarınca başvurucuların telekomünikasyon yoluyla iletişimi (telefongörüşmeleri) dinlenmiştir. Ayrıca İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 16/3/2011tarihinde Başvurucular hakkında arama ve el koyma kararı vermiştir.
54. Yargılama süreci devam eden telefon dinlemeleriyle ilgili olarakhenüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır. Aynı şekilde arama, el koymakararları ve bu kararlar yoluyla elde edilen deliller ile ilgili olarak dahenüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır. Arama, el koyma tedbiri vetelefon dinlemeleri gerçekleşmiş olmakla birlikte bunların hukukiliği ve kesinsonuçlarının temyiz incelemesi sonucunda ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.
55. Bu durumda aynı dava sürecine ilişkin iddiaların farklıdüzlemlerde hem Anayasa Mahkemesince hem de Yargıtay tarafından yargısalincelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki ikincilnitelikteki rolüne uygun olmayacağından başvurucuların özel yaşama saygıhaklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının da öncelikle derecemahkemelerince incelenmesi gerekmektedir.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Din VeVicdan Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
57. Başvurucular Haydar Yeşil ve Murat Göktürk, İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında ifadelerinin alınması sırasındakendilerine Alevi olup olmadıklarının sorulması suretiyle inançlarını açıklamakzorunda bırakılmaları nedeniyle din ve vicdan özgürlüklerinin ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
58. Bakanlığın 2013/9081 numaralı başvuruya ilişkin görüşünde, ifadealma işlemi sırasında anılan başvuruculara dinlerini açıklamak zorundabırakacak bir soru sorulmadığı belirtilmiştir.
59. Başvurucu Haydar Yeşil, Bakanlığa karşı verdiği cevapdilekçesinde başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarlamıştır.
60. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
61. Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyleihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğuileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesineeklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,20).
62. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olayailişkin iddialarını ortaya koymak ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğineilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamakyükümlülüğü başvuruculara aittir. İfade tutanakları incelendiğindebaşvurucuları dinî inancını açıklamak zorunda bırakacak bir soruyarastlanmamıştır. Bunun haricinde başvurucular tarafından ne suretle dinîinançlarını açıklamak zorunda bırakıldıklarına ilişkin ilişkin bir bilgi ya dakanıt sunulmamıştır.
63. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen ihlaliddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
64. Başvurucular dava dosyası kapsamında sadece müdahil tarafbeyanları ve delillerinin toplandığını, sanık vekillerinin hiçbir talebinindinlenmediğini, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiğini, gizli tanıkhakkında lehlerine olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiğini,lehe delillerin toplanmadığını, soruşturma işlemlerinin büyük bölümünün yetkiliolmayan Savcılık tarafından gerçekleştirildiğini, savunma haklarının kısıtlandığınıbelirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
65. Bakanlığın 2013/9081 numaralı bireysel başvuruya ilişkingörüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine atfen görüşsunulmayacağını belirtilmiştir.
66. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasadagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiğiiddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
67. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
68. Somut olayda başvurucular hakkındaki dava, Malatya 1. Ağır CezaMahkemesinin 2014/173 sayılı esas numarasına kaydedilmiş olup yargılama devametmektedir. Dolayısıyla bu şikâyetler bakımından olağan kanun yollarıtüketilmemiştir.
69. Açıklanan nedenlerle kanunda öngörülmüş yargısal başvuruyollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. KişiÖzgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. TutuklamanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
70. Başvurucular yetkili ve görevli olmayan mahkeme tarafındantutuklandıklarını, haklarında tutuklama kararı olmayan suçlardantutukluluklarının devamına karar verildiğini, kuvvetli suç şüphesi olmadantutuklandıklarını ileri sürmüşlerdir.
71. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Suçluluğuhakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakimkararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakıncabulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”
72. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
73. Bakanlığın 2013/9082 ve 2013/9081 numaralı bireysel başvurularailişkin görüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerineatfen görüş sunulmayacağını belirtilmiştir.
74. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delillerin yok etmeleriniveya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabileceklerihükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olaraksuç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu unsurtutuklama tedbiri için olmazsa olmaz niteliktedir. Bunun için suçlamanınkuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcıdelil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayınkendine özgü şartlarına bağlıdır (HanefiAvcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).
75. Buna bağlı olarak yakalama veya tutuklama anındaki delillerkişinin suçla itham edilebilmesini sağlayacak düzeyde olmayabilir. Ziratutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinintutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veyaortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek veilerletmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanakoluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacakolan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesigerekir (Mustafa Ali Balbay, B.No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).
76. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak vehürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, busınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velaik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınsınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunlasınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (MuratNarman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).
77. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların kanundabelirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idariorganlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas veusule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesininamacı bireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olupmaddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarınmaddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bunedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyettenyoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğincebaşvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının,kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise hukuk devletiilkesi gereği, keyfiliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüdeerişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesinceincelenmesi gerekir (Murat Narman,§ 44).
78. Bu bağlamda tutuklama kararının yetkili mahkeme tarafındanverilip verilmediği hususunun tutuklamanın kanunların öngördüğü usul veesaslara uygun olup olmadığı açısından incelenmesi gerekir. Zira tutuklamanınyetkili olmayan bir mahkeme tarafından verilmesi tutuklamayı kanuna aykırı hâlegetirecektir.
79. Somut olayda başvurucular hakkında, iddia edilen Ergenekon terörörgütünün talimatları doğrultusunda Zirve Yayınevi cinayetini azmettirdiklerişüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular bu soruşturma kapsamındaözel yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmışlardır.Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “Kamuoyunda Zirve Yayınevleri cinayetleri olarakbilinen eylemin Malatya ilinde gerçekleşmesi suça konu yargılamanın halenMalatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor olması, Şüphelilerin birkısmının bu cinayetin azmettiricisi konumunda olduğu, bir kısmının da cinayetöncesi ve sonrasında örgüt adına yaptıkları çalışmalarla kamuoyu oluşturmayaçalıştıkları, şüphelilerin yargılamalarının Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesindedevam eden dosyayla birlikte yapılmasının hukuki zorunluluk doğurduğu, Her nekadar Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik örgüt yöneticilerininyargılamaları İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor ise deşüphelilerle Malatya’da gerçekleşen eylem arasında fiili ve hukuki irtibatbulunması” gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyanın MalatyaCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
80. Söz konusu kararın verildiği dönemde yürürlükte olan 5271 sayılıKanun’un mülga 251. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Cumhuriyet savcısısoruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile delillerin bulunduğuyerlere giderek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza mahkemesinin bulunduğuyer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yerin Cumhuriyetsavcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Bu hükme göre Cumhuriyet savcısısoruşturmayı suçun işlendiği yerin savcısından isteyebileceği gibi kendisi deyapabilir. Bu doğrultuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suç Malatya’daişlenmiş olsa da isnat edilen suçların yargılamasını İstanbul’da devam edenErgenekon soruşturmasıyla bağlantılı gördüğü için soruşturmayı İstanbul’dabaşlatmıştır.
81. 5271 sayılı Kanun’un mülga 251. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre 250. madde kapsamına giren suçların soruşturması ve kovuşturmasısırasında Cumhuriyet savcıları hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları,varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağırceza mahkemesi üyesinden, aksi hâlde yetkili adli yargı hâkimlerindenisteyebilir. Somut olayda da Cumhuriyet savcısı başvurucuların tutuklanmasınıtalep etmiş ve başvurucular bu suçlara bakmakla görevli İstanbul 11. Ağır CezaMahkemesi tarafından tutuklanmışlardır. Bu bağlamda başvurucularıntutuklanmalarının kanuna aykırı olduğu söylenemez.
82. Somut olayda başvurucular, tutukluluğun devamına ilişkinkararlarda tutuklu olmadıkları suçlardan da tutukluluğun devamına kararverildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, İstanbul 11. Ağır CezaMahkemesinin 21/3/2011 tarihli ve 2011/29 Sorgu sayılı kararıyla başvurucularAbdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak ve AdilAkçay “silahlı terör örgütüne üye olma”suçundan; Başvurucu Haydar Yeşil “silahlıterör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve tasarlayarak adam öldürme”suçlarından tutuklanmışlardır. Tutukluluğun devamına ilişkin kararlarincelendiğinde Mahkemenin kimi zaman her bir başvurucu için tutuklu olduğusuçları ayrı ayrı belirtmek yerine toplu olarak başvurucuların tutuklu olduğusuçları belirterek, kimi zaman da tutuklu olmadıkları suçları da belirterektutukluluğun devamına karar verdiği anlaşılmıştır. Böyle bir uygulamadanbaşvurucuların tutuklu olmadığı suçlardan da tutukluluklarının devamına kararverildiği sonucu çıkarılamaz. Nitekim 6/7/2012 tarihli tensip duruşmasındabaşvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, MehmetÇolak’ın tutuklu olmamalarına rağmen tutukluluklarının devamına kararverildiğini iddia ettikleri suçlardan tutuklanma taleplerinin reddedildiği, Malatya3. Ağır Ceza Mahkemesince 18/1/2013 tarihli duruşmada tutuklu olmamalarınarağmen tutukluluklarının devamına karar verildiğini iddia ettikleri suçlardantutuklandıkları anlaşılmıştır. Aksi bir sonuca ulaşılması durumunda bilebaşvurucuların ilk kez tutuklandıkları suçtan tahliye edilmedikleri de dikkatealındığında böyle bir uygulamanın tutuklama kararlarını hukuka aykırı bir hâlegetirdiği söylenemez. Mahkemeler kimi zaman başvurucuların tutuklu olmadıklarısuçları da belirterek tutukluluğun devamına karar vermiş olsa da bu durum tekbaşına tutuklamaları hukuka aykırı hâle getirecek bir eksiklik değildir.
83. Başvurucuların kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandıklarıiddiaları açısından başvuruculara isnat edilen suçla ilgili delilleriddianamede sanıkların aşama beyanları, tanık Adıyaman'ın beyanları, sanık İ.Ç.nin beyanları ve aşama savunması, daha önce dinlenentanıkların beyanları, fotoğraflar, video görüntüleri, ses kayıtları, bilirkişiraporu, not kâğıtları, ihbar mektupları ile eklerindeki CD ve dokümanlar, aramalardaele geçirilen bilgi, belge ve dijital veriler, Ergenekon terör örgütüsoruşturmaları kapsamında ele geçirilen bilgi, belge, doküman ve dijitalveriler, İl Emniyet Komisyonu toplantı tutanakları, inceleme, değerlendirme vetespit rapor ve tutanakları, HTS telefon irtibat tutanakları, iletişim tespittutanakları, Malatya Jandarma İstihbarat Şubesi tarafından alınan dinlemekararları, ekspertiz ve bilirkişi raporları, emanet makbuzları gösterilmiştir.
84. Başvurucuların suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığıhâlde tutuklandıkları iddiasının yerinde olmadığı, gösterilen deliller dikkatealındığında tutuklamanın kuvvetli şüphe olgusunu karşıladığı sonucunavarılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tutuklamanın hukuki olmadığıyönündeki şikâyetlerinin tümünün açıkçadayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. ResenGerçekleştirilen Tutukluluk İncelemelerinde Cumhuriyet Savcısının GörüşününTebliğ Edilmediğine İlişkin İddia
86. Başvurucu Haydar Yeşil 13/1/2014 ve 10/2/2014 tarihli resengerçekleştirilen tutukluluk incelemelerinde Savcılık mütalaalarının kendisinetebliğ edilmediğini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
87. Bakanlığın 2013/9082 numaralı bireysel başvuruya ilişkingörüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine atfen görüşsunulmayacağını belirtilmiştir.
88. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursaolsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesinive bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasınısağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
89. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyetikısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar verebilecekve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeyebaşvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak,tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdindeyürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılmasıkararlarının incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).
90. Tutukluluk hâline itirazda bulunulan bir davada, Cumhuriyetsavcısı ve tutuklunun davaya katılma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutuklulukhâline itiraz başvurusunda Cumhuriyet savcısı ve tutuklu arasında silahlarıneşitliği ilkesinin gözetilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.Ceviz/Türkiye, B. No: 8140/08,17/7/2012, § 52; Nikolova/Bulgaristan [BD], B. No: 31195/96, 25/3/1999,§ 58).
91. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresindeşüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreleritibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususundaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. maddehükümleri dikkate alınarak, kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın tutuklulukhâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullargerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkimveya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.
92. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacakdeğerlendirme, resen (ex officio)yapılmakta olup Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanankişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamındadeğerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,§ 32). Resen yapılan tutukluluk incelemesi, Anayasa’nın 19. maddesininsekizinci fıkrasında düzenlenen itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilmediğiiçin bu inceleme sırasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilipedilmediğinin incelenmesine de imkân yoktur.
93. Açıklanan nedenlerle başvurucunun İlk Derece Mahkemesince resengerçekleştirilen tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sırasında Savcılıkgörüşünün kendisine bildirilmediği ve bu suretle silahların eşitliği ilkesineriayet edilmediği yönündeki şikâyetinin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
iii. Tutukluluğun DevamıKararlarına İtiraz Edilemediğine İlişkin İddia
94. Başvurucular, on bir defa tutukluluk hâlinin devamı kararlarınaitiraz etmiş olmalarına rağmen yerel Mahkemece bu itirazların bir kısmınıngörevli Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilirken diğer itirazlarıhakkında hiçbir işlem yapılmadığını ileri sürerek kişi özgürlüğü ve güvenliğihaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Başvurucu Haydar YeşilYönünden
95. Bakanlığın 2013/9081 numaralı bireysel başvuruya ilişkingörüşünde, başvurunun bu kısmının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıkapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
96. Başvurucu Haydar Yeşil, Bakanlığın görüşüne karşı sunduğu cevapdilekçesinde başvuru dilekçesindeki iddialarına ek olarak hangi itiraztaleplerinin incelenmediğini detaylı bir şekilde anlatmıştır.
97. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireyselbaşvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yoluöngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmasıgerekir…”
98. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün(İçtüzük) “Başvuru süresi ve mazeret”kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun,başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
99. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvurusüresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasındaresen nazara alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).
100. Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca bireysel başvurunun; başvuruyollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiğitarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuruyollarının tüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın birbağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamınıntüketilmesi ibaresinin katı bir şekilde yorumlanması, birtakım başvurularaçısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yolaçabilecektir. Bu nedenle olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olanbir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın her bir başvuru yolunun somutbaşvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesigerekmektedir (Taner Kurban, §20).
101. Somut olayda başvurucu Haydar Yeşil 8/11/2012, 14/12/2012,11/1/2013 tarihli tutukluluğun devamı kararlarına sırasıyla 19/11/2012,17/12/2012, 14/1/2013 tarihlerinde itiraz etmiştir. Malatya 3. Ağır CezaMahkemesi 14/1/2013 tarihli duruşmada bir kısım tutuklu sanığın tutukluluk arakararlarına itirazları üzerine yapılan değerlendirme sonucunda itirazlarındeğerlendirilmek üzere Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince itirazların reddine karar verildiğini vekararın sanıklara tebliğ edildiğini belirtmiştir. Ancak başvurucuya göre itiraztalepleri itiraz merciine gönderilmemiş, dolayısıyla itirazın reddi kararlarıda kendisine tebliğ edilmemiş ve bu suretle tutukluluğa itiraz hakkındanyararlanamamıştır. Başvurucunun anlatımlarından itirazın reddi kararlarınınkendisine tebliğ edilmemesine rağmen tebliğ edilmiş gibi gösterildiğini yaniitirazları hakkında bir işlem yapılmadığını 14/1/2013 tarihli duruşmadaöğrendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iddiaya ilişkin başvurunun 14/1/2013tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 12/12/2013 tarihindeyapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
102. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu şikâyetinin süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekmiştir.
Diğer BaşvurucularYönünden
103. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
104. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük’ün 59.maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusuolaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, § 19).
105. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyleihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğuileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesineeklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).
106. Başvurucular, tutukluluk hâlinin devamı kararlarına on bir defaitiraz etmiş olmalarına rağmen Mahkemece bu itirazların bir kısmının görevliDiyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilirken diğer itirazları hakkında hiçbirişlem yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgilideliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ortaya koymak ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlamak yükümlülüğü başvuruculara ait olmasına rağmen hangitarihli tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edildiğine ve sonuçalınamadığına, hangi itiraz talebinin itiraz merciine gönderilmediğine ilişkinbir bilgi ya da kanıt başvurucular tarafından sunulmamıştır.
107. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen ihlaliddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. TutuklulukSüresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia
108. Başvurucular formül gerekçelerle tutukluluk hâllerinin devamettirildiğini, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptıkları itirazlarınformül gerekçelerle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
109. Bakanlığın 2013/9081 ve 2013/9082 numaralı bireysel başvurularailişkin görüşlerinde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerineatfen görüş sunulmayacağını belirtilmiştir.
110. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk durumuhakkında dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 4/12/2013 tarihli veE.2007/125 sayılı ara kararı ile tutukluluk hâlinin devamı yönünde kararvermiştir. Başvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Adil Akçay söz konusukarara itiraz etmiş; itiraz sonucunu beklemeden 12/12/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuşlardır. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2014 tarihli ve2014/20 Değişik İş sayılı kararıyla itirazın reddine karar vermiştir.
111. AİHM benzer durumlara ilişkin kararlarında, iç hukuktaki başvuruyolları tüketilmeksizin başvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkinincelemesini yaptığı tarih itibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğinebakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerin tamamlanması durumunda başvuruyu iç hukukyollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruları kabul edilemez bulmamakta vediğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayan başvuruları esastanincelemektedir (Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, § 53; ; E.K./Türkiye(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000 ve Ringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§89-93).
112. Somut olayda anılan başvurucuların, Malatya 3. Ağır CezaMahkemesinin 4/12/2013 tarihli nihai kararına karşı itiraz yolunabaşvurdukları, itiraz sonucunu beklemeden 12/12/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır.
113. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında anılan başvurucularınbaşvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğuanlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu itirazın Diyarbakır5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9/1/2014 tarihinde reddedildiği, somut olayınkoşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucunavarılmıştır.
114. Bu nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Hakkında
115. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılmailgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerinegetirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
116. Bu hükümle, bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanankişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veyakovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları güvence altınaalınmıştır (Murat Narman, § 60).
117. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendiözelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz.” şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesine rağmentutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyetine nazaran daha ağır bir kamuyararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir. Bu nedenle bir davadatutukluluğun makul süreyi aşmamasını gözetmek, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olaylarınderece mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ile serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman, § 61, 62).
118. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yoketmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.Başlangıçtaki tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutmanın devamı içinyeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlardatutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesigerekir (Murat Narman, § 63).
119. Makulsürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıpgözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda isetutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığıtarihtir (Murat Narman, § 66).
120. Somutolayda başvurucular 17/3/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 21/3/2011tarihinde tutuklanmışlardır. Başvurucu Haydar Yeşil İlk Derece Mahkemesince21/1/2015 tarihinde, Başvurucular Abdullah Atılğan,Murat Göktürk, Mehmet Çolak 24/6/2014 tarihinde, başvurucu Adil Akçay 24/2/2014tarihinde tahliye edilmiştir. Somut olayda başvurucu Haydar Yeşil'in tutukluluksüresi 3 yıl 10 ay, başvurucular Abdullah Atılğan,Murat Göktürk ve Mehmet Çolak'ın tutukluluk süresi 3 yıl 3 ay 3 gün, başvurucuAdil Akçay'ın tutukluluk süresi 2 yıl 11 ay 3 gündür.
121. Başvurucularındeğişik tarihlerde yapmış oldukları tahliye talepleri “delil durumu, başvurucular hakkında isnat olunansuçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini gösterenolguların var olması, isnat edilen suçların katalog suçlardan olması,isnat edilen suçların yasadaki alt ve üst sınırı,tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetlisuç şüphesinin varlığını göstermesi, bir sanık hakkında var olan delilin diğersanıkları da etkileme durumu, sanıkların henüz toplanmamış deliller bakımındanve dinlenecek müşteki ve tanıklar bakımından delillere etki etme ve tanık vemüştekileri yönlendirme kuşkusu, başvurucunun serbest kalması halinde kaçmaşüphesinin bulunması, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiriuygulanmasının dava konusu açısından yetersiz kalacağı” şeklindekigerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucular tarafından Mahkemelerce verilen retkararlarına karşı yapılan itirazlar da benzer gerekçelerle reddedilmiştir.
122. Tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde önemlibir yer tutan suçun katalog suçlardan olması yani 5271 sayılı Kanun’un 100.maddesinin 3. fıkrası hususuna ilişkin olarak başvurana atfedilen suçun daaralarında bulunduğu bazı suçlar için tutuklama nedenlerinin varlığı hakkındayasal bir karinenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (kaçma tehlikesi veyadelilleri değiştirme ve tanıkları, mağdurları ve diğer kişileri baskı altınaalma tehlikesi). Kanun, tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngördüğündekişi özgürlüğüne saygı kuralına aykırı davranılmasıyla sonuçlanan somutolguların varlığının ikna edici biçimde kanıtlanması gerekir. Somut olaydatutukluluğun devamı kararlarında bu şekilde bir kanıtlamanın yapılmadığı vesadece isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin 3. fıkrasıkapsamındaki katalog suçlardan olması hususuna atıf yapıldığı görülmektedir(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. GalipDoğru/Türkiye, B. No: 36001/06, 28/4/2015, § 58).
123. Tutukluluğun devamı kararlarında delil durumuna atıf yapılmasıkuvvetli suç şüphesinin varlığına ve devam ettiğine işaret eden bir gerekçeolarak görülse de uzun süren tutuklulukların devamını kendiliğinden haklıkılmamaktadır (Mansur/Türkiye, B.No: 16026/90, 8/6/1995, § 56).
124.Tutukluluğundevamı kararlarında diğer bir gerekçe olarak isnat edilen suçun ağırlığı vekuvvetli suç şüphesinin varlığı bağlamında kaçma şüphesi gösterilmiştir. Kaçmaşüphesi sadece cezanın ağırlığı kapsamında değerlendirilemez. Bu şüpheninmevcudiyetini teyit eden sanığın karakteri, ahlaki durumu, ikametgâhı, mesleği,mal varlığı, aile bağları, kovuşturulduğu ülkedeki bağlantıları, tutukluluğakarşı gösterdiği tepki, başka bir ülkeye gerçekten kaçmayı planlayıpplanlamadığı, kaçmayı planladığı ülkeyle bağlantıları gibi başkaca olgulara dadeğinilmesi gerekir (Neumiester/Avusturya, B. No: 1936/63, 27/6/1968,hukuki gerekçe bölümü, § 10). Somut olayda başvurucular 2007 yılında meydanagelen bir eylemi azmettirdikleri gerekçesiyle 2011 yılında tutuklanmışlardır.Bu süre zarfında kaçma girişiminde bulunmayan başvurucuların kaçma şüphesi iletutukluluklarının devamına karar verilmesi ikna edici değildir.
125. Yine İlk Derece Mahkemesi, tutukluluğun devamı kararlarındahenüz koruma altına alınmamış delillerin bulunduğunu ve başvurucuların budelilleri ortadan kaldırabileceğini ifade etmiş ve delillerin tam olaraktoplanmamış bulunmasından bahsetmiştir. Ancak sekiz yılı aşkın süredir devameden davada bu delillerin neler olduğu ve neden toplanamadığı belirtilmemiştir.Mahkeme ayrıca başvurucuların henüz toplanmamış deliller bakımından delillereetki etmek, dinlenecek müşteki ve tanıklar bakımından tanık ve müştekileriyönlendirmek suretiyle yargılamanın işleyişine müdahale edebileceğinibelirtmiştir. Ne var ki yargılamanın işleyişini engelleme tehlikesine soyutolarak dayanılmış, bu tehlikenin varlığı somut olarak desteklenmemiştir (Benzeryönde AİHM kararı için bkz. Becciev/Moldova, B. No: 9190/03, 4/10/2005, §59). Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaydaki tutukluluk hâlinindevamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Bubulgular ışığında yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin ayrıcaincelenmesine gerek görülmemiştir.
126. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tutukluluk süresinin makulolmadığı ve tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği yönündekişikâyetleri yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
127. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedileceği belirtilmiş ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylemve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
128. Başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizincifıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular hakkında tahliyekararı verilmekle tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda ihlalin tespitidışında sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.
129. Başvurucular maddi ve manevi tazminatahükmedilmesini talep etmişlerdir.
130. Başvurucular tarafından maddi tazminattalebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddizarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucuların madditazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
131. Başvurucuların özgürlük ve güvenlik hakkınayönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecekölçüdeki manevi zararları karşılığında somut olayın özelliklerini dikkatealarak başvurucu Haydar Yeşil’e 8.000 TL, başvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak’a ayrı ayrı 6.600 TL,başvurucu Adil Akçay’a 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
132. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ve başvurucu Mehmet Çolaktarafından yapılan ve 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin anılanbaşvurucuya ödenmesine, başvurucular Adil Akçay ve Haydar Yeşil tarafındanyapılan 198,35 TL harçtan ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılamagiderinin ayrı ayrı anılan başvuruculara ödenmesine, başvurucular Abdullah Atılğan ve Murat Göktürk tarafından yapılan 206,10 TLharçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı, 1.800 TL vekâlet ücretinin isemüştereken anılan başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Özel hayatın gizliliğihaklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Din ve vicdan özgürlüğühaklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma haklarınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutuklamanın hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlerin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluğun devamıkararlarına itiraz edilemediğine ilişkin şikâyetlerin başvurucu Haydar Yeşilyönünden başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle, diğer başvurucular yönünden açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Başvurucu Haydar Yeşil’inresen yapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyet savcısının görüşününbildirilmemesine ilişkin şikâyetinin konubakımından yetkisiz olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Tutukluluk süresinin makulolmadığına ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Tutukluluk süresinin makulolmadığı şikâyetine ilişkin olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucu Haydar Yeşil’e 8.000 TL, başvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak’a AYRI AYRI 6.600 TL,başvurucu Adil Akçay’a 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuMehmet Çolak’a ÖDENMESİNE; 198,35TL harcın ve 1.800 TL vekâlet ücretinin başvurucular Adil Akçay ve HaydarYeşil’e AYRI AYRI ÖDENMESİNE; başvurucular Abdullah Atılğanve Murat Göktürk’e 206,10 TL harcın AYRI AYRI, 1.800 TL vekâlet ücretinin iseMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.