TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HİLMİ YILDIZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/299)
Karar Tarihi: 4/2/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Hilmi YILDIZ
Vekili
:
Av. Coşkun ATILĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, kamu görevlilerinintabi olduğu soruşturma usulüne aykırı olarak yürütülen soruşturma kapsamındaelde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve bu bağlamdayapılan soruşturma ile devamındaki kovuşturma işlemlerinin adil olmadığı, eldeedilen delillerin haberleşme hürriyetinin ihlali suretiyle temin edildiği ve tutukluluksüresinin makul süreyi aştığı iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 11/1/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurudaKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından14/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüşiçin Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 16/12/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş 5/1/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetleşöyledir:
8. Başvurucu İstanbul iliAkfırat beldesi belediye başkanı iken yürütülen soruşturma kapsamındagörevinden alınmıştır.
9. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyası üzerinde yapılan taleplerneticesinde, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21sayılı kararı ile üç ay süreyle iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespitive sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararı ile de, farklı bir GSM numarasıitibarıyla, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın birinci kez 4/11/2008 tarihindenitibaren üç ay süre uzatılmasına karar verilmiştir.
10. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinegönderilen 12/1/2009 tarihli tutuklama talebi üzerine, Mahkemenin 12/1/2009tarihli ve 2009/10 sorgu sayılı kararı ile başvurucunun birden fazla suçkapsamında (ihaleye fesat karıştırma, zimmet, görevi kötüye kullanma, suçişlemek amacıyla örgüt kurma vd.) tutuklanmasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu ve diğerşüpheliler hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılıdosyası üzerinde diğer bir kısım soruşturma evrakları da birleştirilmeksuretiyle yürütülen soruşturma neticesinde, 25/2/2009 tarihli ve 2009/145sayılı iddianame ile birden fazla suç isnadı ile kamu davası açılmıştır.
12. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) E.299/69 sayılı dosyası üzerindeyürütülen yargılamada, başvurucunun birçok defa serbest bırakılma talebireddedilerek tutukluluk halinin devamına hükmedilmiş ve başvurucunun dasanıkları arasında bulunduğu bir kısım dosyalar da dahil olmak üzere, farklıyargılama evrakları belirtilen dosya üzerinde birleştirilmiştir.
13. Başvurucunun 29/3/2012tarihli duruşmada tutukluluk halinin devamına, belirtilen celseyi takibenyapılan 19/6/2012 tarihli duruşmada ise tahliyesine karar verilmiş vebaşvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/1/2009 tarihli ve 2009/10sorgu sayılı tutuklama müzekkeresinden bihakkın tahliyesine ilişkin yazı, aynıtarihte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
14. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin 7/3/2014 tarihli ve E.2006/69, K.2014/115 sayılı dosya inceleme vedevir kararı ile, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu veCeza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun’un1. maddesi gereğince, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı HizmetlerininEtkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın YayınYoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’ungeçici 2. maddesi ile görevlendirilen Mahkemenin görevinin sona erdiğibelirtilerek, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Anadolu Ağır CezaMahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
15. Belirtilen yargılamaevrakının İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/114 sayılı dosyasınakaydı yapılmıştır. İlgili yargılamanın 28/1/2016 tarihli celsesinde, duruşmanın16/4/2016 tarihine bırakılmasına karar verilmiş olup, davanın derdest olduğuanlaşılmaktadır.
16. Başvurucu tarafından,soruşturma kapsamında yapılan delil toplama işlemlerinin hukuka aykırıolduğundan bahisle ilgili kamu görevlileri hakkında suç duyurusundabulunulmuştur.
17. İstanbul Jandarma BölgeKomutanlığının 2/10/2012 tarihli yazısı ile görevlendirilen bilirkişitarafından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyasıkapsamında alınan iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesi ile arayan ve aranan numaralar ile bazistasyonlarını gösterir görüşme dökümleri talep kararları incelenmiş olup,10/10/2012 tarihli raporunda, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008tarihli ve 2008/20 sayılı uzatma kararı içerisinde bulunan hedeflerin daha öncetakibe alındığını gösteren bir karara dosya kapsamında yapılan incelemederastlanılmadığı, Adalet Bakanlığının 14/2/2007 tarihli ve 26434 sayılı ResmiGazetede yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen TelekomünikasyonYoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarlaİzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 7. maddesinin 6.fıkrası kapsamında yer alan, dinleme ve kayda alma işleminin yerine getirilmesisırasında şüphelinin başka bir iletişim aracını kullandığı belirlendiğinde bunailişkin verilecek karar ya da kararların süresinin önceki tedbir kararındaverilen sürenin bitiş tarihini geçmeyeceği hükmüne aykırı olarak, başvurucuhakkında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21sayılı kararı ile üç ay süreyle iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespitive sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararı ile de 4/11/2008 tarihindenitibaren üç ay süre iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, başvurucu hakkında verilen2008/21 sayılı kararda öngörülen sürenin bitiş tarihi 28/1/2009 olduğu halde,daha sonra verilen 2008/20 kararın üç aylık süre sonundaki bitiş tarihinin,birinci kararın bitiş tarihi olan 28/1/2009 tarihini geçtiği ve bu suretle yedigün süre ile fazla dinleme ve tespit yapıldığı belirtilmiştir.
18. İstanbul Valiliği İlJandarma Komutanlığının 12/10/2012 tarihli ve 2012/9 sayılı kararı ile,iletişimin tespiti ile ilgili evrakların incelenmesi sonucunda bazı kararlardasüre aşımı olduğu ve abone bilgilerinde hata yapıldığı, bu evrakların tamamındao dönemde Ümraniye İlçe Jandarma Komutanı olan bir asker kişinin imzasınınbulunduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, ancak yapılan bu işlemlerinpersonel atama dönemine rastlaması, tayin olan personelin henüz yeni görevineintibak edememiş olması sebebiyle her hangi bir kasıt olmaksızın sehvenyapıldığı, bu kapsamda haklarında soruşturma izni istenen Jandarma personeliningörevlerini ifa ederken kasıt veya ihmal şeklinde kusurları bulunmadığıbelirtilerek, 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca soruşturmaizni verilmemesine karar verilmiştir.
19. İstanbul Bölge İdareMahkemesinin 11/12/2012 tarihli ve E.2012/722, K.2012/748 sayılı kararı ile,başvurucu hakkında yürütülen soruşturmada usulsüzlük yapıldığı iddialarıkapsamında ilgili kolluk görevlileri hakkında yapılan ön inceleme sonucunda,hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatıitibarıyla mevcut olmadığı belirtilerek, soruşturma izni verilmemesine ilişkinkararın usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanmasına karar verilmiştir.
20. Karar başvurucu vekiline7/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 11/1/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
21. İstanbul Anadolu 8. AğırCeza Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine hitaben gönderilen 2014/114sayılı yazıda, başvurucu hakkında 2008/20 sayılı iletişimin tespiti kararındanbaşka ayrıca 2008/108 sayılı ve 04/08/2008-04/11/2008 tarihlerini kapsayacakşekilde verilmiş bir iletişimin tespiti kararı daha bulunduğunun tape dökümlerinin üst kısmında bulunan bilgilerdenanlaşıldığı, ancak bu kararın klasörler içerisinde bulunmadığı ve 2008/20sayılı iletişimin tespiti kararının sanığın tutuklandığı 12/01/2009 tarihindensonra kaldırıldığına ilişkin herhangi bir karara dosya içerisinde rastlanılmadığıbelirtilmiştir.
B. İlgiliHukuk
22. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, olay tarihinde yürürlükte olan şekliyle,"İletişimin tespiti, dinlenmesi vekayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
“(1) Bir suçdolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmamasıdurumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısınınkararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespitedilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. Cumhuriyet savcısı kararınıderhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidörtsaat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesihalinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüphelinintanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kaydaalma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlarderhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkrahükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacakkişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişimbağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresibelirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa dahauzatılabilir.
(4) Şüpheli veyasanığın yakalanabilmesi için, kullanmakta olduğu mobil telefonun yeri, hâkimveya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararınaistinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda,kullanılan mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespitişlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu Maddehükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizlitutulur.
(6) Bu Maddehükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) TürkCeza Kanununda yer alan;
...
11. İhaleye fesatkarıştırma (madde 235),
…
(7) Bu Maddedebelirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyonyoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.”
23. 5271 sayılı Kanun’un olay tarihindeyürürlükte olan şekliyle, “Kararların yerinegetirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi” başlıklı 137.maddesi şöyledir:
“(1) 135 inci maddeyegöre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlîkolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşlarınyetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerininyapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarakistediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zorkullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemiyapanın kimliği bir tutanakla saptanır.
(2) 135 inci maddeyegöre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığıncagörevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancıdildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçe'yeçevrilir.
(3) 135 inci maddeyegöre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına görehâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısıtarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeyeilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içindeyok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.
(4) Tespit vedinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresininbitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde,Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkındailgilisine yazılı olarak bilgi verir.”
24. 14/2/2007 tarihli ve 26434sayılı Resmi Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda ÖngörülenTelekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı veTeknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 7.maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Dinleme ve kaydaalma kararının yerine getirilmesi sırasında şüphelinin başka bir iletişimaracını kullandığı belirlendiğinde buna ilişkin verilecek karar ya dakararların süresi önceki tedbir kararında verilen sürenin bitiş tarihinigeçemez.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
25. Mahkemenin 4/2/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/1/2013 tarihli ve 2013/299 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
26. Başvurucu, belediye başkanıve büyükşehir meclis üyesi olarak görev yaptığını, bu kapsamda kamu görevlisistatüsü konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte kamu görevlilerinin tabiolduğu soruşturma usulüne aykırı olarak yürütülen soruşturma kapsamında hukukaaykırı delillere dayalı olarak tutuklandığını, söz konusu tutukluluk durumununmakul süreyi aştığı, hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca verilmiş birsoruşturma izni bulunmadığı halde başvuruya konu soruşturma sürecinde hakkındadelil toplanarak kamu davası açıldığını, bu nedenle toplanan tüm delillerin veyapılan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yok hükmünde sayıldığını vetoplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, soruşturmadagörev alan kolluk personelinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine yönelikolarak yaptığı şikâyet neticesinde ilgililer hakkında soruşturma izniverilmediğini, özellikle soruşturma aşamasında verilen iletişimin tespitikararlarının hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, Anayasa’nın 19., 22., 36. ve40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.Başvurucu tarafından Anayasa’nın 19., 22., 36. ve 40. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, ihlal iddialarınınmahiyeti gereği, Anayasa’nın 19., 22. ve 36. maddeleri açısından değerlendirmeyapılması uygun görülmüştür.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası
28. Başvurucu, hukuka aykırıolan tutukluluk halinin makul süreyi aştığını belirterek kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
29. Adalet Bakanlığı görüşünde,devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireyselbaşvurularda şikayetin amacının, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya dadevamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespiti olduğu,başvurucunun tahliye edilmiş olması veya hakkında ilk derece mahkemesince hükümkurulmuş olması durumunda ise, bireysel başvurunun amacının hukuka aykırılığıntespiti ve gerekiyorsa belirli bir miktar tazminata hükmedilmesi olduğu, ayrıcabireysel başvurunun kabul edilebilir bulunması için ihlal iddiasına dayanakteşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmemişolması gerektiği belirtilmiş, bu kapsamda somut başvuru açısından başvurucunun18/6/2012 tarihinde tahliye edildiği, bahse konu ceza davasının derdest olduğuve başvurucunun tutuklulukla ilgili şikayetlerinin bir bütün olarak hakkındahüküm kurulmadan önce verilen kesinleşmiş kararlara ilişkin olduğu hususunungöz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir.
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'ungeçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme,23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhineyapılacak bireysel başvuruları inceler."
31. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme'nin zamanbakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin budüzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararlarıda içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
32. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde,ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukukisebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yoluaçılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolundaçelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun birinceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilennedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıylayapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
33. Ancak başvurucu hali hazırdatahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş isebireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsabelli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla butür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireyselbaşvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).
34. Bununla birlikte başvurununkabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veyakararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları gerekmektedir.Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespitedildiği takdirde, ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin butespitin, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür(Korcan Pulatsü, § 32).
35. Somut olayda başvurucu,isnat edilen suçlar kapsamında 12/1/2009 tarihinde tutuklanmış ve 19/6/2012tarihinde tahliye edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hali, tahliyekararının verildiği 19/6/2012 tarihinde sona ermiştir. Bu bağlamda başvurucununbireysel başvuruya konu ettiği kararların, söz konusu tahliye kararı öncesindeverilen tutuklamaya ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlar olduğuanlaşılmaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai kararların, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önceverildiği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
37. Başvurucu kamugörevlilerinin tabi olduğu soruşturma usulüne aykırı olarak ve 4483 sayılıKanun uyarınca verilmiş bir soruşturma izni bulunmadığı halde, başvuruya konusoruşturma sürecinde hakkında delil toplanarak kamu davası açıldığını, bunedenle toplanan tüm delillerin ve yapılan soruşturma ve kovuşturmaişlemlerinin yok hükmünde sayıldığını ve toplanan delillerin hukuka aykırıdelil statüsünde olduğunu beyan ederek, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
38. Adalet Bakanlığı görüşünde,adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin görüş bildirilmemiştir.
39. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğuprotokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğiniiddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkıtanınmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise, bireysel başvurudabulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınıntüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini önceliklederece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesikoşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19-20; Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
40. Başvuru konusu olayda,başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında birden fazla suçkapsamında yürütülen soruşturma neticesinde kamu davası açıldığı, adil yargılanmahakkının ihlali iddiasına konu yargılamanın ilk derece mahkemesi önünde derdestolduğu ve Mahkemece henüz uyuşmazlığın esasına dair bir karar verilmediğigörülmektedir. Derdest olan yargılama faaliyeti nazara alındığında, adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenebilmesi için, kanundaöngörülmüş olan yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmemiş olduğuanlaşılmaktadır.
41. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarakkanunen öngörülmüş olan başvuru yolları tüketilmeksizin bireysel başvurudabulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin "başvuruyollarının tüketilmemesi" nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
3. Haberleşme Hürriyetinin İhlali İddiası
42. Başvurucu, hakkındayürütülen soruşturma sürecinde verilen iletişimin tespiti kararlarının ve sözkonusu soruşturma işlemi neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırıolduğunu belirterek, haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
43. Adalet Bakanlığı görüşünde,haberleşme hürriyetinin ihlali iddiasına ilişkin görüş bildirilmemiştir.
44. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nintaraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkündeğildir (Onurhan Solmaz, B. No. 2012/1049, 26/3/2013, §18).
45. Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22.maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşmehürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez vegizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, kararkendiliğinden kalkar.
İstisnalarınuygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”
46. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasaylaöngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkeninekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veyaahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli birtedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
47. Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22.maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmeningizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde deherkesin haberleşmesine (“correspondence”) saygı gösterilmesini istemehakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir (Yasemin Çongar ve Diğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § 48).
48. Bu kapsamda, haberleşmehürriyeti ve haberleşmenin gizliliğine saygı hakkı,gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de güvence altınaalınmaktadır. Anılan düzenlemelerde ifade edilen haberleşme kavramının, telefonvasıtasıyla yapılan iletişimi de içine aldığı, dolayısıyla başvurucunun,telefonunun hukuka aykırı olarak dinlendiği ve haberleşme hürriyetinin ihlaledildiği iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yeraldığı konusunda tereddüt yoktur.
49. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra, içeriği ve biçimi neolursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır.Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı vegörsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir (Yasemin Çongar ve Diğerleri, § 49).
50. Posta, elektronik posta,telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşmehürriyeti ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Kamumakamlarının, bireyin haberleşme hürriyetine ve haberleşmesinin gizliliğinekeyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Anayasa ve Sözleşme ilesağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Haberleşmenin içeriğinindenetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme hürriyetineyönelik ağır bir müdahale oluşturur. Telekomünikasyon yoluyla iletişimindinlenmesi ve kayda alınması da bu kapsamdaki müdahaleler arasındadır (Yasemin Çongar ve Diğerleri, § 50).
51. Somut olayda, başvurucununkullandığı iddia edilen ve farklı şahıslar adına kayıtlı iki farklı GSMnumarası itibarıyla iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmiş olup, başvurucu hakkındauygulanan bu tedbirlerin, haberleşme hürriyetine yönelik bir müdahaleoluşturduğu açıktır.
52. Haberleşme hürriyeti, mutlaknitelikte olmayıp, meşru bir takım sınırlamalaratabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında sıralanmaktadır.
53. Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasına göre, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak veusulüne göre verilmiş hâkim kararı ile veya aynı sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri ile haberleşme hürriyetine ve haberleşmenin gizliliğine müdahaleedilebilir. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkiminonayına sunulur. Hâkim kararını kırk sekiz saat içinde açıklar, aksi haldekarar kendiliğinden kalkar.
54. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
55. Belirtilen Anayasa hükmü,hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahipolup, Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafındanhangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortayakoymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarınınbir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunluolduğundan, Anayasa’nın 22. maddesi kapsamında yapılan bir müdahaleninmeşruluğunun denetlenmesinde de, Anayasanın 13.maddesinde yer alan başta yasa ile sınırlama hükmü olmak üzere tüm güvenceölçütlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır (SevimAkat Eşki, B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §35).
56. Hak ve özgürlüklerin yasaylasınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya daözgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki birtemelinin mevcut olup olmadığıdır (SevimAkat Eşki, § 36).
57. Sözleşme’nin lafzı ve AİHMiçtihadı uyarınca da, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak birmüdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarıncagerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahalenin hukukîlikunsurunu taşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralıfıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahaleninilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Y.F./Türkiye, B. No. 24209/94, 22/7/2003,§ 44).
58. Anayasa’nın 22. maddesikapsamında yapılan bir müdahalenin yasallık şartını sağladığının kabulü için,müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zaruridir. Bununla birlikte, temelhak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olmasıyeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği degerektirmekte olup, bu noktada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Kanunlasınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini vekesinliğini ifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfi davranışlarının önünegeçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukukgüvenliği güvencesi sağlamaktadır.
59. Kanunun, bu gerekliliklereuygun olduğunun söylenebilmesi için, yeterince ulaşılabilir olması, yanivatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarınınvarlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normunkeyfiliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkiningenişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlamasıgerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 5947/72, 25/3/1983, § 86-88; Malone/BirleşikKrallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, [B. D.], B. No. 28341/95, 4/5/2000, § 55).
60. Hukukun kendisi, beraberindegetireceği idari pratiğin dışında, yetkili makamlara bırakılan takdiryetkisinin kapsamını, söz konusu işlemin meşru amacını da göz önünde tutarak,keyfi müdahalelere karşı bireyi korumak için yeterince açık bir şekildegöstermelidir. Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda vehangi sınırlar içinde haberleşme hürriyetini konu alan ve potansiyel olarakhaberleşmenin gizliliğine karşı tehlike oluşturabilecek müdahalelerde bulunmayetkisi verdiğini, yeterince açık ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır.
61. Bununla birlikte, herihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın gereken koruma seviyesi,büyük ölçüde, ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte,muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle,kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve bu nedenlehukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hale gelmesi, tek başına hukukenöngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğemüdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıyasunabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıktabelirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesi zaruridir.
62. Bu kapsamda ilgili kanunidüzenlemenin, söz konusu sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymaklabirlikte, özellikle uygulama koşulları ve prosedürelayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde desöz konusu düzenleyici işlemin, yine muhataplarınca ulaşılabilir olması veiçeriği hakkında ilgilileri yeterince aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olmasıgerekmektedir.
63. Gizli uygulanmalarınedeniyle kötüye kullanılma riski barındıran, haberleşmenin gizliliğine yöneliktedbirlerin uygulama alanı ve prosedürünün de çok açık kanun hükümleri iledüzenlenmesi şarttır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Amann/İsviçre, B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 56).
64. Gizli tedbirlere ilişkinkanun hükümlerinin barındırması gereken asgari koşullar kapsamında; izlemekararı verilmesine yol açabilecek suçların niteliği, iletişimleri izlenecekkişi kategorisi, izleme sürelerinin sınırları, elde edilen verilerin inceleme,değerlendirme ve saklanmalarına ilişkin esaslar, verilerin başkalarıyla paylaşılmasınailişkin önlemler ve elde edilen verilerin ortadan kaldırılmasına ilişkinkoşulların kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi zaruridir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz The Association For European Integration And Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B. No: 62540/00,28/6/2007, §§ 76-77).
65. 5271 sayılı Kanun’un 135. ve137. maddelerinde telefon görüşmelerinin dinlenmesine yönelik açık ve detaylıkurallar ortaya konulmuş, kamu makamlarının değerlendirme yetkisinin kapsam vesınırları net bir şekilde belirtilmiştir. Aynı şekilde dinleme tedbirinin hangisuçlar için verileceği, süresi, kayıtların saklanma ve imha edilme şartlarıbelirlenmiştir. Ayrıca, acele hallerde dahi dinleme tedbirinin uygulanmasının,keyfiliğe karşı yeterli bir güvence sağlayacak şekilde hâkim onayına tabitutulması öngörülmüştür. Bunu yanı sıra, Ceza Muhakemesi Kanununda ÖngörülenTelekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı veTeknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikhükümlerinde, söz konusu tedbir kararlarının kapsam ve uygulanması ile ilgili prosedürel ayrıntılar düzenlenmiştir. Buna göre,müdahalenin dayanağı olan kanun ve yönetmelik hükümlerinin, haberleşmehürriyeti ve haberleşmenin gizliliğine yönelen müdahalelerin sınırlarınıyeterli açıklıkta ortaya koyan, erişilebilir ve öngörülebilir niteliktedüzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.
66. AİHM tarafından yapılandeğerlendirmelerde de, iletişimin tespitine ilişkinmevzuatın, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veyaCezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği, herhangi bir eleştiriye maruzkalmadığı, hükümlerin yapılan herhangi bir haksız müdahaleye karşı yerindekoruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu tespit edilmiştir (Gülmez/Türkiye, B. No:16330/02, 20/5/2008,§ 51).
67. Somut başvuru açısından da, 5271 sayılı Kanun’da öngörülen koşullar nazara alınarakiletişimin denetlenmesi tedbirine hükmedildiği anlaşılmaktadır.
68. Ancak, söz konusutedbirlerin kapsam ve uygulanmasına ilişkin prosedürün düzenlendiği CezaMuhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişiminDenetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme TedbirlerininUygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümlerinde, dinleme ve kayda alma kararınınyerine getirilmesi sırasında şüphelinin başka bir iletişim aracını kullandığıbelirlendiğinde buna ilişkin verilecek karar ya da kararların süresinin öncekitedbir kararında verilen sürenin bitiş tarihini geçemeyeceğinin belirtilmişolmasına rağmen, söz konusu düzenlemeye aykırı ve ilk kararın bitiş süresiniyedi gün aşacak şekilde tedbir kararı verildiği görülmektedir.
69. Bu bağlamda, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyası üzerinden yapılan taleplerneticesinde, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21sayılı kararı ile üç ay süreyle başvurucunun iletişimin dinlenmesi, kaydaalınması, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği,İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararıile de, başvurucunun farklı bir GSM numarası itibarıyla, iletişimin dinlenmesi,kayda alınması, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkinkararın birinci kez 4/11/2008 tarihinden itibaren üç ay süre ile uzatılmasınakarar verildiği anlaşılmaktadır. 2008/21 sayılı kararda belirtilen GSMnumarasından farklı bir numara üzerinden iletişimin denetlenmesine hükmedilen2008/20 sayılı kararda, her ne kadar, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması,tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın birinci kez4/11/2008 tarihinden itibaren üç ay süre uzatılmasına karar verildiğibelirtilmiş ise de, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığının 2/10/2012 tarihliyazısı ile görevlendirilen bilirkişi tarafından ibraz edilen raporda yer alan,İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı uzatmakararı içerisinde bulunan hedeflerin daha önce takibe alındığını gösteren birkarara dosya kapsamında yapılan incelemede sırasında rastlanılmadığı yönündekitespit ve dosya kapsamında daha önce bu GSM numarası itibarıyla temin edilenbir iletişimin tespiti kararının yer almadığı nazara alındığında (bkz. § 21),başvurucu hakkında verilen 2008/21 sayılı kararda öngörülen sürenin bitiştarihi 28/1/2009 olduğu halde, farklı bir GSM numarası itibarıyla verilen2008/20 kararın üç aylık süre sonundaki bitiş tarihinin, diğer tedbir kararınınbitiş tarihi olan 28/1/2009 tarihini geçtiği anlaşılmaktadır.
70. Bununla birlikte, bahse konusoruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğine gönderilen 12/1/2009 tarihli tutuklamatalebi üzerine, Mahkemenin 12/1/2009 tarihli ve 2009/10 sorgu sayılı kararı ilebaşvurucunun tutuklanmasına karar verildiği, başvurucunun bu tarih itibarıylaceza infaz kurumuna alınarak söz konusu iletişimin tespiti kararının hukukaaykırı olmasına yol açtığı iddia edilen yedi günlük zaman dilimini de içerecekşekilde ceza infaz kurumunda bulunduğu, bu bağlamda belirtilen karar kapsamındayedi gün süre ile fazla dinleme ve tespit yapılmasının fiilen mümkün olmadığı,suç işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelikolarak 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca ve Sulh Ceza Mahkemesikararıyla başvurucunun telefon görüşmelerinin dinlenildiği, anılan mahkemekararında iletişimin tespiti ve kayda alınması tedbirine esas olmak üzere,şüphelilerin suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları şüphesine ve soruşturmakonusu olayın aydınlatılabilmesi için bu aşamada başkaca delil elde etme imkânıbulunmadığı gerekçesine yer verildiği, 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinde,iletişimin denetlenmesi tedbiri karşısında kişilerin özel hayatlarının vehaberleşme hürriyetlerinin korunması bağlamında yeterli güvencelere yerverildiği, başvurucu hakkında anılan Kanun'un 135. maddesinde sınırlı sayıdasayılmış olan suç isnadı dolayısıyla iletişimin denetlenmesi tedbirinebaşvurulduğu (bkz. § 10) ve üç aylık bir süreyle sınırlı olacak şekilde ilgilitedbire hükmedilmiş olduğu nazara alındığında, başvurucunun Anayasa'nın 22.maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğineyönelik iddiasının “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına,
4/2/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.