TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HIDIR MEMİCİL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1420)
Karar Tarihi: 17/7/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucular
:
Hıdır MEMİCİL
Vekili
:
Av. Yılmaz BEKTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvurucu 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami beş yıllık tutukluluksüresini doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini ileri sürerek Anayasa’nın 17., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru, 31/1/2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3.Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/7/2013 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4.Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde yapılantoplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5.Başvuru konusu olay ve olgular 16/12/2013 tarihindeAdalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, 15/1/2014tarihinde görüş sunulmasına gerek olmadığını belirtmiş olduğundan başvurucuyabildirimde bulunulmasına gerek duyulmamıştır.
6.Başvurucunun 2013/6228 başvuru numaralı ve 31/7/2013tarihli bireysel başvurusu, “kişi yönündenhukuki irtibat” nedeniyle söz konusu 2013/1420 numaralı bireyselbaşvuru dosyası ile 28/2/2014 tarihinde birleştirilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru süreci ile ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma, tedarik etme, nakletmeve bu amaçla bulundurma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üyeolma şüphesiyle 7/2/2007 tarihinde gözaltına alınmışve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/2/2007 tarih ve E.2007/29 sorgusayılı kararı ile tutuklanmıştır.
9.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/2/2007 tarihindeE.2007/294 sayılı iddianameyle başvurucu hakkında İstanbul 12. Ağır CezaMahkemesinde dava açmıştır.
10.İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 24/2/2010 tarih,E.2007/139 ve K.2010/81 sayılı kararıyla başvurucunun mahkumiyetine vetutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
11.Temyiz edilen karar, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15/4/2011tarih ve E.2010/52594, K.2011/3970 sayılı kararıyla bozulmuş ve başvurucununsalıverilme isteği reddedilmiştir.
12.Bozma kararı üzerine dava, 2011/119 esasına kaydedilmiş ve İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesi, 9/5/2013 tarih ve E.2001/119,K.2013/115 sayılı ilamıyla başvurucunun 27 yıl 11 ay hapis ve 300.000 TL adlipara cezalarıyla cezalandırılmasına ayrıca, tutukluluk halinin devamına kararvermiştir.
13.Başvurucu, 16/5/2013 tarihinde tutukluluğun devamınailişkin karara karşı itiraz etmiştir.
14.İtiraz üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 31/5/2013tarih ve 2013/350 değişik iş sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.
15.Söz konusu karar başvurucuya 1/7/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
16.Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/5/2013tarih ve E. 2011/119, K. 2013/115sayılı kararını 15/5/2013 tarihinde temyiz ettiğinden dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmiş olduğu UYAP üzerinden yapılanincelemeden anlaşılmıştır.
17.Başvuru, 31/1/2013 tarihinde, birleşen 2013/6228sayılı başvuru ise 31/7/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
18. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:
"Bağlantı kavramı
Madde 8 - (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veyabir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı varsayılır.
(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suçdelillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suçsayılır.
Davaların birleştirilerek açılması
Madde 9 - (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişikmahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyleyüksek görevli mahkemede dava açılabilir."
19. Aynı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesigösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."
21. 5271 sayılı Kanun'un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir."
22. Anılan Kanun'un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesişöyledir:
"Tazminat istemi
Madde 141 - (1)Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
…
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler."
23. Anılan Kanun'un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun31/1/2013 tarih ve 2013/1420 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25.Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve örgüt faaliyetiçerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçları kapsamında 10/2/2007 tarihinden beri tutuklu olması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, uzun tutukluluk nedeniylecezaevinde kaldığından işkence ve kötü muamele görmeme hakkının, masumiyetkarinesi ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin de ihlal edildiğini iddiaetmiş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
26. Başvurucunun şikâyetininesas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkin olduğu, diğer şikâyetlerin bundan kaynaklandığıanlaşılmakla, başvurunun Anayasa'nın 19. maddesi çerçevesinde incelenmesigerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
27. Başvurucunun iddialarınınaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. EsasYönünden
28. Başvurucu, tutukluluksüresinin Kanun'da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağınınolmadığından şikâyet etmektedir.
29. Anayasa'nın 19. maddesişöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanundaöngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veyatutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıylatutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
..."
30. Başvurucunun kanunitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
31.Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan sonra, ikinci veüçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıylakişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılanmaddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde sözkonusu olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).
34. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usuleuygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derecemahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekildeözgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnaihâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygunolması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenleAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun"kanuni" dayanağınınbulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiğihâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.
35. Tutuklamaya ilişkin hükümler5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeyegöre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 45).
36. 5271 sayılı Kanun'un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerdetutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerdegerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılıgeçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluksüresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.
37. Somut olayda 7/2/2007 tarihinde göz altına alınıp, 10/2/2007 tarihindetutuklanan başvurucu, 9/5/2013 tarihli hüküm duruşmasında tahliye talebindebulunmuş İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun aldığı ceza miktarı,tutuklu kaldığı süre, isnat edilen suçların CMK.100. maddesinde gösterilensuçlardan olması, hakkında birden fazla tevkif müzekkeresi bulunması dikkatealınarak tahliye talebinin reddine ve tutukluluk halinin devamına kararvermiştir.
38. Başvurucunun, İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararına karşı itirazı da İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesince benzer gerekçelerle reddedilmiştir.
39.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derecemahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalaradair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hakve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvurudaincelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıylabağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 48).
40.5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerindekişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde,ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrımagidilmiştir. Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma vekovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmişolması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içindeyürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirininsoruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bunedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tümsuçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklamatedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç içinazami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanıksayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olupolmadığı konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek faktörler olup kanunitutukluluk süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normunlafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yöneliksınırlamaların dar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksinebir sonuca varmak mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 49).
41.Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bukapsamda makul sürede yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması da Anayasa’nın 141. maddesindeyargıya bir görev olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısıgerekçesiyle uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak,makul sürede yargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zeminhazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlikihlalini neredeyse otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini isepotansiyel hale getirebileceğinden kabul edilemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 51).
42. Diğeryandan, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılmasıve sınırlamanın şekil ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir.Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle,tutuklama nedenlerini ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikteöngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıylauygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterliderecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç veetkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, sözkonusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitleninstatü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özellikleresahip kanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 52).
43.5271 sayılı Kanun’daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımındanuzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemeninöngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerinin kanunitutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündekiyorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz veöngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birdenfazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrıhesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemezbir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığıaçıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyinmahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğündenyoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 53).
44. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesiönünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişiyargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bukişinin hukuki durumu “birsuç isnadına bağlı olarak tutuklu” olmakapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükmebağlı olarak tutma haline dönüşmektedir. Nitekim AİHM, mahkûmiyet kararısonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasındageçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (B. No:2012/338, 2/7/2013, § 41; Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz: Solmaz/Türkiye, B. No:27561/02, 16/1/2007,§§ 23-24; Şahap Doğan/Türkiye, B. No: 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve 12Nisan 2011 tarihli E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararda, “hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılısuçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonratutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle,temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir.Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinindeğerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasındabireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derecemahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.
45.Somut olayda başvurucu, 7/2/2007 tarihinde gözaltınaalınması ile ilk derece mahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı ile hapis cezasıile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında 3 yıl 17 gün“bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmuştur.
46.Başvurucu, Mahkemenin mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir. İlk derecemahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı, Yargıtaytarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde 15/4/2011 tarihindebozulmuştur. İlk derece mahkemesinin karar tarihi ile Yargıtay’ın bozma kararıtarihi arasında geçen sürede başvurucu, “ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak” tutulmuştur. Başvurucu, Yargıtay’ın bozma kararısonrasında yeniden “bir suç isnadınabağlı olarak” tutulmaya devamedilmiş, karar tarihinden önce 29/3/2013 tarihiitibariyle “bir suç isnadına bağlıolarak” tutulduğu süre 5 yılı doldurmuştur.
47.Başvurucunun, “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulduğu süre ilk derecemahkemesinin tekrar hüküm verdiği 9/5/2013 tarihi itibarıyla5 yıl 1 ay 11 gün olduğu anlaşılmış olup, bu şekilde 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen 5 yıllık azami süreyiaştığı anlaşılmıştır. Başvurucunun bu tarihten sonraki tutuklubulundurulmasının hukuki dayanağı bulunmayıp Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında belirtilen “kanuni”lik şartınıkarşılamamaktadır.
48. Açıklanannedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
49. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
50.Başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır. Anayasa Mahkemesince hükmolunan hak ihlalinin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için kararın bir örneği ilgili mahkemesinegönderilmelidir.
51. Başvurucu, maddi ve manevi zararların giderilmesinitalep etmiştir.
52. Başvurucu, uğradığını iddiaettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belgesunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasındailliyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayanbaşvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.
53. Başvurucununözgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayınözelliklerini dikkate alarak başvurucuya takdiren5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Başvurucu tarafından yapılanve birleşen iki dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 396,70 TL harçtanoluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA
B. "Kanun'da öngörülenazami tutukluluk süresinin aşılması" nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminatailişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 396,70 TL harç (iki birleşen dosyanedeniyle) ve 1500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.896,70 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhalinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına,
F. Karar örneğinin ilgili mahkemesine ve Yargıtay’agönderilmesine,
17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.