TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HIDIR DEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/15997)
Karar Tarihi: 10/5/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yücel ARSLAN
Başvurucu
:
Hıdır DEMİR
Vekili
:
Av. Barış YILDIRIM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sendika üyesinin basın açıklamasında söylediğisözlerden dolayı cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/9/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. Memur olarak görev yapan 1959 doğumlu başvurucu aynı zamandaTarım ve Ormancılık Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen)Yönetim Kurulu üyesidir.
7. Başvurucu 17/10/2014 tarihinde bir basın açıklamasıyapmıştır. Basın açıklamasında Elazığ Orman Bölge Müdürü Z.P.yi (müşteki) sert bir biçimde eleştirmiştir.
8. Basın açıklamasında müştekiye yönelik aşağıdaki ifadeler yeralmıştır:
“Orman ve maden alanlarında dönen rant vetayini çıkan sendika üyesi personelin görev yerinde tuttuğu tutanaklarda bölgemüdürünün akrabalarına peşkeş çektiği, iş alanlarından dolayı sürgün edildiği,yapılan görüşmede ben yaptım oldu diyerek elinizden geleni ardınıza koymayıntavrı gösterdiği”
9. Basın açıklaması o tarihte www.tuncelininsesi.com adlıinternet sitesindeki bir habere de konu olmuştur.
10. Müşteki başvurucunun cezalandırılması talebiyle 22/10/2014tarihinde Cumhuriyet savcılığına başvurmuştur. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı,başvurucu hakkında hakaret suçundan 5/1/2015 tarihinde kamu davası açmıştır.İddianamede başvurucunun müşteki hakkında iddia ettiği eylemlerle ilgiliherhangi bir soruşturmanın mevcut olmadığı tespit edilmiştir. İddianameye göre,alınan ifadeler çerçevesinde şikâyete konu söylemler dayanaksız olup Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında belirtildiği gibi sert ve çarpıcıeleştiri niteliğinde değil müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencideedebilecek somut bir fiil veya olgu isnat etme niteliğindedir. İddianamede,açıklamanın basın yoluyla gerçekleştirilmiş olduğu ve müştekinin kamu görevinedeniyle aleniyet kazandığı ifade edilmiştir.
11. Dava Tunceli Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür.Başvurucusavunmasında; sendikaya üye olan U.A.nın haksız yere İzmir’e tayinedilmesi ve kendisinin bu konuda yakınması üzerine konuyla alakalı araştırmayaptıklarını ifade etmiştir. Elazığ Orman BölgeMüdürlüğünde, müdür olarak görev yapan müştekinin usulsüz bazı işler yaptığıhususunda duyumlar elde ettiklerini ve bu nedenle yanında sendikanın bazıtemsilcileri ile birlikte il müdürünün yanına gittiklerini beyan etmiştir. İlmüdürünün U.A.nın çalışkanbir kişi olduğunu, neden tayininin çıktığını bilmediğini ve o tarihlerdekendisinin izinli olduğunu söylemesi üzerine aynı kişilerle beraber müştekininmakamına gittiklerini belirtmiştir. Başvurucu, müştekiye U.A.nın tayin edilme nedeninin yapılan usulsüzişlemleri açığa çıkarmaktan başka bir sebebin olamayacağını beyan ettiklerinive müşteki ile aralarında tartışma çıkması üzerine müştekinin “Ben atamayı yaptım, istediğiniz yere başvurun.”Dediğini ifade etmiştir. Daha sonrasında üyelerinin hakkını korumak için basınaçıklaması yaptığını belirtmiştir.
12. Duruşmada tanık olarak dinlenen U.A. soruşturma aşamasındakibeyanında; Pülümür Orman İşletme Şefliğince gerçekleştirilen usulsüz kesimiddialarının bulunduğu dönemde Tunceli Merkez Orman İşletme Şefliğinde görevliolduğunu ifade etmiştir. U.A., haksız bir şekilde gerçekleştirildiğinidüşündüğü tayini ile ilgili başvurucuya Pülümür’de tanzim ettiği suçtutanakları nedeniyle bazı çevrelerin rahatsız olmuş olabileceğini ve bunedenle tayininin çıkmış olabileceğini söylediğini belirtmiştir. Ancakkesinlikle başvurucuya müşteki hakkında tanzim ettiği bir suç tutanağıbulunduğunu söylemediğini vurgulamıştır. Duruşmadaki beyanında da soruşturmaaşamasındaki beyanını tekrar ettiğini ifade ettikten sonra çalıştığı süreiçinde usulsüz yapılan işlemlerle alakalı tutanak tuttuğundan dolayı bazıçevrelerin rahatsız olduğunu ve atamaya tabi değilken yerinin değiştirildiğinibelirtmiştir. Bizzat müşteki ile alakalı ise herhangi bir suç tutanağı tanzimetmediğini, sadece bir firma hakkında kurum adına suç duyurusunda bulunduğunuifade etmiştir.
13. Soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifadelere görebaşvurucu şikâyet konusu olan açıklamalarında geçen hususları U.A.dan öğrenmiştir. Başvurucunun bizatihi belgeye vegörgüye dayalı herhangi bir tespiti bulunmamaktadır. U.A.nın başvurucuya söylediğine göre görev sahasıiçinde usulsüz kesim yapan kişileri U.A. tespit etmiş, bu kişilere görevigereği müdahale etmek istediğinde şahıslar ona müştekinin akrabası olduklarını,işlem yapmamasının daha uygun olacağını söylemişlerdir.
14. Mahkeme 13/7/2015 tarihinde başvurucuyu hakaret suçundan7.080 TL adli para cezasına mahkum etmiş ve hükmün açıklanmasınıngeri bırakılması (HAGB) kararı vermiştir. Mahkeme kararında; başvurucunun kamugörevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref ve saygınlığını rencideedebilecek nitelikte somut bir fiil ya da olgu isnat etmiş olduğunu ve isnatedilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilememiş olması nedeniyle başvurucununhakaret suçunu işlediğini belirtmiştir.
15. Başvurucu 20/7/2015 tarihinde karara itiraz etmiştir.İtirazı inceleyen Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 24/8/2015 tarihinde itirazınreddine karar vermiştir.
16. Ret kararı başvurucuya 4/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu 28/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesininilgili kısımları şöyledir:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığınırencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden … veya sövmeksuretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan ikiyıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabındahakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederekişlenmesi gerekir.
… (3) Hakaret suçunun;
B) Kamu görevlisine karşıgörevinden dolayı,…
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı biryıldan az olamaz. ”
B. Uluslararası Hukuk
19. AİHM; Jalbă/Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014)kararında, bir kamu görevlisinin itibarının yeterince korunmamış olmasınedeniyle ihlal kararı vermiştir. Söz konusu kararda; GalatiBelediye Başkanlığında teknik birimin başkanı olarak görev yapan başvurucununfotoğrafıyla birlikte “Enayiler Jalba’ya boşuna şikâyet ediyorlar.” Başlığıylayerel online bir gazetede “BelediyeBaşkanlığında iki kurnaz Galati’deki maxi-taxi mafyasını koruyor” başlıklı bir makaleyayımlanmıştır. Makaleyi kaleme alan gazeteciye göre başvurucunun halefininoğlu, bölgede bulunan maxi-taxi ulaşımsağlayıcılarının en büyük şirketlerinden biri olan S. Şirketinde müdür olarakistihdam edilmiştir ve bu tesadüf değildir. Bunun amacı Şirketin yolgüvenliğini ve kârlılığını garanti altına almaktır. Ayrıca başvurucunun bu türsinsi işlerde yer alan eski bir tilki olduğu ve maxi-taxigüzergâhında faaliyet yapan birçok aracın sahibi olduğu belirtilmiştir. Sonolarak başvurucunun ulaşım hizmetlerinin gelişimiyle değil banka hesaplarınıdoldurmakla meşgul olduğu gibi kimi iddialarda bulunulmuştur.
20. AİHM, söz konusu kararda olgu isnadı ve değer yargılarınınifade edilmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, Galati Bölge Mahkemesinden farklı olarak bu davadakiiddiaları değer yargısı olarak görmemiştir. AİHM, kamu görevlilerininkatlanmaları gereken eleştiri marjının sıradan vatandaşlara göre daha genişolduğunu ancak bu olayda başvurucuya yönelik yolsuzluk ve hukuksuzlukiddialarının onun performansını etkileyebileceğini belirtmiştir. Yargılamalaresnasında iddiaların doğruluğuna ilişkin bir kanıt sunulmamış, mahkemelerin debu yönde bir tespiti olmamıştır. AİHM’e göremakaledeki ifadeler kabul edilebilir sınırları aşmıştır. AİHM, gazetecininifade özgürlüğünün başvurucunun itibarının korunmasına nazaran ağır basmasıylailgili olarak Bölge Mahkemesinin ileri sürdüğü gerekçelerin yetersiz olduğunakarar vermiştir.
21. AİHM’e göre, ifade özgürlüğü vebaşkalarının şöhret ve itibarlarının korunmasının çatışması hâlinde eğerşöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişininüstlendiği kamu görevinin de gözönüne alınmasıgerekir. Bununla birlikte kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi hertürlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da söylenemez. Kamu görevlileriningörevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmalarıgerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabilir(Lesnik/Slovakya, B. No: 35640/97, 11/3/2003, §53; Raichinov/Bulgaristan, B. No: 47579/99, 20/4/2006,§ 48).
22. Ayrıca mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulanifadeözgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi ile kamu görevlilerinin itibarhakkının korunmasına ilişkin diğer uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu,B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29-37.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 10/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, basın açıklamasında müşteki hakkında söylediğisözlerini haksız yere tayini çıkarılan sendika üyesinin hakkını korumak içinsarf ettiğini, hakaret kastı bulunmadığını belirterek ifadelerinden dolayı HAGBkararı verilmesinin cezanın uygulanması tehdidi altında bulunması nedeniyleifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
25. Başvurucunun basın açıklamasında kullandığı ifadelerdendolayı başvurucu hakkında 7.080 TL adli para cezasına hükmedilmiş ve hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu kararbaşvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale teşkil etmektedir.
26. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. Maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. Maddesinin ihlaliniteşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. Maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. Maddesininikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma,demokratik toplumdüzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygunolup olmadığının belirlenmesi gerekir.
27. Müdahalenin dayanağı olan 5237 sayılı Kanun’un 125. Maddesiile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. Maddesinin“kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
1. Genel İlkeler
28. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. Maddesinde yer alan ifadeözgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu ve toplumunilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birinioluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Ergün Poyraz (2) [GK], B: No: 2013/8503,27/10/2015, § 51; Bekir Coşkun[GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36; KemalKılıçdaroğlu, § 30).
29. Anayasa’nın 26. Maddesinin ikinci fıkrasına göre ifadeözgürlüğü, başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir.Bununla birlikte sınırlamanın ifade özgürlüğünün ihlaline yol açmaması için “demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun” ve “ölçülü”olması gerekir (Mehmet Ali Aydın,68, 70-72; Bekir Coşkun, §§ 51,53-54;Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§51, 54, 55; Kemal Kılıçdaroğlu,§§ 50, 51).
30. Diğer taraftan devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfîolarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür(Nilgün Halloran, B.No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, §45; Kemal Kılıçdaroğlu,§ 54). Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınankişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyledaha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelikeleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zamanvurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerleilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyetbaşsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 82; tanınan ve siyasete hazırlanan birkamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. ÖnderBalıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 42). Buna karşılıkdemokratik bir toplumda kişilere kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkındayorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerinitibarlarına zarar verir boyuta ulaşmaması gerekir (Önder Balıkçı, § 42).
31. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarınıda ihtiva eder.” Biçimindeki 12.Maddesinin ikinci fıkrası, kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırkensahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapmaktadır. Anayasa’nın 26. Maddeninikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğününkullanımına herkes için geçerli olan bazı “görev ve sorumluluklar”getirmektedir (Örnek kararlar için bkz. ErdemGül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015,§ 35; Fatih Taş [GK], B. No:2013/1461, 12/11/2014, § 67;Önder Balıkçı, § 43; Kemal Kılıçdaroğlu, § 69). Sözkonusu sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünükullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir cezanın “demokratikbir toplumda gerekli” olup olmadığını incelerken bu hususu da dikkatealacaktır.
32. Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, başvurucununcezalandırılmasına ilişkin derece mahkemelerinin kararlarında başvurucununifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında adilbir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmektedir (Nilgün Halloran,§§ 27, 43, 52; Ergün Poyraz (2),§ 56; İlhan Cihaner(2), § 49; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 56-58). Bu, soyut birdeğerlendirme değildir. Anayasa Mahkemesi ilke olarak;
i. Başvurucu tarafından yapılan düşünce açıklamalarınıntamamının söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içindedeğerlendirilip değerlendirilmediğini,
ii. Müdahaleyi haklı göstermek için ulusal makamlar tarafındanortaya konan gerekçelerin “uygun ve yeterli” görünüp görünmediğini,
iii. Başvuru konusu olan müdahalenin “gözetilen meşru amaçlaorantılı” olup olmadığını inceler.
33. Bu incelemeyi yaparken Anayasa Mahkemesi; başvurucununkullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin,ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimintarafından dile getirildiğinin ve kime yöneldiğinin, kamuoyu ile diğerkişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığınıngerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakar (Kemal Kılıçdaroğlu,§ 56).
34. Ayrıca somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinyukarıda belirtilen ilkeleri dikkate alarak çatışan hakları arasında dengesağlarken ve başvurucunun ifadelerini nitelerken -ispatlanabilmeleri açısından-değer yargıları vemaddi olgular arasında ayrım yapıpyapmadığı da incelenmelidir. Zira kişinin görüş ve yorumlarından oluşan değeryargılarının aksine maddi olguların doğruluğunun ispatı mümkündür (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner(2), § 64).Dolayısıyla somut olgu isnadında isnadı yapanın ortayakoyacağı bilgi ve belgeler ile olguların ispatedilmesineilişkin olarak mahkemece tespit edilecek objektif unsurlar -örneğin müştekihakkında devam eden bir idari ya da adli soruşturma veya yargılama gibi-çatışan haklar arasında denge kurulmasında önem arz etmektedir.
2. İlkelerin Olayauygulanması
35. İlk derece mahkemesi kararında başvurucu, müşteki ve U.A.nın yargılama sırasındakiifadeleri ile başvurucunun müşteki hakkındaki beyanlarını değerlendirmiştir.Başvurucunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref vesaygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil ya da olgu isnatettiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme kararında değer yargısı ve olgu isnadınıayrımına dayanmak suretiyle isnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispatedilemediğinin altını çizmiştir.
36. İlk derece mahkemesinin Anayasa Mahkemesi içtihatlarındaortaya konulan kriterleri ayrıntılı olarak ele aldığı söylenemez. Bununlabirlikte derece mahkemesi, başvurucunun basın açıklamasındaki iddialarınınolgusal bir temelinin olup olmadığını araştırmış ve iddiaların yalnızca birkişiden duyulan bir söylentiye dayandığı sonucuna ulaşmıştır. İkinci olarakderece mahkemesi, müştekiye isnat ettiği fiilleri ispat etmesi için başvurucuyauygun olanaklar sağlamış ancak mahkeme, başvurucunun iddialarınıtemellendiremediği sonucuna ulaşmıştır. Bundan başka derece mahkemesi müştekihakkında ileri sürülen iddialarla ilgili olarak herhangi bir somut bilgiyeulaşılamadığını ve müşteki hakkında bir soruşturma bulunmadığını da dikkatealmıştır. Başvuru bir bütün olarak değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi, ilkderece mahkemesinin başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıtemelinde başvurucu hakkında verilen cezayı haklı göstermek için ortaya koyduğugerekçeleri ilgili ve yeterli görmektedir.
37. Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde, başvurucunun ifadeözgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklarauygun davranmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu, kullandığı sözlerdehakaret kastı olmadığını beyan etmiş olsa da başvurucunun müşteki hakkındakiifadelerinin somut olayda kabul edilebilir eleştiri sınırlarının ötesinegeçtiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğüneyapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez.
38. Ayrıca, başvurucu hakkında hükmedilen cezanın gözetilen amaçile makul bir orantılılık ilişkisi içinde olup olmadığı dadeğerlendirilmelidir. Müdahalenin orantılılığı ile ilgili olarak AnayasaMahkemesi; derece mahkemelerinin infazı mümkün hapis cezası ya da para cezasınahükmetmediklerini, sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararınabaşvurduklarını gözlemlemektedir.
39. HAGB, sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezayahükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesinebağlı olarak ertelenmesi anlamına gelmektedir. (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, 19). HAGB kurumununanılan nitelikleri dikkate alındığında HAGB kararının etkileri itibarıylainfazı mümkün hapis cezası ya da para cezasına kıyasla daha hafif bir önlemolduğu söylenebilecektir.
40. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında başkasının şeref veitibarını korumak amacına ulaşmak için yapılan sınırlama işleminin ölçülüolmadığı da söylenemez. Bu sebeple başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik birihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyu ile OYÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA10/5/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Sendika yönetim kurulu üyesi olan başvuranın, orman işletmemüdürlüğü personeli bir sendika üyesinin başka yere naklen atanması nedeniyleyaptığı basın açıklamasında; “Orman ve madenalanlarında dönen rant ve tayini çıkan sendika üyesi personelin görev yerindetuttuğu tutanaklarda bölge müdürünün akrabalarına peşkeş çektiği, işalanlarından dolayı sürgün edildiği, yapılan görüşmede ben yaptım oldu diyerekelinizden geleni ardınıza koymayın tavranıgösterdiği” şeklindeki ifadeleri nedeniyle hakkında açılan cezakovuşturması sonunda, TCK’nın 125/1,3a,4. ve 62/1, 52. madde ve bentleriuyarınca7.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geribırakılmasına hükmedilmiştir.
2. Başvuran mahkemedeki savunmasında, görev yeri değiştirilen U.A.dan öğrendiğine göre, orman içindeki görev sahasıiçinde usulsüz kesim yapılması nedeniyle U.A.’nınmüdahale edip tutanak düzenlediğinde, şahısların U.A.’yaorman bölge müdürünün akrabası olduklarını ve işlem yapmamasının uygunolacağını söylediklerini, üyeleri hakkındaki görev değişikliğinin de bu tutanaknedeniyle yapıldığı düşüncesiyle söz konusu basın açıklamasını yaptığını ilerisürmüştür.
3. Yerel mahkeme tarafından dinlenilen tanık U.A. iseifadesinde; usulsüz işlem yapan Ö… İnşaat AŞ. Hakkında tutanak düzenlediğini,bu şirketin yetkilisi İ.A.nınkendisine, şirket adına izin çıkmadığı halde müdür Z.P.’ınsözlü talimatı ile işe başladıklarını söylediğini anlatarak, aslında atamayatabi bulunmadığı halde şirket hakkında düzenlediği tutanak nedeniyle yerinindeğiştirildiğini açıklamıştır.
4. Suça konu basın açıklamasında bir olgu atfı söz konusuolduğundan, açıklamanın ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında olupolmadığının belirlenmesi için olgunun varlığı araştırılmalıdır. Cezamahkemesince, anılan şirket hakkında iddiaya konu tutanağın düzenlenmediğiortaya konulamamış, aksine öyle bir iddia olmadığı halde müşteki bölge müdürühakkında tutanak ve soruşturma olmadığı olgusundan hareketle suçun oluştuğukabul edilmiştir.
5. Başvuranın ve sendika üyesi olup görev yeri değiştirilentanığın anlatımları karşısında, söz konusu orman suçuyla ilgili tutanak ilegörev değişikliği işlemi arasında ilginin kurulabilmesi durumunda eylemineleştiri kapsamında kalacağı ve suç oluşturmayacağı açıktır. Bu iddia nedeniylemüşteki bölge müdürü hakkında idare tarafından soruşturma açılmaması da basınaçıklamasının suç oluşturduğunun dayanağı olarak kabul edilemez. Başvuranın vetanığın anlatımlarındaki olgunun aksi ortaya konulmaksızın, başvuranın buyöndeki sonuca etkili iddialarına cevap vermeyen mahkeme kararı, ifadeözgürlüğüne ilişkin yargılamalarda gözetilmesi gereken adil yargılanma hakkınıngereklerine uymamaktadır.
6. Diğer taraftan başvuranın tanık anlatımıyla da ortayakoyduğu, görev değişikliğine mesnet suç tutanağı ve bölge müdürünün usuleaykırı bir işleme neden olduğuna ilişkin iddiaları karşısında başvuranınsendika yöneticisi olarak, üyelerinin bir şirketin menfaatini korumak amacıylagörev yerinin değiştirildiği yönündeki iddiasının eleştiri hakkını kullanmaktanibaret olduğu anlaşılmaktadır.
7. Açıkladığım hukuki gerekçeler nedeniyle Birinci Bölümçoğunluğundan farklı şekilde, başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğiyönünde oy kullanmış bulunmaktayım.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN