TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAYDAR ÇAKA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/17305)
Karar Tarihi: 9/1/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Haydar ÇAKA
Vekili
:
Av. Yusuf YILMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde askerlikhizmeti yaptırılmasından dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan tamyargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucunun Askerlik Şubesi Başkanlığı askerlik meclisinceyapılan muayenesi sonucunda askerliğe elverişli olduğuna karar verilmiştir.Başvurucu bireysel başvuru formunda, düztaban olması nedeniyle askerliğeelverişli olmadığını askere sevk işlemlerinin yürütüldüğü süreçte yetkilileresöylediğini ancak bu iddiasının dikkate alınmadığını belirtmektedir.
9. Başvurucu 16/10/2009 tarihinde askere sevk edilmiş, askerlikhizmetini tamamlayarak 17/1/2011 tarihinde terhis edilmiştir.
10. Askerlik hizmeti sırasında başvurucu hakkında emreitaatsizlikte ısrar suçundan Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı AskeriMahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Söz konusu dava başvurucununterhisinden sonra da bir müddet devam etmiştir.
11. Mahkeme yargılama sürecinde başvurucunun, askerliğeelverişlilik durumunun tespiti için İstanbul Gümüşsuyu Asker Hastanesine sevkedilmesine karar vermiştir.
12. Anılan Hastane tarafından yapılan muayenesi sonucundabaşvurucu hakkında düzenlenen 13/2/2013 tarihli sağlık kurulu raporunda,başvurucunun küçüklükten beri düztabanlık şikâyetinin mevcut olduğunubelirttiği ifade edilmiş, "düztaban (kazanılmış)" tanısıyla "Suç tarihinde ve hâlenbarışta askerliğe elverişli değildir. Seferde görev yapar." tespiti yapılmıştır. Söz konusu rapor26/4/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından onaylanarakkesinleşmiştir.
13. Mahkeme 3/7/2013 tarihinde başvurucunun yokluğunda yapılanduruşmada, 13/2/2013 tarihli sağlık raporuna istinaden askerliğe elverişliolmadığı tespit edilen başvurucunun suç tarihinde asker kişi sıfatınıtaşımadığından emre itaatsizlikte ısrar suçunun unsurlarının oluşmadığıgerekçesiyle beraat kararı vermiştir. 25/7/2013 tarihinde kesinleşen söz konusukarar 5/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu, söz konusu hastalık nedeniyle doğuştan askerliğeelverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumuntespit edilememesi sonucu kendisine askerlik yaptırıldığını belirterek busebeple uğradığı zararların tazmini istemiyle 4/10/2013 tarihinde Askeri Yüksekİdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
15. AYİM İkinci Dairesi (Daire) oybirliğiyle verdiği kararladavayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. 2/4/2014 tarihli kararın gerekçesindeöncelikle davanın idari işlemden (askerliğe elverişli olmadığı hâlde askerealma işlemi) doğan bir tam yargı davası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.Başvurucunun en geç, askerliğe elverişli olmadığının tespit edildiği sağlıkraporunun onaylanarak kesinleştiği 26/4/2013 tarihinde bu işlemi öğrendiğikabul edilmiştir. Dolayısıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga AskeriYüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davanın en geç, raporunonay tarihinden itibaren altmış gün içinde doğrudan veya aynı Kanun'un 35.maddesi uyarınca davalı idareye ihtiyari müracaatta bulunularak ve bu müracaatüzerine idarenin cevabının niteliğine göre yine aynı maddede öngörülen usuluyarınca hesaplanacak süre içinde açılması gerektiği belirtilmiştir. Buitibarla başvurucunun 4/10/2013 tarihinde açtığı davanın süresinde olmadığıifade edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucunun hakkındaki beraat kararıyla dasöz konusu rapordan haberdar olduğu, dolayısıyla öğrenme tarihi olarak beraatkararının kesinleştiği 25/7/2013 tarihi esas alınsa bile altmış günlük davaaçma süresinin geçirildiği belirtilmiştir.
16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 10/9/2014tarihli kararıyla reddedilmiştir.
17. Nihai karar başvurucuya 8/10/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu 4/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 1602 sayılı mülga Kanun’un 35. maddesinin "İhtiyarı müracaat" kenar başlıklı (a)bendi şöyledir:
"Kesinişlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması,kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksaişlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içindeistenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istekreddedilmiş sayılır.
İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlarve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır."
20. Aynı Kanun’un "Davaaçma süresi" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi şöyledir:
"AskeriYüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirimtarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmışgündür."
21. Aynı Kanun’un "İptalve tam yargı davaları" kenar başlıklı 42. maddesi şöyledir:
"İlgililer,haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdareMahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarıile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın kararabağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulmasıhalinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğanzararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davasıaçabilirler. Bu halde de ilgililerin 35 inci madde uyarınca idareye başvurmahakları saklıdır."
B. Uluslararası Hukuk
1. İlgili Sözleşme
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciineerişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarakdikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucunaulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişimhakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç vehedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasınadayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası,herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirmehakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
24. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeyeerişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasınıgerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. AncakAİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecekşekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifadeetmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan yada uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılıkilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıylauyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve MeryemYılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,§ 19; Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).
25. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukukhükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özelliklemahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'inrolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumluolup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırıgetiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacınadayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasınınilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecekmahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her birolayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesininbirinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesigerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye,§ 20).
26. AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesiiçin öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletininzayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlardaöngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırıesneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirlilikve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesihâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasınıönleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeyeerişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 9/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu; askerliğe elverişli olmadığı hâlde idaretarafından yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespit edilememesisonucu ağrı ve acı içinde kendisine zorla askerlik yaptırıldığını, nitekimrahatsızlığı nedeniyle hizmeti gereği gibi yerine getiremediği için çoğu zamanhürriyeti bağlayıcı nitelikte disiplin cezalarına muhatap kaldığınıbelirtmektedir. Bu sebeple uğradığı zararın tazmini istemiyle açtığı davanınsüre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişiminin engellendiğini ifadeeden başvurucu ayrıca, yargılama sürecinde haksız şekilde dilekçe ret kararıverilmesinin usul ekonomisine aykırı olduğunu belirtmekte; keza karar düzeltmeisteminin reddine dair kararın gerekçesiz olduğundan, bu karara muhalif kalanhâkimin görüşüne dahi kararda yer verilmediğinden şikâyet etmektedir.Başvurucu; işkence ve kötü muamele ile kölelik ve zorla çalıştırmayasaklarının, ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
29. Anayasa’nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
31. Başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü,askerliğe elverişli olunmadığı hâlde askerlik hizmeti yaptırılmasından dolayıuğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada mahkemenin dava açmasüresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarını hatalıdeğerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasınınincelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
32. Başvurucunun ayrıca, AYİM’inkuruluş ve yapısı itibarıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından, AYİM’in kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyizmerciinin olmamasından ve karar düzeltme taleplerinin aynı daire tarafındanincelenmesinden de şikâyet ettiği görülmektedir. Bununla birlikte belirtilenşikâyetler benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığıiddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması; iki dereceli yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasının ise belirtilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmediğigerekçesiyle konu bakımından yetkisizlik nedenleriyle kabul edilemez olduğunaistikrarlı bir şekilde karar vermiştir (Ayrıntılı bilgi için bkz. Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013; Mahir Akarsu, B. No:2012/1096, 20/2/2014). Bu sebeple işbu bireysel başvuruda belirtilen şikâyetleryönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayanAİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkınıiçerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortayakoyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adilyargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
36. Somut olayda idari işlemden doğan zararın tazmini istemiyleaçılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
37. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
39. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarakAnayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklıbir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
40. Başvurucunun idari işlemden doğan zararının tazminiistemiyle açtığı davanın altmış günlük dava açma süresi içinde açılmadığı gerekçesiylereddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 35., 40. ve42. maddelerine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğuanlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
41. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvencealtına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlamanedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılmasımümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeniöngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğukabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlamanedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alankurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açmahakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hakarama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın normalanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9,10/2/2016, § 10).
42. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altındakalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimdeyürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idariişlem veeylemlere karşı yapılacak başvurular ve açılacak davalar kanunlarla bellisürelere bağlanmıştır (Aynı yönde karar için bkz. Mohammed Aynosah, § 39). Diğer yandanidari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınan süreler,mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya daulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumlarınönlenmesi bakımından idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda sürekoşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
43. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veyamahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararınıönemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
44. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilikilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancakmevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlışuygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin davaaçma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunmasımahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
45. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından davaaçma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişimhakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer birifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecedezorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakulolup olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği,davanın konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olupolmadığı gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.Öngörülen sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına,gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyleorantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,25/7/2017, § 65).
46. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeyeerişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır. Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
47. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanunhükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırışekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayıayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerinsürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarınızorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlikve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkinkanun hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişimhakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (YaşarÇoban, § 67).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
48. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıç tarihi olaraksağlık raporunun (terditli olarak beraat kararının)kesinleşme tarihinin esas alınmasının ve ayrıca 1602 sayılı mülga Kanun'un 43.maddesinde öngörülen bir yıllık dava açma süresinin uygulanmamasının mahkemeyeerişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
49. İdarenin birtakım işlemler tesis etmek veya eylemlerdebulunmak suretiyle yürüttüğü kamu hizmetlerinin düzenliliğini ve sürekliliğinisağlamak amacıyla getirilen dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağınıbelirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerineaittir. Bireysel başvuruda ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresininbaşlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevibulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açmasüresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derecemahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayınkoşulları ışığında incelemektir.
50. Bu bağlamda mahkemelerin dava açma süresinin başlatılmasıgereken tarih ile ilgili yorumlarının adil yargılanma hakkı kapsamındakigüvencelerden mahkemeye erişim hakkı yönünden dava açmayı imkânsız kılmaması yada aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Bu yoruma ilişkin değerlendirmeninyapılmasında ise başvurucuların dava açılmasına sebep olan ve uyuşmazlığıntemelini teşkil eden olgudan ne zaman haberdar olduğu ya da haberdar olmasıgerektiğinin gerçekçi bir yaklaşım izlenerek makul ve kabul edilebilir ölçüt vetespitlerle ortaya konulmuş olup olmadığı hususu önem taşımaktadır.
51. Bu itibarla derece mahkemelerinin uyuşmazlığın dayanağınıteşkil eden olgunun öğrenildiği tarih ile ilgili her somut olay özelindebireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapma yolunu tercih etmeleri mahkemeyeerişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı olacaktır. Aksidüşüncenin kabulü ile sadece uyuşmazlığın konusuna ya da davanın türüne göregenel ve ilkesel bir yaklaşım benimsenerek varsayımdan hareketle olgununöğrenildiği, dolayısıyla dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesive bu yoruma göre geçen süreden sonra öğrenilmiş bir olguya dayalı olarak davaaçılamayacağının kabul edilmesi, dava açılmasını aşırı derecede zorlaştıracakve hatta imkânsız hâle getirebilecektir.
52. Olayda başvurucu, zorunlu askerlik hizmetini tamamlayarak 17/1/2011tarihinde terhis edilmiştir. Askerlik hizmeti sırasında emre itaatsizlikteısrar suçundan Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesindehakkında dava açılmış; bu dava, terhisinden sonraki süreçte de devam etmiştir.Söz konusu davada, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti amacıylagerekli görülmesi üzerine askerliğe elverişlilik durumunun tespiti içinbaşvurucu, hastaneye sevk edilmiştir. 26/4/2013 tarihinde kesinleşen sağlıkkurulu raporunda düztaban (kazanılmış) tanısıyla başvurucunun askerliğeelverişli olmadığı tespit edilmiştir. Bu rapora istinaden başvurucu hakkındaverilen beraat kararı 25/7/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, askerliğeelverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespitedilememesi sonucu askerlik yaptırıldığı iddiasıyla tazminat ödenmesi istemiyle4/10/2013 tarihinde doğrudan (idareye başvurmaksızın) AYİM'dedava açmıştır.
53. AYİM'in somut uyuşmazlığı, idariişlemden -askere alma işleminden- doğan bir tam yargı davası olarak nitelediğive yargılamada uygulayacağı dava açma süresine ilişkin Kanun hükümlerini de bunitelemeye uygun olarak belirlediği görülmektedir (bkz. § 15). AYİM ilgiliKanun hükümlerini uygularken de başvurucunun en geç, askerliğe elverişli olmadığıtespitini içeren sağlık raporunun kesinleştiği 26/4/2013 tarihinde; lehine biryorumla ise beraat kararının kesinleştiği 25/7/2013 tarihinde uyuşmazlığıntemelini teşkil eden idari işlemden haberdar olduğunu, bu tarihten itibarenyasal süresi içinde idareye başvurarak ya da doğrudan dava açmadığınıbelirtmiştir.
54. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davasıaçmasının sebebi, askerliğe elverişli olmadığı hâlde kendisine zorunlu askerlikhizmetinin yaptırılmış olmasıdır. Dolayısıyla uyuşmazlığın temelini teşkil eden"askerliğe elverişli olmama" olgusunun AYİM tarafından dava açmasüresine esas alınan sağlık raporunun (ya da beraat kararının) kesinleşmetarihi itibarıyla başvurucu tarafından bilinip bilinmediğinin ya da bilinmesigerekip gerekmediğinin ortaya konulması, başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz etmektedir.
55. Başvurucu, beraat kararının 5/8/2013 tarihinde tebliğedilmesiyle birlikte askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık raporundanhaberdar olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte başvuruya konu olaydadüztaban olduğu hususunun gerek askere sevki sırasında gerekse askerlikhizmetini yürüttüğü ve terhis olduğu sırada başvurucunun bilgisi dâhilindeolduğu anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucu bireysel başvuru formunda, düztabanolması nedeniyle askerliğe elverişli olmadığını askere sevk işlemlerininyürütüldüğü süreçte yetkililere söylediğini ancak bu iddiasının dikkatealınmadığını belirtmiştir (bkz. § 8). Keza 13/2/2013 tarihli sağlık raporundada başvurucunun küçüklükten beri düztabanlık şikâyetinin bulunduğunu belirttiğiyönünde açıklamaya yer verildiği görülmektedir (bkz. § 12). Buna göre somutolayın koşulları çerçevesinde başvurucunun AYİM'indava açma süresinin başlangıcına esas aldığı, sağlık raporunun ya da beraatkararının kesinleştiği tarihler itibarıyla askerliğe elverişli olmadığıolgusunu bildiği, dolayısıyla idari işlemden kaynaklı tam yargı davası açılmasıiçin gerekli olan idari işlemin varlığı, zarar ve işlem ile zarar arasındailliyet bağı koşullarının tümünün oluştuğundan haberdar olduğu sonucunavarılmıştır.
56. Bu durumda somut olayın özel koşullarında AYİM'in gerek tam yargı davasının dayanağını teşkil edenuyuşmazlığın hukuki nitelemesiyle gerekse bu nitelemeye göre 1602 sayılı mülgaKanun'da düzenlenen dava açma süresini ve bu sürenin başlatılacağı tarihibelirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı derecedezorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum olmadığıdeğerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.