TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN ÇİFTÇİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3439)
Karar Tarihi: 28/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Hüseyin ÇİFTÇİ
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımları yaralandığı,öldürüldüğü, kaçırıldığı dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunkapsamında yapılan başvuru akabinde açılan davanın reddedilmesi nedeniylehakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının; ret işlemlerine karşıaçılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,başvurunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 14/5/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 26/5/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından hısımları C.Ç.nin 5/6/1995 tarihinde ve G.Ç.nin1/8/1994 tarihinde öldürüldüğünü, F.Ç.nin vekayınpederi olduğunu beyan ettiği Se.Ç.nin 13/3/1995tarihinde yaralandığını, Sü.Ç.nin 12/7/1993 tarihindekaçırıldığını ve aracının yakıldığını beyan etmiş ve bu özel durumlarındankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yeri olan Batman ili Sasonilçesi Taşyuva köyünü terk etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
9. Başvurucu 10/9/2007 tarihinde, 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
10. Komisyon 28/1/2011 tarihli ve 2011/1-906 sayılı kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Taşyuva köyü boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehditve saldırı olmadığından, 1990 yılından sonra Kayadüzüve Çınarlı köylerinin Taşyuva köyünün bağlısı olduğuve köyde ciddi miktarda nüfus yaşadığı, bağlı köyler ayrıldıktan sonra bileköyde 1990 ile 2000 yılları arasında yoğun bir nüfus yaşadığından bahisletalebin reddine karar vermiştir.
11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Diyarbakırİdare Mahkemesinde açılan dava yetkisizlik kararıyla Batman İdare Mahkemesinedevredilmiştir.
12. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/564,K.2011/1412 sayılı kararı ile Taşyuva köy merkezininve Zornik, Hopir, Gortil, Hazuzenk mezralarının1992 ile 1999 yılları arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığı, 1987 ile 2000yılları arasında Taşyuva köyünde geçici köy korucusuve gönüllü köy korucusu görevlendirilerek koruculuk sisteminin bulunduğu,korucu aileleri haricinde köyde 47 hanenin yaşadığı, köy nüfusunun 1990, 1996,1997 yıllarında 409 kişi; 2000 yılında 631 kişi olduğu, 1990 ile 2000 yıllarıarasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, 2000 yılı sonrasında daseçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Taşyuva Köyüİlköğretim Okulunun eğitim ve öğretime açık olduğu, Taşyuvaköyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesindendolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vebaşvuruculara yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/3293, K.2012/14900 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
14. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/9/2013 tarihli ve E.2013/9766,K.2013/5922 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddikararı başvurucuya 18/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 13/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin köy halkına “Köy korucusu olyahut köyü terk et.” şeklinde yaptığı baskı ve zorlamaya kendisinin de maruzkalmasının dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar vegüvenlik nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terörörgütü mensuplarınca hısımları C.Ç. ile G.Ç.ninöldürülmesine, F.Ç. ve kayınbabası olduğu beyan edilen Se.Ç.ninyaralanmasına, Sü.Ç.nin kaçırılmasına ve aracınınyakılmasına dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğusoyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmamasına dayanılarak sunduğu belgelerin değerlendirilmediğini, idaretarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgelerin tebliğedilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan hakkında kararverildiğini ve verilen kararın adil olmadığını ileri sürmüştür.
19. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalıolarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş vemaddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklaraltında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu, zararlarının giderimi için 5233 sayılı Kanunkapsamında idareye yaptığı başvurunun ve akabinde açtığı davanın reddedilmesinedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
27. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı husundaDanıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan“yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütündenyararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelentahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya daİlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler veiçeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğutespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvuruculartarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesineilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevedebaşvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecekusule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talebiyle ilgili olarakulaşılan sonuca etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğiniiddia etmiştir.
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
35. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucununtaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği hususundaDerece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hükümsonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 12),İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak vebaşvurucunun iddiaları değerlendirilmek suretiyle kararın kanun yoludenetiminden geçerek (bkz. §§ 13, 14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdanbaşvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunundeğerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğineyönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren bir yönbulunmamaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
38. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
40. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (10/9/2007) ile nihai karar tarihi (18/9/2013) arasında geçen 6 yıllıksürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Hakkaniyete Uygun YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
Başvurucunun Kayınbabası Olduğu Beyan Edilen Se.Ç.nin Yaralandığı Şikâyeti Kapsamında Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
42. Başvurucu, kayınbabası olduğunu beyan ettiği Se.Ç.nin terör örgütü mensuplarınca döşenen mayınınpatlaması sonucunda 13/3/1995 tarihinde yaralanması konusundaki özel durumudikkate alınmaksızın 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununreddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
43. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün(İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurukonusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındakiiddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğinedair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §19).
44. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmalinedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğuileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesineeklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).
45. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (6) numaralı fıkrasınagöre başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde AnayasaMahkemesi, başvurucudan eksikliğin tamamlanmasını ister. 6216 sayılı Kanun’un47. ve İçtüzük'ün 66. maddesi birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun “ihlal iddiasına dayanak gösterdiği” bilgi,belge ve deliller başvuru dilekçesine eklenmemiş ise dayanılan bu belgelerintamamlanması istenebilir (Veli Özdemir,§ 21).
46. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirdeAnayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda AnayasaMahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialarınniteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabuledilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerindeiddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları yapmasızorunludur (Veli Özdemir, § 23).
47. Başvurucu, başvuru formunda “hısmı”olduğunu beyan ettiği Se.Ç.nin terör örgütü üyelerinineylemleri neticesinde yaralandığını, bu nedenle yerleşim yerini terk etmekzorunda kaldığını fakat anılan özel durumunun yargılama aşamalarındadeğerlendirilmediğini belirterek hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
48. Başvuru formuna eklenen ve Se.Ç.isimli geçici köy korucusunun yaralanmasına ilişkin bilgiler de içeren,jandarma astsubay üst çavuş, uzman jandarma ı. kademeli çavuş rütbelerini haizüç görevli tarafından düzenlenen 13/3/1995 tarihli olay yeri tespit tutanağınınincelenmesi neticesinde Se.Ç. adlı köy korucusununbaba adı ve doğum tarihi de belirtilerek terör örgütü üyelerince yerleştirilmişolduğu tahmin edilen mayının patlaması neticesinde geçici köy korucusu Se.Ç.nin bacağından ağır şekilde yaralandığına ilişkinkayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.
49. Başvuru konusu olayda Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihliyazısı ile başvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispatetmeye yönelik hısımı olduğu beyan edilen ve yaralandığı iddia edilen Se.Ç. ile kendisi arasında şahsi ve özel bağ bulunduğunadair elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.
50. Başvurucunun 22/6/2015 tarihli dilekçesinde, Se.Ç.nin başvurucunun kayınbabası olduğunun belirtilmesi vebaşvurucuya ait nüfus kayıt örneğinin dilekçeye eklenmesi ile yetinildiğitespit edilmiştir. Nüfus kayıt örneğinin incelenmesinde başvurucunun eşininbabasının (başvurucunun kayınbabasının) adının Se. olduğuanlaşılmıştır. 13/3/1995 tarihli olayda yaralanan kişinin başvurucunun kayınbabasıolduğuna dair Anayasa Mahkemesine sunulan tek delilin bu nüfus kaydı örneğiolduğu ve anılan kayıttan başvurucunun kayınbabasının “sadece adının”görülebildiği, yukarıdaki paragrafta belirtilen tutanak (bkz. § 48) içeriğindegeçen Se.Ç.ile başvurucunun kayınbabasının kimlikbilgilerini mukayeseye elverişli şekilde bilgi, belgenin Anayasa Mahkemesinesunulmadığı sonucuna varılmıştır.
51. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurulardabaşvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülüklerivardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, ihlal edildiğini iddiaettiği Anayasa hükmünün nasıl ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmaksuretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak zorundadır (Adnan Güzel, B. No: 2014/2496, 25/2/2015, § 66).
52. Başvurucunun, ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olaylarıgöstermesi, başvuruyu aydınlatacak ve hükmün esasını etkileyecek argümanlarıdestekleyici tüm belgeleri başvuru dilekçesine eklemesi gerekir. Bir belge eldeedilememişse bunun da nedenleri açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 26). Somut başvuruda başvurucu, mukayeseyeelverişli bilgileri Anayasa Mahkemesine sunmayarak bu koşulları yerinegetirmediği, iddialarını ispatlayamadığı gibi başvurucu, çeşitli nedenlerleerişemediği herhangi bir bilgi ve belgenin ilgililerden istenmesi içinMahkemeden bir talepte de bulunmamıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurununesasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.
53. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülenihlal iddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Başvurucunun Hısımları Olduğu Beyan EdilenDiğer Kişilerin Mağdur Olduğu Şikâyeti Kapsamında Hakkaniyete Uygun YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
54. Başvurucu, 5233sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun hısımları C.Ç.nin5/6/1995 tarihinde ve G.Ç.nin 1/8/1994 tarihindeöldürülmesi, F.Ç.nin 13/3/1995 tarihinde yaralanması,Sü.Ç.nin 12/7/1993 tarihinde kaçırılması ve aracınınyakılması konusundaki özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğuköyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
55. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, terörörgütü üyelerince hısımlarının mağdur edilmesi noktasındaki özel durum dikkatealınmaksızın karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde yargısal makamların, kişiden kişiyedeğişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamenboşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köykorucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlugörerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmışolması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağınısağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan hareket ederek 5233sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanakbulunmadığı ilkesini benimsediği tespit edilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 89-90; CahitTekin, §§ 84-85). Bu nesnel ölçütün uygulanmasının yanındabaşvurucunun yakınının mağduriyeti halinde başvurucunun anılan olaydan kaynaklıözel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı sıra yakını terör örgütümensuplarınca mağdur edilen başvurucunun, terör olaylarından kaynaklanangüvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip etmediği konusundaki maddivakıanın tespitine de uygun görülmemiş; başvurucunun hakkaniyete uygunyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 93, 94; Cahit Tekin, §§ 88, 89).
56. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için ise yaşanan olay sonucundaduyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucudaoluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özel bağ ve algınınyoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmaması hâlinde ise yerleşimyerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veyaölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı sonucuna varılmış;başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B. No: 2013/4899, 20/1/2016, §§40-52).
57. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihli yazısı ile başvurucudan,başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelik hısımlarıolduğu belirtilen ve mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucuarasında şahsi ve özel bağa dair elverişli delilleri Mahkemeye sunmalarıistenmiştir.
58. Başvurucu 22/6/2015 tarihli dilekçesi ile bu kişiler ileuzaktan kan hısmı olduklarını beyan etmekleyetinmiştir.
59. Somut başvuru açısından başvurucunun bu kişiler ilearalarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgiveya belge sunmadığı, anılan kişilerin isimlerini zikrederek bu kişilerin başlarınageldiği iddia edilen olayları belirtmekle yetindiği, mağdur olduğu beyan edilenkişilerin başına geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı,bu algının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğukonusunda başvurucunun yeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespitedilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucunun talebinin, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerleriniterk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçütarayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmış; bu nedenlefarklı karar verilmesini gerektiren bir yön görülmemiştir.
60. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Başvurucunun kayınbabası olduğu beyan edilen Se.Ç.nin yaralandığı şikâyeti kapsamında hakkaniyete uygunyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Başvurucunun hısımları olduğu beyan edilen diğer kişilerinmağdur olduğu şikâyeti kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılamagiderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağıanlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 206,10 TLharçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE 28/9/2016 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.