TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN YILMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7282)
Karar Tarihi: 18/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Hüseyin YILMAZ
Vekili
:
Av. Yılmaz FİDAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 18/6/1990tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine açtığı kadastro tespitineitiraz davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi zararınıntazminini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. BirinciBölüm Birinci Komisyonunca, 11/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 4/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 6/1/2014tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekilitarafından adalet Bakanlığı görüşüne karşı 30/1/2014 tarihli beyan dilekçesiibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Mardin ili Savur ilçesi Şenocak köyü 406 parsel numaralıtaşınmaz, 1984 yılında yapılan kadastro çalışması sonunda Maliye Hazinesi adınatespit edilmiştir.
8. Başvurucu, anılan taşınmazın kendisine ait olduğuiddiasıyla Maliye Hazinesi aleyhine, 18/6/1990 tarihinde Savur KadastroMahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmıştır.
9. Mahkemece, 24/2/2014 tarih ve E.1990/49, K.2014/25 sayılıkarala davanın reddine karar verilmiştir.
10. Karar başvurucu tarafında temyiz edilmiş olup, temyizincelemesi devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
11. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
12. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
13. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
15. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanaktabeyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 27/9/2013 tarih ve 2013/7282 numaralı başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, 1984 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda 406 parsel numaralı taşınmazın Maliye Hazinesi adına tespit edildiğini,18/6/1990 tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine açtığıkadastro tespitine itiraz davasının makul sürede sonuçlanmadığını, taşınmazı 23yıldan fazla süredir kullanamadığını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36.maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
20. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
21. Başvurucu, 18/6/1990 tarihinde Savur KadastroMahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine açtığı kadastro tespitine itirazdavasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilerek,mülkiyet hakkının ihlali iddialarının, başvurucunun ihtilaf konusu taşınmazüzerinde henüz mülkiyet haklarının bulunmadığı dikkate alınarakdeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
23. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
24. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
25. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
26. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafındandavasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesiniisteme hakkına sahiptir.”
27. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
28. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır.
29. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, taşınmaz mülkiyeti hakkında Savur Kadastro Mahkemesinde açılan kadastrotespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer alan usulhükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 49).
30. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
31. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
32. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
33. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
34. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından18/6/1990 tarihidir.
35. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacak süre, 23/9/2012tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibarengeçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
36. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 52).
37. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun bir parsel taşınmazı konu alan tespite itiraz davasıolduğu, 18/6/1990 havale tarihli dilekçe ile yargılamasına başlanıldığıanlaşılan davanın tensip zaptının tanzimi sonrasında, yargılama sürecindebirçok duruşma yapıldığı ve belirtilen celseler arasında genellikle iki aylıksürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
38. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, özellikletensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılması gereken tapu kaydı, birleşikkroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakın ilgili kurumlardan talepedilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerde verilen ara kararlarıuyarınca kısım kısım talep edildiği, ara karargereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerde davalı vekilininmazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayinigibi usuli imkanların yargılama makamlarıncakullanılmadığı, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığı ve busebeple duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklı gerekçelerleyerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiği anlaşılmaktadır.
39. Mahkemece 6/11/2013tarihinde keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmış ve 24/2/2014 tarihindedavanın reddine karar verilmiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmişolup, temyiz incelemesi halen devam etmektedir.
40. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanun’da hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
41. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece defalarca keşifmasraflarının ikmali hususunda taraflara süreler verildiği, birçok defa keşifara kararlarının müracaat yokluğu, hava şartları, bilirkişi temin edilememesi,güvenlik gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer alantaraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın biretkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, KadastroMahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usulhükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların birçoğunda taraflaraeksikliklerin ikmali hususunda usul hükümlerine aykırı şekilde sürelerverilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun sürelerle, müracaat yokluğu vemasraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
43. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
44. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleriengelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, davalı vekilince muhtelifcelselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle birlikte, başvurucununtutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.
45. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde davaya bütünolarak bakıldığında yirmi dört yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
46. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
47. Başvurucu ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyletaşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden demahrum kaldığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
48. Başvurucu, taşınmazını uzun süren yargılama boyuncakullanamadığını ve gelirlerinden istifade edemediğini belirterek, maruz kaldığızarar karşılığı 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
49. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminattaleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
50. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracakşekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yirmi dörtyıllı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren24.900,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
54. Başvuruya konu yargılamanın yirmi dört yılı aşkın birsüredir devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 24.900,00 TLmanevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.