TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAYRETTİN KAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2293)
Karar Tarihi: 8/9/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Hayrettin KAYA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünüterk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararlarınkarşılanması amacıyla tazminat komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabindeaçtığı davadan bir sonuç alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık8 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/3/2013 tarihindeDiyarbakır 1. İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 27/6/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 25/9/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, karşı beyanlarını 4/12/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Diyarbakır ili, Kulp ilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken 1992 yılında meydanagelen terör olayları nedeniyle köyünden göç etmiştir.
9. Başvurucu, 1992–2002 yılları arasında malvarlığınaulaşamaması nedeniyle uğradığı zararların karşılanması talebiyle, 7/9/2004 tarihinde 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında kurulan DiyarbakırValiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Komisyon) başvuruda bulunmuştur.(Komisyon kayıtlarında başvuru tarihi 23/11/2004olarak yer almaktadır.)
10. Komisyon, 5/3/2008 tarih ve 2008/4-9733sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin terör nedeniyle boşaltılmadığını,keşif ve tespit raporunda müracaatçının evinin sağlam olduğunu tespit etmişancak terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekip biçememesi ve mal varlığınaulaşamaması nedeniyle oluşan zararlarının tazmini amacıyla 5.836,59 TLödenmesine karar vermiştir. Başvurucunun Komisyonca belirlenen zarar miktarınıkabul etmemesi üzerine 31/12/2008 tarihli uyuşmazlıktutanağı düzenlenmiştir.
11. Başvurucu, Komisyonun verdiği kısmen ret kararının iptalitalebiyle 16/2/2009 tarihinde Diyarbakır İdareMahkemesine dava açmıştır. Mahkeme, 24/12/2009 tarih,E.2009/324 ve K.2009/2585 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamenboşaltılan yerlerden olmadığı ve başvurucunun sübjektif güvenlik algısınedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların 5233 sayılı Kanunkapsamında idarece karşılanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanınreddine karar vermiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.Dairesinin 6/11/2012 tarih, E.2011/5489 ve K.2012/7177sayılı kararıyla onanmıştır.
13. Onama kararı üzerine başvurucu, bireysel başvuruöncesinde tüketilmesi zorunlu bir hukuk yolu olmadığı ve sonuç alamayacağıdüşüncesiyle, karar düzeltme yoluna başvurmamıştır.
14. Başvurucu, Danıştay 15. Dairesinin temyiz talebininreddine ilişkin kararının 4/3/2013 tarihinde kendisinetebliğinden sonra 26/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam”kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanununkapsamı dışındadır:
…
d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyalsebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarartespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanunkapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, birbaşkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısıkomisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamugörevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetimkurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukatkomisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilkhaftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İşyoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurununsüresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkilitemsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde,her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararıngerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğinebaşvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacakbaşvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “KarşılanacakZararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluylakarşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğertaşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından
kaynaklanan maddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “ZararınTespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“7 ncimaddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerîmercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarargörenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de gözönünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarınauygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklarabaşvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tariharasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleriuygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenengeçici 1 inci madde gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi,maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıluzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olmasıhalinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzereuzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenbir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamınagiren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılanbaşvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ileuzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığınınaraştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:
“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinindeğerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyleuğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlıbulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararlarıntazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi,terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyleuğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılmasıhalinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçensüreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira,boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanmasızorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği;başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesigerektiği de tabiidir.
Bu kabule göre,uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasındankaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığıtarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklıbulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllıksüre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmamaktadır.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda;komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, AlluçKöyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğusisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devamettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terörolayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettiklerihususlarında çekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlikkaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasakapsamında uğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararınıntazmini gerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemdehukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmemektedir.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 8/9/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/3/2013 tarih ve 2013/2293 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, Akbulakköyünün 1992 yılında terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında idareceyürütülen askeri operasyonlar nedeniyle güvenlik kaygısıyla boşaltıldığını,2002 yılına kadar köyde kalan malvarlığına erişemediğini, uğradığı zararlarınkarşılanması amacıyla yaptığı idari başvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuçalamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 8 yıl sürdüğünübelirterek Anayasa’da düzenlenen adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
30. Başvurucu, terör olayları nedeniylevatandaşların zorunlu göçe tabi tutulduğunu, Akbulakköyünün gayri resmi olarak boşaltıldığını, uğradığı zararların karşılanmasıamacıyla yaptığı idari başvurudan ve ardından açtığı davadan Akbulak köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biriolmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını, oysa Akbulak köyünde birden fazla terör eylemi ve silahlı çatışmagerçekleştiğini, Akbulak İlköğretim Okulunun1992-2003 yılları arasında kapalı kaldığını, bu nedenlerle köyü terk etmekzorunda kaldığını ve köyde bulunan taşınmazlarından yararlanamadığını tümbunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (AİHM) mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özelve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altındakullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,bu kapsamda ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenliksorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgilişahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyethaklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bukişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabuledildiği ifade edilmiştir.
32. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’ninözellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önünealındığında, yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamakiçin istisnai tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktanyoksun olmadığı, bu müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek içinoluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olaylarıntespit edilmesi veya maddi tazminat hesaplaması gibi konulardakideğerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucunavardığı görüşüne yer verilmiştir.
33. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Diyarbakır ili, Kulpilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken meydanagelen terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Başvurucununbaşvurusu sonrasında Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Akbulak köyünün terör nedeniyle tamamen boşalmamış olduğutespitinde bulunmakla birlikte terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekipbiçememesi nedeniyle oluştuğu belirlenen zararını tazmini amacıyla 5.836,59 TLödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu tarafından bu miktarın kabul edilmemesiüzerine Komisyon tarafından uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş, başvurucu da bukarara karşı idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi tarafından davahakkında yapılan araştırmada 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarakilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuş, Akbulak köyünün boşaltılmadığı, her beş yılda bir muhtarlıkseçimlerinin yapıldığı, köye koruculuk sisteminin getirilmediği, yıllaritibariyle köydeki nüfusun bildirildiği tespit edilmiştir. Tüm bu somutaraştırmalar sonrasında Mahkeme söz konusu köyün terör olayları nedeniyletamamen boşalan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucunun davasınıreddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından temyiz başvurusundabulunulmuşsa da bu talep Danıştay tarafından reddedilmiştir. Böyleliklebaşvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespitedilmiştir.
34. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı sunduğu beyanında Adalet Bakanlığının görüşüne katılmadığını belirtmiş,İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde yer verdiği iddiaları özetleyerekyinelemiştir.
35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
36. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası veya açıkkeyfilik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
37. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde, idari başvuru veyargılama aşamasında taşınmaz mallarına erişememekten dolayı uğradığı zararınusulünce tespit edilemediği, talep edilmesine rağmen tanıklarının komisyon vemahkeme aşamasında dinlenmediği, ileri sürdüğü iddia ve sunduğu delillerininyeterince araştırılmadığı ve zararının tazmin edilmediği, bu nedenlerlemülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
38. Başvurucunun taleplerinin reddine ilişkin 5/3/2008 tarihli Komisyon kararı ve derece mahkemelerininkarar gerekçeleri incelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’unkapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendindeyer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve sosyalsebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasında ve ilerisürülen iddia ve delillerin değerlendirilmesinde isabet olmadığına ve esasitibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
39. Başvurucu her ne kadar iddialarınımülkiyet hakkına dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava ve temyizdilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların vemahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarınınmahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayanmahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucununileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafındandeğerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.
40. Nitekim Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 24/12/2009 tarih ve E.2009/324, K.2009/2585 sayılı kararında5233 sayılı kanun kapsamında hangi hallerde uğranılan zararların tazminedilebileceği şu şekilde ifade edilmiştir:
“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılanmaddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda biryerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığınaulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göreidarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerleşim yerinin güvenliknedeniyle idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan ha/ktarafından "tamamen" boşaltılmış olması halinde yerleşim yerininboşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek teksayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddizararın idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.
Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, oyerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgarigüvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel birgöstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürek)iyasayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk edenkişilere göre değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumdaoluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesimümkündür. Bu nedenle, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlikkaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılmasızorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyleyerleşim yerinde sadece köy korutulan ile bunların aileleri kalmış, diğer köyhalkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başka İfade ile buşekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerini kısmen terk edenköy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bunedenden dolay» malvarlığına ulaşılamamasındankaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarecekarşılanacağı açıktır.”
41. Mahkemenin kararında Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak köyüne ilişkin şu değerlendirmelere yer verilerekdavacının (başvurucunun) uğradığını ileri sürdüğü zararların 5233 sayılı Kanunkapsamında tazmininin mümkün olmadığına ve davanın reddine şu gerekçeyle kararverilmiştir:
“…
Dava dosyasında veMahkememizin 2008/2392 sayılı dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden;Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak köyününboşaltılmadığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği, GenelNüfus Sayımları ve tespitlerine göre 1990 yılında 970, 1997 yılında 615, 2000yılında ise 877 kişinin köyde yaşadığı, 1995 yılı Milletvekili GenelSeçimlerinde 241, 1999 yılı Milletvekili Genel Seçimlerinde 246 oy kullanıldığıgörülmüştür.
Bu nedenle yukarıda yer verilen açıklamalaragöre Kulp ilçesi Akbulak köyünün boşalan yerleşimyerlerinden olmaması nedeniyle davacının subjektifgüvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığını ilerisürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasa kapsamında karşılanmasına olanakbulunmamaktadır.
…”
42. Mahkemenin belirtilen kararı, ilgili hükmün (5233 sayılıKanun’un 2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucunun zararının tazminedilebilmesi için köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veyaanılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartınıarayan Danıştayın yerleşik içtihatlarına (§§ 25–27)uygun olup, herhangi bir keyfilik içermemektedir.
43. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarınıterör dolayısıyla terk etmediği Danıştayın onamasısonucu kesinleşen mahkeme kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde deifade edildiği üzere bunun doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233sayılı Kanun’un kapsamına girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. AnayasaMahkemesi açısından bu tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir hususbulunmadığından mülkiyet hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır veDiğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).
44. Açıklanan nedenlerle, başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,mülkiyet hakkı kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derecemahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiği İddiası
45. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkiniddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğuzararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındakiyargılamanın yaklaşık 8 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusundabenimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamındadeğerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğununincelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadargeçen sürecin de dikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.
48. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalardasürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancakidari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlemaleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceği belirtilmiştir.
49. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olupolmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olupolmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacınınbaşvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak kararverildiği görüşüne yer verilmiştir.
50. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
51. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” AnayasaMahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul süredeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).
52. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceliolduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken hususlardır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §40–46). Bu nedenle başvuruya konu yargılama süresinin makul olup olmadığı buhususlar dikkate alınarak değerlendirilecektir.
53. Ancak belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılamasürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerintoplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesiaçısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 46).
54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlardagirişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha öncekibir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No:2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısındanbenzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacakzaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona başvurduğukayıt altına alınan 23/11/2004 tarihidir. Budoğrultuda idari makama başvurulması ile başlayan süreç ile yargılamada geçensüreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
55. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığı zararların giderilmesi amacıyla 23/11/2004tarihinde Komisyona başvurduğu, Komisyonun 5/3/2008 tarihli kararıyla “2 yıl mal varlığına ulaşamama nedeniyle”toplam 5.836,59 TL ödenmesine karar verdiği, başvurucunun sulhnametasarısını kabul etmemesi nedeniyle 31/12/2008 tarihli uyuşmazlık tutanağınındüzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının yaklaşık 4 yıl 1ay sürdüğü görülmektedir.
56. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısalsorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içindekarara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda,personel ve yargıç sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyleyargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğugündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §55).
57. Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya benzer başkabaşvurularla ilgili daha önce verdiği kararlarda (B. No: 2013/3007, 2013/3008,2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014), bu konuda gerekençabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluyla, geçiciolarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan kaynaklanan belli birsüreye kadar yaşanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmayacağıancak, bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve halihazırdauygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devletin, yaşanangecikmelerden sorumlu hale geleceği kabul edilmiştir (B. No: 2013/3007,6/2/2014, § 65).
58. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlaratoplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u kararabağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devametmiştir.
59. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminatkomisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhenkarşılanması amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çokbüyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak1987-2004 yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetlernedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurularoluşturmaktadır. 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu dönemeilişkin bir anda çok yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğeryandan, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkinbaşvuruların anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceğibelirtilmiş fakat bu süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunlaeklenen geçici 4. madde ile 30/5/2008 tarihine kadaruzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem çok sayıda başvuru yapıldığı,fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam etmesinin mümkün olmadığıanlaşılmaktadır.
60. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, 5233 sayılıKanun uyarınca oluşturulan idari başvuru yolunda iş yükündeki artış geçici olupher bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süredeğerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yolaçıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulanbu sistemin etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin yeterliçabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarınınortaya konulması gerekmektedir.
61. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda bu komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleriuyarınca karşılanacak zararları tespit ettiği, bu çerçevede, her bir başvurudayapılan talebe bağlı olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifleryaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporlarıaldığı, başvurucuların taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarımarazisi niteliğinde olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstribitkisi, sebze, meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığıgörülmektedir. 360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken veayrıntılı hesaplamalar yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarınıntespiti amacıyla yürütülen bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşıkve zaman alıcı olduğu ortadadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§ 69, benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, § 69-70).
62. Bu çerçevede, 5233 sayılı Kanun kapsamında Diyarbakırilinden yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4.maddesi uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniylekomisyon sayısının 26/5/2005 tarihinde 3'e ve dahasonra 6’ya kadar çıkarıldığı, 2012 yılına kadar 6 komisyon halinde çalışıldığı,kurulan komisyonlara toplam olarak yaklaşık 51.148 başvuru yapıldığı, 5233sayılı Kanun’un yürürlülük tarihi olan 27/7/2004tarihinden 2006 yılı sonuna kadar yaklaşık 42.594 başvuru yapıldığıanlaşılmaktadır. Komisyona 2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvuruların yapılabildiği, butarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylarailişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışınçok sınırlı olduğu, 15/4/2014 tarihi itibarıyla yapılan toplam 51.148başvurudan 50.832’sinin karara bağlandığı, komisyon sayısının bire düştüğü vesadece 316 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır.
63. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğunbaşvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008)başvuru sayısında çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar butarihten sonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar.Başvuru sayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 70) ve Siirt (B. No: 2013/3054, § 74)örneklerinde de görüldüğü üzere, illerde kurulan komisyonların sayısınınarttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının düşürüldüğü ve işi bitenkomisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke genelinde hem de Diyarbakırilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların sayısına bakıldığında çokaz sayıda başvurunun kaldığı anlaşılmaktadır.
64. Ülke genelinde ve Diyarbakır ilinde karara bağlananbaşvuru sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gerekenişlemler göz önünde bulundurulduğunda, komisyonların çok yoğun bir şekildeçalıştıklarının kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğüişlemleri yerine getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerinkomisyon üyesi olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alankamu görevlileri oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyonsayısının belirli bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir(2013/3007, 6/2/2014, § 72).
65. Somut olayda, Komisyon kayıtlarından anlaşıldığıkadarıyla, 23/11/2004 tarihinde Komisyonabaşvurulduğu, başvuru tarihinden yaklaşık 3 yıl 3 ay sonra Komisyonun 5/3/2008tarihli kararıyla “2 yıl mal varlığınaulaşamama nedeniyle” başvurucuya toplam 5.836,59 TL ödenmesine kararverildiği, başvurucunun sulhname tasarısını kabuletmemesi nedeniyle yaklaşık 10 ay sonra 31/12/2008 tarihli uyuşmazlıktutanağının düzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının 4yıl 1 ay sürdüğü görülmektedir.
66. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmeninKomisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortayaçıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan buiş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konudaüzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.
67. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, Komisyontarafından uyuşmazlık tutanağının düzenlenmesinden sonra 16/2/2009tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle busürecin başladığı, dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligatişlemlerinin yapıldığı, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 2008/2392 sayılı davadosyasında ara karar ile 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca dava konusuköy hakkında ilgili mercilerden bilgi ve belgelerin istenilmesine kararverildiği ve bu talebin sonucunun beklendiği ve 24/12/2009 tarihinde davanınreddine karar verdiği anlaşılmaktadır.
68. Başvurucu tarafından 5/2/2010tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince 6/2/2010tarihinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesiiçin 22/3/2010 tarihinde Danıştay’a gönderilmiştir. Temyiz talebine ilişkinolarak yaklaşık 2 yıl 7 ay sonra 6/11/2012 tarihindeDanıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.
69. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinintoplam 3 yıl 8 ay 20 gün sürdüğü (16/2/2009-6/11/2012tarihleri arası) anlaşılmaktadır.
70. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,ilgili dava dosyasının Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince verilen ara karar ilebilgi ve belgelerin istenilmesi nedeniyle yaklaşık 10 ayda esasa ilişkinkararın verildiği, karara ilişkin temyiz talebinin yaklaşık 2 buçuk yıl sonraDanıştay tarafından karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Ülke genelinde tazminatkomisyonlarının aldıkları kararlar sonrasında açılan davalar nedeniyle ilgiliDanıştay 10. Dairesine bu konuda kısa sürede çok sayıda temyiz dosyasının geldiği,ilgili Danıştay dairesinin halihazırda var olan iş yükünün yanı sıra ortayaçıkan bu yeni iş yükünün gecikmeye yol açtığı, 14/2/2011tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren6110 sayılı Kanun ile Danıştay daire sayısının 13’ten 15’e çıkarıldığı, üyesayısının arttırıldığı ve birden fazla heyet halinde karar alma imkanınıngetirildiği, 5233 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkinyaklaşık 11.000 temyiz başvurusunun yeni kurulan Danıştay 15. Dairesinedevredildiği, anılan Dairenin bu konuda gelen davalar hakkında çok sayıda(yaklaşık 22.000) karar verdiği ve 2013 yılı sonu itibarıyla bu konuda derdestdosya sayısının 2.400 olduğu dikkate alındığında, yukarıda yer verilen ilkelerçerçevesinde (§§ 56-57) geçici iş yükü artışına bağlı olarak ortaya çıkangecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda üzerinedüşeni yapmadıkları söylenemez. Bu nedenle, her ne kadar temyiz talebininkarara bağlanması göreceli olarak uzun sürmüşse de, yargılamada geçen toplam süredikkate alındığında kayda değer bir gecikmenin yaşanmadığı görülmektedir.
71. Başvurucunun idari başvurusunun karara bağlanması iledevamında açılan davanın neticelenmesi için geçen toplam sürenin (23/11/2004-6/11/2012 tarihleri arası) yaklaşık 7 yıl 11 ayolduğu görülmektedir.
72. Sonuç olarak, idari başvurusürecinde komisyonlarda incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her birbaşvuru kapsamında yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb.faaliyetlerin bütünü düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesive işlemlerin karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuruyapılması (Başvurucunun dosya sıra numarası 3455’tir.) ve bunların kararabağlanması, bunların yanı sıra yargılama sürecinde davanın ilk derece mahkemesinde10 ayda ve Danıştay’da temyiz başvurusunun 2 buçuk yılda karara bağlanmasınınbu konuda kısa sürede çok sayıda dosyanın gelmesinden kaynaklanması ancak,ortaya çıkan bu gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğünün ve yetkililerin bukonuda üzerine düşeni yapmadıklarının söylenemeyeceği (§ 70) ve idari davanıntoplamda 3 yıl 8 ay 20 günde ilk derece ve temyiz aşamalarından geçerekkesinleşmesi gibi davanın tüm koşulları dikkate alındığında, toplamda 7 yıl 11ayda başvurunun karara bağlanmasında kamu otoritelerine ve yargılamaorganlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu söylenemez.
73. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesiningerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu görülmekle “açıkçadayanaktan yoksunluk” nedeniyle, KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
8/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.