TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HİLMİ DÜZGÜNER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/9690)
Karar Tarihi: 11/5/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Hilmi DÜZGÜNER
Vekili
:
Av. Sevinç ÇAKICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hatalı ameliyat sonucunda kalıcı hastalık meydanageldiği iddiası ile açılan tazminat davasının makul özen ve süratleyürütülmeyerek reddedilmesinin maddi ve manevi varlığın korunması vegeliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 1948 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde İskenderun'daikamet etmekte olup bir süredir sol dizinden rahatsızdır.
A. Başvurucunun Tedavi Süreci
9. Başvurucu; sol dizindeki ağrı, hareket kısıtlılığı ve yürümegüçlüğü nedeniyle önce İskenderun Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi), buradagerekli tetkikler yapıldıktan sonra 22/6/2006 tarihinde ise İskenderun'dafaaliyet gösteren bir özel hastaneye başvurmuştur.
10. Başvurucu, bu hastanede menisküsyırtığı tanısıyla 23/6/2006 tarihinde genel anestezi altında artroskopi yöntemiyle ameliyat edilmiş ve 24/6/2006tarihinde ilaç reçete edildikten sonra taburcu olmuştur.
11. Başvurucu, ağrılarının ve hareket kısıtlığının devametmesinin yanında bazı şikâyetlerinin de ortaya çıkması üzerine 7/8/2006tarihinde aynı özel hastaneye yeniden başvurmuştur. Bu tarihte yapılanmuayenesinde kendisine, sol alt eksktremitede(vücudun sol tarafının kalçadan ayağa kadar olan kısmı) tromboflebit(bacaktaki bir damarda oluşan pıhtının kan dolaşımını yavaşlatması) tanısıkonulmuş ve 10/8/2006 tarihinde kalp damar cerrahisi (KVC) konsültasyonuönerilerek tromboflebit tedavisi için ilaç reçeteedilmiştir.
12. Başvurucu 29/8/2006 tarihinde bu kez aynı hastanenin KVCservisine başvurmuş ve buradaki bir uzman doktor tarafından muayene edilerekkendisine yeniden ilaç reçete edilmiştir.
13. Başvurucu 19/9/2006 tarihinde bu kez Adana'daki bir uygulamave araştırma hastanesine gitmiş, burada da damarındaki tıkanıklık tespitedilmiştir.
14. 26/10/2006 tarihinde Eskişehir'deki bir üniversitenineğitim, uygulama ve araştırma hastanesine başvurmuş; buradaki tedavisi6/11/2006 gününe değin ve yatılı olarak sürmüştür.
15. Başvurucu, hastalığının devam etmesi nedeniyle 14/12/2006tarihinde Ankara'daki bir eğitim ve araştırma hastanesine başvurmuş; burada da25/12/2006 gününe değin yatarak tedavi görmüştür. Bu hastanedeki tedavisisonucunda da KVC önerisi yenilenmiştir.
16. Başvurucu tarafından 8/2/2007 tarihinde bir manyetikrezonans görüntüleme (MR) merkezinden alınan tıbbi belgede, menisküsteyırtık ile sol diz arkasında baker kistinin bulunduğu belirtilmiştir.
17. Başvurucunun tedavisini bir süre gerçekleştiren Eskişehir'dekiüniversite hastanesi (bkz. § 14) tarafından 28/12/2010 tarihinde düzenlenenraporda, başvurucunun menisküsünde yırtık kaldığı,ayrıca dizinin arkasında milimetrik boyutlu birkistin bulunduğu belirtilmiştir.
B. Ceza Soruşturması Süreci
18. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkındasoruşturma açılmıştır. Bu soruşturmanın ne şekilde ve hangi tarihtebaşlatıldığı konusunda başvuru dosyasında bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak sözkonusu dosyadan, soruşturmada başvurucu ve başvurucuyu ameliyat eden Doktor O.A.nın ifadeleri ile Adli TıpKurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulundan (Adli Tıp Kurumu) bu doktorun kusurdurumu ile ilgili raporun alındığı anlaşılabilmektedir.
19. Başvurucunun ifadesinin ilgili bölümü şöyledir.
" Menisküsyırtığı nedeniyle İskenderun (eski) SSK Hastanesine başvurdum. ... Özel ...Hastanesinde ameliyat olmam önerildi. ... ve ameliyat oldum (25.06.2006'da)Ameliyat 1 saat 50 dakika sürdü. Oysayarım saatdemişlerdi. Eve geldim. 10 gün ayağıma basamadım ve (sol) ayağım, ... şişip,morarmaya başladı ... Hastanesine yeniden gittim. ...yırtık büyüktü. Ameliyatproblemli ve sol popliteal vendetrombüs-tromboflebit tanısını rapor verdiler.Ameliyattan 15 gün önce de osteonekroz [hastalıkveya yaralanma gibi bir faktörün kanın serbestçe akmasını engellemesi sonucukemik dokusunun tümüyle canlılığını yitirmesini ifade etmektedir.] tespit edilmişti. Ve raporu elimde, hepsini hastanebiliyordu. .... Bu kez baker kisti oluşmuş dediler (Emar raporuyla) ve dizde halen devam eden iltihap ve kemikdejenerasyonunun hat safhada olduğu, ayak diz bölgesinin şişliği, 4 aydıryürüyememenin nedeninin bu olduğu söylendi. ... şimdi bu bakerkistinin alınması gerektiği söyleniyor. Oysa kan tedavisi görüyorum. Ayağımda... kanamalar başladı. Artık ne yapacağımı bilemez hale geldim. 4 ayrı problemve dayanılmaz acılar çekiyorum... Ben fakir bir emekliyim. Emekli maaşımdanbaşka gelirim yoktur. Eşim de hastadır ve tedavi görmektedir. Talebim,Ankara'da uygun göreceğiniz bir tam teşekküllü hastanede tedavi olmamısağlamanızdır."
20. Doktor O.A.nınifadesininilgili bölümü şöyledir:
"22/6/2006 tarihinde ... HastanesininOrtopedi Kliniğine müracaat eden şikâyetçi [başvurucu] sol dizinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve yürümezorluğu ile geldi. Tarafımdan yapılan muayenede, sol diz iç eklem aralığındahassasiyet, hareketlerinde minimal kısıtlılık, Mc Murray testi [menisküsmuayene testi] pozitif olarak bulunmuştur.Şikâyetçinin yanında getirdiği daha önce çekilmiş diz emarraporunda iç menisküste yırtık olduğu belirtilmiştir.Bu muayene ve tetkik bulgular ile şikâyetçinin ameliyat olması gerektiğişikâyetçiye tüm ayrıntıları ile anlatılmıştır. Ameliyatın olmaması halinde negibi zorluklar çekeceği ve devam edecek rahatsızlıklar anlatılmıştır. Bununüzerine şikâyetçi ameliyat olma kararı vermiştir. ...23.06.2006 tarihinde ...Hastanesinde ameliyat ve ameliyat sonrası ile ilgili tüm ayrıntılar davacıya[başvurucu] anlatılmıştır. Hastanın rızasıile gerekli ameliyat şikâyetçiye uygulanmıştır. Şikâyetçinin sol diz iç menisküsündeki yırtık ve diz içi kalınlaşmış olan bant artroskopi olarak temizlenmiştir. Ameliyat genel anestezialtında 1 saat 15 dakika, bu sürenin içerisinde de ortepedikmüdahale turnike altında yaklaşık 55 dakika sürmüştür. ... Bu egzersizler,şikâyetçinin bacağındaki damar dolaşımının düzenli olması ve ameliyat sonrasıoluşma ihtimali olabilecek komplikasyonların önüne geçebilmek amacı ileöğretilmiştir. Şikâyetçiye koltuk değneği ile ayağa kalkabileceği ve ameliyatolan bacağına kısmi yükle basabileceği, 1 haftaya kadar da tam yük verebileceğibelirtilmiştir. Bu hastanın aktif olmasını, yatağa bağımlılıktan kurtulmasınısağlamak ve bacak damarlarının dolaşımının düzenli olmasına yönelik biruygulamadır. Şikâyetçiyi, ertesi gün vizitede gördüm. Şikâyetçinin durumunugenel olarak iyi olarak değerlendirdim. Sol dizindeki yara yerin temiz veproblemi olmayan davacı, bacak egzersizleri kendisine yeniden gösterilerekkoltuk değnekleri ile bacağının kısmi yük vererek ayağa kalkması yenidenbelirtilerek taburcu edilmiştir. Bu egzersizler yapılsa dahi bu komplikasyonunoluştuğu vakıalarda mevcuttur. Ancak bu komplikasyonunun oluşmaması için Tıpliteratüründe öncelikle önerilen erken mobilizasyonve egzersizlerdir. Şikâyetçiye, taburcu edilirken ... ilaçları olanyazdım. Taburcu edilirken bir şikâyeti olmasa damutlaka 2 gün sonra kontrole gelmesini istedim. Şikâyetçi, ameliyat sonrasındabana kontrollere gelmemiştir. ... şikâyetçideki daha sonra oluşan derin ven trombozu yapılmış olanameliyatın bir komplikasyonu olabileceği gibi hiçbir sebep olmaksızın da (yaniameliyat olmadan da) gelişebilir. Bu komplikasyonun ortaya çıkmaması içinhastanın ameliyatı minimal invaziv (hasta dokularınıen az zedeleyen) yöntem (artroskopi) egzersizleri ve mobilizasyon (hareketlendirme) sağlanmış olup tıpça kabuledilen tedbirler alınmıştır. Şikâyetçi taburcu edildikten sonra kanısulandırıcı ilaçlar ...verilmemesine bağlı derin ven trombozu gelişmiş olduğunu iddia etmektedir. Oysa bukomplikasyonun oluşmasında tıpça kabul edilen en etkili yöntem olarak hastanın mobilizasyonu yani hastanın hareketlenmesi ve egzersizleriçok daha önemlidir. Hastanın ise taburcu olmasından sonra bu mobilizasyon ve egzersizleri düzenli olarak yapıp yapmadığıbilinmemektedir. ... oysa şikâyetçinin geçirmiş olduğu ameliyat olan antrroskopik menisektomi (Menisküs Yırtık Temizleme Ameliyatı) tıpçakomplikasyonların oluşması bakımından orta risk grubunda yer almaktadır. Ayrıcaşikâyetçinin vücut yapısına ait şişmanlık, şeker hastalığı, kalp-damar sistemihastalığı gibi derin ven trombozuoluşmasına sebep olacak risk faktörlerini de bulunmamaktadır. Bununla ilgiliİskenderun Devlet Hastanesi Dahiliye doktorlarından Dr. ... tarafından verilenraporda sağlık durumunun iyi olduğu, bu risk faktörlerini taşımadığı belirtilmiştir. ..) Oysa şikâyetçi bana hiçbir kontrolegelmemiş, ... Hastanesine yaklaşık 2 ay sonrasında komplikasyon oluştuktansonra gelip muayene olmuştur. ... Şikâyetçi eğer bana taburcu olduktan sonradüzenli olarak kontrole gelmiş olsa idi olması muhtemel komplikasyonlar vebunların davacıya verdiği zararlar engellenebilirdi. ... ostoenekrozda artroskopik ameliyatlardan sonra oraya çıkabileceknadir komplikasyonlardan biridir. ... Şikâyetçinin sol dizinde osteonekroz olduğunu ispatlayan bir bulgu yoktur. ...Şikâyetçinin aynı emar merkezinde (iki rapor arasında4 ay zaman farkı bulunmaktadır.) aldığı raporlar olup ilkinde iç menisküs yırtığından bahsetmektedir. Bu da menisküsteki yırtığın yeni olduğunu göstermektedir veameliyat sonrası yırtık bırakılmadığının delilidir.Şikâyetçinin dava dilekçesinde belirttiği sol dizindeki bakerkisti denilen şişlik, kireçlenmiş dizlerde kendiliğinden zaman içinde ortayaçıkabilmekte olup ameliyat ile bir ilgisi bulunmamaktadır. ... Yaptığımameliyat kusurlu değildir. Komplikasyonlar şikâyetçinin kontrolleregelmemesinden kaynaklanmıştır."
21. Soruşturmada başvurucu, muayenesi için Adli Tıp Kurumunagönderilmiştir. Bu Kurum tarafından 1/12/2008 tarihinde gerçekleştirilenmuayene sonucunda düzenlenen raporda, sol dizinin gerilmesinin -5 derece,bükülmesinin ise 85 derece olduğu, bağlarda hafif gevşeklik bulunduğu ve dizhareketlerinin ağrılı olduğu belirtilmiştir. Aynı Kurum tarafından gerçekleştirilen19/1/2011 tarihli muayeneden sonra düzenlenen raporda ise sol diz gerilmesi ileayak bileği ve parmak hareketlerinin tam, bükülmesinin ise 85 derece olduğubelirtilmiştir.
22. Adli Tıp Kurumu tarafından ayrıca soruşturma dosyasına ekli grafilerin incelenmesinden 6/6/2006 tarihli MR'da medail menisküsteyırtık olduğunun görüldüğü, takip grafisinde-ameliyatın gerçekleştirildiği tarihten sonraki bir tarihte alınan- menisküste bir miktar toparlanma olmasına karşın birbölümünde yırtığın bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
23. Soruşturmada, dosyada mevcut tüm adli ve tıbbi belgeler AdliTıp Kurumuna gönderilerek olayda doktor O.A.nınkusurunun bulunup bulunmadığı sorulmuştur.
24. Adli Tıp Kurumu 25/5/2011 tarihinde Adli Tıp, Ortopedi veTravmatoloji, Nöroloji, İç Hastalıkları ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarıuzmanlarının katılımıyla bu konuda bir rapor -başvurucunun ve şüpheli doktorunifadeleri ile ilgili tıbbi belgelerin yer aldığı- hazırlamış ve soruşturmadosyasına sunmuştur. Söz konusu raporun görüş bildirilen bölümü şöyledir:
"06.06.2006 tarihli MR görüntülerinebakıldığında yapılan menisküs ameliyatının endikasyonunun [Tıp literatüründe herhangi birhastalığa ilişkin izlenmesi gereken tedavi yöntemlerini ve tedavi içerisindekisürecin gidişinin nasıl olacağının belirlenmesini ifade etmek içinkullanılmaktadır] doğru olduğu, parsiyel menisektomi operasyonuyapıldığının belirtildiği, her ne kadar bu tip artroskopikoperasyonlarda yeterli onarım yapılmaya çalışılsa bile kapalı operasyon olduğundanonarılmayan kısımların kalabileceği, aynı bölgede yeniden yırtık olabileceğibilinse bile operasyondan 4 ay sonra çekilen grafidehala belirgin yırtığın görülmesinin ilk operasyondan kaynaklanan bireksiklikten kaynaklanabileceği, operasyondan sonra proflaktikolarak kullanılan C...'ın [bir ilaç] yeterli ve doğru olduğu, buna rağmen gelişen derin ven trombozunun bir komplikasyonolduğu oy birliğiyle mütalaa olunur."
C. Tazminat Davası Süreci
25. Başvurucu, ameliyatında gerekli özenin gösterilmemesi vesonrasında gerekli ilacın reçete edilmemesi nedeniyle bacağında kalıcı birhastalık meydana geldiğini ileri sürerek ameliyatının gerçekleştirildiği özelhastane ve bu ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine 10/5/2007 tarihindeİskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminattalepli dava açmıştır.
26. Yargılamada,CumhuriyetBaşsavcılığının yürüttüğü ceza soruşturmasında talep edilen Adli Tıp Kurumuraporunun (bkz. § 24) düzenlenmesi beklenmiş ve bu hususta bilgi verilmesi içinCumhuriyet Başsavcılığına yazılar yazılarak duruşmalar ertelenmiştir.
27. Mahkemece, yargılamanın devam ettiği ve düzenlenmesibeklenen Adli Tıp Kurumu raporunun akıbeti konusunda Cumhuriyet Başsavcılığınayazı yazıldığı 26/5/2011 tarihli oturumda, başvurucunun vekilinin talebidoğrultusunda Ankara mahkemelerine talimat yazılmış; Hacettepe Üniversitesi(Üniversite) Tıp Fakültesinde görev yapan, Ortopedi ve Travmatoloji Ana BilimDalında uzmanlıkları bulunan üç kişilik bilirkişi heyetinin seçilerek olaydadavalıların kusurunun bulunup bulunmadığı konusunda rapor düzenlettirilmesiistenmiştir.
28. Talimat Mahkemesi, söz konusu Üniversite Hastanelerindegörev yapan ve Ortopedi ve Travmatoloji dalında uzmanlıkları bulunan öğretimüyelerinden üç kişilik bilirkişi kurulu oluşturmuştur. Bu Bilirkişi Kurulunun18/9/2012 tarihli raporu şöyledir:
"Hastanın dosyası incelenmiştir. Dosyadananlaşıldığı kadarı ile hasta 23.06.2006 tarihinde sol medialmenisküs yırtığına yönelik olarak artroskopikyöntemle [eklem içini artroskop denilencihazla görme yöntemi] parsiyelmenisektomi ve pilika[dizin üst bölümü ile alt kısmını ikiye bölen yumuşak yapı] eksizyonu ameliyatıolmuştur. Hasta bu ameliyattan sonra taburcu edilmiş ve 1,5 ay boyunca hastanınameliyat sonrası durumu ile ilgili bir kayda dosyada rastlanılmamıştır.07.08.2006 tarihinde hastanın yeniden aynı merkeze başvurduğu ve bumuayenesinde sol alt ekstremetide tromboflebittanısı aldığı ve Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonu önerildiği anlaşılmıştır.Sol alt ekstremite venözrenkli dopler ultrasonografi görüntülemesinde sol popliteal ven de venöz tromboz saptanmıştır.Hastanın tanısı sonrasında uygun konsültasyonların istendiği ve gereklitedavinin başladığı ve sürdürüldüğü görülmüştür.
Tıbbi literatüre bakıldığında, artroskopi sonrasında bulgu veren derin ventrombozu ve buna bağlı ikincil hastalıkların gelişmeolasılığı % 0 ile % 0.25 arasında değişmektedir. Yine artroskopi sonrasında bulgu vermeyen derin ven trombozu gelişme olasılığı % 9.9 olarak rapor edilmiştir. Tedavinin gerçekleştirildiğizaman dilimi içinde artroskopi sonrasında derin ven trombozu önleyici tedavigerekliliği ile ilgili bilgi yoktur. Günümüzde tüm artroskopihastalarına derin ven trombozuönleyici tedavi uygulanması tıbbi kaynaklarda önerilmemektedir. Bununlabirlikte hastanın risk değerlendirmesi yapılması ve mevcut risk faktörüne göreönleyici tedavi grubuna alınması mümkündür.
Sonuç olarak; dosyanın incelemesi neticesindehastada ameliyat sonrası gelişen derin ven trombozu ve buna ilişkin hastalıkların ameliyatınkomplikasyonu olduğu ve hastanın tedavisini sürdüren hekimlerin bu konuda birkusuru olmadığı ve yanlış tedavi uygulanmadığı kanısına varılmıştır."
29.Başvurucu; bu rapora vekili aracılığıyla itiraz etmiştir.İtirazında, davalı doktor tarafından ameliyatı öncesinde risk analizininyapılabilmesi amacıyla herhangi bir tahlil ve tetkikin gerçekleştirilmediğini,bu nedenle davalı doktorun kusurunun sadece ameliyat sırasında ve/veyasonrasında gerçekleştirdiği ihmalkârlıklar değil bunlarla birlikte öncesinde deameliyata ilişkin risk faktörlerini değerlendirmemesinin olduğunu ancak buhususun ve Eskişehir'deki üniversite hastanesi tarafından 28/12/2010 tarihindedüzenlenen raporun (bkz. § 16) bilirkişi raporunda dikkate alınmadığınıbelirterek aynı konuda yeniden oluşturulacak bir bilirkişi kurulundan raporalınmasını talep etmiştir.
30. Mahkeme, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen AdliTıp Kurumu raporunu dosyaya eklemiş ve 26/2/2013 tarihli oturumda olayaydınlatıldığından yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığınıbelirterek davanın reddine karar vermiştir.
31. Söz konusu karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Taraflara dava ile ilgili tüm delilleriibraz ettirilmiş davacının tedavi gördüğü hastanelerden tedaviye ilişkinbelgeler celb edilmiş, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisasKurulu'na gönderilerek 25/05/2011 tarihli rapor alınmış, davacı vekilininitirazları doğrultusunda dosya Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilerekH... Üniversitesi Hastanesinde görevli bilirkişiler Prof. Dr. ... Y. Doç. Dr.... ve Y. Doç. Dr. ...'dan 01/10/2012 havale tarihli raporlar alınarakdeğerlendirilmiştir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişiraporları, adli tıp raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;Davacı, Özel ... Hastanesinde ortapedi uzmanı...'a23/06/2006 tarihinde sol medial menisküs yırtığına yönelik olarak artroskopikyöntemle parsiyel menisektomive pilika eksizyonuameliyatı olduğunu ve bu ameliyatın sonunda doktorun tedbirsiz, dikkatsiz vekusurlu davranışları nedeniyle tromboflebit olduğunubeyan etmiş olup, hastane ve doktor hakkında maddi ve manevi tazminat istemindebulunmuştur. Yapılan yargılama sırasında temin edilen Adli Tıp Kurumu raporu veHacettepe Üniversitesi hastanesi bilirkişi raporuna göre davacı hastadaameliyat sonrası gelişen derin ven trambozu ve buna ilişkin hastalıkların ameliyatınkomplikasyonları olduğu ve hastanın tedavisini sürdüren hekimlerin bu konudabir kusurunun olmadığı, hastaya yanlış tedavi uygulanmadığı, operasyondan sonraproflaktik olarak kullanılan C...'in [bir ilaç] yeterli ve doğru olduğu yönünde düzenlenen bilirkişiraporlarına göre kusursuz olduğu kanaatine varılan davalılar hakkında açılandavanın reddine karar vermek gerekmiş[tir]"
32. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin (Daire) 18/11/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. İlamdakararın, dayandığı deliller ile yasaya uygun gerektirici nedenler ve özellikledelillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle onandığıbelirtilmiştir.
33. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Dairenin 22/4/2014tarihli kararıyla reddedilmiştir.
34. Nihai karar başvurucu vekiline 27/5/2014 tarihinde tebliğedilmiş olup otuz günlük süresi içinde 10/6/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
IV.İLGİLİ HUKUK
35. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
36. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borçilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 11/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Maddi ve ManeviVarlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu, yapılan hatalı ameliyat sonrasında yeterli ilaçreçete edilmemesi nedeniyle bacağında kalıcı hastalık meydana gelmesine rağmenbu olaya ilişkin İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın eksikbilirkişi raporu esas alınarakreddedildiğini iddiaetmiştir.
39.Başvurucu, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinde güvencealtına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
40.Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
41. Anayasa'nın “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
42.Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
43. Kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleriyle ilgili konular,onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olanrızaları ile ilgili hususlar, Anayasa'nın 17. maddesinin sınırları içinde yeralmaktadır (Adnan Oktar (3), B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32). Bu çerçevede başvurucunun geçirdiği ameliyatsonrasında tıbbi hata gerekçesiyle açtığı tazminat davasının reddedilmesinedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü başvuru,Anayasa’nın 17. maddesinin koruma alanı kapsamında yer almaktadır.
a. Genel İlkeler
44. Anayasa Mahkemesince belirtildiği gibi vücut bütünlüğüüzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır(AYM, E.2007/78, K.2010/120, 30/12/2010). Bu temel hak, Anayasa'nın 5.maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevleryükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013 § 50; İlker Başerve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 41).
45.Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğanzararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletinAnayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğidurumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §40).
46. Devletin; vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel vecinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılarkarşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygıgösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Adnan Oktar (3), § 32).
47. Devletin pozitif yükümlülüğü, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) bedenve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarınıtek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevinikamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onlarıdenetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, § 44).
48.Devletin maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamındasahip olduğu pozitif yükümlülüklerin “etkili bir yargısal sistem kurma”ya ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bunagöre fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka cezadavası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinleilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
49. Bu ilkeler, kural olarak Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındatıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen maddi ve manevi varlığa verilenzarar hâlleri için de geçerlidir (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37). Diğertaraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen cezasoruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamınagelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi hatalara ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38).
50. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğünün sonuçyükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davadabaşarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan birsonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarakdava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğununkanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarınısağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, § 45).
51. Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,yürürlükteki yargısal sistemin ihmale yönelik davranışlar ve tıbbi hatalarnedeniyle maddi ve manevi varlığa yapılan müdahalelerden doğan sorumluluğuhiçbir durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Bu, toplumun güvenini korumakve hukuk devletinin benimsenmesini sağlamak amacıyla gereklidir. AnayasaMahkemesinin bu noktadaki görevi -ihlallerin önlenmesinde oynaması gerekenrolün zayıflatılmaması için- derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesi ileöngörülen dikkatli ve özenli inceleme şartını ne ölçüde yerine getirdiğiniincelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş,B. No: 2013/4086, 20/4/2016 § 72; PerihanUçar ve diğerleri, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 57).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
52. Başvuruda, olaya ilişkin bir ceza soruşturmasınınyürütülmesinin yanında başvurucunun adli yargıda tazminat davası yoluna dabaşvurduğu görülmüştür. Olayın tıbbi hatayı aştığını veya kasıtlı bir tutumdankaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu olmadığı gibi meydana geldiğikoşulların da bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı anlaşılmıştır.Başvurucu da kendisine uygulanan tıbbi uygulamalarda hata yapıldığını ilerisürmüş, ilgili sağlık personelinin tıbbi hatayı aşan veya kasıtlı bir tutumununbulunduğunu iddia etmemiştir.
53. Bir tedavi işlemi sırasında ya da sonrasında sağlıkpersonelinin herhangi bir hatası olmaksızın hasta için istenmeyen sonuçlarınmeydana gelebilme olasılığının her türlü tıbbi işlem için kaçınılmaz olduğununöncelikle belirtilmesi gerekmektedir. Hastalıktan koruma yöntemi veya tedaviişleminin anormal ve öngörülemez sonuçları, tıbbi işlemlerin içerdiğirisklerden kaynaklanmaktadır.
54. Öte yandan bir mesleğin belirli riskler içermesi, icrasısırasında meydana gelecek tüm risklerin hukuki sorumluluk dışında olduğu veilgililerin sorumlu olmadığı anlamına gelmemektedir. Sağlık personeli,mesleğini yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamında bu tür riskleringerçekleşmesinin önlenmesine ilişkin ellerindeki tüm imkânları kullanmakmecburiyetindedir. Buna göre riskleri mümkünse önleyici değilse asgariyeindirici şekilde davranmaları, buna rağmen riskler doğduğunda yapılacak müdahaleylezarar veya tehlike neticesini mümkün olduğunca ortadan kaldırmalarıgerekmektedir.
55. Bunun yanında tedavi, fiziksel bütünlükle ilgiligerçekleşmesi istenmeyen ancak gerçekleşme olasılığı bulunan bir tehlike (risk)taşıdığında hekimlerin kural olarak hastalarını tedavi hakkında aydınlatmalarıgerekmektedir. Bu aydınlatma, tıbbi müdahalenin hatasız yapılması ya da gereklitüm önlemlerin alınması hâlinde bile meydana gelebilecek kalıcı veya geçiciolumsuz sonuçları da içermelidir.
56. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde rızasınınalınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına bir müdahaleoluşturabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, ilgili kişinin ancakbilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumunfarkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülentedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmişolmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasındahastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zamanaralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk,B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 56).
57. Somut olaya bakıldığında kendisine uygulanan operasyon sonucundabaşvurucunun, şikâyetlerinin giderilemediği gibisöz konusu tıbbi müdahale sonucunda farklı sağlık sorunlarıyla karşı karşıyakaldığı da anlaşılmaktadır.
58. İlk olarak başvurucu, yapılan operasyona ilişkinbilgilendirilmediğinden ve rızasının alınmadığından şikâyet etmemiştir.Dolayısıyla başvuruda, başvurucunun kendisine uygulanan tıbbi müdahaleyeilişkin -içerdiği tüm risklerle birlikte- bilgilendirildiğinin ve sonrasındarızasının alındığının kabul edilmesi gerekmektedir.
59. İkinci olarak başvurucuya uygulanan operasyon yöntemi, diğerbazı tıbbi müdahalelerde olduğu gibi istenmeyen sonuçların meydana gelebilmesiolasılığını içermektedir. Somut olayda da bu sonuç meydana gelmiş ve izlenenyöntem başvurucuda bazı sağlık sorunlarına yol açmıştır.
60. Ancak Üniversitenin konunun uzmanı öğretim üyelerindenoluşturulan Bilirkişi Kurulu tarafından hazırlanan raporda; tıbbi kaynaklarda,başvurucuya uygulanan bu tedavi yöntemine ilişkin olarak gerçekleştirildiğitarihte ve günümüzde, önleyici tedavi gerekliliği ile ilgili bilgi bulunmadığıgibi komplikasyon sonucu ortaya çıkan hastalığı önleyici tedavi uygulanmasının önerilmediğibelirtilmiştir (bkz. § 29).
61. Başvuruda, Mahkemenin kararına esas aldığı her iki bilirkişiraporunda da ortaya çıkan neticenin gelişen bir komplikasyon olması dikkatealınmıştır. Söz konusu raporlarda, operasyondan sonra kullanılan ilacın doğruve dozajının yeterli olduğu ile başvurucunun tedavisini sürdüren hekimlerin birkusuru olmadığı ve yanlış tedavi uygulamadıkları belirtilmiş; Mahkeme de buraporları dikkate alarak davayı reddetmiştir.
62. Bu noktada belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkindelillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44). Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardığı sonuçları mevcut tıbbibilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer vererek sahip olduğu bilimselbakış açılarının doğru olup olmadığı yönünden irdeleme görevi debulunmamaktadır.
63. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafındanyargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunun bir hükme ulaşılırken dikkatealınması talebinin reddi kararının da tarafların haklarını koruma amacınayönelik yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesinde verilip verilmediğiniincelemesi gerekmektedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59,60).
64. Başvuruya konu olayda, yukarıda ifade edildiği gibibaşvurucuya uygulanan tedavi sonrasında kendisi için istenmeyen bazı sonuçlarmeydana gelmiştir. Ancak bu sonuçların meydana gelmesinde ilgili sağlıkpersonelinin mesleğini yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamındaellerindeki tüm imkânları kullanmamaları ve tedavi sürecindeki riskleriönleyici değilse bile asgariye indirici şekilde davranmamaları nedeniyle hatalıolduklarınısöyleyebilmeyi mümkün kılan bir durum tespitedilememiştir.
65. Dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun yeniden bilirkişi raporualınmasına yönelik talebini olayın aydınlatıldığı gerekçesiyle reddedilmesinekarar verirken başvurucunun hakkını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleriiçeren bir usul çerçevesinde hareket etmediğini söyleyebilmek de mümkündeğildir.
66. Bu itibarla somut olayda, yukarıda genel ilkeler bölümünde(bkz. § 51) çerçevesi ifade edilen Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülendikkatli ve özenli inceleme şartının yerine getirilmediği sonucuna varılamaz.
67. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B.Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
68. Başvurucu, tazminat yargılamasının makul süredetamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ilerisürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
69.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
70. Başvurucunun yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığışikâyetinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddive manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
72. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
73. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
74. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alınarak başvurunun değerlendirilmesi sonucundabaşvuruya konu davanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibikriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucununtutum ve davranışları ile usule ilişkin haklarını kullanırken özensizdavranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.Dolayısıyla somut başvuru açısından yaklaşık yedi yıllık yargılama süresindemakul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
75.Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
c.6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
76. 30/3/2011 sayılı ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
77. Başvurucu, 100.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi olmak üzeretoplam 150.000 TL tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
78.Başvuruda adil yargılanmahakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
79.Kararın bir örneğinin İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
80. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
81. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında başvurucuya takdiren net 7.200 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,60 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle net7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinREDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Kararın bir örneğinin İskenderun 1. Asliye Hukuk MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.