TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN YILMAZ BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/7283)
Karar Tarihi: 18/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Hüseyin YILMAZ
Vekili
:
Av. Yılmaz FİDAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 23/3/1990tarihinde Maliye Hazinesi tarafından Savur Kadastro Mahkemesinde aleyhine açılankadastro tespitine itiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğinibelirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, maddi ve manevi zararının tazminini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm İkinci Komisyonunca, 10/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesiBölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Birinci Bölümün 19/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının17/1/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucuvekili tarafından 30/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyandilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Mardin ili Savur ilçesi Şenocak köyü 429 parsel numaralıtaşınmaz, 1984 yılında yapılan kadastro çalışması sonunda başvurucu adınatespit edilmiştir.
8. Maliye Hazinesi, başvurucu aleyhine, 23/3/1990 tarihindeSavur Kadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasında,taşınmazın Hazine arazisi olduğunu ileri sürerek tespitin iptalini vetaşınmazın adına tescilini talep etmiştir.
9. Mahkemece, 30/3/2005 tarih ve E.1990/11, K.2005/4 sayılıkararla, taşınmazın Hazine arazisi olduğunun kanıtlanamadığı ve tarım arazisiolduğu gerekçesiyle davanın reddine, taşınmazın başvurucu adına tapuya kayıt vetesciline karar verilmiştir.
10. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 11/12/2006tarih ve E.2006/2594, K.2006/4081 sayılı ilamıyla; başvurucunun zilyetliğininve taşınmazın mera niteliğinde olup olmadığının araştırılarak sonucuna görekarar verilmesi gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
11. Mahkemece bozma kararına uyulmuş olup, yargılama SavurKadastro Mahkemesinin E.2007/62 sayılı dava dosyasında devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
12. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
13. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
15. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek içintutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yenidendinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 27/9/2013 tarih ve 2013/7283 numaralı başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu, 1984 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda 429 parsel numaralı taşınmazın adına tespit edildiğini, Maliye Hazinesitarafından 23/3/1990 tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde aleyhine açılankadastro tespitine itiraz davasının Mahkemece 30/3/2005 tarihli kararlareddedildiğini, hükmün Yargıtay 7. Hukuk Dairesince bozulduğunu, yargılamanınSavur Kadastro Mahkemesinin E.2007/62 sayılı dava dosyasında halen devamettiğini, taşınmazı 23 yıldan fazla süredir kullanamadığını belirterek,Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
21. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
22. Başvurucu, 23/3/1990 tarihinde Maliye Hazinesi tarafındanSavur Kadastro Mahkemesinde aleyhine açılan kadastro tespitine itiraz davasınınMahkemenin 2007/62 esas sayılı dosyasında halen devam ettiğini, taşınmazı 23yıldan fazla süredir kullanamadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilerek,mülkiyet hakkının ihlali iddialarının, başvurucunun ihtilaf konusu taşınmazüzerinde henüz mülkiyet haklarının bulunmadığı dikkate alınarakdeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
24. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
25. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
26. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
27. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
28. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
29. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.
30. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, taşınmaz mülkiyeti hakkında Savur Kadastro Mahkemesinde açılan kadastrotespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer alan usulhükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 49).
31. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
33. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanıngecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 46).
34. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
35. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından23/3/1990 tarihidir.
36. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
37. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacaksürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 52).
38. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusu, Savur ilçesindeki kadastro çalışmaları sonucunda başvurucuadına yapılan kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın Maliye Hazinesi adınatapuya tescili istemine ilişkin olduğu, 23/3/1990 havale tarihli dilekçe ileyargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip zaptının tanzimisonrasında, yargılama sürecinde birçok duruşma yapıldığı ve belirtilen celselerarasında genellikle iki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
39. Mahkemece, 30/3/2005 tarihinde verilen, davanın reddineve taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline dair karar, Maliye Hazinesinintemyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince 11/12/2006 tarihinde bozulmuş,yargılamaya Mahkemenin E.2007/62 sayılı dava dosyasında devam edilmiştir.
40. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği Mahkemece birçok defadosyanın incelemeye alındığı ve bu sebeple duruşmaların ertelendiği, keşif arakararlarının farklı gerekçelerle yerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerinertelendiği anlaşılmaktadır.
41. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
42. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece birçok defa keşifara kararlarının müracaat yokluğu, hava şartları, bilirkişi temin edilememesi,güvenlik gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer alantaraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın biretkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
43. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, KadastroMahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usulhükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların birçoğunda taraflaraeksikliklerin ikmali hususunda usul hükümlerine aykırı şekilde sürelerverilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun sürelerle, müracaat yokluğu ve masrafikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
44. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
45. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleriengelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.
46. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde davaya bütünolarak bakıldığında, yirmi dört yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayanbir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
48. Başvurucu ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyletaşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden demahrum kaldığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
49. Başvurucu, taşınmazını uzun süren yargılama boyuncakullanamadığını ve gelirlerinden istifade edemediğini belirterek, maruz kaldığızarar karşılığı 200.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
50. Adalet Bakanlığı görüşünde, hakkaniyete uygun tazminatverilmesinin yerinde olacağını bildirmiştir.
51. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
52. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
53. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yirmi dörtyıllı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren24.900,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
55. Başvuruya konu yargılamanın yirmi dört yıllı aşkın birsüredir devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında,hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesininönlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasınıteminen, kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 24.900,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.