TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HİLMİ MORAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3053)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Ali Feyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Hilmi MORAY
Vekili
:
Av. Muhterem SÜREN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda asısuretiyle ölüm olayının gerçekleşmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili birsoruşturma yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/4/2013 tarihinde Siirt 1. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 26/7/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 13/3/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/5/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş13/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Cezaİnfaz Kurumu) hükümlü iken 25/7/2012 tarihinde yaşamını yitiren 1988 doğumlu VolkanMoray'ın babasıdır.
9. Anılan Ceza İnfaz Kurumunda silahla yağma suçu ile üç ayrıhırsızlık, üç ayrı konut dokunulmazlığının ihlali ve üç ayrı mala zarar vermesuçlarına ilişkin kesinleşmiş cezaları infaz edilmekte olan başvurucunun oğluVolkan Moray, infaz koruma memurlarınca 25/7/2012 tarihinde sabah saat 08.00sularında sayım amacı ile yapılan denetim sırasında kaldığı D-17 No.lu koğuşunhavalandırma kısmında asılı vaziyette ölü olarak bulunmuştur.
10. Söz konusu olaydan haberdar edilen Cumhuriyet Savcısı A.D.D.Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine olay yerinde bulunan delillerin karartılmasınınveya kaybolmasının önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması ve Siirt İlEmniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekiplerinin Ceza İnfazKurumuna yönlendirilmesi talimatını vermiştir. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin kendisi de, Adli TıpUzmanı H.T. veZabıt Katibi M.V.A. ile birlikte Cezaİnfaz Kurumuna intikal etmiştir.
11. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin deimzasının bulunduğu olay yeri inceleme görgü tespit tutanağında özetle olayıngerçekleştiği D-17 no.lu koğuşa gidildiği, olay yerinde gerekli tedbirlerinalındığının ve 112 Acil personelinin mevcut olduğunun görüldüğü, iki katlı olankoğuşun alt katının sosyal yaşam alanı (buzdolabı, masa, sandalye vb.) yukarıkatının ise dört ranza ve dolaptan oluşan istirahat alanı olduğu, bu alanlardakavga, karmaşa, arbede vs. gibi şüphe uyandıracak olumsuz bir durumun gözlemlenmediği,gerek olay yerinde gerek ölen kişinin kıyafetlerinde kavga olduğu veya arbedeyaşandığı izlenimi uyandıracak bir durumun bulunmadığı, ölen kişi üzerinde vefiziki mekanda gerekli fotoğraflama ve filme alma işlemleri ile teknikincelemelerin yapılması maksadıyla Siirt İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeriİnceleme Şube Müdürlüğünde görevli polis memurlarınagereklitalimatların verildiği belirtilmiştir.
12. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nintalimatı doğrultusunda 4932 kodlu Olay Yeri İnceleme Ekibine bilgi verilmiş veolay yerine intikal etmeleri gerektiği bildirilmiştir. Olaydan saat 08.55sıralarında haberdar edilen olay yeri inceleme ekibi, saat 09.10'da Ceza İnfazKurumuna varmış ve saat 09.20'de Cumhuriyet Savcısı A.D.D. ile birlikte olayyerini incelemeye başlamıştır.
13. Hazırlanan 25/7/2012 tarihli olay yeri inceleme raporunda"...Bahse konu yerin Siirt Kapalı Cezaevi D-17sayılı koğuşunun havalandırma tabir edilen bahçe kısmı olduğu, koğuş binasındanbahçe çıkışına göre, sol duvar üzerinde, yerden 2.22 m yükseklikteki metalçengele iki kat yapılmış, mavi renkli çamaşır ipiyle asılı, yüzü bahçeye dönük,dili hafif dışarıda, dizleri düz ayakları yere değer şekilde, kolları yandaavuç içleri vücuda bakar ve yarı açık şekilde, üzerinde gri atlet, gri renklia. ibareli eşofman altı (kapri) ve içerisinde gritonlu baksır iç çamaşırı olan, siyah düz, kısa saçlı,kirli sakal ve bıyıklı, tahmini 25-26 yaşlarında, 160-170 cm boylarında,yaklaşık 60-65 kg civarında bir erkek cesedinin olduğu, cesedin çene altındanbaşlayarak her iki kulak arkasından başın üst kısmına doğru yükselen ipleçengele bağlı olduğu, boyun alt kısmında çene ile gırtlak arasında kırmızıbeyaz renkli bir bez parçasının ipe sarılı olduğu, ipin asılı olduğu nokta(çengel) ile şahsın boynu arasındaki mesafenin 72 cm olduğu görüldü. İpkesilerek eks şahıs asıdan indirildiğinde, çenealtından başlayarak her iki kulak arkasından başın üst kısmına devam eden derintelem (ip) izinin olduğu görüldü. Şahsın üzerinde (...) değerli eşya olmadığı görüldü.Eks şahıs Siirt Devlet Hastanesi Morguna kaldırılmaküzere bulunduğu hali ile sağlık görevlilerine teslim edildi. Şahsın olaydanönce kaldığı D-17 Koğuşu içerisinde yapılan araştırmada herhangi bir intihar notu veya bulguya rastlanılamadı. Olay yerininbulunduğu hali ile fotoğrafları ve video çekimi yapılarak Siirt DevletHastanesi Morguna intikal edildi. Burada Adli Tıp Hekimi tarafından yapılanmuayenede, eks şahsın vücudunda herhangi bir darpcebir izi yada ateşli silah yada kesici delici bereleyicialet vs yaralanmasının olmadığının tespitedildiği" belirtilmiştir. Olay yeri inceleme raporunda ayrıcakırk fotoğrafın çekildiği, kamera kaydının yapıldığı ve olay yeri krokisininçizildiği belirtilmiştir.
14. Adli Tıp doktoru H.T. Otopsi Yardımcısı V.A. KameraBilirkişisi M.K. ve Fotoğrafçı bilirkişi S.A.nın katılımı ile Volkan Moray'ın otopsisiyapılmıştır. Otopsi sırasında, cesedin çeşitli açılardan fotoğrafları ve kamerakaydı ile görüntüleri alınmıştır. Otopsi sonucunda hazırlanan 25/7/2012 tarihliölü muayene ve otopsi tutanağında "...1-Kişinin vücudunda ölümüne müessir herhangi bir travmatikbulguya rastlanılmadığı, 2-Kişinin boyun bölgesinde telem izi tarif edildiğinegöre ası fiilinin gerçekleşmiş olduğu, 3-Telem bölgesine uyan alanlarda ekimoz ve hiyoid kemikte ekimozlu kırık tespit edildiğine göre ası fiilinin canlıiken gerçekleştirmiş olduğu, 4-Kişinin ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana geldiği..." sonucunavarılmıştır. Otopsi sırasında çekilen altmış beş adet fotoğraf ile kameragörüntüleri, soruşturma dosyasına eklenmiştir. Ayrıca otopsi sırasında cesettenalınan kan ve idrarörnekleri, toksikolojikanalizinin yapılması için Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmiştir.Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığının 6/8/2012 tarihli raporunda kan ve idrarnumuneleri üzerinde alkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı madde bulunmadığıbelirtilmiştir.
15. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı 25/7/2012 tarihinde müteveffaile aynı koğuşu paylaşan O.O., M.A.K. ve N.G.yi tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanık sıfatıyladinlenen O.O. özetle Volkan Moray'ı yaklaşık beş aydır tanıdığını, müteveffanıniçine kapanık biri olmadığını, müteveffa ile aynı koğuşta kaldığı süreiçerisinde dikkatini çeken herhangi bir olayın bulunmadığını, müteveffanıngerek tutuklu ve hükümlülerle gerekse Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile birsorun yaşadığına veya onlarla tartıştığına şahit olmadığını, müteveffanınolaydan yaklaşık yirmi gün önce telefonla görüşmeye çıktığında moralinin bozukolarak döndüğünü, ne olduğunu sormaları üzerine babasıyla tartıştığınısöylediğini fakat daha sonra normale döndüğünü, olayın meydana geldiği dönemramazan ayı olduğu için sahur vaktinden sonra sabah saat 06.00’ya kadarmüteveffanın da aralarında bulunduğu koğuş arkadaşları ile birlikte oturduğunu,normal bir şekilde sohbet ettiklerini ve anormal bir durumun olmadığını, mütevaffanın kendilerine"Siz oruçlusunuz yatın, ben sizi sayım olduğu zaman uyandırırım."dediğini, infaz koruma memurlarının sabahleyin saat 08.00'de sayım için koğuşageldiğini, müteveffanın yerinde olmadığının anlaşılması üzerine yapılanaraştırma neticesinde koğuşun havalandırma kısmında kendini astığınınanlaşıldığını, havalandırma bahçesinin saat 05.00'te açıldığını, başkaca birbilgi ve görgüsünün olmadığını belirtmiştir. Tanık olarak dinlenen M.A.K. veN.G.de benzer yönde beyanda bulunmuştur.
16. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı infaz koruma memurlarından,infaz koruma baş memurlarından ve Ceza İnfaz Kurumu 2. müdürlerinden oluşantoplam on beş kişinin şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. İnfaz koruma başmemuru H.H.Ş. ifadesinde özetle 25/7/2012 tarihinde yapılan sabah sayımısırasında dört kişilik D-17 numaralı koğuşta bir mahkûmun bulunmadığınınanlaşıldığını bunun üzerine yapılan araştırma neticesinde dördüncü mahkûmunhavalandırma bahçesinde kendini astığını tespit ettiklerini, mahkûmun ölmüşolduğunu anlayınca delillerin kaybolmasını ve kararmasını engellemek amacıylaolay yerinin aynı şekilde muhafazasının sağlandığını, mahkûmun herhangi birrahatsızlığının olmadığını, kendilerine ve diğer koğuş arkadaşlarına karşı birgeçimsizliğinin bulunmadığını, olay yerinde arbede yahut tartışmayaşandığınadair bir emarenin bulunmadığını, koğuşta bulunan dört mahkûmun kendi hâlindeadli mahkûmlar olduğunu, olayın intihar olduğunu düşündüğünü, mahkûmun girmişolduğu bunalımın nedenini bilmediğini belirtmiştir. Şüphelilerden A.N., E.Y. veA.Ö., havalandırma kapısını saat 05.00'te kendilerinin açtığını ve o saattekoğuşta herhangi bir anormal durumun bulunmadığını belirtmiştir. ŞüphelilerdenCeza İnfaz Kurumu 2. Müdürü E.T. iseifadesinde özetle olayda kusurunun ya da ihmalinin bulunmadığını, hükümlününkendisini ceza infaz kurumunda bulundurulması ve kullanılması yasak olmayançamaşır ipi ile astığını, hükümlülerin yaptığı telefon görüşmelerinin yasalargereği kaydedildiğini, Volkan Moray'ın telefon kayıtlarından ciddi ailegeçimsizlikleri yaşadığının anlaşıldığını, tutulan telefon kayıtlarınınsoruşturma dosyasına sunulduğunu beyan etmiştir. Dinlenen diğer şüpheliler debenzer yönde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemişlerdir.
17. Başvurucu, Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 8/8/2012tarihli dilekçe ile özetle oğlunun intihar eğiliminde olan biri olmadığını,olayda şüpheli bir takım durumların bulunduğunu, defin işlemleri sırasındaoğlunun göğüs bölgesindeki derisinin soyulduğuna dair izler gördüğünü, bunailişkin fotoğrafları dilekçesine eklediğini, söz konusu fotoğraflardaki izlerinotopsiden mi yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığı hususunda tarafına bilgiverilmesi gerektiğini, oğlunun Ceza İnfaz Kurumu idaresi yahut koğuşarkadaşlarıyla bir sorunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla Cezaİnfaz Kurumuna yazı yazılarak disiplin cezası alıp almadığının sorulmasıgerektiğini, el konulan ip üzerinde parmak izi veya diğer yönlerden incelemeyapılması gerektiğini belirterek soruşturmanın genişletilmesi talebindebulunmuştur.
18. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza İnfaz Kurumunagönderdiği 15/8/2012 tarihli yazı ile Volkan Moray'ın herhangi bir disiplincezasının bulunup bulunmadığını sormuştur. Ceza İnfaz Kurumu 17/8/2012 tarihliyazı ile Volkan Moray'ın ceza infaz kurumunda bulunduğu süre zarfında disiplincezası aldığına ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığını bildirmiştir.
19. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı 14/12/2012 tarihli ve Sor. No.2012/2867, K.2012/2552 sayılı karar ile aşağıda yer verilen gerekçeyleşüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir:
"...Olay yerinde gözleme dayanarak yapmışolduğumuz inceleme ile tanzim edilen olay yeri inceleme görgü ve tespittutanağı ile Siirt İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince tanzim edilen olay yeriinceleme raporu Volkan Moray'ın özkıyım sonucuhayatını kaybetmiş olması dışında şüphe uyandıracak hiçbir durum, delil, iz veemareye rastlanmadığını gözler önüne sermiştir. Zira olayın öncesinde yangınçıkmış olabileceğini düşündürecek (müştekinin iddiası) is, duman, koku vetahrip olmuş materyal kargaşa, arbede yaşanmış olabileceği şüphesini uyandırandağınıklık, eşyaların yerlerinde değişiklik gerek kurum görevlilerini gerekseölenin koğuş arkadaşlarının üzerinde, olağanüstülük gözlenmemiştir. VolkanMoray'ın dolabı, yatağı ve özel eşyası aranmış şüphe uyandıran nota dahilherhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
Siirt Devlet Hastanesi morguna kaldırılanceset üzerinde Adli Tıp Uzmanının dakatılımı ileyapılan incelemeler ölü muayene ve otopsi işlemi neticesinde Volkan Moray'ınkesin ölüm sebebi asıya bağlı mekanik asfiksi olaraktespit edilmiştir. Ayrıca otopsi raporunda kişinin vücudunda ölümüne müessirherhangi bir travmatik bulguya rastlanmadığı, telembölgesine uyan alanlarda ekimoz hiyoidkemikte ekimozlu kırık tespit edilmiş olmasına göreası fiilinin canlı iken gerçekleştirilmiş olduğu neticelerine ayrıca ve açıkçayer verilmiştir.
Volkan Moray'ın vücudundan alınan örneklerüzerinde Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığınca yapılan toksikolojikve histopatolojik incelemeler neticesinde deolağanüstü ve/veya şüphe arz eden bir bulguya rastlanmadığı dosya içinde mevcutKimya İhtisas Dairesi raporundanda anlaşılmıştır.
Müşteki Hilmi Moray'ın ölen oğlu VolkanMoray'ın vücudunun çeşitli yerlerinde yanık benzeri izler olduğu yönündeki şikayeti kayda değer bulunmamıştır. Zira ölü muayene veotopsi tutanağında bu ve benzeri izlere ilişkin gözleme dayanan bir tespitimizolmamıştır.
Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu D-17koğuşuna girip incelemelerde bulunmaya başlamamızdan ölü muayene ve otopsiyitamamlayıp cesedi ailesine teslim edene kadar geçen süreçte icra eden tümişlemler refakatte bulunan Siirt İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ŞubeMüdürlüğünde görevli bilirkişi iki polis memuru tarafından kamera ile kayıtedilmiş, fotoğraflanmış, CD ortamına aktarılarak bir örneğinin Adli emanetin2012/536 sırasında muhafaza altına alınmıştır. Bu CD incelendiğinde de VolkanMoray'ın vücudunda babası müşteki Hilmi Moray'ın fotoğraf ibraz ederek ifadeettiği gibi yanık izi benzeri bir bulguya rastlanmadığı tekrar anlaşılacaktır.Hal böyle olmasına karşın adli emanetimizin 2012/536 sırasında kayıtlı CD'deyer alan fotoğrafların çıktısı alınarak adli emanette ayrıca muhafaza altınaalınmıştır. Bu fotoğraflara ilk bakışta müşteki Hilmi Moray'ın oğlu ölen VolkanMoray'ın göğüs bölgesinde yanık izleri taşıdığına ilişkin şikayetine delilolarak sunduğu fotoğraftaki izlerin hiçbirini olmadığı görülecektir. Şayet buizler oluşmuş ise otopsi işlemin tamamlanıp ceset aileye teslim edildiktensonra gerçekleşmiş olması ihtimal dahilindedir. Hatta kuvvetle muhtemeldir.
Ölen Volkan Moray'la aynı koğuşu paylaşan vebilgi sahibi sıfatıyla ifadelerine başvurulan O.O, M.A.K., N.G. isimli kişilerbeyanlarında özetle "Volkan Moray'i iyi birinsan olarak tanıdıklarını, koğuşu paylaştıkları zaman zarfı içinde onunlahiçbir sorun yaşamadıklarını, Volkan'ın gerek tutuklu ve hükümlülerle gerekseCeza İnfaz Kurumu görevlileri ile bir sorun yaşadığına veya tartıştığına şahitolmadıklarını ölümünden 15-20 gün kadar önce ailesi ile telefonla görüşüpgeldikten sonra moralinin çok bozuk olduğunu gördüklerini, hatta Volkan'ın 2gün hiç konuşmayıp içine kapandığını sorduklarında kendilerine babasıylatartıştığını söylediğini, sahur vaktinden sonra sabah saat 06.00'ya kadarberaber oturduklarını sonra kendilerinin uyuduklarını sabah sayımında saat08.00'de kendisini havalandırmada asılı vaziyette infaz koruma memurları ilebirlikte gördüklerini, başkaca bir bilgi ve görgü sahibi olmadıklarınıbelirtmişlerdir.
Şüpheliler savunmalarında suçlamaları kabuletmemiş olay günü D-17 koğuşunda sabah saat 05.00'te havalandırma kapısınıaçmak için girdiklerini Volkan Moray'da dahil tüm koğuş sakinlerinin oturupsohbet ettiklerini sabah sayımını almak için 08.00'de koğuşa girdiklerindeVolkan dışındaki diğer mahkumların uyuduklarını ikinci kattan aşağı indiklerinieksik sayı üzerine beraberce etrafa bakınırken Volkan Moray'ı havalandırmadaasılı olarak gördüklerini ifade etmişlerdir.
Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu DisiplinAmirliğince başlatılan disiplin soruşturması neticesinde tüm şüphelilerhakkında 2012/8 karar numarası ile 13/08/2012 tarihinde ceza verilmesine yerolmadığına dair karar verilmiş, kararın gerekçesinde Volkan Moray'ın özkıyımını gerçekleştirdiği materyalin ceza infaz kurumundabulundurulması ve kullanılmasında sakınca görülmeyen çamaşır ipi olmasıhususuna özellikle vurgu yapılmıştır.
Yukarıda açıklandığı tüm dosya kapsamından daanlaşılacağı üzere Volkan Moray özkıyım neticesindehayatını kaybetmiştir. Bu eylemini gerçekleştirirken bir başkasına izafeedilebilecek kasıtlı ve/veya kusurlu bir davranış tespit edilemediği gibi yine TCK'nun 84 maddesi anlamında intihara azmettirme, teşviketme, bu kararını kuvvetlendirme ve herhangi birşekilde yardım etme şüphesi uyandıracak bir bulguya da rastlanmamıştır."
20. Başvurucu 21/1/2013 tarihli dilekçe ile özetle oğlununintihar edecek biri olmadığını, oğlu ile en son 22/7/2012 tarihinde telefon ilegörüştüğünü, oğlunun bu telefon görüşmesi sırasında moralinin çok iyi olduğunusöylediğini, oğlunun bu görüşmeden üç gün gibi kısa bir süre sonra intiharettiğinin söylendiğini, cenazenin yıkanması sırasında oğlunun göğüs kafesindenaşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerine kaynar su dökülmüş gibi birgörüntüsünün olduğunu fark ettiğini, cesetteki izlerden olayın bir cinayetolabileceğini düşündüğünü, Cumhuriyet Başsavcılığının tamamen tahmini birtespit ile iddiasını ciddiye almadığını, ayrıca 60-70 kiloluk bir vücudukaldırabilen çengelin havalandırma bahçesinde bulunmasının ve havalandırmakapılarının sayımdan önce açılmasının ihmal niteliğinde olduğunu, oğlunun koğuşarkadaşlarının beyan vermede özgür olamayacaklarını belirterek kovuşturmaya yerolmadığı kararına itiraz etmiştir.
21. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Batman 2. AğırCeza Mahkemesinin 11/2/2013 tarihli ve 2013/70 Değişik İş sayılı kararı ile "...olay yeri tutanağında Siirt C.Başsavcılığınca yapılan inceleme sonucu tanzim edilenolay yeri inceleme görgü ve tespit tutanağı ile Siirt İl Emniyet müdürlüğüekiplerince tanzim edilen olay yeri inceleme raporunda maktulün özkıyım sonucu hayatını kaybetmiş olması dışında şüpheuyandıracak hiçbir durum, delil, iz ve emareye rastlanmadığının belirtildiği,ayrıca ölü muayene ve otopsi sebebinin asıya bağlı mekanik asfiksiolarak tespit edildiği, otopsi raporunda maktulün vücudunda ölümüne müessirherhangi bir tramvatik bulguya rastlanılmadığı, telembölgesine uyan alanlarda ekimoz hiyoidkemikte ve ekimozlu kırık tespit edilmiş olmasınagöre ası fiilinin canlı iken gerçekleştirilmiş olduğunun belirtildiği, maktulünözkıyımını gerçekleştirdiği materyalin ceza infazkurumunda bulundurulması ve kullanılmasında sakınca görülmeyen çamaşır ipiolması nedeniyle Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 14/12/2012 tarih ve 2012/2867soruşturma, 2012/2552 sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğu..."gerekçesiyle reddedilmiştir.
22. Anılan karar 4/3/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
23. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
24. Başvurucu anılan olay sebebiyle idari yargıda tam yargıdavası açtığına veya hukuk mahkemelerinde tazminat davası açtığına ilişkin birbilgi vermemiştir. Bakanlık görüşünde de, söz konusuolay sebebiyle başvurucunun tam yargı davası yahut tazminat davası açtığınailişkin bir bilgi sunulmamıştır. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişimsistemi üzerinden yapılan inceleme neticesinde de başvurucu tarafından tamyargı davası veya tazminat davası açıldığına ilişkin bir kayıt tespit edilememiştir.
B. İlgili Hukuk
25. 13/12/2004 ve tarihli 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapiscezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesişöyledir:
“ (1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkeleredayalı olarak düzenlenir:
a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenlibir biçimdeve kaçmalarını önleyecek tedbirleralınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesindetutulurlar.
B) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerindüzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlukıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygınınkorunmasınısağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasadayer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanundaöngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.
c) Cezanın infazında hükümlününiyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlününkanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamaküzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlikve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.
d) İyileştirmeye gereksinimleri olmadığısaptanan hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyleorantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve buhususlar yönetmeliklerde düzenlenir.
e) Cezanın infazında adalet esaslarına uygunhareket edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun, tüzük veyönetmeliklerin verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir.
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşamhakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirinalınması zorunludur.
g) Hükümlünün infazın amacına uygun olarakkanun, tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur.
h) Kanunlarda gösterilen tutum, davranış veeylemler ile kurum düzenini ihlâl edenler hakkında Kanunda belirtilen disiplincezaları uygulanır. Cezalara, Kanunda belirtilen merciler, sürelerine uygunolarak hükmederler. Cezalara karşı savunma ve itirazlar da Kanunun gösterdiğimercilere yapılır.”
26. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalıceza infaz kurumları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dışgüvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veyafizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancakmevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dışçevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış vehükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarakiyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."
27. 5275 sayılı Kanun’un “Akılhastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı”kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:
“Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklananakıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinirhastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarınageri gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsusbölümlerinde infaz edilir.
Birinci fıkrada belirtilenlerin cezalarınıninfazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman ve diğer tıpgörevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”
28. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlüleringruplandırılması” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
"Hükümlüler;
a) İlk defa suç işleyenler, mükerrirler, itiyadî suçlularveya suç işlemeyi meslek edinenler,
b) Aklî ve bedensel durumları nedeniyle veyayaşları itibarıyla özel bir infaz rejimine tâbi tutulması gerekenler,
c) Tehlike hâli taşıyanlar,
d) Terör suçluları,
e) Suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suçörgütlerine mensup olan suçlular,
Gibi gruplara ayrılırlar.
(2) Hükümlüler ayrıca yaşları, hükümlülüksüreleri ve suç türleri itibarıyla da gruplandırılırlar."
29. 5275 sayılı Kanun'un "Disiplincezalarının niteliği ve uygulama koşulları" başlıklı 37.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli biryaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranışve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlıkderecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır."
30. 5275 sayılı Kanun’un “Hastalıknedeniyle nakil” kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:
“Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü,bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesininhükümlü koğuşuna yatırılır.
Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başkayerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsaltehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzmanhekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi,tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastayanerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür.Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversitehastaneleri tercih edilir.
Hükümlünün bu hastanelerde kontrol vetedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesigerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.
Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlıkkuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde AdaletBakanlığına bilgi verilir.
Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumdakalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteğiüzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlaranakledilebilir.”
31. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlününbarındırılması ve yatırılması” kenar başlıklı 63. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Tehlikeli hâli bulunan hükümlü ancak birveya üç kişilik odalarda, diğer hükümlüler ise kurumun fizikî yapısı, kapasitedurumu ve güvenlik gerekleri göz önüne alınarak cezaevi yönetimi tarafından belirleneceksayıda mahkûmun kalabileceği odalarda barındırılırlar."
32. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlününmuayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:
“Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması,hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardanyararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde,mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerininmahkûmkoğuşlarında tedavi ettirilir.”
33. 275 sayılı Kanun’un “Hükümlününmuayene ve tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Kurumun sağlık koşullarınındüzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimitarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavisonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."
34. 6/4/2006 tarihli ve 26131 numaralı Resmî Gazete’deyayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) "Kapıların açılmaması ve temasın önlenmesi"kenar başlıklı 45. maddesi şöyledir:
"Kapalı kurumlarda oda ve koridorkapıları kapalı tutulur. Kapılar aşağıdaki hâllerde açılır:
a) Cezaevi tabibine, revir, hamam ve berberegitme, başka odaya nakil,
b) Hastane ve duruşmaya gönderme ve başkakuruma nakil,
c) Salıverilme, ziyaret, arama, sayım,denetim, eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları, kurumda çalıştırma,
d) Kurullara çağrılma,
e) Ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstühâller,
f) Kurum idaresince gerekli görülen hâller.
(2) Hükümlüler, yukarıda sayılan hâllerdışında, diğer odalardaki hükümlüler ve kurum görevlileri ile temastabulunamazlar.
(3) Odaların havalandırma bahçesine açılankapılarının açılış ve kapanış saatleri, kurumların fiziki yapıları,kapasiteleri, mevcutları ve bölgenin coğrafi koşulları değerlendirilerekkurumun iç yönetmeliğinde düzenlenir."
35. Anılan Tüzük'ün "Arama, güvenlik tatbikatı ve sayım" kenarbaşlıklı 46. maddesinin (6), (7), (8) ve (9) numaralı fıkraları söyledir:
"Sayımlar, Tüzüğün 22 nci maddesinde belirtilen görevliler tarafından,dörtlü vardiya hizmetinin uygulandığı kurumlarda sabah, akşam ve gece olmaküzere günde üç kez, diğer vardiya hizmetlerinin uygulandığı kurumlarda ise hervardiya değişiminde yapılır.
İdare tarafından uygun görülmesi durumunda,her zaman sayım yapılabilir. Olağanüstü durumlarda, kurum en üst amirinintalebi, Cumhuriyet başsavcısının oluru ile dış güvenlik görevlileri sayımlarakatılabilir.
Sayımlar, yatma plânları da göz önündebulundurularak odalarda yapılır. Sayımın yapılış şekli, kurum güvenliğinitehlikeye düşürmeyecek biçimde odada bulunan hükümlülerin sayısı dikkatealınarak idare tarafından belirlenir.
Arama ve sayımlar sırasında insan onurunasaygı esastır."
36. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'deyayınlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler HakkındaYönetmelik'in (Yönetmelik) 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Hükümlüler, koğuş, oda veyaeklentilerinde, kantinden temin edilmek koşuluyla kişisel ve çevreseltemizliklerini temin için tarak, saç fırçası, sabun, kese, diş macunu, dişfırçası, tıraş sabunu, şampuan, parfüm, krem, saç boyası, çakısı bulunmayantırnak makası, plastik saplı tıraş bıçağı, beş adet plastik elbise askısı,çamaşır mandalı ve gündelik hayatta kullanılan plastik eşyalar ile idareceuygun görülen uzunlukta çamaşır ipi bulundurabilir."
37. Siirt E Tipi bir bölümü yüksek güvenlikli Kapalı Ceza İnfazKurumu İç Yönetmeliğinin (İç Yönetmelik) "KurumunTürlerine Göre Bölümleri" başlıklı 6. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Bir bölümü yüksek güvenlikli Siirt ETipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun,
a) 55 oda Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Hükümlü veTutuklularına,
b) 4 oda D6, D7, D8, D9 odalar yüksekgüvenlikli bölüm olarak,
(...)
D17 adli erkek hükümlü olarak (...) tahsisedilmiştir."
38. İç Yönetmelik'in "HavalandırmaBahçesine Çıkma" başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Havalandırma bahçelerinin kapıları saat06:00'da açılır, akşam 19:00'da kapatılır. Bu kapıların açılıp kapatılmaları,sayım saatlerine ve mevsim şartlarına göre yeniden düzenlenebilir."
39. İç Yönetmelik'in "Odalarda bulundurulacak giysi, eşyave malzemeler" başlıklı 30. maddesi şöyledir:
"Ceza İnfaz KurumlarındaBulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelikte belirtilenler dışındaherhangi bir eşya ve malzeme verilmemektedir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
41. Başvurucu; Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlüolarak bulunan oğlu Volkan Moray’ın 25/7/2012 tarihinde kaldığı koğuşunhavalandırmasında asılı vaziyette ölü olarak bulunması üzerine Siirt CumhuriyetBaşsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığınakarar verildiğini oysa oğlunun intihar edecek biri olmadığını, olaydan üç günönce telefonla kendisi ile görüştüğünde moralinin çok iyi olduğunu ve birsorununun bulunmadığını söylediğini, cenazenin kendilerine teslim edilmesiüzerine oğlunun göğüs kafesinden aşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerinekaynar su dökülmüş gibi bir görüntüsünün olduğunu fark ettiklerini, cesettekiizler nedeniyle olayın bir cinayet olabileceğini düşündüğünü, cesedinfotoğraflarını çekip Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesine rağmenizlerin hangi nedenden kaynaklandığına dair yeterli bir araştırma yapılmadığınıve bu iddiasının varsayıma dayalı bir kanaat ile reddedildiğini, olay intihar olarakkabul edilse bile yetkili makamların bu intiharı önlemeye yönelik görev veyükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, oğlunun can güvenliğinisağlamak için gerekli tedbirlerin alınmadığını, havalandırma kapısının açıkolmasının ve duvarda 60-70 kilo ağırlığında bir kişiyi taşıyabilecek çengelbulunmasının bir ihmal olarak görülmediğini, oğlu ile aynı koğuşta bulunan vetanık olarak dinlenen şahısların ceza infaz kurumunda bulunmaları nedeniylebeyan vermekte özgür olamayacaklarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararayaptığı itirazın hiçbir somut gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, sorumlukişiler hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığını, oğlunun ölümünde ihmalibulunan kişiler hakkında yürütülen soruşturma neticesinde kovuşturmaya yerolmadığı kararı verilmesinin onur kırıcı bir işlem olduğunu, bu sürecinkendileri için manevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek yaşam hakkının,işkence ve kötü muamele yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş; ihlalin tespiti ile tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
42. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarakincelendiğinde başvurucunun temel olarak oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerceöldürülmüş olabileceğinden olay intihar olarak kabul edilse bile yetkilimakamların bu intiharı önlemeye yönelik görev ve yükümlülüklerini gereği gibiyerine getirmemesinden ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesindenşikâyet ettiği anlaşılmaktadır. Somut olayda başvurucu her ne kadarkovuşturmaya yer olmadığı kararına yaptığı itirazın somut gerekçe gösterilmedenreddedilmesinin etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini ve soruşturma sürecininişkenceye dönüştüğünü belirterek işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyenAnayasa'nın 17. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise debaşvurucunun bu yöndeki iddialarının yaşam hakkı kapsamında etkili birsoruşturma yürütme yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun ölümün üçüncü kişi ya dakişilerce gerçekleştirilmiş olabileceği yönündeki iddiası ile olay intihar olarakkabul edilse bile yetkili makamların oğlunun yaşamını korumak için gerekliönlemleri almadığı yönündeki iddiasının yaşam hakkının maddi boyutu yönünden,olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiasının ise yaşam hakkınınusuli boyutu yönünden incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafındanyapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda müteveffa Volkan Moraybaşvurucunun oğludur. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
45. Yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 42) başvurucunun yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının yaşam hakkının maddi ve usuleilişkin yönden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
a. Yaşam Hakkının MaddiBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
48. Bu bağlamda Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişi ya dakişilerin eylemlerine karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündenve Volkan Moray'ın yaşamının kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecekrisklere karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönünden ayrı ayrıdeğerlendirilmesi gerekmektedir.
i. Volkan Moray'ın Yaşamının Üçüncü Kişi ya daKişilerin Eylemlerine Karşı Korunmadığına İlişkin İddia
49. Başvurucu, oğlunun intihar edecek biri olmadığını ve olaydanüç gün önce telefonla kendisi ile görüştüğünde moralinin çok iyi olduğunu vebir sorununun bulunmadığını söylediğini, defin işlemleri sırasında oğlunungöğüs kafesinden aşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerine kaynar sudökülmüş gibi bir görüntüsünün olduğunu fark ettiklerini, cesetteki izlernedeniyle olayın bir cinayet olabileceğini düşündüğünü ileri sürmüştür.
50. Bakanlık başvurucunun oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerceöldürülmüş olabileceği iddiası hakkında herhangi bir görüş bildirmemiştir.
51. Başvurucu, iddialarını kanıtlamak amacıyla ilgili yargıkararlarını Anayasa Mahkemesine ibraz etmekle birlikte cinayet iddiasınıispatlamak için Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğunu ifade ettiği fotoğraflarıdahi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucununiddialarının sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulması maksadıyla, 6/1/2016tarihli yazı ile Siirt Cumhuriyet Başsavcılığından 2012/2867 soruşturmanumaralı dosyanın tamamını talep etmiştir.
52. Başvurucunun ölümün üçüncü kişi ya da kişilercegerçekleştirildiği yönündeki iddiasının, başvurucu tarafından ortaya konulandeliller ile soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ışığındadeğerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi tarafından bu bilgi ve belgelerışığında yapılacak olan değerlendirmede ispat ölçütü olarak "makul şüphenin ötesinde" ilkesininbenimsendiğini ve bu ilkenin uygulanacağını vurgulamak gerekir. Böyle bir ispatyeteri derecede sağlam, açık ve birbiri ile uyumlu çıkarımların ya da aksiispat edilememiş benzer maddi karinelerin bir arada bulunmasına bağlı olabilir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Uçar/Türkiye,B. No: 52392/99, 11/4/2006 § 74; Orhan Türkiye,B. No: 25656794, 18/6/2002, § 264; Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan, 43577/98 ve 43579/98, 6/7/2005, §147).
53. Başvurucu, oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüşolabileceğini belirtmekle birlikte bu eylemin hangi şüpheli kişi ya dakişilerce yapılmış olabileceği hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir.Başvurucu bu yöndeki iddiasını ispatlamak amacıyla cenazenin yıkanmasısırasında çekilmiş yanık izlerinin bulunduğu belirtilen birkaç fotoğrafı delil olarak göstermiş ve oğlunun intihar edecek birisiolmadığı argümanını ileri sürmüştür.
54. Öncelikle belirtmek gerekir ki, başvuru dosyasındabaşvurucunun oğlu Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri ve/veya odaarkadaşları ile sorun yaşadığına yahut onlarla kavgalı olduğuna ya da onlartarafından tehdit edildiğine dair hiçbir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
55. Volkan Moray'ın ası suretiyle yaşamını yitirmiş vaziyettebulunması üzerine Cumhuriyet Savcısı A.D.D. olaydan haberdar edilmiş veCumhuriyet Savcısı huzurunda olay yeri incelemesi yapılmıştır. Olay yeriinceleme raporu ile olay yeri inceleme görgü tespit tutanağında, VolkanMoray'ın koğuşunda ve havalandırma bahçesinde kavga, karmaşa, arbede gibi şüpheuyandıracak olumsuz bir durumun gözlemlenmediği, gerek olay yerinde gerek ölenkişinin kıyafetlerinde kavga olduğu veya arbede yaşandığı izlenimi uyandıracakbir durumun tespit edilemediği, Adli tıp hekimi tarafından yapılan muayenede,Volkan Moray'ın vücudunda herhangi bir darp ya da cebir izinin bulunmadığıbelirtilmiştir (bkz. §§ 11-13). Ölü muayene ve otopsi tutanağında da, VolkanMoray'ın vücudunda ölümüne müessir herhangi bir travmatikbulguya rastlanılmadığı, telem bölgesine uyan alanlarda ekimozve hiyoid kemikte ekimozlukırık tespit edildiğine göre ası fiilinin canlı iken gerçekleştirmiş olduğu,ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydanageldiği belirtilmiş ayrıca otopsi sırasında cesetten alınan kan ve idrarörnekleri üzerinde yapılan toksikolojik incelemedealkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin bulunmadığı belirtilmiştir(bkz. § 14). Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dinlenen Volkan Moray'ınkoğuş arkadaşları ile Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin anlatımları da, birbiri ile uyumlu olup cinayet iddiasını destekleyecekherhangi bir kayıt içermemektedir.
56. Tüm bu hususlar dikkate alındığında bu aşamaya kadar ortayaçıkar hiçbir delilin cinayet iddiasını desteklemediği anlaşılmaktadır.
57. Bununla birlikte başvurucu, oğlunun cinayete kurban gittiğişüphesiyle cenazenin yıkanması sırasında çekilmiş bir kaçfotoğrafı 8/8/2012 havale tarihli dilekçe ile Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınagöndermiştir. Başvurucu söz konusu fotoğraflarda oğlunun göğüs bölgesindekiderisinin soyulduğuna dair izler bulunduğunu belirtmiş ve bu izlerin otopsiişleminden mi yoksa başka bir nedenden mi kaynaklandığı hususunda tarafınabilgi verilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı,başvurucunun sunduğu fotoğraflar ile olay yeri inceleme ve otopsi işlemlerisırasında çekilen fotoğrafları ve bu sırada alınan kamera görüntülerinikarşılaştırmış, olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında çekilenfotoğraflarda başvurucunun sunduğu fotoğraflardaki izlerin hiçbirininbulunmadığını tespit etmiş ve başvurucunun bu yönündeki şikâyetini kayda değerbulmamıştır.
58. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Siirt CumhuriyetBaşsavcılığı, başvurucunun cinayet şüphesini desteklemek amacıyla sunduğufotoğrafları olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında alınanfotoğraflar ve kamera kaydı ile kıyaslamış ve başvurucunun iddia ettiği izlerinhiçbirinin bu kayıtlarda bulunmadığı tespitinde bulunmuştur. Başvurucu, olayyeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında alınan fotoğraf ve kamera kaydınıngüvenilirliğine ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmemiştir. CumhuriyetSavcısı huzurunda alınan bu kayıtların güvenilirliğini şüpheye düşürecekherhangi bir husus da tespit edilememiştir. Bu durumda soruşturma makamlarınınVolkan Moray'ın intihar ettiği yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecekgeçerli bir nedenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan nedenlerle Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişiya da kişilerin eylemlerine karşı korunamadığı yönündeki şikâyetler yönündenAnayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
ii. Volkan Moray'ın Yaşamının Kendi Eylemlerine KarşıKorunmadığına İlişkin İddia
60. Başvurucu, oğlunun ölümüne ilişkin olay intihar olarak kabuledilse bile yetkili makamların bu intiharı önlemeye yönelik görev veyükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, oğlunun can güvenliğinisağlamak için gerekli tedbirlerin alınmadığını, havalandırma kapısının açıkolmasının ve duvarda 60-70 kilo ağırlığında bir kişiyi taşıyabilecek çengelbulunmasının bir ihmal olarak görülmediğini belirterek, yaşam hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
61. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü devletin egemenlik alanında bulunankişileri intihara karşı korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildiktensonra konuya ilişkin AİHM kararlarına yer verilmiştir. Bakanlık AİHM’in bu konudaki kararlarında bireyin kendisine karşıbir risk oluşturduğunu biliyor olması veya bilmesi gerektiği hâlde makultedbirleri almamasının devletin sorumluluğunu doğurabileceğini bu itibarla hertürlü özgürlükten mahrumiyetin doğası gereği tutuklu veya hükümlü kişininpsikolojisinin bozulmasına neden olduğunu dolayısıyla bunun kırılgan vekorumasız bir kişinin intihar etme riskini artırabileceğini, bu yüzden ulusalmevzuatın cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatliolma görevi yüklediğini ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının gereksizyere tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler getirdiğini bununla birlikteintihar olaylarında devletin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerinkapsamının belirlenmesinde insan davranışlarının “öngörülemezliği”ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtmiştir.
62. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak yetkilimakamların Volkan Moray'ın intihar etme riskini bildikleri hâlde bu riskiortadan kaldırmak için kendilerinden makul olarak beklenen önlemleri alıpalmadıklarının araştırılması gerektiği Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumundakaldığı süre içerisinde psikolojik rahatsızlığının bulunduğuyönündeherhangi bir şikâyetinin olmadığı bu süre zarfında herhangi bir disiplin cezasıalmadığı, hükümlünün Ceza İnfaz Kurumunda bulundurulması yasak olmayan çamaşıripi ile kendisini asmış olduğu belirtilmiştir.
63. Devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkınıgerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinineylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğünün bulunduğunuyeniden vurgulamak gerekir (bkz. § 47).
64. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahipolduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete elindeki tüm imkânları kullanarakbu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olankişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşamhakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
65. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendieylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gereklitedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (SadıkKoçak ve diğerleri, § 74). Cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olaylarıiçin de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için cezaeviyetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesikonusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekipgerekmediğini tespit etmek; böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadankaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkilerkapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemekgerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95,3/4/2001, § 90, 91; Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93, 16/11/2000, §74). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırıyük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri,§53; Sadık Koçak ve diğerleri, §74). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede basit bir ihmaliveya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilipatfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.
66. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının infazınabaşlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten mahrumkalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim yaşamalarınındoğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları bozulabilmekte dolayısıylakırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar etme riskiartabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin cezaeviyetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma göreviyüklemesi ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasınıönleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla önceliklecezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takipedilmesi ve gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması diğer yandan bu konudameyli olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerdekalmalarının temin edilmesi ve intihar eylemlerinde kullanılabilecekkesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibieşyalara el konulması şeklinde bu tip risklerin azaltılmasına yönelikönlemlerin alınması gerekmektedir (MehmetKaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 73).
67. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlamagetirmeyecek bir ölçüde, bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar vermeihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerdenbeklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirleringerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvurukonusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 74).
68. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı tehlikeyegirebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari bir çerçeveoluşturması gerekmektedir (bkz. § 64). Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarındabulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bukapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek takip, kontrol vedenetim işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilenmevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 25-39).Başvurucular tarafından bu konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibibaşvuru konusu olay açısından Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi veincelenmesi gereken bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
69. Dolayısıyla mevcut başvuruda yukarıda yer verilen ilkelerçerçevesinde öncelikli olarak Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin Volkan Moray'ınkendini öldürme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekipgerekmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.
70. 5275 sayılı Kanun'un 71. maddesinde, ceza infaz kurumundabulunan hükümlülerin beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısıiçin muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbi araçlardan yararlanma hakkınasahip olduğu belirtilmiştir. Aynı maddede hükümlülerin öncelikle kurumrevirinde, mümkün olmaması hâlinde devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûmkoğuşlarında tedavi ettirileceği hükme bağlanmıştır. 5275 sayılı Kanun'un bumaddesi ile tutuklu ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığına ilişkin mevzuattabulunan diğer hükümler dikkate alındığında sağlık sorunları bulunan tutuklu vehükümlülerin durumlarına göre Kurum revirinde, devlet veya üniversitehastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi imkânına sahip olduğuanlaşılmaktadır. Ancak ne başvuru formu ve eklerinde ne de soruşturmadosyasında, başvurucunun oğlu Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süreiçerisinde psikolojik bir rahatsızlıktan dolayı tedavi gördüğüne ilişkin birbilgi ve belge bulunmamaktadır. Volkan Moray'ın psikolojik sorunlar yaşadığınadair Ceza İnfaz Kurumuna yansımış bir olay da mevcut değildir. Volkan Moray'ınkoğuş arkadaşlarının "müteveffanınolaydan yaklaşık 20 gün önce telefonla görüşmeye çıktığında moralinin bozukolarak döndüğünü, ne olduğunu sormaları üzerine babasıyla tartıştığınısöylediğini" şeklindeki beyanları dışında Volkan Moray'ınherhangi bir psikolojik rahatsızlığına değinen olay veya onun davranışbozukluğunu gösteren bir bulgu tespit edilememiştir.
71. 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesinde ceza infaz kurumundadüzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımındankanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gereklikıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl eden hükümlüler hakkındaçeşitli disiplin cezalarının uygulanacağı öngörülmüştür. Volkan Moray, Cezaİnfaz Kurumunda kaldığı süre içerisinde herhangi bir disiplin cezası almadığıgibi Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin dikkatini çekebilecek herhangi birdavranış bozukluğu da sergilememiştir. Diğer taraftan Volkan Moray'ın asısuretiyle yaşamını yitirmiş vaziyette bulunduğu andan yaklaşık üç saat önceinfaz koruma memurlarınca havalandırma bahçesinin açıldığı, bu sırada infazkoruma memurlarının dikkatini çeken olağanüstü bir durumun yaşanmadığı,hem Volkan Moray'ın koğuş arkadaşlarının hem Ceza İnfaz Kurumu yetkililerininbirbirleri ile tutarlı anlatımlarına göre Volkan Moray'ın bu esnada koğuşarkadaşları ile normal bir şekilde sohbet ettiği anlaşılmaktadır.
72. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında somut olaydaVolkan Moray'ın intihar etme eğiliminde olduğunu gösteren hiçbir delilinbulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin VolkanMoray'ın kendi yaşamına son verecek durumda olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğikanaatine ulaşılmamıştır.
73. Yönetmelik'in 13. maddesinde hükümlülerin koğuş, oda veyaeklentilerinde idarece uygun görülen uzunlukta çamaşır ipi bulundurabileceğibelirtilmiştir. Hükümlülerin koğuş, oda veya eklentilerinde çamaşır ipibulundurabilmesi başlı başına bir ihlal sebebi olmayıp bu durum her somutolayın koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Somut olayda Ceza İnfazKurumu yetkilileri, Volkan Moray Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içerisindehiçbir intihar eğilimi göstermediğinden çamaşır ipinin yasaklanması veyaçamaşır ipinin bağlandığı çengelin sökülmesi gibi bazı özel önlemleri almadığıgerekçesiyle eleştirilemez. Somut olayda yer alan hiçbir unsur, Ceza İnfazKurumu yetkililerince ilave tedbirlerin alınması ve Volkan Moray'ın sıradan birhükümlüye nazaran daha yakından denetlenmesi gerektiğini desteklememektedir.
74. Açıklanan nedenlerle Volkan Moray'ın yaşamının kendieylemlerine karşı korunamadığı yönündeki şikâyetler yönünden Anayasa'nın 17.maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
b. Yaşam Hakkı KapsamındaEtkili Bir Soruşturma Yürütülmediğine İlişkin İddia
75. Başvurucu, oğlunun ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturmayapılmadığını, oğlu ile aynı koğuşta bulunan ve tanık olarak dinlenenşahısların ceza infaz kurumunda bulunmaları nedeniyle beyan vermekte özgürolamayacaklarını, ceset üzerindeki izlerin hangi nedenden kaynaklandığına dairyeterli bir araştırma yapılmadığını ve bu iddiasının varsayıma dayalı birkanaat ile reddedildiğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itirazınhiçbir somut gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, bu sürecin kendisi içinmanevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek, yaşam hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
76. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde öncelikle AİHMiçtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasınınetkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi, soruşturmaklagörevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecekkişilerden bağımsız olmaları; soruşturmanın, ölenin ailesinin meşruçıkarlarının korunması için yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul birhızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirsecezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olması gerektiği, ayrıca etkilisoruşturma yapma yükümlülüğünün sonuç değil vasıta yükümlülüğü olduğu ifadeedilmiştir.
77. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak,başvurucuların oğlu Volkan Moray'ın ölümü ile ilgili Siirt CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tüm delillerintoplandığı, müteveffa ile aynı koğuşu paylaşan hükümlülerin ifadelerinebaşvurulduğu, kamu görevlilerinin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı, adlisoruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, aynı karardabaşvurucunun, ölenin vücudunda yanık benzeri izler olduğu yönündekiiddialarının ele alındığı, ölü muayene ve otopsi işlemleri sırasında alınangörüntülerin incelenmesi neticesinde belirtilen izlere rastlanmadığıbelirtilerek söz konusu iddiaların karşılandığı ifade edilmiştir.
78. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamındadevletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkinboyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlukişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesinigerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Buusul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletinnegatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olaraktespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bumadde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesinioluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
79. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülük her olaydamutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniylemeydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinleilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).Ancak somut olay açısından, yetkili ve sorumlu kişilerin muhakeme hatasını veyadikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçların farkında olmalarınarağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olayda ortaya çıkanriskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi birdurumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibidurumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuşolursa olsun insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişileraleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.maddenin ihlaline neden olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).
80. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken cezasoruşturmalarının amacı yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları vesorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli birsuç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği tüm yargılamalarınmahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiğianlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 56).
81. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adınasoruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabileceksorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §57; Sadık Koçak ve diğerleri,§ 94 ).
82. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayanhususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.Buna ilaveten her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumakiçin bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).
83. Yukarıda sayılanlara ek olarak yürütülecek soruşturmalardamakul bir hızla gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnenmevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanınilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak birsoruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareketetmeleri; yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatabilmesi,kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırıeylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesininengellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).
84. Yaşanan bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerindeğerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak AnayasaMahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli”olduğuna dair iddialarının soruşturma makamları ve derecemahkemeleri tarafından karşılanıp karşılanmadığını nesnel bir şekildedeğerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekebilmektedir.
85. Başvuru konusu olayda, başvurucunun oğlu Volkan Moray'ın25/7/2012 tarihinde kaldığı D-17 No.lu koğuşun havalandırma kısmında asısuretiyle yaşamını yitirmiş vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak SiirtCumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı,olaydan haberdar edilen Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin,Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine olay yerinde bulunan delillerin karartılmasınınveya kaybolmasının önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması talimatınıverdikten sonra kendisinin de derhâl olay yerine intikal ettiği, sonrasındaCumhuriyet Savcısı eşliğinde olay yeri incelemesinin yapıldığı ve ayrıntılı birolay yeri inceleme raporunun hazırlandığı, olay yeri incelemesi sırasındafotoğraflamanın yapıldığı ve kamera kaydının alındığı anlaşılmaktadır.
86. Aynı gün ölü muayenesi ve akabinde otopsi işlemininyapıldığı, ölü muayene ve otopsi işlemleri sırasında da fotoğraflamanınyapıldığı ve kamera kaydının alındığı, yapılan ölü muayene ve otopsi işlemlerineticesinde hazırlanan raporda telem bölgesine uyan alanlarda ekimoz ve hiyoid kemikte ekimozlu kırık tespit edildiği dikkate alındığında asıfiilinin canlı iken gerçekleşmiş olduğu ve kişinin ölümünün asıya bağlı mekanikasfiksi sonucu meydana geldiği tespitlerininyapıldığı, Volkan Moray'ın ölmeden önce alkol, uyuşturu,uyutucu ve uyarıcı madde alıp almadığının tespit edilebilmesi amacıyla otopsisırasında ceset üzerinden kan ve idrar örneklerinin alındığı, alınan kan veidrar örneklerinin toksikolojik analizinin yapılmasısonucunda hazırlanan 6/8/2012 tarihli raporda, kan ve idrar numuneleri üzerindealkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerinin bulunmadığının tespitedildiği görülmektedir.
87. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı müteveffa ile aynı koğuşupaylaşan O.O., M.A.K. ve N.G.yitanık sıfatıyla dinlemiş, infaz koruma memurlarından, infaz koruma başmemurlarından ve Ceza İnfaz Kurumu 2. müdürlerinden oluşan toplam on beşkişinin ise şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Volkan Moray'ın koğuşarkadaşları ile ifadesi alınan Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin anlatımlarınınbirbiri ile uyumlu olduğu anlaşılmış ve Volkan Moray'ın arkadaşlarınınbeyanlarının özgür iradelerini yansıtmadığına dair bir husus tespitedilmemiştir.
88. Müteveffanın yakınlarının meşru menfaatlerini koruyabilecekölçüde soruşturmaya katılmaları etkili soruşturmanın en önemliunsurlarındandır. Soruşturma bu kapsamda incelendiğinde başvurucununsoruşturmaya aktif bir şekilde katılabildiği, delillerini sunabildiği veiddialarını soruşturma makamları önünde ileri sürebildiği görülmektedir.Başvurucu, Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak cenazenin yıkanmasısırasında oğlunun göğüs bölgesindeki derisinin soyulduğuna dair izler gördüğünübelirtmiş ve buna ilişkin fotoğrafları dilekçesine ekleyerek tarafına bilgiverilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucununsunduğu fotoğraflar ile olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasındaçekilen fotoğrafları ve bu sırada alınan kamera görüntülerini kıyaslayarak başvurucununiddialarını etkili bir şekilde karşılamıştır. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığıayrıca başvurucunun talebi doğrultusunda Ceza İnfaz Kurumuna gönderdiği15/8/2012 tarihli yazı ile Volkan Moray'ın her hangibir disiplin cezasının bulunup bulunmadığını sormuş ve Ceza İnfaz KurumundanVolkan Moray'ın ceza infaz kurumunda bulunduğu süre zarfında disiplin cezasıaldığına ilişkin her hangi bir kaydın bulunmadığı cevabını almıştır.
89. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı araştırmalarneticesinde elde ettiği verileri değerlendirerek Volkan Moray'ın intiharneticesinde hayatını kaybettiği, olayda bir başkasına izafe edilebilecekkasıtlı ve/veya kusurlu bir davranışın bulunmadığı sonucuna varmış veşüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
90. Başvurucu ayrıca Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca verilenkovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara itiraz etmesine rağmenitirazı inceleyen merci tarafından somut gerekçe gösterilmeden matbu cümlelerleitirazının reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucu, bu şikâyetini dilegetirirken kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararla ortaya çıkan yenibir durumdan bahsetmemiş, Cumhuriyet Başsavcılığı önünde ileri sürdüğüiddiaları tekrarlamıştır. Bu aşamada belirtmek gerekir ki, temyiz veya itirazmercilerinin kararların tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Bu nedenlegerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,§ 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynısonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararınayansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 57). Başvuru konusu olayda Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi ölüm olayına ilişkinverilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara yapılan itirazı,Savcılıkça verilen kararın gerekçesine atıf yaparak ve bu gerekçeyi kabulederek reddetmiştir (bkz. § 21). Dolayısıyla Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesininetkili bir inceleme yapmadığından veya kararının gerekçesiz olduğundan sözedilemez.
91. Bütün bu veriler kapsamında somut olay bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ölüm olayınınakabinde derhâl soruşturmaya başlandığı ve soruşturmanın yaklaşık yedi ay gibimakul bir sürede tamamlandığı, olaya ilişkin delillerin elde edilmesine yönelikayrıntılı bir çalışma yürütüldüğü, müteveffanın yakınlarının soruşturmasürecine etkili bir şekilde katılımlarının sağlandığı ve bu surette somutolayın aydınlatılmasına yönelik yeterli çabanın gösterildiği anlaşılmıştır. Budurumda, yukarıda bahsedilen yaşam hakkının usule ilişkin boyutuna ilkelerkarşısında başvuru konusu olayda soruşturma makamının olayların seyriniaydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumunveya yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki göstereceknitelikte bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
92. Açıklanan nedenlerle somut olayda yürütülen cezasoruşturmasında yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişi ya da kişilerineylemlerine karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLALEDİLMEDİĞİNE,
2. Volkan Moray'ın yaşamının kendi eylemlerine karşı korunmadığınailişkin iddia yönünden Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
3. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.