TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN AKBULUT VE YUSUF AKBULUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/7643)
Karar Tarihi: 6/4/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
1. Hüseyin AKBULUT
2. Yusuf AKBULUT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapuya kayıtlı taşınmazın orman olarak tespitinedeniyle mülkiyet hakkının; tespit kararına karşı açılan davanın uzun sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. 2014/7643 ve 2014/7646 başvuru numaralı bireysel başvurularınher ikisi de29/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3.Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2014/7646 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası,aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2014/7643 başvurunumaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve 2014/7646 sayılıbireysel başvuru dosyası kapatılmıştır. Sonuç olarak inceleme 2014/7643 başvurunumaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucular Yusuf Akbulut ve Hüseyin Akbulut sırasıyla 1945ve 1942 doğumlu olup Erzurum ili Tortum ilçesinde ikamet etmektedirler.
9. 9/3/1949 tarihli ve 40 cilt 130 sayfa numaralı tapu senedinegöre Erzurum ili Tortum ilçesi Çineçor (Çardaklı)köyü Göçendire mevkiinde kâin "tarafları mişe [meşe] ve çay ile çevrili" 360 hisseli 919 m²taşınmazın on hissesi başvurucuların murisi (annesi) Akgül Seraç'a(Akbulut) aittir.
10.Dosyadan anlaşılamayan bir tarihte yapılan kadastroçalışmaları sonucu anılan taşınmaz 101 ada 1 parsel numarasıyla Hazine adınatespit edilmiştir.
11. Başvurucular tarafından 10/8/2008 tarihinde Tortum KadastroMahkemesinde (Mahkeme) Hazine adına yapılan tespite, itiraz davası açılmıştır.Mahkemece 1/10/2011 tarihinde taşınmaz mahallinde bilirkişilerle birlikte keşifyapılmıştır. Keşifte dinlenen mahallî bilirkişiler, 101 ada 1 No.lu parseldeHüseyin Akbulut ve Yusuf Akbulut'a ait çayırın bulunduğunu ve bu çayırındedelerinden başvuruculara miras kaldığını beyan etmişlerdir. Kadastro tespitbilirkişileri ortak beyanlarında 101 ada 1 numaralı parselin bir kısmının çayırolduğunu ancak kadastro çalışmaları sırasında burayı hatalı olarak ormanarazisi tespit ettiklerini ifade etmişlerdir.
12. Ziraat bilirkişisi raporunda; dava konusu taşınmazın organikmadde bakımından fakir, killi, tınlı bir yapıya sahipolduğu, tuzluluk ve elektrik iletkenliği değerlerinin yüksek olduğubelirtilmiş, tarımsal üretim yapılan alanlarda organik madde miktarının %4-6arasında olması ve tuzluluk-elektrik iletkenliğinin ise düşük olması gerektiğiifade edilmiştir. Sonuç olarak taşınmazın zirai açıdan çayır vasfı taşıyanorman arazisi olduğu görüşü açıklanmıştır. Orman bilirkişileri, ziraatbilirkişisi raporunda açıklanan görüşe koşut bir şekilde dava konusu 101 ada 1parsel numaralı taşınmazın toprak muhafaza karakteri taşımayan, evveliyatıitibarıyla ve bugünkü hâli ile orman sayılan yerlerden olduğu kanaatinibelirtmişlerdir.
13. Mahkemece 15/2/2012 tarihli kararla dava reddedilmiştir.Kararın gerekçesinde, orman mühendisi bilirkişileri ile ziraat bilirkişisitarafından düzenlenen raporlara dayanıldığı ifade edilmiştir. Kararda ayrıcaYargıtay içtihadına atıfla orman sayılan yerlerin özel mülkiyete konuedilemeyeceği vurgulanmış ve başvuruculara ait tapunun usulsüz olarakdüzenlendiğinin kabulü gerektiği belirtilmiştir.
14. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26/12/2012 tarihli ilamıylaMahkeme kararı onanmış, karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 7/4/2014 tarihliilamıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir.
15. Nihai karar 30/4/2014 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiştir.
16. Başvurucular 29/5/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17.9/7/1945 tarihli ve 4785 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy,belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu kanungereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiç birişlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer."
18. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni/ Kanunu'nun1007. maddesi şöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapusicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."
B. Uluslararası Hukuk
19.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem deormanlarla ilgili kararlarında, kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da ormanalanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptaledilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevreninkorunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunmasıarasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek karşılığıödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:37451/97, 11/10/2005, § 41).
20.AİHM, bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazınınelinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin iddiasınailişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım 2009 tarihinde daha öncekiiçtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bukonudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardankaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanlarıntapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğinehükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli,niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkatealınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuruyolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve AİHS'eek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümleriniuyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararınkesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğinibelirterek iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye(k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§36-38).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 6/4/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
22. Başvurucular, 150 yıldan beri maliki oldukları taşınmazailişkin tapunun bedel ödenmeksizin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, yargılama sırasında dinlenentanık ve mahallî bilirkişi beyanlarının dikkate alınmadığından yakınmışlardır.
2. Değerlendirme
23. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Yargılama sırasında dinlenen tanık vemahallî bilirkişi beyanlarının dikkate alınmadığı şikâyetinin esas olarakmülkiyet hakkının kaybına yönelik olması nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
25. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
26. Olayda başvurucuların tapusuna sahip oldukları taşınmaz,orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmiştir.Tapulu taşınmazın Hazine adına tespit edilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkiletmekte olup mülkten yoksun bırakma niteliğindedir.
27. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıylasınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olmasıgerekir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetintamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözümyolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
28. Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevredeneşit şekilde yararlanma hakkının bir uzantısı olarak Anayasa'nın 169.maddesinde, ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerekbu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir süreningeçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011). Dolayısıyla başvurucuların taşınmazınınHazine adına tespiti suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan ormanların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesinde kamu yararı bulunduğu tartışmasızdır(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
29. Başvurucular, tapuda adlarına tescilli bulunan ve ormanolduğu gerekçesiyle Hazine adına tespit edilen taşınmazın orman vasfınıtaşımadığını ileri sürmektedirler. Başvurucular, bu iddiayı Tortum KadastroMahkemesinde açtıkları Hazine adına yapılan tespite itiraz davasında da dilegetirmişlerdir. Kadastro tespitine itiraz davası, taşınmazın vasfının vemülkiyetinin tespiti bakımından etkili bir hukuksal yoldur. Kuruluş amacıkadastro tespitlerine ilişkin uyuşmazlıkları süratli bir şekilde sonuçlandırmakve mülkiyet durumunu kesinleştirmek olan kadastro mahkemeleri, kadastroya konutaşınmazların vasfının ve mülkiyetinin tespitinde uzmanlaşmış yargı merciikonumundadır. Bu nedenle taşınmazın orman vasfı taşıyıp taşımadığına yönelikmaddi olay ve olgular ile delillerin değerlendirilmesi uzman mahkeme olarakdavaya bakan kadastro (derece) mahkemelerinin takdirindedir. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru kapsamında derece mahkemelerinin maddi olay veolgular ile delillerin değerlendirilmesi hususundaki takdirini denetlemesikural olarak mümkün değildir. Ancak derece mahkemelerinin bu husustakideğerlendirmelerinin bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçermesi ve bunun hak ve özgürlüklere müdahale teşkil etmesi hâlinde AnayasaMahkemesinin denetim hakkı saklıdır (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
30. Olayda Mahkemece keşif yapılmış, mahallî bilirkişiler ilekadastro tespit bilirkişileri dinlenmiş, ziraat bilirkişisi ile ormanbilirkişilerinin bilimsel görüşlerine başvurulmuştur. Mahkeme, sonuç olarakziraat bilirkişisi ile orman bilirkişilerince açıklanan bilimsel görüşlereüstünlük tanıyarak taşınmazın orman arazisi olduğu kanaatine ulaşmıştır.Yargıtay 20. Hukuk Dairesi de Mahkemenin ulaştığı kanaati usule ve hukuka uygunbulmuştur.
31. Tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında Hazine adınayapılan tespitin iptaline ilişkin davada Mahkemece delillerindeğerlendirilmesinde ve yorumlanmasında açık ve bariz bir takdir hatasınınbulunmadığı ve yargılama sonucunda ihtilaf konusu taşınmazların orman vasfınıhaiz olduğu yolunda ulaşılan kanaatin keyfîlikiçermediği sonucuna ulaşılmaktadır. Mahkemenin söz konusu taşınmazın ormanolduğu yolundaki kabulünün aksini düşünmeyi gerektirecek başkaca bir neden debulunmamaktadır.
32. Başvurucuların orman vasfı taşıdığı anlaşılan tapulutaşınmazı Hazine adına tespit ve tescil edilmek suretiyle mülkiyet hakkınayapılan müdahale, kanuna uygun ve meşru bir amaç taşımakta ise de taşınmazınbedelinin ödenmemesi başvuruculara ağır ve katlanılamaz bir külfetyüklemektedir. Ormanların korunmasındaki kamu yararı amacı ile başvurucularınmülkiyet hakkı arasında makul denge, başvuruculara tazminat ödenmesi veyabaşvurucuların zararının başka yollarla telafi edilmesi şartıyla sağlanabilir.
33. Bununla birlikte 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrası uyarınca müdahaleyle başvuruculara yüklenen külfetintelafisine yönelik olarak varsa kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olmasıgerekir.
34. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesitapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu,zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu edebileceğini hükümaltına almıştır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında Yargıtayiçtihadına dayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunun, kadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğanzararların telafisi yönünden de etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42; HaticeAvcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göretapu ve kadastro işlemleri nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007.maddesi gereğince zararlarının tazmini için 11/1/2011tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllıkzamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Nazmiye Akman, § 27).
35. Somut olayda başvurucuların 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayanarak tazminat davası açtıklarına dairherhangi bir bilgi veya belgenin bireysel başvuru dosyasına sunulmadığıgörülmektedir. Bu anlamda adil dengenin sağlanmasında etkili olduğu tespitedilen yargısal yollara başvurulmadığından başvuru yollarının usulüncetüketildiği söylenemez.
36. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucular, yargılamanın yedi yıl sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
41. Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzerbaşvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 5 yıl 8 ay devameden yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
43.6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
44. Başvurucular, mülkiyet hakkı ile makul sürede yargılanmahakkının ihlali nedeniyle her biri için 100.000 TL maddi ve 50.000 TL manevitazminat talebinde bulunmuşlardır.
45. Başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverildiğinden buna yönelik tazminat isteminin reddi gerekir.
46. Başvuruda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
47. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlalinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 412,20 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvuruculara müşeterekenödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların her birine ayrı ayrı net 6.000 TL manevitazminat ÖDENMESİNE; tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 412,20 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Tortum Kadastro Mahkemesine(E.2008/31) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.