TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HSH NORDBANK AG BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6924)
Karar Tarihi: 18/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
HSH NORDBANK AG
Vekilleri
:
Av. Dr. Hüseyin ÜLGEN
Av. Mehmet GÜN
Av. Rıza GÜMBÜŞOĞLU
Av. Orçun ÇETİNKAYA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye TicaretMahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne kararverildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek,eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 29/8/2013 tarihinde İstanbul 14. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/11/2013 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. BirinciBölümün 19/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının24/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucuvekili tarafından 19/3/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyandilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifadeedildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu aleyhine, bazı ticaret şirketleri tarafından15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada,davacılar, davalı ile gemi ipoteği anlaşmaları imzalandıklarını, gemilerinnavlun gelirleriyle borçlarının ödendiğini, gemilerden birinin kısmi bakiyeborcu muaccel hale gelmediği halde davalının haksız biçimde gemiyi seferdenalıkoyduğunu, ödeme girişimlerinin kabul edilmediğini ve gemilerin satışişlemlerine başlandığını, temerrüdün oluşmadığını, davalının haksız fillerinedeniyle gemilerin çalışamadığını ileri sürerek maddi zararlarının tazmininitalep etmişlerdir.
8. Davacılar yine başvurucu aleyhine, 3/5/2004 tarihindeİstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtıkları davada, asıl davadakiiddialarla ek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
9. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince belirtilen davadosyaları birleştirilmiştir.
10. Mahkemece, 13/9/2004 tarih ve E.2003/1130, K.2004/991sayılı kararla, ipotek sözleşmelerinin Landesbankadına olup gemi sicilinde de ipotek tescilinin Landesbankadına olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 921/3. maddesine göre alacağın temlikininyazılı anlaşma ve gemi siciline tescil ile gerçekleşebileceği, temlikin gemisiciline tescil edilmediği, dolayısıyla gemilerin tutularak seferdenalıkonulmasının haksız fiil olduğu, davacıların tazminat isteme haklarınındoğduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın kabulüne, tazminatlarındavalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. HukukDairesinin 14/4/2005 tarih ve E.2004/12937, K.2005/3696 sayılı ilamıyla;davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilerek görevyönünden hüküm bozulmuştur.
12. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin24/6/2005 tarih ve E.2005/7081, K.2005/6715 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
13. Mahkemece bozma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda,20/10/2005 tarih ve E.2005/292, K.2005/846 sayılı ilamla, 13/9/2004 tarihlikararda direnilmesine ve tazminatların başvurucudan tahsiline kararverilmiştir.
14. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19/4/2006tarih ve E 2006/11-58, K.2006/228 sayılı kararla; uyuşmazlığı yargılayacak veçözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan AsliyeTicaret Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilenİstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesinde davaya bakılmasının mümkün olmadığı,davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği, direnme kararınınuygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının incelenmesi içindosyanın Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir.
15. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince esasa yönelik olarakyapılan temyiz incelemesinden sonra, 13/10/2006 tarih ve E.2006/8091,K.2006/10232 sayılı ilamla; yetkili mahkemenin Hamburg Mahkemeleri olduğunadair temyiz istemi yerinde görülmemiş, satın alınan gemiler üzerinde lehineipotek tesis edilenin Hamburger Landesbank olduğu, bubankanın başka bir banka ile birleşerek HSB NORDBANK adında 1/6/2003 tarihindetüzel kişilik kazandığı, bu durumda davalının Hamburger Landesbank’ınhalefi olduğu yolundaki gemi siciline yapılan bildirim ve şerhin göz önündebulundurulması gerektiği, bu nedenle temlik ve gemi siciline tescilin zorunluolup olmadığının tartışılması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunabaşvurucunun itirazları değerlendirilerek tazminatın tayini gerekirken yetersizbilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve hüküm bunedenlerle bozulmuştur.
16. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin10/5/2007 tarih ve E.2007/321, K.2007/7282 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
17. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda;26/6/2008 tarih ve E.2007/445, K.2008/391 sayılı ilamla; kredi sözleşmesininusulsüz şekilde feshedildiği ve gemilerin satış işleminin temerrütgerçekleşmeden yapıldığı, haksız fiilin unsurlarının oluştuğu, toplam zararın18.507.019,62 USD olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanınkabulüne, tazminatların ayrı ayrı davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
18. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 8/4/2009tarih ve E.2008/10582, K.2009/4282 sayılı ilamıyla; taraflar arasındadüzenlenen gemi ipotek sözleşmesinin değerlendirilmesi, ihtiyati tedbirniteliğindeki seferden alıkoymanın haksız fiil teşkil edip etmediğininsaptanması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükümbozulmuştur.
19. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 11. HukukDairesince 8/1/2010 tarih ve E.2009/8060, K.2010/3 sayılı kararla; temyizincelemesi sonucu bozma kararlarının ortadan kaldırılmasına, zararın tespitiaçısından eksik inceleme yapıldığı, davacının, gemilere el konulmasından sonrabasiretli bir tacir gibi davranarak borcunu ödemek suretiyle zararın artmasınıönlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmaması sebebiyle BorçlarKanunu’nun 44. maddesi uyarında tazminattan indirim yapılması gerektiğibelirtilerek, hüküm başvurucu yararına bozulmuştur.
20. Bozmaya uyan Mahkemece, 15/10/2010 tarih ve E.2010/59,K.2010/594 sayılı kararla; başvurucunun gemileri seferden men ettirmesi veyurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar arasındakisözleşme hükümlerine ve İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırıolup tazminatı gerektirdiği, ancak davacıların da gemilere el konmasındanitibaren basiretli bir tacir gibi davranarak borçlarını ödemek suretiylezararın artmasını önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmadığındanBorçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirimyapılarak asıl davanın kısmen kabulü ile 7.272.947,89 TL’nin; birleşen davanınkısmen kabulü ile 59.627.195,61 USD’nin davalıdantahsiline karar verilmiştir.
21. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/7/2011tarih ve E.2011/1303, K.2011/9245 sayılı kararıyla başvurucunun kredialacaklarının, davacılara ödenmesine karar verilen tazminat miktarındandüşülerek hesaplama yapılması gerekirken davacıların sebepsiz zenginleşmesineyol açacak şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, yine asıl davada istenilentazminatın USD karşılığının gösterilmediği ve % 20 müterafik kusur indiriminin yanlış uygulandığı gerekçesiylehüküm bozulmuştur.
22. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin21/12/2011 tarih ve E.2011/14061, K.2011/17393 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
23. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda,13/4/2012 tarih ve E.2012/28, K.2012/104 sayılı kararla; bozma kararı öncesiverilen gerekçelerle ve davacıların başvurucuya olan kredi borçları dikkatealınarak asıl davanın kısmen kabulü ile 5.818.358,28 TL’nin; birleşen davanınkısmen kabulü ile 26.032.433,23 USD’nin başvurucudantahsiline karar verilmiştir.
24. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2/11/2012tarih ve E.2012/10325, K.2012/17301 sayılı ilamıyla, dosyadaki yazılara,Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerintakdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm,başvurucu vekilinin vekalet ücreti dışındaki diğer temyiz itirazlarınınreddine, vekalet ücreti yönünden başvurucu lehine hükmün düzeltilerekonanmasına karar verilmiştir.
25. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin10/6/2013 tarih ve E.2013/5513, K.2013/12044 sayılı kararıyla, “Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepleregöre, taraf vekillerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesindesayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmediği” gerekçesiylereddedilmiştir.
26. Karar, 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
27. Başvurucu, 29/8/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
28. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
29. 22/4/1926 tarih ve 818sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:
“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ilehaksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazmininemecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimseninzarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazminemecburdur.”
30. 818 sayılı mülga Kanun’un44. maddesi şöyledir:
“Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisininfiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapanşahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim,zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazaredebilir.
Eğer zarar kasdenveya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyumüzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyetetevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.”
31. 29/6/1956 tarih ve 6762sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 892. maddesi şöyledir:
“Yola çıkmıya hazır bir gemi cebriicra yolu ile satılamıyacağı gibi ihtiyaten haciz deedilemez. Şu kadar ki; cebri satış veya haczi icabettirenborç zaten bu yolculuk dolayısiyle yapılmışsa, buhükümler tatbik olunmaz.
Bumadde hükmü 867 nci maddedeyazılı gemiler hakkında da tatbik olunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 29/8/2013 tarih ve 2013/6924 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesindealeyhine açılan davada, kredi alacağını tahsil etmek için dava açması veipotekli gemilerin icra yoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarakdeğerlendirildiğini, 15/9/2003 tarihinde açılan davada yargılamanın uzunsürdüğünü ve makul sürede yargılama yapılmadığını, yurtdışında açtığı davalarınhaksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredi sözleşmelerinde yabancımahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancı mahkeme kararlarının yoksayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlal ettiğini, emsal davalardafarklı kararlar verilmesine rağmen anılan davanın aleyhine sonuçlanmasınınkanun önünde eşitlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, emsalkararların derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçelerinde göz önündebulundurulmadığını, kredi sözleşmesinin Alman Hukukuna göredeğerlendirilmediğini, Türk mahkemelerinin yetkisizliğine dair itirazlarınınincelenmediğini, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu, kredisözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri paraya çevirmehakkının olduğunu, Mahkeme kararına istinaden tazminat ödemek zorundakaldığını, anılan davanın başka Mahkemelerce bekletici mesele yapıldığını, bunedenle daha fazla tazminat ödemek zorunda kalabileceğini belirterek, eşitlikilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
34. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, benzerdavalarda verilen kararlara aykırı şekilde hüküm kurulduğunu belirterek,eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarınailişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Anılan ihlal iddiaları, yargılama sürecine ve verilen kararın sonucu itibarıylaadil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adilolmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun gerekçeli kararhakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıcaincelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiasıYönünden
35. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
36. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
37. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148.maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
38. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariztakdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
39. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan davada,kredi alacağını tahsil etmek için dava açması ve ipotekli gemilerin icrayoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarak değerlendirildiğini,yurtdışında açtığı davaların haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredisözleşmelerine göre yabancı mahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancımahkeme kararlarının yok sayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlalettiğini, emsal davaların lehine sonuçlanmasına rağmen anılan davanın aleyhinesonuçlandığını ve emsal kararların göz önünde bulundurulmadığını, kredisözleşmesinin Alman Hukukuna göre değerlendirilmediğini, Türk mahkemelerininyetkisizliğine dair itirazlarının hukuka uygun olarak değerlendirilmediğini,kredi sözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri parayaçevirme hakkının olduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
40. Başvurucu aleyhine açılantazminat davasında tarafların delilleri toplanarak bilirkişi raporları alınmış,başvurucunun rapora itirazları değerlendirilmiş ve kredi sözleşmeleriincelenerek, başvurucunun yetki itirazının reddi ile davanın kabulüne kararverilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, yetkili mahkemeninHamburg Mahkemeleri olduğuna dair yetki itirazı, ipoteklerin İstanbul gemisiciline şerh edilmiş olması ve gemi siciline tescilli gemilerin taşınmazhükmünde olmasına göre yerinde görülmemiş ve tazminatın hesaplanması yönündenhüküm bozulmuştur. Mahkemece bozma kararları doğrultusunda davanın kısmenkabulüne karar verilmiş ve temyiz sonucu Yargıtay tarafından hüküm onanmıştır.
41. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi birdurum da tespit edilememiştir.
43. Diğer taraftan, aynı hukukimetne ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorumve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindekabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olaraktarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başınaadil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351,18/9/2013, § 45).
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. GerekçeliKarar Hakkı Yönünden
45. Başvurucu, ilk derecemahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
46. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlükararları gerekçeli olarak yazılır.”
47. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerinher türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
48. Ancak derece mahkemeleri,kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olmasısöz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundaolabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterliolabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
49. Öte yandan, temyizmercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu yaaynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmişana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığınıya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
50. Somut olayda Mahkemece,tarafların ileri sürdükleri tüm deliller toplanarak ve kredi sözleşmeleriincelenerek bilirkişilerden rapor alınmış, başvurucunun gemileri seferden menettirmesi ve yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflararasındaki sözleşme hükümlerine, İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerineaykırı olduğu ve tazminatı gerektirdiği belirtilerek, başvurucunun yetkiitirazı reddedilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. §§ 20,23). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıfyapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltmeistemi reddedilmiştir (bkz. §§ 24, 25). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtaykararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
51. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli kararhakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığıİddiası Yönünden
52. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
53. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye TicaretMahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının 10/6/2013 tarihindesonuçlandığını, bu suretle makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
54. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirilmiştir.
55. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
56. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
57. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
58. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
59. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
60. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
61. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, başvurucu aleyhineİstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan tazminat davasında, 6100 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.
62. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
63. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
64. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süredeğerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tümgecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisideğerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından dahaetkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
65. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından15/9/2003 tarihidir.
67. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibarengeçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51). Sürenin bitiş tarihi ise,yargılamayı sonlandıran nihai karar tarihi olan 10/6/2013 tarihidir.
68. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun, gemi ipoteği düzenlenerek kredi sözleşmeleri karşılığıkredi verilen gemilerin, kredi borçları muaccel hale gelmeden seferdenalıkonulduğu ve bu durumun haksız fiil olduğu iddiasıyla açılan tazminatistemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
69. Başvurucu aleyhine 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. AsliyeTicaret Mahkemesinde açılan dava dosyasında taraf teşkilinin sağlanmasındansonra deliller toplanmış, başvurucu aleyhine aynı iddialarla 3/5/2004 tarihindeaçılan dava dosyası birleştirilmiştir. 27/7/2004 tarihinde bilirkişilerdenrapor alınmıştır. Davacılar 24/8/2004 tarihinde ıslah dilekçesi vererektazminat miktarını artırmışlardır. Mahkemece 13/9/2004 tarihinde davanınkabulüne karar verilmiştir.
70. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. HukukDairesince 14/4/2005 tarihinde görev yönünden hüküm bozulmuştur. Mahkemecebozma kararına direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 19/4/2006tarihinde direnme kararı yerinde görülmüş ve esas yönünden dosyanın incelemesiiçin dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
71. Yargıtay 11. Hukuk Dairesitarafından 13/10/2006 tarihinde hükmün esastan bozulması üzerine Mahkemecefarklı bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapora itiraz edilmesi üzerine ekrapor alınmıştır. Mahkeme, başvurucunun yetki itirazını değerlendirerekreddetmiş ve tüm delilleri tartışarak davanın kabulüne karar vermiştir.
75.Temyiz üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 8/4/2009 tarihinde hükümbozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak 27/7/2010 tarihinde yenidenbilirkişi raporu alınmış ve 14/10/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne kararverilmiştir.
76.Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 21/7/2011 tarihinde hüküm yenidenbozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak, 13/4/2012 tarihinde, bozmakararı öncesi alınan bilirkişi raporundaki hatalar resen düzeltilmiş,davalıların başvurucuya olan borçları düşülerek ve hakkaniyet indirimiyapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
77. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 2/11/2012tarihinde onanan hüküm, karar düzeltme isteminin aynı Daire tarafındanreddedildiği 10/6/2013 tarihinde kesinleşmiştir
78. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuyargılamanın konusu ve niteliği ile bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerinigerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılamasürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde yazılı yargılama usulüneait özel hükümlere riayet edilmediği anlaşılmaktadır.
79. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,verilen birleştirme kararının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi içinmakul olduğu değerlendirilebilirse de, bu türkararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğeraşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özengösterilmesi gerektiği açıktır.
80. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmaksuretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,taraflarca muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmeklebirlikte, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
81. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyleicrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşıkolduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yaklaşık onyıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
82. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
83. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle maruz kaldığızarar karşılığı 54.228,334 USD tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
84. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun haklarının ihlaledildiğinin tespiti halinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesininyerinde olacağı bildirilmiştir.
85. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.”
86. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir
87. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşıkon yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren8.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir
88. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanınsonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 8.300,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.