TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
H.Ö. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/34332)
Karar Tarihi: 12/12/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 4/1/2019-30645
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
H.Ö.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; ceza infaz kurumunda mektup ve faks gibi yazılıhaberleşme araçlarının kullanılmasının yasaklanması nedeniyle haberleşmehürriyetinin, açık görüş hakkının sınırlandırılması nedeniyle de aile hayatınasaygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/9/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesinekarar verilmiştir. Üç aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihindesona ermiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminingerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.
10. Başvurucu 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrasında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması(FETÖ/PDY) üyesi olduğu gerekçesiyle(kapatılan) Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğinin17/7/2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Tekirdağ T Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumuna konulmuş, buradan sırasıyla Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumuna ve Silivri 6 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfazKurumu) nakledilmiştir.
A. Hükümlü ve Tutukluların Mektup, Faks veTelgrafları Alma ve Gönderme Haklarının Kısıtlanmasına İlişkin Süreç
11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CumhuriyetBaşsavcılığı) 12/8/2016 tarihli talimat yazısıyla FETÖ/PDY soruşturmalarıkapsamında ceza infaz kurumlarında tutuklu olarak bulunan şüphelilerin OHAL süresinceyazılı haberleşme araçlarını kullanmalarının yasaklanmasına karar verilmiştir.Ceza infaz kurumu müdürlüklerine gönderildiği belirtilen yazı şöyledir:
"Cumhuriyet Başsavcılığımızca; 15/7/2016tarihinde vuku bulan, FETÖ/PYD silahlı terör örgütü mensuplarınıngerçekleştirdiği, kısa adıyla darbeye teşebbüs suç ve eylemlerine ilişkinyürütülen soruşturmalar kapsamında halen Silivri Kapalı Ceza Evlerinde tutuklubulunan şüphelilerin olağanüstü hal süresince 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 114. maddesi gereğince mektup ve faksgibi haberleşme araçlarını kullanmalarının yasaklanmasına karar verilmiştir.
Verilen karar gereğince uygulama ve işlemyapılması rica olunur."
12. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı (İdareve Gözlem Kurulu) tarafından da Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu talimatıdoğrultusunda 30/11/2016 tarihli bir karar alınmıştır.
13. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulunun anılan kararına karşıSilivri 2. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur.Dilekçesinde başvurucu; kapsamı ve sınırları belirli olmayan, bireyselleştirmeyapılmadan verilen söz konusu tedbir kararının hukuka aykırı olduğunu ve bukarar nedeniyle haberleşme hürriyetinin engellendiğini ileri sürmüştür.
14. Söz konusu itiraz, İnfaz Hâkimliğinin 30/5/2017 tarihlikararıyla esasa girilmeden reddedilmiştir. Karar gerekçesinde; yazılıhaberleşme araçlarının yasaklanmasına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığıncaverilen kararın denetlenmesinin İnfaz Hâkimliğinin görev ve yetki alanındaolmadığı, esas yönünden bir inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.
15. İnfaz Hâkimliği kararına karşı yapılan itiraz, kararın usuleve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır CezaMahkemesi) 24/7/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar 18/8/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
17. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/11/2017 tarihli arakararıyla başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.
18. Şüphelilerin yazılı haberleşme araçlarını kullanmalarınınyasaklanmasına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu talimatı 27/2/2018tarihli kararla kaldırılmıştır.
B. Açık Görüş Hakkının Sınırlandırılmasınaİlişkin Süreç
19. İdare ve Gözlem Kurulunun 28/11/2016 tarihli kararıylailgili mevzuatta sayılan suçlardan hükümlü ve tutuklu olanların açıkgörüşlerinin iki ayda bir kez yaptırılmasına karar verilmiştir. Kararın ilgilikısmı şöyledir:
"...18/8/2016 tarihli, 29805 sayılı ResmiGazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Hükümlüve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik YapılmasınaDair Yönetmelik'in 1. maddesi ile ihdas olunan Hükümlü ve Tutukluların ZiyaretEdilmeleri Hakkında Yönetmelik'in 5/1-e maddesindeki düzenleme 'Kurum mevcudu,güvenliği ve düzeni dikkate alınmak suretiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı veYedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3 713 sayılı TerörleMücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan, hükümlü ve tutuklular için cezainfaz kurumlarındaki açık görüşler idare ve gözlem kurulu kararıyla iki aydabir yaptırılabilir.' şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin verdiği yetkiyeistinaden; bu suçlardan tutuklu/hükümlü olanların açık görüşlerinin iki aydabir İdare ve Gözlem Kurulunun belirlediği gün ve saatte yaptırılmasına;..."
20. Başvurucu; İdare ve Gözlem Kurulunun söz konusu kararınakarşı İnfaz Hâkimliğine itirazda bulunarak ayda bir kez yaptırılan açık görüşüniki ayda bir kez olacak şekilde sınırlandırılması nedeniyle maddi ve manevivarlığının zayıflatıldığını, ailesiyle ilişki kurmasının engellendiğini ilerisürmüştür.
21. Anılan itiraz, İnfaz Hâkimliğinin 2/6/2017 tarihli kararıylareddedilmiştir. Karar gerekçesinde, açık görüşün sınırlandırılmasına ilişkinkararın mevzuata ve ceza infaz kurumu kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir.
22. İnfaz Hâkimliği kararına karşı yapılan itiraz, kararın usuleve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesinin 22/6/2017 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
23. Nihai karar 4/8/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
24. Başvurucu 6/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
25. Ceza İnfaz Kurumu tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen3/7/2018 tarihli yazıda başvurucunun yakınlarıyla açık ve kapalı görüş yaptığıtarihlere ilişkin bilgi verilmiştir. Buna göre başvurucu 30/9/2016 ile 6/4/2017tarihleri arasında bulunduğu Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundaon dokuz kez kapalı ve üç kez açık, 6/4/2017-10/11/2017 tarihleri arasındabulunduğu Silivri 6 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda ise on kez kapalıve altı kez açık görüş gerçekleştirmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Haberleşme Hürriyeti Yönünden
1. İlgili Mevzuat
26. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un"Tutukluların hakları" kenar başlıklı 114. maddesinin (3)numaralı fıkrası şöyledir:
"Tutukluların yazılıhaberleşmeleri ile telefonla görüşmeleri, soruşturma evresinde Cumhuriyetsavcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemesince kısıtlanabilir."
27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı141. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Birinci fıkrada yazan hâller dışında,suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veyadiğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarınınverdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancakDevlet aleyhine açılabilir."
28. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2)İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağırceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka birağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde kararabağlanır."
2. İlgili Yargı Kararları
29. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/6/2018 tarihli veE.2018/2990, K.2018/6506 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"... yeterli uzmanlığı bulunmayanbilirkişiye rapor düzenlettirerek, bu raporu esas alıp dava açan Cumhuriyetsavcısının eylemlerinden ötürü manevi tazminat isteminde bulunulduğugörülmekle, belirtilen davanın 5271 sayılı CMK'ın141/3 maddesinde düzenlenen hakim ve Cumhuriyet savcısının verdiği karara veyaptığı işleme dayanılarak açıldığı, 6545 sayılı Kanunun 70. maddesi ile ekli CMK'nın 141/3 maddesinde, 'Birinci fıkrada yazan hâllerdışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksızfiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyetsavcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminatdavaları ancak Devlet aleyhine açılabileceği'ninbelirtildiği, aynı Kanun'un 86. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici8. maddesinde ki 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturmasıve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniylehâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlenderdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtayincelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkiliağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, CezaMuhakemesi Kanununun 141 inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhineyürütülmek suretiyle karara bağlanır.' şeklinde düzenleme dikkate alındığında, CMK'nın 141/3 maddesinde belirtilen hakim ve Cumhuriyetsavcılarının karar veya işlemlerine dayalı tazminat davalarının ağır cezamahkemelerinde karar bağlanacağı hususu gözetilmeden, davanın görev yönündenreddine dair yazılı şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, ... sair yönleriincelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı ... bozulmasına ... karar verildi."
30. Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 28/5/2018 tarihli ve E.2017/8495, K.2018/5987 sayılı kararınınilgili kısımları şöyledir:
"... tarihli duruşmada davacı vekilitarafından, dinleme kararı veren hakim hakkında, kurul tarafından soruşturmaaçıldığının iddia edilmesi karşısında, tazminat istemine dayanak soruşturmadosyasında görev yapan Cumhuriyet savcıları ve hakimler hakkında yürütülen adlive idari soruşturma olup olmadığı, olması halinde sonucunun, Cumhuriyetsavcıları ve hakimlerin kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumlulukhâllerinin bulunup bulunmadığı, CMK'nın 141/3.maddesinde belirtilen halin davacı lehine oluşup oluşmadığının araştırılmaması... Kanuna aykırı olup ... hükmün ... bozulmasına ... karar verildi."
B. Aile Hayatına Saygı Hakkı Yönünden
31. Anayasa Mahkemesi daha önceki içtihadında mahpusların açıkgörüş hakkının sınırlandırılmasına dayanak oluşturan ulusal ve uluslararasımevzuat ile konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarınayer vermiştir (Halil Berk, B. No:2017/8758, 21/3/2018, §§ 18-37; M.Ö., B.No: 2017/34584, 22/3/2018, §§18-37).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
33. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecekdurumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
34. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu; mektup ve faks gibi haberleşme araçlarınınkullanımının yasaklanması yönünde alınan karar nedeniyle eşi ve çocuklarıyladuygularını yazılı şekilde paylaşamadığını, maruz kaldığı ayrımcı ve ölçüsüzuygulamaları medya organlarına iletemediğini, yaşadıklarını dışarıyaduyuramadığını belirtmiştir. Başvurucu, bir suç nedeniyle tutuklu olmasıgerekçe gösterilerek hakkında herhangi bir disiplin cezası bulunmamasına rağmenbu tür bir kısıtlamaya tabi tutulmasının haberleşme hürriyetinin ihlalianlamına geldiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde, başvurucunun haberleşme hürriyetinemüdahalede bulunulmadığı ve iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğubelirtilmiştir. Görüşte; Anayasa Mahkemesi tarafından haberleşme hürriyetineyönelik bir müdahalenin bulunduğu sonucuna varıldığı takdirde ise söz konusumüdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu, meşru amaç içerdiği ve 5275 sayılıKanun'daki yetkiye istinaden alınan geçici nitelikteki kısıtlama kararınındemokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığışeklinde değerlendirme yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
37. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
38. Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıylamevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada daetkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamışolması gerekir (Ramazan Aras, B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarısunma kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağınadair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B.No: 2016/36550, 19/7/2017, § 33).
39. Somut olayda başvurucunun haberleşme hürriyetinin ihlaledildiğine ilişkin iddiasını yalnızca İnfaz Hâkimliği önünde ileri sürdüğügörülmektedir. İnfaz Hâkimliği ise yazılı haberleşme araçlarının yasaklanmasınailişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kararın denetlenmesinin İnfazHâkimliğinin görev ve yetki alanında olmadığı gerekçesiyle esas yönünden birinceleme yapmaksızın itirazın reddine karar vermiştir. Akabinde söz konusuiddia, başvurucu tarafından başka herhangi bir merci önünde ileri sürülmedenbireysel başvuru yoluyla doğrudan Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmıştır.Dolayısıyla yazılı haberleşmenin kısıtlanması nedeniyle haberleşme hürriyetininihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden etkili bir olağan kanun yolunun varolup olmadığı öncelikle belirlenmelidir.
40. Bu bağlamda somut olay yönünden etkili olduğu kabul edilecekbaşvuru yolunun Anayasa’da öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle haberleşmehürriyetinin ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve yeterli giderimsağlama imkânı sunan bir yol olması gerekmektedir. Haberleşme hürriyetineyönelik müdahalenin devam ettiği durumlarda müdahalenin sona erdirilmesinisağlamaya elverişli başvuru yollarının tüketilmesi gerektiği açıktır.Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından tutukluların yazılıhaberleşme araçlarını kullanmasını yasaklayan bir karar verildiği, bu kararınyürürlükte olduğu durumlarda kararın kaldırılması ve bu suretle haberleşmehürriyetine yönelik müdahalenin sona erdirilmesi talebiyle ilgililer tarafındanyetkili sulh ceza hâkimliğine itiraz yoluyla başvurulması bu kapsamda elverişlibir başvuru yolu olarak değerlendirilebilecektir. Ancak somut olaydaki gibitutuklunun yazılı haberleşme araçlarını kullanmasını yasaklayan kararınkaldırıldığı ve müdahalenin sona erdiği durumlarda artık haberleşmeninyasaklanmasına dair tedbirin ortadan kaldırılmasına karar verilemeyeceğindenuğranılan zararları tazmin etmeye uygun başvuru yollarının varlığı yeterli hâlegelecektir. Bu anlamda, tutukluların haberleşme hürriyetlerini engelleyicinitelikteki tedbirin sona erdiğinin tespit edilmesi hâlinde haberleşmehürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin olarak ileri sürülecek şikâyetler bakımındanetkili hukuk mekanizmasının tazminat yolu olduğu söylenebilir.
41. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasında,suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veyadiğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyetsavcılarının verdiği kararlar veya yaptığı işlemler nedeniyle devlet aleyhinetazminat davası açılabileceği öngörülmüştür. Anılan hüküm kapsamında Cumhuriyetsavcılarının yapmış oldukları işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünenmağdurlar yönünden bir başvuru mekanizmasının bulunduğu anlaşılmaktadır (M.Y., B. No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50).Nitekim Yargıtayın da bu doğrultudadeğerlendirmelerde bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 29, 30).
42. Somut olayda, Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmakapsamında verilen, tutuklu bulunanşüphelilerin olağanüstü hal süresince yazılı haberleşmelerinin yasaklanmasınailişkin talimatın 27/2/2018 tarihinde kaldırıldığı görülmektedir.Söz konusu talimatın başvurucu hakkında da tahliye edildiği 10/11/2017 tarihinekadar uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla haberleşme hürriyetine yönelikolarak uygulanan ve sonradan kaldırılan söz konusu tedbirin hukuka uygun olupolmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındaaçılacak söz konusu davada incelenebilecek ve bir hukuka aykırılık tespitedildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Somut olaybağlamında bu hususlar dikkate alındığında 5275 sayılı Kanun'un 141. maddesinin(3) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat davası açma yolunun tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilmemesi için bir nedenin olmadığıve makul bir başarı sunma kapasitesinin bulunduğu değerlendirilmektedir. Sonuçolarak belirtilen olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurununincelenmesinin bireysel başvurunun ikincillikniteliği ile bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu süre boyunca açık görüş hakkınıniki ayda bir olacak şekilde haksız yere sınırlandırıldığını belirterek ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
45. Anayasa Mahkemesi tutuklu olarak bulunulan süre boyunca açıkgörüş hakkının haksız şekilde sınırlandırıldığı iddiasına ilişkin olarak busınırlamanın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oluşturduğunu, kanunidayanağı olan bu müdahalenin meşru amacının bulunduğunu tespit etmiş ve 15Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra ortaya çıkan OHAL koşulları iletutuklu sayısı hızla artış göstermesine rağmen personel sayısının azalmasınedeniyle ceza infaz kurumlarında güvenlik önlemlerinin artırılması hususundaoluşan acil ihtiyaç ve isnat edilen suçların ağırlığı gözönünealınarak tutuklular hakkında getirilen birtakım sınırlamaların demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunluk koşuluna aykırılık oluşturmadığınıbelirterek her somut vaka özelinde sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığının incelenmesigerektiği sonucuna varmıştır (Halil Berk,§§ 48-56; M.Ö., §§ 49-57).
46. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmi Gazete'deyayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in 5.maddesinde 18/8/2016 tarihinde yapılan değişiklikle, terör suçlarından tutukluve hükümlü olanların iki ayda bir açık görüş hakkından yararlandırılabileceğidüzenlenmiştir. Haftada bir kez kapalı görüş yapma hakkı yönünden ise görüşsıklığını sınırlandıran bir değişiklik yapılmamıştır. Somut olayda başvurucununCeza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunduğu süre boyunca belirtilen sıklıktayakınlarıyla açık ve/veya kapalı görüş hakkından yararlandırılmadığına ilişkinbir iddiası bulunmamaktadır. En geç iki ayda bir kez açık görüş hakkından,haftada bir kez de kapalı görüş hakkından yararlandırıldığı anlaşılanbaşvurucunun bu görüşlerde aile fertleriyle doğrudan temasını sürdürmeimkânından mahrum bırakılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 25).
47. Tüm bu hususlar gözönünealındığında OHAL koşullarının gerektirdiği kamu düzeninin korunması ihtiyacı veCeza İnfaz Kurumu güvenliğini sağlama amacı doğrultusunda -isnat edilen suçunağırlığı da dikkate alınarak- başvurucunun aile fertleriyle olan ilişkisininsürdürülmesini engellemeyen açık görüş hakkının sınırlandırılması şeklindekisöz konusu müdahalede kamu makamları tarafından güdülen meşru amaç ilebaşvurucunun bireysel yararı arasında adil bir dengenin kurulduğu, demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun olan müdahalenin ulaşılmak istenen amaçlaölçülü olduğu değerlendirilmektedir. Sonuç olarak başvuru konusu olayda açık vegörünür bir ihlal bulunmamaktadır.
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
C. 1. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.