TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İHSAN NURİ AKPINAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/35358)
Karar Tarihi: 26/9/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Kadir ÖZKAYA
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
İhsan Nuri AKPINAR
Vekili
:
Av. Dilara YILMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, tutuklamatedbirinin makul süreyi aşması ve tutukluluğa itirazının gecikmeli olarakkarara bağlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/9/2017 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyetlerharicindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyetleryönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir. Aynı kararda başvurucunun adli yardım talebininkabulüne de karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşıkarşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamumakamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsünarkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve sonyıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veyaParalel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanınolduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuzve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanısıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardakiyapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 51, Mehmet HasanAltan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkında daFETÖ/PDY'ye üye olma suçuna yönelik olarak AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) bir soruşturma başlatılmıştır.Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 8/10/2016 tarihinde gözaltınaalınmıştır.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 26/10/2016 tarihindetutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir.
12. Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 26/10/2016 tarihinde,başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına kararverilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler İhsan Nuri Akpınar ve M.A.üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dairkuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgular, şüphelilerin kaçacağışüphesini uyandıran somut davranışları (Bahreyn Birleşmiş Milletler Ofisineşüpheliler tarafından yapılan talep) isnat edilen suçun CMK [CezaMuhakemesi Kanunu] 100/3-a maddesindesayılan suçlardan olması, fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkinşartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersizkalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın [CezaMuhakemesi Kanunu] 100. vd. maddelerigereğince ayrı ayrı tutuklanmasına...[karar verildi.]"
13. Başvurucu 27/10/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiş, Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2016 tarihli kararı ile itirazınkesin olarak reddine karar verilmiştir.
14. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının talebi üzerine 23/6/2017 tarihinde yaptığı inceleme sonucundabaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verirken "...kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların ve tutuklama nedeninin bulunması, üzerlerine atılı suçun vasıf vemahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üsthaddi..." gerekçesine dayanmıştır.
15. Başvurucu 11/7/2017 tarihinde bu karara itiraz etmiş, Ankara3. Sulh Ceza Hâkimliğince 8/8/2017 tarihinde itirazın kesin olarak reddinekarar verilmiştir.
16. Başvurucu, anılan kararı 5/9/2017 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
17. Başvurucu 29/9/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 13/7/2018 tarihinde Ankara 3.Sulh Ceza Hâkimliğinden başvurucunun tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi vetutukluluğun devamına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Hâkimlik, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının talebini 13/7/2018 tarihinde başvurucunun beyanınıaldıktan sonra değerlendirmiş ve "Şüphelininüzerine yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerine yüklenensuçu işlediği konusunda somut delillerin bulunması, tutuklama tarihi, suçaöngörülen cezanın alt ve üst sınırları ve tahliyeyi gerektirir yeni bir delilelde edilmemiş olması..." gerekçesiyle tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir.
19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2018 tarihliiddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunuişlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesindekamu davası açılmıştır.
20. İddianamede ilk olarak terör örgütü kavramına ve FETÖ/PDY'nin genel özelliklerine ilişkin birtakım açıklamalaradeğinilmiştir. Sonrasında ise başvurucunun FETÖ/PDY yapılanmasında yer aldığınailişkin olgulara yer verilmiştir. Bunlar özetle şöyledir:
i. Tanık M.A.O.nun başvurucununFETÖ/PDY yapılanması içinde yer aldığı yönünde beyanlarda bulunduğubelirtilmiştir. Tanık M.A.O. ifadesinde özetle 2013 yılında Bahreyn'e eğitimamacıyla gittiğini, burada FETÖ/PDY'ye ait olan birevde kaldığını, bu ülkenin imamının İ.D. isimli şahıs olduğunu, kaldıklarıörgüt evine 2016 yılının başlarında doktor olduklarını söyleyen İhsan NuriAkpınar ve M.A. isimli şahısların geldiğini, İhsan Nuri Akpınar'ın yaklaşıkdört ay kendileriyle kaldığını, bu iki şahsın da FETÖ/PDY üyesi olduğunu veİ.D. isimli ülke imamına himmet adı altında aylık 1.000-2.000 dinar arasındapara verdiklerini, bu para verme olayına bir iki kez şahit olduğunu beyanetmiştir. Ayrıca iddianamede, tanığın bir teşhisine yer verilmiş ve 11/9/2018tarihli Fotoğraf Teşhis Tutanağı içeriğine göre tanığın başvurucuyu teşhisettiği ifade edilmiştir.
ii. Başvurucunun 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 675 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamugörevinden çıkarıldığı belirtilmiştir.
iii. Başvurucunun üst araması sonucunda cüzdanda kırmızı renklibez parçasına sarılı vaziyette F serisi bir adet 1 ABD dolarının bulunduğubelirtilmiştir.
iv. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığı tarafındantanzim edilen 25/10/2017 tarihli MASAK raporu içeriğine göre başvurucunun TürkRadyoloji Derneği İstanbul Şubesinde kurucu, yönetici veya üye olduğuna ilişkinkayıt bulunduğunun ve Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde 1/5/2003 tarihindeaçılan ve 8/9/2009 tarihinde kapatılan hesabının olduğunun belirtildiği ifadeedilmiştir.
v. Başvurucunun Bahreyn yapılanmasında yer alan M.A.dan iki ayrı işlemde olmak üzere 283,57 TL tutarındaEFT aldığı ifade edilmiştir.
vi. Başvurucunun "Gülenist Kuruluş", "FetullahGülen Okulu", "Gülen Hareketi Okulu" olaraknitelendirilen iki kuruma -MASAK raporlarına göre- 17.204,50 ve 850 TLtutarlarında EFT gönderdiği belirtilmiştir.
vii. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda FETÖ/PDY'nin Bahreyn yapılanmasında yer alan kişilerin irtibatlıolduğu kişilerle başvurucunun da irtibatlı olduğu belirtilmiştir.
21. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkinhukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"...Belirtilen hususlar ve dosya kapsamınazara alındığında şüphelinin FETÖ terör örgütü ile organik bağ kuraraksüreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu,şüphelinin FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının motivasyon amacıyla üzerlerindebulundurdukları 1 ABD dolarını üzerinde kırmızı kurdele ile kutsallık atfedecekşekilde cüzdanında muhafaza ederek bulundurduğu, Bahreyn ülkesinde FETÖ/PDYterör örgütü yapılanmasında ülke imamı olarak görevli İ.D. isimli şahsa1000-2000 Bahreyn dinarını aylık olarak himmet adı altında vermek suretiyleörgüte maddi yardımda bulunarak örgüte maddi gelir sağladığı, aynı şekildeşüphelinin A.B.D. ülkesinde bulunan terör örgütüne ait kuruluşlara paragöndererek FETÖ/PDY terör örgütüne maddi gelir sağladığı, şüphelinin Bahreynülkesinde bulunduğu süre içerisinde burada terör örgütüne ait evlerde örgütseltoplantılara katıldığı, Bahreyn ülkesinde FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgütseltoplantıların yapıldığı örgüt evinde 4 ay süre ile kaldığı ve bu şekildeüzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği tutanaklar, sorguzaptı, tutuklama müzekkeresi, FETÖ havuz sorgusu sonucunu gösterir evrak,emanet eşya makbuzu, 14/10/2016 tarihli inceleme tunağı,HTS raporu, tanık M.A.O. beyanı ve 11/09/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağı,MASAK raporu, şüpheli ifadesi, nüfus ve sabıka kayıtları ile tüm dosya kapsamıdelillerle anlaşıldığından..."
22. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi 13/11/2018 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/478 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
23. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde yaptığıtensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi sonucunda yetkisizlik kararı vererekdosyanın İstanbul 23.Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.Yetkisizlik kararı üzerine dosya İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme)gönderilmiş ve Mahkemenin E.2018/406 sayısına kaydedilmiştir.
24. Mahkeme 3/5/2019 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesinekarar vermiştir. Tahliyeye ilişkin kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Tutuklu sanığın dosya kapsamındaki delildurumu, yargılamanın geldiği aşama, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, sanıkyönünden karartılma ihtimali bulunan bir delilin kalmamış olması hususlarıdikkate alınarak adli kontrol tedbiriyle tahliyesine, CMK 109/3-a maddesi gereğince sanığın yurt dışına çıkmasınınyasaklanması, CMK 109/3-j maddesi gereğince konutu terk etmemek zorunluluğu iletedbir altında bırakılmasına...[kararverildi.]"
25. Mahkeme, 19/9/2019 tarihli duruşmada, başvurucu hakkındauygulanmasına karar verdiği konutu terk etmemek şeklindeki adli kontroltedbirinin kaldırılmasına ve başvurucunun, her ay bir defa kolluk birimine imzaatmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derecemahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
27. İlgili hukuk için bkz. SalihSönmez, (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkındaverilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucu; tamamı yasal olan birtakım eylemlerinden dolayıtutuklandığını, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun genişyorumlandığını, bu nedenle suçun kapsamına girmeyen eylemlerin de tutuklamayaesas alındığını, keyfî bir şekilde tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklamakararı verilirken o an soruşturma dosyasında mevcut olan somut delillerindikkate alınabileceğini, sonradan ortaya çıkan delillerin önceki tutuklamayımeşru kılmayacağını, kendisi açısından somut olay bakımından kuvvetli suçşüphesini gösteren somut olguların bulunmadığını ifade etmiştir.
30. Başvurucu ayrıca somut olayın koşullarında delil karartmaihtimalinin ve kaçma şüphesinin bulunmadığını, bu hususta tutuklama kararındasomut bir olguya yer verilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu veadli kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağının açıklanmadığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kanunsuz suç ve ceza olmazilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında verilen tutuklamakararında ilgili makamların tutuklamaya ilişkin ilgili ve yeterli gerekçegösterdiği, bu gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfîolduğunun savunulamayacağı belirtilmiştir.
32. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, kendisininözgürlüğüne yapılan müdahalenin sona ermediğini, konutu terk etmemek şeklindekiadli kontrol tedbiri nedeniyle tutulmasının devam ettiğini, bu nedenlerle buşikâyet incelenirken konutunda geçirdiği sürenin de dikkate alınmasıgerektiğini belirtmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında ayrıcatutuklanmasının keyfî bir uygulama olduğunu, makul şüphe ve tutuklama nedenleriolmaksızın tutuklandığını ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
33. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümlerdışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
35. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişihürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. UygulanabilirlikYönünden
37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
38. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukiolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
b. Kabul EdilebilirlikYönünden
i. Genel İlkeler
39. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacakgenel ilkeler için bkz. Metin Evecen(B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında verilen karar.
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
40. Başvurucu, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/10/2016tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
41. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğuiddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. § 10) kapsamında silahlı terörörgütüne üye olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 12). Dolayısıylabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetlibelirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
43. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilensuçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 12).
44. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucununFETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık anlatımına, Bank Asyahesabının bulunmasına, 675 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmış olmasına,başvurucunun üzerinden F serisi 1 ABD dolarının ele geçirilmiş olmasına, MASAKraporlarının içeriklerine ve başvurunun telefonlarına ilişkin analiz raporunadayanılmıştır (bkz. § 20).
45. İddianamede; M.A.O.'nun verdiğiifadesinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna, bu yapıya himmet adıaltında yardımda bulunduğuna, Bahreyn'de bu yapıya ait evlerde kaldığına ve buyapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz.§ 20). Söz konusu tanık anlatımı yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtivaetmekte; bu anlamda yargı makamlarına denetim yaparak söz konusu beyanlarıdoğrulama ya da çürütme imkânı tanımaktadır. Bu doğrultuda başvurucununtutuklanmasında söz konusu tanık anlatımlarının yargı makamlarınca kuvvetli birbelirti olarak kabul edilmesi yönündeki değerlendirmelerinin keyfî ya datemelsiz olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Metin Evecen, § 58; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018,§ 43). Nitekim Anayasa Mahkemesi SelçukÖzdemir başvurusunda; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazışüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucununFETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelikanlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirtiolarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,§ 75).
46. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığınıdoğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.
47. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardıedilmemelidir.
48. Somut olayda Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüneüye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan katalog suçlar arasında olmasına, özellikle başvurucunun BahreynBirleşmiş Milletler Ofisine yapmış olduğu talep dikkate alındığında kaçmatehlikesine, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına göre adlikontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).
49. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arzettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelindebinlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki onbinlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerdekamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkiliolmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivediliklesoruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusuolaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78; AlparslanAltan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 140).
50. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum vekuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgiliolarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurtdışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§79).
51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 27) isnat edilen suça ilişkinolarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret edendurumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§ 61; Devran Duran [GK], B. No:2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlararasındadır (bkz. § 27; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,16/11/2017, § 148).
52. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 7. SulhCeza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden -suçun ağırlığına ve başvurucunun soruşturma sürecindekibirtakım davranışlarına atfen- kaçma tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerininolgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
53. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
54. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran,§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'ylebağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'ninözellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çokdaha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (AydınYavuz ve diğerleri, § 350).
55. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülencezanın miktarını da gözönünde tutarak başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî ve temelsizolduğu söylenemez.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
57. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Tutuklulukİncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
58. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibarenhâkim önüne çıkarılmadan tutukluluğunun uzatılmasına karar verildiğini,tutukluluğa ilişkin tüm taleplerinin de dosya üzerinden incelendiğinibelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
59. Bakanlık görüşünde genel olarak Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya koyduğuilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuruyolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirindeolduğu ifade edilmiş, bu şikâyete ilişkin olarak bir görüş belirtilmemiştir.
60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerindeolmadığını ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
61. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncüfıkrasının son cümlesi şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
63. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesihâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
64. Anayasa Mahkemesi ErdalTercan ([GK], (B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 217-251) kararında;bu şikayete ilişkin olarak yaptığı incelemekapsamında, inceleme tarihi itibarıyla başvurucunun hâlâ hâkim/mahkeme önüneçıkarılmamış olması hususunu nazara alarak tutukluluk incelemelerinin on sekizayı aşan bir süreyle hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasınınolağanüstü hâl döneminde dahi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğisonucuna varmıştır.
65. Anayasa Mahkemesi SalihSönmez kararında da tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılmasıve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıylahâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek birihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağı veserbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızcakişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinintespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceğisonucuna varmıştır.
66. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlaliddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuruyollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireyselbaşvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafikabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuruyollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (bkz. Salih Sönmez, §§ 162, 177).
67. Somut olayda başvurucu 26/10/2016 tarihinde tutuklanmış vetutuklandıktan sonra ilk kez soruşturma aşamasında 13/7/2018 tarihinde yapılanduruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürmefırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süreyaklaşık 1 yıl 8 ay 17 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden Salih Sönmez kararından ayrılmayıgerektiren bir durum söz konusu değildir.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemelerininhâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası ile ilgiliolarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
C. Tutukluluğa Yönelikİtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
69. Başvurucu 23/6/2017 tarihli tutukluluğun devamı kararınayaptığı itirazın 8/8/2017 tarihinde karara bağlandığını, bu kadar uzun birsürenin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen kısa süredekarar verilmesi yönündeki zorunlulukla bağdaşmadığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
70. Bakanlık görüşünde, öncelikle Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya konanilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuruyolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirindeolduğu ifade edilmiş; devamında olağanüstü hâl döneminde tutuklu kişilerinserbest bırakılmayı sağlamak amacıyla bir yargı merciine başvurma haklarınınkorunduğu, 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca tutukluluğun resen en geçotuzar günlük süreler itibarıyla incelenmesine devam edildiği ve olağanüstü hâldöneminde de tutuklama, tahliye talebinin reddi ve tutukluluğun devamıkararlarına karşı itiraz yoluna başvurabilme imkânı bulunduğu belirtilmiştir.
71. Bakanlık görüşünde somut olay bakımından ise 27/7/2016tarihli ve 29783 mükerrer sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında AlınmasıGereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme YapılmasıHakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamında "Tahliyetalepleri en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birliktedosya üzerinden karara bağlanır." şeklinde hükmünün yürürlükteolduğu ve başvuranın yapmış olduğu itirazın otuz günlük yasal süre içindeincelenmiş olduğu ifade edilmiştir.
72. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerindeolmadığını ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
73.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanınkanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkilibir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
74. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
75. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hakihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§§ 16, 17).
76. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işleminekarşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumundamaddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkânsağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiğiyada sürüncemede bırakıldığı şikâyetleri ile ilgili olarak bireysel başvurununincelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâlegelmiş başvurucular yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde öngörülen yoluntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliyeolmuş başvurucular yönünden bkz. CaferYıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,§§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B. No: 2015/2394,31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda tahliyesine karar verilen başvurucunun bukapsamda kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren birdurum mevcut değildir.
77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
78. Başvurucu; keyfî bir şekilde tutukluluğunun devamettirildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksunolduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarakaçıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadan makul, ilgilive yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğunun hukuka aykırı olarak devamettirildiğini, bu nedenlerle tutukluluk süresinin makul olmaktan çıktığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
79. Bakanlık görüşünde, öncelikle Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya konanilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuruyolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirindeolduğu ifade edilmiş; devamında ise başvurucu hakkındaki soruşturmanın kapsamıve mahiyeti, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerininhürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin belirtilmesi bakımındanilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma süreçlerinin yürütülmesindebir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında tutukluluksüresinin makul olduğu belirtilmiştir.
80. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerindeolmadığını ifade etmiştir. Başvurucu somut şikâyet bakımından ise konutu terketmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle özgürlüğüne yapılanmüdahalenin devam ettiğini, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesindeki korumadanyararlanmasının devam ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanında ayrıca tutukluluğa dair kararların gerekçelerinin genel vesoyut olduğunu ve hakkındaki soruşturmanın özensiz bir şekilde yürütüldüğünübelirtmiştir.
2. Değerlendirme
81. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
"Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir."
82. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
83. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanındagenel olarak özgürlüğüne karşı tutuklama tedbiriyle yapılan müdahalenin konututerk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle devam ettiğini, bunedenle Anayasa'nın 19. maddesindeki korumadan yararlanmasının devam etmesigerektiğini ve özellikle bu tedbir kapsamında geçen sürenin de incelemeyapılırken dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
84. Somut olay bakımından tahliyesine karar verilen başvurucununtahliye kararı ile birlikte tutukluluğunun sona erdiği görülmektedir. Öteyandan tahliye kararı ile birlikte başvurucu hakkında konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbirine hükmolunduğu, yapılan son duruşmada isebaşvurucu hakkındaki bu tedbirin de kaldırılmasına ve kolluk birimine imzaatmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar verildiği anlaşılmıştır(bkz. §§ 24, 25).
85. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliyeedilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgiliYargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeöngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukukyolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam AbdurrahmanAk, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B.No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26).
86. Tahliye kararı sonrasında hükmolunan konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbirinin de yapılan son duruşmada kaldırılmış olmasıkarşısında somut olay bakımından anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir birdurum olmadığı anlaşılmıştır.
87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesindendolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.