TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HEZNİ ARSU VE SALİH TAYBOĞA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/19217)
Karar Tarihi: 3/4/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Hasan SARAÇ
Başvurucular
:
1. Hezni ARSU
2. Salih TAYBOĞA
Vekilleri
:
Av. Abdullah FINDIK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 1994 yılında kaybolan yakınlarının bulunamaması vebazı şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. 8/1/1994 tarihinde Şırnak ili Silopi ilçesi Üçağaç köyünde bir aracın yanmış vaziyette bulunmasıüzerine başlatılan soruşturmada, aracın tamamen yandığı ve araçta bulunan M.Öile A.Ş isimli kişilerin izine rastlanmadığı anlaşılmıştır. Aynı tarihli OlayYeri Tespit Tutanağı'nda ''...olayın muhtemelen PKK terör örgütü mensuplarıtarafından yapıldığı ve şahısların da kaçırıldığı kanaatine varıldığı''belirtilmiştir.
7. Kaçırılan M.Ö.nün kardeşi olan vedaha sonra verdiği ifadesinde soyadının değiştiğini beyan eden başvurucu Salih Tayboğa ile A.Ş.nin babası olanS.Ş. 13/1/1994 tarihinde kollukta ifade vermişlerdir. Başvurucu ifadesinde;kardeşi M.Ö.nün iş takipçisi olarak çalıştığını,herhangi bir düşmanının bulunmadığını, kardeşinin PKK tarafındankaçırıldığından emin olduğunu beyan etmiştir. S.Ş. de oğlunun son olarakkaçırılan M.Ö.nün aracına binerken görüldüğünü, PKKtarafından kaçırılmış olabileceğini, aracın bulunduğu köyle kendilerininilgilerinin olmadığını ifade etmiştir.
8. Olayla ilgili olarak Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca(Başsavcılık) başlatılan 1994/95 sayılı soruşturma kapsamında yukarıda beyanedilen ifadeler ile olay yeri tespiti haricinde herhangi bir işlem yapıldığınadair belge ve bulguya rastlanmamıştır. Başsavcılık işlendiği iddia edilensuçları soruşturma görevinin 6/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet GüvenlikMahkemeleri Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 9. maddesigereğince Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına (DGMBaşsavcılığı) ait olduğu gerekçesiyle 20/1/1994 tarihinde görevsizlik kararıvermiştir.
9. DGM Başsavcılığı 10/2/1994 tarihinde faillerin yakalanıncayakadar takibata devam olunması ve neticeden üç ayda bir düzenli olarak cevapverilmesi hususunda daimî arama kararı vermiştir. Bu tarihten itibaren kolluktarafından düzenli olarak faillerin yakalanamadığına dair tutanaklardüzenlenmiştir.
10. Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu bu soruşturmadevam ederken kamuoyunda ''Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturması'' olarakbilinen ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde ile görevli)tarafından yürütülen 2008/1756 sayılı soruşturma kapsamında İlkadım müstear adındaki gizlitanığın ifadesine başvurulmuştur. Gizli tanık ifadesinde; 1993 veya 1994yılları arasında Uzman Çavuş C.S.nin kendisini yanınaçağırdığını, kendisine daha önceden tanıdığı ve aracılık işleri yaptığınıbildiği M.T.nin Habur’da olduğunu, bu ailenin dahasonra T. olan soy ismini Ö. olarak değiştirdiğini, M.Ö.nünA.Ş. ile birlikte iş yaptığını, akşam saatlerinde havanın kararmasına yakın birzamanda M.T.ninA.Ş. ile birlikte beyaz renkli biraraç ile gümrükten çıktığını, kendisinin telsizle C.S.ye haber verdiğini, yolundevamında ..bina inşaatının bulunduğu yerde 34... plakalı araçla C.S.nin yolu kestiğini, bu araçta C.S. ve Uzman Çavuş Ö.nün olduğunu, bu yol kesme olayına M.Ö.nünköylüsü E.T.nin de şahit olduktan sonra oradanuzaklaştığını, C.S.nin inerek M.Ö.nünkullandığı aracın yanına geldiğini, kapıyı açarak içindeki şahıslara “İstediğim parayı neden getirmediniz?”dediğini, A.Ş.nin 5.000 markı olduğunu ve bu parayıverebileceğini, M.Ö.nün ise kesinlikle paravermeyeceğini söylediğini, bu konuşmanın akabinde C.S.ninM.Ö. ve A.Ş.yi34... plakalı araca bindirerek Silopi İlçe Jandarma Komutanlığınadoğru yola çıktıklarını, şahısların kullandığı beyaz renkli aracı ise itirafçıİ. isimli şahsın sürmeye başladığını, bu şahsı TV’de gördüğü A.A.ya benzettiğini, kendisinin Silopi şehir merkezindeotururken 34... plakalı aracı gördüğünü, aracı C.S.ninkullandığını, aracın ön tarafında Ö.yü, arkatarafında ise Şırnak İl Jandarma İstihbarat biriminde görevli Uzman Çavuş S.yi gördüğünü, aracın arkasında iki kişi daha olduğunuancak bu şahısların yüzünü göremediğini, aracın hemen arkasında M.Ö.nün kullandığı beyaz renkli, plakaları çıkarılmış aracıitirafçı İ.nin sürdüğünü gördüğünü, her iki aracın daCizre istikametine doğru gittiğini, akşam saat 19.00 sıralarında Cizreistikametinden gelenlerin yolda bir aracın yandığını söylediğini, her ikişahsın hâlen kayıp olduğunu beyan etmiştir.
11. Dinlenen gizli tanığın verdiği ifadeler başta olmak üzereolayla ilgili olarak medyada çıkan haberler üzerine, kaybolan şahıslarınyakınları ve Şırnak Baro Başkanı tarafından yapılan elli bir müracaatta kırkdokuz kişinin kayıp olduğu veya meçhul cinayet mağduru olduğunun iddia edilmesiüzerine Başsavcılık tarafından 2008 yılında resen yeni bir soruşturmabaşlatılmıştır. Yeni başlatılan 2008/3151 sayılı bu soruşturma dosyasında,kaybolan M.Ö.nün eşi L.Ö. Başsavcılıkta 29/2009tarihinde ifade vermiştir. Başvurucu özetle olayın oluş şekline, eşinin ölüpölmediğine, öldüyse nereye gömüldüğüne dair bilgisinin olmadığını beyanetmiştir. Başvurucu ayrıca olay tarihinde Başsavcılığa müracaat etmediğini deifade etmiştir.
12. Başvurucu Salih Tayboğa da aynıtarihte Başsavcılıkta ifade vermiştir. Başvurucu verdiği ifadesinde olaytarihinde kardeşi M.Ö.nün Habur'da iş takipçiliğiyaptığını, yine iş takipçiliği yapan A.Ş. ile ...plakalı şahsi aracıyla evedönerken şu anda yerinde ...tesisleri bulunan yerde askerler tarafındandurdurulup BOTAŞ'a götürüldüğünü tahmin ettiklerini, Yeniköy JandarmaKarakolunda giderek buradaki görevlilerle konuştuklarını ancak bir sonuçalamadıklarını, dilekçesinde belirttiği Yüzbaşı A., Yüzbaşı Y., Astsubay B.nin kardeşinin kaybolmasında etkisi olduğu bilgisini otarihlerdeki söylentilerden edindiğini, ayrıca kimsesizler mezarlığına defnedilenüç cesedin olduğunu, bunlar haricinde yeni bir delil veya bilgiye sahipolmadığını beyan ederek DNA karşılaştırması talep etmiştir.
13. Kaybolduğu iddia edilen A.Ş.ninnüfus kayıt örneklerine göre olay tarihinde eşi olduğu anlaşılan ve daha sonraevliliğin feshi kararı verildiği için soyadı değişen başvurucu Hezni Arsu da aynı soruşturmakapsamında Başsavcılıkta ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde eşinin 7/1/1994tarihinde aynı arabada bulunan M.Ö. ile kaybolduğunu, aracın bir gün sonrayakılmış bir şekilde bulunduğunu, olaya ilişkin herhangi bir bilgiye ve görgüyesahip olmadığını beyan ederek bulunması hâlinde cesetler ile DNAkarşılaştırması yapılmasını talep etmiştir.
14. Başsavcılık, işlendiği iddia edilen suçları soruşturmayetkisinin DGM Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 23/6/2009 tarihindedosyayı fezleke ile göndermiştir.
15. DGM Başsavcılığı 2009/3584 sayılı dosya üzerindensoruşturmaya devam etmiştir. Soruşturmanın devam ettiği süre içinde özelyetkili mahkemelerin 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesindeyapılan değişiklik ile kaldırılması nedeniyle Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından 20/3/2014 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek dosyaSilopi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
16. Bu süre sonucunda Başsavcılık, başvurucuların yakınlarınınkaybolması iddialarının soruşturulduğu 1994/95 sayılı dosyanın da içindebulunduğu tüm kaybedilme ve faili meçhul iddialarını 2014/980 sayılı dosyaüzerinden soruşturmaya devam etmiştir. Bu dosya haricinde Başsavcılıktarafından başvurucuların yakınlarının kaybolma iddiaları ile ilgili olarakayrı bir soruşturma yürütüldüğüne dair belgeye rastlanmadığı gibi başvuruculartarafından da bu hususta bir iddianın ileri sürülmediği tespit edilmiştir.
17. Başsavcılık gizli tanık beyanlarını destekleyici niteliktedelil bulunmaması nedeniyle şüphelilerin atılı suçu işlediklerine dair kesinkanaat getirilemediği gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararvermiştir. Dosyada, şüpheli bulunmaması nedeniyle 30/6/2015 tarihinde de daimiarama kararı verilmiştir.
18. Başvurucuların anılan karara yapmış oldukları itiraz, gizlitanık ifadelerinin hukuksal geçerliliği de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararları çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle Cizre Sulh CezaHâkimliğinin 2/11/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
19. İtirazın reddine dair kararın tebliğ edilmesi üzerine süresiiçinde 10/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuk, AnayasaMahkemesinin Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu(B. No: 2014/15732, 24/1/2018, §§ 32-69) başvurusu hakkında verdiği kararda yeralmaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
A. Başvurucularınİddiaları
21. Mahkemenin 3/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
22. Başvurucular; yakınlarının kamu görevlileri tarafından zorlakaybedildiğini, bu olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğinibelirterek Anayasa'nın 2., 5., 10., 11., 12., 14., 17., 19., 36. ve 40.maddelerinde teminat altına alınan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. UygulanabilirlikYönünden
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dairkarara yapmış olduğu itiraz ile Anayasa Mahkemesine sundukları bireysel başvuruformunun incelenmesi sonucunda şikâyetlerini dile getiriş şeklinden anılanihlal iddiasının yaşam hakkına yönelik ihlal iddiaları delillendirmeamaçlı olduğu sonucuna varılmış; bu iddialar hakkında Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında bir incelemeyapılmıştır.
24. Başvurucuların iddiaları, delilleri, Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklardan temin edilendiğer belgelerin incelenmesi neticesinde somut olayda ilk olarak başvurucularınyakınlarının bulunamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuruda öncelikle yaşamhakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasınınuygulanabilirliği hususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.
25. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmaklabirlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkıçerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (MehmetKaradağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).
26. Bir kişinin gözaltında kaybolduğunun iddia edilmesi, tekbaşına 17. maddenin ihlal edildiğinin kabul edilmesini mümkün kılmaz. Bununlabirlikte belli koşullarda, cesedi ortaya çıkmamış olsa dahi kaybolan birkişinin ölmüş kabul edilebileceği sonucuna ulaşılabilir. Bu çerçevedegözaltında kayıp olayına bağlı olarak devletin öldürmeme veya yaşamı korumayükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmedilebilmesi için ilgili kişinin kamugörevlileri tarafından gözaltına alınmış olduğunun makul şüphenin ötesindeispatlanmış olması ve kişinin öldüğüne dair somut unsurlara dayanan yeterlibelirtiler bulunması gerekmektedir. (Birsen Gülünay, B.No: 2013/2640, 21/4/2016, § 63, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kurt/Türkiye, B. No: 24276/94, 25/5/1998,§§ 107, 108; Tahsin Acar v. Türkiye,B. No: 26307/95, §§ 216, 217; Meryem Çelikve diğerleri/Türkiye, B. No: 3598/03§§ 48-60, Er ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23016/04,31/7/2012, § 66).
27. Somut olayda başvurucuların yakınlarının fiziksel varlıklarınaulaşılamamasına rağmen bireysel başvuru ve Başsavcılık dosyalarında bulunanbelgeler ile ileri sürülen iddialar çerçevesinde başvurunun yaşam hakkıçerçevesinde incelenebileceği anlaşılmıştır.
2. İnceleme KapsamıYönünden
a. Başvuru EhliyetiAçısından
28. Anayasa’nın "Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
" Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
29. Anayasa’nın "Devletintemel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
30. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiaçısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölenkişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda, başvurucu HezniAksu'nun kaybolan A.Ş.nin olay tarihinde eşi,başvurucu Salih Tayboğa'nın ise kaybolan M.Ö.nün kardeşi olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle her ikibaşvurucunun başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
b. Kabul EdilebilirlikAçısından
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
32. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
33. Devletin yükümlülüklerine ilişkin olarak başvurucularınileri sürdüğü iddiaların değerlendirilmesi için öncelikle tüketilmesi gerekenyargısal yol ve bu kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresikuralları açısından başvurunun değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.
34. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurununtemel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğalsonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamlarınve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarınıntüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Ayrıcabaşvurucuların iddialarının özellikle önce yaşamı koruma ve öldürmemeyükümlülüğü perspektifinden Anayasa Mahkemesince değerlendirilebilmesi için bukriter uyarınca asıl belirleyici nitelikteki incelemenin olay sonrasındayürütülen ceza soruşturmasında olayın gerçekleşme koşullarının soruşturmamakamları ve derece mahkemeleri tarafından aydınlatılması ve varsa üçüncükişilerin, özellikle de kamu görevlilerinin cezai sorumluluklarının incelenmeside gerekmektedir (Birsen Gülünay,§ 44).
35. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olupolmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da-yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamumakamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ilegetirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,17/7/2014, § 77; Hüseyin Caruş,B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
36. Bununla birlikte anılan kural mutlak değildir. Özellikleihlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti yapıldığında yeterli giderimisağlama imkânı tanıyan bir başvuru yolunun bulunmaması hâlinde başvuruyollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün olmayacaktır. Devam eden birsoruşturmada etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyleyaşam hakkının ihlal edildiği iddialarını değerlendirecek, soruşturmanın etkiliyürütülmediğinin anlaşılması hâlinde bunu sağlayacak bir başvuru yolubulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarınıntüketilmesi gerekmemektedir (Yasin Ağca, B.No: 2014/13163, 11/5/2017, §121).
37. Başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmendoğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılansoruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsabaşvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makulolmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli veşikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zirasoruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâldeanılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir(Yasin Ağca, § 121). Böyle birdurumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıklarıveya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvurudabulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturmayürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her başvurunun şartlarınabağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 87;Sultani Acar, B. No: 2014/16344, 22/3/2018, § 84).
38. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut vericigelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesinisağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını tüketmedenbireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahisoruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkınavardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireyselbaşvuruda bulunmalıdırlar (Adle Azizoğlu ve SadatAzizoğlu, § 88; Sultani Acar, §85).
39. Soruşturmanın etkisizliğinin fark edildiği veya farkedilmesi gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuru yapılmayıpzamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverilmesinin beklenmesi hâlinde soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzunzaman gerçeklerin ortaya çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâlegetirecektir. Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif vepozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşamhakkının usul boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamayakarar veremeyecek ve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit ediptazminata hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ilesorumluların tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması vegerektiği takdirde sorumluların caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları içinyeniden yargılamaya karar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesindeoynadığı rolün önemi tartışmasızdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 89;Sultani Acar, § 86).
40. Somut olayda öncelikle başvurucuların yakınlarınınkaybolması ile ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veyasoruşturmanın etkisizliğiyle ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleriyönünde herhangi bir iddiaları bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.Bilakis başvurucular, yukarıda izah edildiği üzere kendileri ve vekillerivasıtası ile iddia ve taleplerini dile getirme fırsatını çeşitli tarihlerdebulabilmişlerdir.
41. Soruşturmanın etkinliği açısından somut olaya bakıldığındayaşanan hadiseyle ilgili olarak 8/1/1994 tarihinde resen soruşturma başlatılmışve olay yeri tespiti yapılmıştır. Kaçırıldığı iddia edilen M.Ö.nünkardeşi olan başvurucu Salih Tayboğa ile A.Ş.nin babası olan S.Ş. kollukta ifade vermişlerdir.Ayrıca bu kişiler Emniyet Müdürlüğüne de dilekçe vermişlerdir. Bununla beraberdosyanın görevsizlik kararı ile gönderildiği Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı10/2/1994 tarihinde -suçun işlenmesinden çok kısa bir süre sonrasında- daimîarama kararı vermiştir. Bu tarihten itibaren olay hakkında kolluk tarafındandüzenlenen tutanaklar dışında 2008 yılına kadar herhangi bir işlemyapılmamıştır.
42. Kamuoyunda çıkan haberler nedeniyle Başsavcılık tarafındanresen başlatılan ve ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen2008/3151 sayılı soruşturma kapsamında, kaybolduğu iddia edilen M.Ö.nin kardeşi olan başvurucu Salih Tayboğave A.Ş.nin eşi başvurucu HezniAksu 27/1/2009 tarihinde, M.Ö.nün eşi L.Ö. ise29/1/2009 tarihinde ifade vermiştir. Başvurucu Salih Tayboğaile L.Ö. verdikleri ifadeler ve ilgili baroya yaptıkları müracaatlar üzerinedüzenlenen tutanaklarda ayrıca kendilerinin yapmış olduğu araştırmada otarihlerde kamuoyunda Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) mensubuolarak bildikleri Yüzbaşı A., Üsteğmen Y. Astsubay B.ninbu olaylardan mesul olduğunu iddia etmişlerdir. Bunların yanında özel yetkilimahkemeler ile başsavcılıkların kaldırılması üzerine soruşturmayı yürütenBaşsavcılık, gizli tanığın ifadelerinde geçen askerî personellere ilişkinolarak açık kimlik bilgilerinin tespiti için kolluk kuvvetleri ile yazışmalaryapmıştır. Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı 11/3/2013 tarihli yazısında sözkonusu şahıslarla ilişkili herhangi bir belge veya kayda rastlanmadığınıbelirtmiştir.
43. 1990'lı yıllarda çok sayıda kişinin faili meçhul şekildeöldürüldüğü, asit kuyularına atıldığı iddialarının ve diğer haberlerinkamuoyunda gündem oluşturulması nedeniyle Başsavcılıkça yukarıda anlatıldığıüzere resen başlatılan soruşturmada, 9/3/2009 tarihinde BOTAŞ-Yeniköy JandarmaKomutanlığı bölgesinde yapılan arama ve kazılar çerçevesinde yüzeye yakın yerdeiki adet kemik, fanila ve bez parçaları, 11-13/3/2009 tarihleri arasında başkabir bölgede yapılan kazılarda kemikler ve bez parçaları bulunmuştur. DGMBaşsavcılığının talimatı üzerine daha önceden kazı yapılan BOTAŞ bölgesinde19/3/2009 tarihinde yeniden yapılan kazılarda ise herhangi bir bulguyarastlanmadığı tespit edilmiştir. Kazılarda bulunan kemikler üzerinde Adli TıpKurumu Morg İhtisas Dairesince yapılan incelemede kemik parçalarının büyükbaşhayvana ait olduğu anlaşılmıştır. Bu husus yanında Başsavcılığın AdaletBakanlığına gönderdiği 18/2/2009 tarihli yazıdan ise yer gösterme ve tespitişlemine müracaat eden elli kişiden hiç kimsenin katılmadığı, Şırnak BarosuBaşkanı ve üç avukatın ise bu işlemler sırasında hazır olduğu, katılan bukişilerin ve müvekkillerinin asitle yakılma ve ardından gömülme iddialarınailişkin olarak somut görgü ve bilgilerinin olmadığının beyan edildiği tespitedilmiştir.
44. Gizli tanığın ifadesinde geçen ve başvurucularınkaybolmalarına şahit olduğu iddia edilen E.T.ninifadesine 1/3/2013 tarihinde başvurulmuştur. E.T. ifadesinde iddia edilen olayadair görgü ve bilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.
45. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının müzekkeresi üzerineJandarma Genel Komutanlığının 26/7/2013 tarihli, cevap mahiyetindeki yazısınınsoruşturmanın etkinliği hususunda önemli bir veri sunduğu değerlendirilmiştir.Bu yazıya göre gizli tanığın ifadesinde adı geçen Uzman Çavuş C.S. ile Ö.Ş.nin kimlik bilgilerinin tespit edildiği ve C.S.nin 19/7/1993 ile 22/8/1997 tarihleri arasında, Ö.Ş.nin ise 17/7/1994 ile 27/6/1997 tarihleri arasındaSilopi Jandarma Komutanlığında görev yaptığı belirlenmiştir. Ayrıca Şırnak İlEmniyet Müdürlüğünün 14/22014 tarihli yazısında da gizli tanığın ifadesindegeçen mezkûr personelin kimlik bilgilerine yer verilmiş fakat ifadede yer alandiğer iki kişinin bilgilerinin tespit edilemediği bildirilmiştir. JandarmaGenel Komutanlığının göndermiş olduğu belgede ayrıca 1/1/1994 ile 1/1/1996tarihleri arasında Komutanlıkta görev yapan tüm personele dair bilgilere de yerverilmiştir. Bu belgede ayrıca C.S. ile Ö.Ş.ninyazışmaların yapıldığı tarih itibarıyla hâlen görev yaptıkları dabelirtilmiştir.
46. Tüm açıklanan bu hususlara ilişkin olarak aralarındabaşvurucular vekilinin de olduğu çok sayıda avukat tarafından soruşturmanın ilerlemesinematuf olarak yapılan işlemlerin etkisiz olduğuna dair 16/7/2014 tarihindedilekçe verilmiştir. Bu dilekçede, olay tarihinden itibaren geçen süreye rağmenhiçbir gelişme olmadığı beyan edilerek gizli tanık ifadelerinde adları geçenkişilerin ifadelerin alınması talep edilmiştir.
47. Bu yazışma haricinde gizli tanıkların ifadesinde geçen diğerşüphelilerin ifadelerinin alınmasına dair 20/1/2015 tarihinde ilgilibaşsavcılıklara yazılar yazılmıştır. Başvurucular tarafından soruşturmanınetkili şekilde yürütülmediği iddialarını içeren dilekçenin verildiği tarihtensonra yapılan bu işlemlerin başvurucuların yakınlarının kaybına ilişkinolmadığının, bu nedenle de bu açıdan bu işlemlerin başvurucularınbeklentilerini yeniden canlandırabilecek mahiyette soruşturmaya konu olaylarailişkin gerçeklerin tespit edebilecek işlemlerden olmadığının özelliklevurgulanması gerekmektedir. Ayrıca ifadeleri alınabilen şüpheliler tümsuçlamaları reddetmiş, başvurucuların yakınlarının kaybolmasına dair herhangibir beyanda da bulunmamışlardır.
48. Açıklanan tüm bu bilgiler çerçevesinde Silopi CumhuriyetBaşsavcılığınca resen başlatılan ve o bölgede kaybolan şahıslarla ilgili olarak2014/980 sayılı genel dosya üzerinden gizli tanık ifadelerine dayanılarak mezaraçma, tanık ifadeleri alma, şüpheli olduğu değerlendirilen bazı kişilerinifadelerine başvurma gibi bazı işlemlerin yapıldığı muhakkaktır. Bununlabirlikte Başsavcılık tarafından, ifadelerde adı geçen ve suç şüphesi altındaolan, kimlikleri tespit edilen şahıslara ilişkin olarak sonuç doğuracaknitelikte işlemlerin yapılmamasının, soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcıtedbirlerin alınmamasının, nihayet kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverilmesinin soruşturmanın etkililiği üzerinde bir tesiri bulunmamaktadır.
49. Hâl böyle iken daimî arama kararının ilk kez verildiği10/2/1994 tarihinden itibaren etkisiz olduğu anlaşılan ve başvurucularvekilleri tarafından 16/7/2014 tarihinde verilen dilekçe ile de kabul edilensoruşturmanın etkisizliği iddiasına ilişkin başvurunun Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruları incelemeye başladığı 23/9/2012 tarihinden itibaren yasalsüresi içinde yapılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 10/12/2015 tarihindeyapılması nedeniyle süresinde yapılmış olduğu kabul edilemez.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin süre aşımınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA3/4/2019 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.