TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN GÖNEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2491)
Karar Tarihi: 17/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Hüseyin GÖNEL
Temsilci
:
Av. Mustafa ŞENGÜL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, işçilikalacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın sonuçlanmasının yaklaşık 7 yılsürmesi ve uzun süren yargılamaya bağlı olarak bir kısım alacaklarınınzamanaşımına uğraması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 15/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 6/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 24/7/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı’nın 16/9/2013 tarihli görüş yazısı 24/9/2013 tarihinde başvurucuvekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşıbeyanlarını yasal süresi içinde 7/10/2013 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ileilgili dava dosyasında yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. 1/10/2002 tarihinden beri şoför veçiftlik görevlisi olarak çalışan başvurucunun iş akdi, 1/11/2003 tarihindeişverenin mirasçıları tarafından feshedilmiştir.
8. Başvurucu, kıdem ve ihbartazminatları ile yıllık izin, ücret alacağı ve fazla mesai alacaklarınıntahsili amacıyla, 25/4/2006 tarihinde Ankara 4. İşMahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açmıştır.
9. Mahkemece 20/03/2007tarihli duruşmada başvurucu vekiline müvekkili ile görüşüp hizmet tespit davasıaçıp açmadığı hususunda beyanda bulunması istenmiştir.
10. Başvurucu 30/5/2007tarihinde Ankara 1. İş Mahkemesinde 2007/422 esasına kayıtlı hizmet tespitdavası açmıştır.
11. Başvurucu 30/5/2007tarihli duruşmada başka bir mahkemede hizmet tespit davası açtığını Mahkemeyebildirmiş, Mahkeme aynı tarihli ara kararında dosyanın ilgili Mahkemesinden istenmesinekarar vermiştir.
12. Başvurucu, 27/11/2007 tarihli duruşmada, açtığı hizmet tespit davasınınbekletici mesele yapılmasını Mahkemeden talep etmiş, Mahkeme bu talebi aynıtarihli kararında kabul etmiş ve sonraki duruşmalarda da aynı şekilde arakararlar vermeye devam etmiştir.
13. Ankara 1. İş Mahkemesinin 4/3/2009 tarihli kararıyla başvurucunun 1/1/2002-1/11/2013tarihleri arasında hizmet akdi ile ve asgari ücretle çalıştığı tespitedilmiştir.
14. Mahkeme Ankara 1. İşMahkemesinde görülen tespit davasının kesinleşmesinden sonra yargılamaya devamederek başvurucunun kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret ve fazlamesai alacaklarının miktarının belirlenmesi için dosyayı bilirkişiye göndermiş,10/10/2011 tarihinde bilirkişi raporu dosyayasunulmuştur.
15. Başvurucu, alacak miktarınailişkin 10/10/2011 tarihli bilirkişi raporunaistinaden 18/10/2011 tarihli dilekçesi ile ıslah talebinde bulunmuştur.Davalılar ise, 4/11/2011 tarihli dilekçeleriyle, 5yıllık zamanaşımı süresine tabi alacak kalemleri bakımından zamanaşımı def’iileri sürmüşlerdir. Başvurucu ise 22/11/2011 tarihliduruşmada 1. İş Mahkemesi dosyasının bekletici mesele yapılmış olduğunu bunedenle zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını ifade etmiştir.
16. Mahkeme, davalılarınzamanaşımı itirazını dikkate alan ek bir rapor düzenlenmesi için dosyayıyeniden bilirkişiye göndermiş ve 14/12/2011 tarihli ekbilirkişi raporuyla başvurucunun ücret ve yıllık izin ücreti ile fazla mesaialacaklarının ıslah edilen kısmının zamanaşımına uğradığı tespit edilmiştir.
17. Mahkeme, 8/5/2012tarih ve E.2006/315, K.2012/1004 sayılı kararıyla, Ankara 1. İş MahkemesininE.2007/422, K.2009/45 sayılı kesinleşmiş kararına göre başvurucunun1/10/2002–1/11/2003 tarihleri arasında asgari ücretle toplam bir yıl bir aysüreyle çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haklı neden olmaksızınfeshedildiğini belirlemiş ve zamanaşımı def’ini dikkate alarak 14/12/2011tarihli ek bilirkişi raporunda belirlenen miktarlara göre davanın kısmenkabulüne karar vermiştir.
18. Temyiz incelemesini yapanYargıtay 22. Hukuk Dairesi 14/3/2013 tarih veE.2012/15864, K.2013/5246 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararınıonamış, karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
19. Kesinleşen karar başvurucuya12/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
20. 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı HukukUsulü Muhakemeleri Kanunu’nun 83. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmenıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkınıkullanabilir.”
21. 1086 sayılı Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 84. maddesi şu şekildedir:
“Islah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikatbitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.”
22. 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi şu şekildedir:
“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağınmiktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisindenbeklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyiasgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davasıaçabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarıveya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu andadavacı, iddianın genişletilme yasağına tabi olmaksızın davanın başındabelirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasınınaçılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararınvar olduğu kabul edilir.”
23. 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
“ Islah, tahkikatın sona ermesine kadaryapılabilir.”
24. 22/5/2003 tarih ve 4857 sayılı İşKanunu’nun 32. maddesinin son fıkrası şu şekildedir:
“Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beşyıldır.”
25. 4857 sayılı Kanunun 59.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sonaermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine aitücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya haksahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiğitarihten itibaren başlar.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
26. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun15/4/2013 tarih ve 2013/2491 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
27. Başvurucu, işçilikalacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın, makul süre sınırını aşarakyaklaşık 7 yılda tamamlandığını ve uzun süren yargılama sebebiyle bir kısımalacaklarının zamanaşımına uğradığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş, alacaklarının zamanaşımına uğraması nedeniyle oluşanmaddi kayıplar için 10.000,00 TL maddi tazminat ve yargılamanın uzun sürmesidolayısıyla yaşamış olduğu mağduriyetten dolayı 20.000,00 TL manevi tazminattaleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Başvurucunun şikâyetleriaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuruhakkında kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mahkemeye Erişim Hakkı Yönünden
29. Başvurucunun yargılamanınuzun sürmesi nedeniyle bazı alacaklarının zamanaşımına uğradığını ve buna bağlıolarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucununbu iddiası mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
30. Adalet Bakanlığı görüşyazısında; mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabiolduğunu ancak sınırlamaların hakkın özüne zarar verecek nitelikte olmamasıgerektiği belirtildikten sonra, ıslah ile dava konusunun artırılması halindeartırılan kısım için zamanaşımının hangi tarihte kesileceği konusunda açık birdüzenleme bulunmadığı ve bu konuyla ilgili çeşitli yaklaşımların bulunduğunu,Yargıtay Genel Kurulu kararına göre dava konusunun artırılmasının kısmi ıslahniteliğinde olması nedeniyle ıslah edilen kısma ilişkin dava zamanaşımınınancak ıslah tarihinde kesileceğini, bu nedenle ıslah edilen kısma ilişkinzamanaşımı defi ileri sürülebileceğini belirterek, somut olayda Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin zamanaşımının sadece dava edilen miktar için kesildiğini kabulettiğini, başvuruya konu davanın kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, ücretve fazla mesai alacaklarının tahsiline ilişkin olduğu ve bu alacakların davanınaçıldığı tarihte hesaplanabilir nitelikte olduğunu, başvurucunun avukatının bualacak miktarlarını kaba hatlarıyla hesaplaması gerektiğini belirterekmahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde görüş bildirilmiştir.
31. Başvurucu, AdaletBakanlığının görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki ifadeleriniyinelemiştir.
32. Başvurucunun uzun sürenyargılama nedeniyle bir kısım alacaklarının ıslah tarihi itibariylezamanaşımına uğradığı şikâyetinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesigerekir.
33. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
34. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
35. Adil yargılanma hakkının entemel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013,§ 52). AHİM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukunüstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekteve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı birsistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Busebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin taraflarınmahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine kararverilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).
36. Mahkemeye erişim hakkı,kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununlabirlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekildekısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerindeağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkinolarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalarniteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, §34 ve Rodríguez Valín/İspanya,B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22)
37. Belli bir hakkın mahkemedeileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanınaçılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adilyargılama hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya daulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkındakarar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek vehukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süresınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup,ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçeAnayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar. (Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:22083/93; 22095/93 § 51, 22/10/1996)
38. Bunun yanında bir mahkemeyebaşvuru hakkının yasal bir takım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsada, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkınıihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafındandüzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırıgevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
39. Başvuruya konu dava 1086sayılı Kanunu’nun yürürlükte olduğu zamanda açılmış ve 6100 sayılı Kanunyürürlüğe girdikten sonra sonuçlanmıştır. 1086 sayılı Mülga Kanun’un ıslahyoluyla netice-i talebin artırılamayacağını düzenleyen 87. maddesinin soncümlesinin Anayasa Mahkemesinin 20/7/1999 tarih ve E.1999/1,K.1999/33 sayılı kararı ile iptal edilmesi sonucunda ıslah yolu ile davakonusunun artırılması mümkün hale gelmiştir.
40. 6100 sayılı Kanun’un 107.maddesi ile 1086 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen yeni bir dava çeşidi olarak “Belirsiz alacak davası” düzenlenmiştir.Buna göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam vekesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bununimkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya dadeğeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir. Alacakmiktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı,iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmişolduğu talebini artırabilecektir. Madde gerekçesinde belirsiz alacak davasınınözellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tamolarak tespit edilebileceği tazminat taleplerinde uygulanabilir olduğubelirtilmektedir. Söz konusu inceleme büyük oranda bilirkişi incelemesineişaret etmektedir.
41. 1086 sayılı Kanun’dabelirsiz alacak davası düzenlenmediğinden uygulamada bilirkişi raporusonrasında tespit edilen tutar üzerinden ek dava açılması söz konusu iken,Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında ek dava açılması yerine ıslahyoluyla dava konusunun bilirkişi raporu doğrultusunda talebin artırılmasıyoluna gidilmekte idi.
42. Somut olayda başvurucufazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle, ihbar tazminatı, yıllık izinücreti, ücret alacağı ve fazla mesai kalemlerinin her biri için 100’er TLalacak talebinin iş akdinin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek en yüksekmevduat faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 10/10/2011 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen alacakmiktarlarına istinaden başvurucu 18/10/2011 tarihinde ıslah talebinde bulunmuş,davalı taraf ise 4/11/2011 tarihli dilekçesi ile ıslah edilen kısma ilişkinzamanaşımı def’i ileri sürmüştür. İleri sürülen zamanaşımı def’i sonrasındaistenen ek bilirkişi raporuna göre, ihbar ve kıdem tazminatı için zamanaşımısüresi 10 yıl olduğundan 1/11/2003 yılında sona ereniş akdi bakımından bu alacakların zamanaşımına uğramadıkları ancak zamanaşımısüreleri 5 yıl olan yıllık izin, ücret alacağı ve fazla mesai alacaklarınınzamanaşımına uğradıkları doğrultusunda ek bilirkişi raporu düzenlenmiştir.Mahkeme, ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne kararvererek zamanaşımına uğrayan alacak kalemleri için dava dilekçesindeki talepmiktarlarını esas alarak karar vermiştir.
43. Bu durumda başvurucunun davatarihinde talep etmediği alacaklarını ıslah edebildiği, ancak davalının zamanaşımı def’ini ileri sürmesiyle Mahkemenin 5 yıllık zamanaşımı süresi dolanalacakları yönünden ıslah talebini reddettiği anlaşılmaktadır.
44. 6100 sayılı Kanun’dadüzenlenen belirsiz alacak davasının koşullarından birinin, davanın açıldığıtarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarakbelirleyebilmesinin alacaklıdan beklenememesi veya imkânsız olması olduğundan,belirsiz alacak davasına ilişkin içtihatlar alacağın miktarının dava tarihindehesaplanmasının mümkün olup olmadığı konusunda kullanılabilecek kriterleri sunmaktadır.
45. “Fazlamesai ve kıdem tazminatı istemi için talep konusunun miktarının taraflararasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğundan söz edilmesi mümkündeğildir. İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda,talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirliolduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğrudeğildir. Bu nedenle, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığınınsomut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğruolacaktır.”(YargıtayHukuk Genel Kurulu, E.2012/9-838, K.2012/715, 17/10/2012)
46. Zamanaşımı def’i ile ilgiliolarak ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında, müddeabihinartırılmasının kısmi ıslah olarak kabul edilmesi sebebiyle ıslah edilen kısma ilişkinzamanaşımının ancak ıslah tarihinde kesileceği, bu nedenle de bu kısma ilişkinolarak zamanaşımı def’inin ileri sürülebileceğini belirtmiştir (E.2012/4-824,K.2013/305, 06/03/2013). Somut başvuruya konu davanıntemyiz incelemesini yapan Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin görüşü de bu yöndedir.
47. Somut başvuruya konu davakıdem ve ihbar tazminatları, yıllık izin, ücret ve fazla mesai alacaklarınailişkindir. Yargıtay içtihatlarında, işçi alacaklarına ilişkin miktarlardavanın açıldığı tarihte tam ve kesin olarak tespiti mümkün olup olmadığınınsomut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Teknik ve hukuki uzmanlık gerektirenhesaplamalar yapması her durumda beklenmemekle beraber, başvurucunun hizmetakdi ile ne kadar süre ile çalıştığını bilmesi gerektiği açıktır. Niteliğiitibarıyla somut davaya konu alacakların dava açıldığı tarih itibarıyla ilgilimevzuata göre en azından hukuken daha altında ücret kabul edilmeyen asgariücret rakamları üzerinden hesaplaması mümkün görünmektedir.
48. Islah edilen alacakla ilgiliolarak ise; zamanaşımı konusundaki genel hükümler, Yargıtay Hukuk Genel Kuruluve iş davalarına bakan Yargıtay dairesinin zaman aşımı def’inin ilerisürülebileceği konusundaki içtihatları avukatla temsil edilen başvurucu içinhukuki durumun önceden bilinemeyecek şekilde bir hukuki belirsizliktaşımadığını göstermektedir.
49. Ayrıca zamanaşımına sebepolan unsurlar ayrı ayrı ele alındığında, öncelikle 5 yıllık zamanaşımısüresinin geçmesinde en büyük payın başvurucuya ait olduğu görülmektedir. Zirabaşvurucu iş akdi 1/11/2003 tarihinde feshedildiğihalde alacak davasını 25/4/2006 tarihinde yani yaklaşık 2 yıl 6 ay sonra davaaçarak zamanaşımı süresinin yarısının geçmesine sebep olmuştur. Bunun yanındabaşvurucu çalıştığı hizmet süresinin tespiti amacıyla başka bir mahkemede davaaçarak sonucunun beklenmesini her duruşmada Mahkemeden istemiştir. Başvurucunun hukuki yardım aldığı ve hizmet tespit davasının diğerdava için zamanaşımı süresini durdurduğuna dair bir yasa hükmünün bulunmadığıgözetildiğinde hizmet tespit davası açmış olması aynı ilişkiden doğan diğerdavasını takip etmeyi engelleyen bir durum olmayıp, başvurucunun davasını takipederek zamanaşımına uğramaması için gereken özeni gösterme sorumluluğu davasüresince devam etmektedir.
50. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “mahkemeye erişim hakkının” ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
51. Başvurucu, işçilikalacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın, makul süre sınırını aşarakyaklaşık 7 yılda tamamlanması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
52. Adalet Bakanlığı görüşünde,yargılama süresinin makul olup olmadığını incelerken her olayın kendine özgükoşullarını, davanın karmaşık olup olmadığını, yargılama süresince taraflarıngösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumlarını, davanın başvurucuaçısından taşıdığı önem gibi hususları dikkate alındığını belirtmiş, somutbaşvuruda davanın yaklaşık yedi yıl sürdüğünü ve yargılamanın uzun sürmesindebaşvurucu tarafça ara kararların yerine getirilmemesi, ek süre istenmesi vemazeret dilekçesi vermesi hususlarının da etkili olduğu belirtilmekle birlikte,asıl uzamaya neden olan faktörün başvurucunun açtığı hizmet tespit davasınınbekletici mesele yapılması olduğu ifade edilmiş, başvurucunun yargılamasüresinin uzun olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken bu hususların da gözönünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
53. Başvurucu, AdaletBakanlığının görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki beyanlarınıyinelemiştir.
54. Anayasa’nın 36. maddesinin “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklıbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
55. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar … konusunda kararverecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafındandavasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesiniisteme hakkına sahiptir …”
56. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil olup, Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesigereği, bu hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (Bkz., B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).Başvuru konusu olayda, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret vefazla mesai alacaklarının tahsili amacıyla açılan davanın yargılamasının,medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşkubulunmamaktadır.
57. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/673, 19/12/2013, § 27).
58. Makul süre incelemesinde;yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan davamalzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; taraflarıngenel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındakietkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkatve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyleilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlarve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı veyargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilipgösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an öncegerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğineilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58)
59. Kanun koyucu iş hukukununçalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarakgenel mahkemeler dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve işdavalarının konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuzbir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Bu doğrultuda 5521 sayılıKanun’da, yazılı yargılama usulüne göre daha çabuk sonuçlanması amacıyla işmahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı öngörülmüş ve başvurucununaçtığı hizmet tespiti davasında da bu hüküm uyarınca, 6100 sayılı Kanun’unyürürlüğe girdiği tarih olan 1/10/2011 tarihine kadar1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 473 ila 491. maddelerindedüzenlenen sözlü yargılama usulü uygulanmıştır (B. No: 2013/3442, 20/3/2014, §39).
60. 6100 sayılı Kanun’un 30.maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, buamaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olankanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bununyerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulügetirilmiştir. Bu durumda hizmet tespiti davalarında takip edilmesi gerekenyargılama usulü de 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur (B. No: 2013/772, 7/11/2013,§ 64).
61. Somut başvuruda makul süreincelemesi yapılırken işçilik alacağı davasının başvurucu için taşıdığı değerve başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurularak, yargılama sürecindekigecikmeler ve gecikmeye neden olan unsurlar ile bunların gecikmedeki toplametkisinin tespiti gerekmektedir.
62. Başvuruya konu süreç, davatarihi olan 25/4/2006 tarihinde başlamış, Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 14/3/2013 tarihli onama kararı ile sona ermiştir. Bu durumdayargılama süreci yaklaşık 7 yıl sürmüştür. Yargılama sürecinin yaklaşık 6yıllık kısmı ilk derece yargılamasında geçerken 1 yıllık kısmı ise kanun yoluincelemesinde geçmiştir. İlk derece yargılaması toplam 22 celseden oluşmaktadırve celse araları ortalama 3 aydır.
63. İlk derece yargılamasının 27/11/2007 tarihli duruşmadan 20/07/2010 tarihli duruşmayakadar yaklaşık 2 yıl 8 aylık kısmının başvurunun açtığı hizmet tespit davasınınsonucunun beklenilmesi için geçtiği anlaşılmakla birlikte yargılamanınuzamasının tek sebebinin bu olmadığı görülmektedir.
64. Mahkemece 20/7/2010tarihinde yapılan duruşmada dosyanın bilirkişiye gönderilmesi kararı verilerek4 ay sonraya duruşma günü verilmiş olmasına rağmen 4 ay sonra yapılan duruşmadadosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmediği anlaşılmış, bunun üzerinemahkeme, bilirkişiye göndermeyi ertelemiş ve tanıkların dinlenmesi sonrasındagönderilmesi kararı almıştır. Tanıkların dinlenmesi aşamasının tamamlanmasındansonra dosyanın bilirkişiye gönderildiği ve 10/10/2011tarihli bilirkişi raporunun 7 ay sonra geldiği de göz önünde bulundurulduğundadosyanın bilirkişiye geç gönderilmesi ve bilirkişi raporunun hazırlanmasınıngecikmesi de yargılama süresinin uzamasında bir etkendir.
65. Ayrıca gerek idari birimleregerekse diğer mahkemelerin Mahkemenin yazdığı müzekkerelere zamanında cevapvermemesi ve talimatların zamanında yerine getirilmemesi ve bu nedenleMahkemenin delil ve tanık ifadelerini toplamada gecikmesi de yargılamanınuzamasına sebep olmuştur.
66. Başvurucu vekilinin 20/3/2007 tarihli duruşmada alınan 1 No.lu ara kararınyerine getirilmemesi, 31/5/2007 tarihli duruşmada ise önceki duruşmada alınanara kararın gereğini yerine getirmek için süre istemesi, 25/3/2008 ve10/12/2009 tarihli duruşmalarda mahkemeye mazeret dilekçesi vermesi yargılamasürecinin uzamasına etki etse de bu etkinin yaklaşık 7 yıl süren yargılamadasüresi içinde önemli yer tutmadığı anlaşılmıştır.
67. Başvurunun konusu davada yargılamanınmakul süreyi aşarak yaklaşık 7 yılda tamamlanmasının temel nedenlerinin duruşmaaralıklarının uzun tutulması, tespit davasının bekletici mesele yapılaraksonucunun beklenmesi, bilirkişiye dosyanın geç gönderilmesi, Mahkemece gerekidari birimlere gerekse diğer mahkemelere yazılan müzekkere ve talimatlarıngereğinin zamanında yerine getirilmemesidir.
68. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu hizmet tespiti davası; delillerin toplanmasında vetanıklara ulaşmada karşılaşılan ve devletin sorumluluğunda olan zorluklardışında (Bkz., B. No: 2013/3442, 20/3/2014, § 44, 45) hukukimeselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerintoplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.
69. Adalet Bakanlığı görüşünde,işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan alacak davasının 7 yıla yakınbir sürede karara bağlanmasının en büyük nedeninin tespit davasının bekleticimesele yapılması olduğunu belirtmiş olsa da bu sürenin toplam yargılamasüresinin % 40’lık bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Yargıtay’ın hizmettespiti davasının işçilik alacakları istemli açılan davalarda bekletici meseleyapılması gerekliliğine ilişkin kararları olmakla birlikte (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2006/6640,K.2006/27071, 16/10/2006), yargılama sürecinin kalankısmı ve uzamaya neden olan sebepler ile iş ilişkisinden kaynaklananuyuşmazlıkların niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunundavadaki menfaati dikkate alındığında, yaklaşık 7 yıl süren davanın makulsürede tamamlanmadığı sonucuna varılmıştır.
70. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
71. Başvurucu, mahkemeye erişimve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek 10.000,00 TLmaddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
72. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesişöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.
…”
73. Başvurucu başvuruya konu işmahkemesinde görülen işçilik alacağı davasının uzun sürmesi nedeniyle bazıalacaklarının zamanaşımına uğradığını iddia ederek maddi tazminat talep etmişsede başvurucunun makul süre dışındaki, bu şikâyeti hakkında ihlal olmadığıyönünde karar verilmiştir. Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber,tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
74. Başvuruya konu işmahkemesinde görülen işçilik alacağı davasının, başvurucunun kişisel yararı vedavanın başvurucu için taşıdığı değer de göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşıkyedi yıl sürmesi sebebiyle başvurucuya yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren6.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
75. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,38 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya takdiren 6.500,00 TLmanevi TAZMİNATÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerininREDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
H. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
17/7/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.