TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN MÜNÜKLÜ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5973)
Karar Tarihi: 13/9/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Hüseyin MÜNÜKLÜ
Vekili
:
Av. Ayşenur DEMİRKALE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, dokuz yaşındaki bir çocuğun demir yolu hattı üzerindebulunan elektrik kablolarından geçen elektrik akımına kapılarak yaralanması vebu olaya ilişkin tazminat davasının makul süratle yürütülmeyerek reddedilmesinedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru,25/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne kararverilmiştir.
5.Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
10.İstanbul'da yaşayan ve başvuru tarihinde yirmi iki yaşındaolan başvurucu, dokuz yaşındayken 5/1/2001 tarihinde bir demir yolu hattınınyakınında bulunduğu sırada trenlere enerji sağlayan elektrik kablolarındankaynaklanan elektrik akımına kapılarak ağır şekilde yaralanmıştır.
11.Olay nedeniyle başvurucunun sol dizinin altının ampüteedilmesinin yanında sol el ve kolunda fonksiyon bozukluğu meydana gelmiştir.
A. Ceza Soruşturması Süreci
12. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı),olaya ilişkin soruşturma başlatmıştır.
13."Aksaray Polis Karakolu Polis Kayıt Defteri"ne göreolay, başvurucunun yaya üst geçidinden geçtiği sırada üzerine elektriktellerinin düşmesi sonucunda meydana gelmiştir. Kolluk görevlileri tarafından5/1/2001 tarihinde düzenlenen "Olay İntikal ve Tespit Tutanağı"ndaise başvurucunun yaya üst geçidinden düşüp elektrik tellerine çarpmasısonucunda yaralandığı belirtilmiştir. Soruşturma ve başvuru belgelerinde, sözkonusu görevlilerin ilgili kayıt defteri ve tutanakta yer verdikleri bu açıklamalarınıhangi delile dayandırdıklarına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
14.Soruşturmada başvurucunun ifadesi, hastanede tedavi gördüğüsırada -herhangi bir yasal temsilcisi olmaksızın- kolluk görevlileri tarafındanalınmıştır. Başvurucu; demir yolu raylarının kenarında gezerken elektrik akımıgeçen tellerle bağlantılı olan demire elinin çarpması sonucu yere düştüğünü,sonrasında tanımadığı bir kişi tarafından hastaneye götürüldüğünü söylemiştir.Başvuru belgelerinde, bu kişinin kimliği ve olayı görüp görmediği konusunda isebir bilgi bulunmamaktadır.
15. Başvurucunun annesi G.M. ifadesinde başvurucunun köprüdengeçerken bulduğu bir demir çubukla elektrik tellerine dokunduğunu olaydan sonrakendisine söylediğini beyan etmiş ve kimseden şikâyetçi olmamıştır.
16. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/2/2001 tarihinde, olay hakkındatakipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı vermiş; bu karara gerekçe olarakise başvurucunun köprüden geçerken elektrik tellerine dokunması sonucuyaralanması nedeniyle ortada suç ve suçlu bulunmadığını göstermiştir.
B. Tazminat Davası Süreci
17.Başvurucu ile annesi G.M. ve babası R.M. olay tarihindebaşvurucunundemir yolu hattının yakınında bulunan bir kaldırımın kenarındaoturduğu sırada söz konusu hattaki elektrik kablolarından birinin koparakkaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığını, olayda idareninhizmet kusuru bulunduğunu ve olay nedeniyle maddi ve manevi zararauğradıklarını ileri sürerek bu zararlarının tazmini talebiyle TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (TCDD), Boğaziçi ElektrikDağıtım Anonim Şirketi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve FatihBelediye Başkanlığına karşı 25/3/2002 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinde(İdare Mahkemesi) tazminat (tam yargı) davası açmıştır.
18.İdare Mahkemesi, tam yargı davası açılmadan önce ilgiliidarelere başvurulup tazminat talep edilmesi gerektiği gerekçesiyle davadilekçesi ve eklerini ilgili idarelere göndermiştir. Talepleri konusundaidareden olumlu bir cevap alamayan başvurucu ile anne ve babası 9/10/2002tarihinde, İdare Mahkemesinde aynı taleplerini içeren yeniden bir tam yargıdavası açmışlardır.
19. Davanın görülmesi sırasında başvurucunun babası R.M.yaşamını yitirmiş, yasal mirasçıları söz konusu davaya onun taleplerini takipetmek için katılmışlardır. Davada bilirkişiye davacıların olay nedeniyle talepedebileceği zararlar tespit ettirilmiş; bilirkişi, başvurucunun ebeveyninintazminat haklarının bulunmadığını, başvurucunun ise maluliyeti nedeniyletazminat talep edebileceğini belirtmiş ve raporunda bu tazminat miktarınıhesaplamıştır. Davada, ayrıca ilgili ceza soruşturması dosyası getirtilerekincelenmiştir.
20. TCDD bünyesindeki Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğü 10/3/2003tarihli yazısıyla, olay günü söz konusu demir yolu hattında herhangi birelektrik telinin kopmadığını ve herhangi bir kazanın meydana gelmediğiniMahkemeye bildirmiştir.
21. İdare Mahkemesi 29/6/2006 tarihinde, TCDD aleyhine 80.000 TLmaddi ve 38.000 TL manevi olmak üzere toplam 118.000 TL tazminata hükmetmiş;diğer davalılar yönünden ise davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilibölümü şöyledir:
" (...)
Mahkememizce ara karar ile getirtilen belgelerarasında yer alan, polis kayıt defteri, Haseki Hastanesi kayıtları, adli raporformu, mağdur ifade tutanağı, olay yeri intikal ve tespit tutanağı, FatihEmniyet Müdürlüğünün elektrik çarpması sonucu yaralanma konulu yazısı, ifadetutanakları, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının Hazırlık No: 2001/240 sayılıişlem dosyasında bulunan belgelerin bir bütün olarak değerlendirmesi sonucu,küçük Hüseyin'in elektrik çarpması nedeniyle ağır surette yaralanmasında, demiryolu ulaşım hizmetinin bir parçası olan ve elektrikle çalışan treni işletendavalı idarenin gerekli olan elektriğe ait kablonun kopmasından ötürü meydanagelen eylemin oluşmasında hizmet kusuru işlediği ve zarar ile eylem arasındailliyet bağı bulunduğu (anlaşılmıştır)."
22. TCDD'nin temyizi üzerine anılan karar, Danıştay OnuncuDairesinin (Daire) 11/2/2008 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesinde,Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında demir yolu hattında olay günüherhangi bir kazanın meydana gelmediğinin bildirilmiş olması ve CumhuriyetBaşsavcılığının takipsizlik kararında başvurucunun elektrik tellerine dokunduğuiçin yaralandığının tespit edilmesi nedenleriyle zararın başvurucunun kusuruylameydana geldiği belirtilmiştir.
23. Bozma kararı üzerine yapılan yargılamada,bir üniversiteninUlaştırma ve Elektrik Makineleri Ana Bilim Dalında görev yapan öğretim üyesi veöğretim görevlilerinden oluşturulan bilirkişi heyeti ile birlikte olay yerindekeşif yapılmış ve bu bilirkişi heyetinden kusur durumuna ilişkin bir raporalınmıştır. 23/10/2009 tarihli bu raporda, olayda başvurucu ve ebeveyninin tamkusurlu olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte raporda, daha önceki meslekitecrübelere dayanılarak olayın gerçekleşme şeklinin, tarafların iddialarındanve Cumhuriyet Başsavcılığının kabulünden farklı olabileceğinindeğerlendirildiği de ifade edilmiştir. Söz konusu raporun ilgili bölümleri şöyledir:
" (...)
Olayın meydana gelmesine ilişkin, dosyakapsamında incelenmiş olan taraf ifadelerinin birbirlerinden çok farklıolmasından ötürü, bilirkişi heyetinde, daha önceki mesleki tecrübeleredayanarak olayın oluşumuna ilişkin olarak şöyle bir olasılık da hasıl olmuştur:
'Herhangi bir demir çubuk veya yaş fidan v.b.bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanılıp dokunulmasa dahi,hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafeden atlama yapabilir,dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir. Bu durumda ancakVeliefendi Trafo Merkezindeki toprak kaçak rölesindeki kesici devreyi açıp birsüre sonra (yaklaşık 5 dakika) tekrar kapayabilir ve sisteme arıza kaydıgeçmeyebilir.'
Sonuç:
... davacı Hüseyin Münüklü'nün kazanınoluşmasında asli kusurlu olduğu, ancak mağdurun yaşının küçük olması nedeniyleebeveynlerinin de kusurlu oldukları açıktır. Öte yandan, olayın vuku bulduğualan, TCDD.nin görev ve sorumluluk bölgesi olduğu için Fatih Belediyesi, İ.B.B.ve BEDAŞ.ın olayda ihmal ve sorumluluklarının dolayısıyla da kusurlarınınbulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca olay davalı TCDD.nin sorumlulukalanında vuku bulmuş olsa da, bilirkişi heyetimizce olayın meydana gelişşekline ilişkin kanı nedeniyle, TCDD.nin de sorumluluklarını yerine getirdiğiinancı tarafımızda hasıl olmuştur.
Bu noktada; mağdur Hüseyin Münüklü'nün tamkusurlu olduğu ve diğer kuruluşlara herhangi bir kusur atfedilemeyeceği(kanaatine varılmıştır). "
24. Rapora olay yerine ilişkin bazı fotoğraflar da eklenmiştir.Bu fotoğraflarda, olayın meydana geldiği iddia edilen yer ve meydana gelmişolabileceği değerlendirilen farklı yerlerin, idare tarafından alınan korumaengellerinin mevcut durumuna ilişkin görüntüleri bulunmaktadır. Ancak rapordasöz konusu bölüme ilişkin şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:
"Olay yerine ilişkin bazı fotoğraflaraşağıda verilmektedir. Ancak bu fotoğraflar olayın oluşumundan 8 yıl sonraçekilmiştir. Bu nedenle, TCDD sorumluluk alanını yayalardan ayıran engeller, olayınvuku bulduğu tarihte aynı yapıda değildirler. Bunu da akıldan çıkarmamakgerekir."
25.Başvurucu ve diğer davacılar, bu rapora itiraz etmişler vebilirkişilerin yetkileri olmayan konularda görüş bildirdiklerini, ayrıcabilirkişi heyetinde çocuk hakları konusunda bilgisi bulunan bir hukukçubilirkişinin de yer alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
26.İdare Mahkemesi, bu itirazları yerinde görmemiş ve 1/2/2010tarihinde, olayın başvurucunun elindeki demir çubukla elektrik tellerinedokunması şeklinde oluşan kusuruyla meydana geldiğini kabul ederek davanınreddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Dava ve temyiz dosyasınınincelenmesinden davacılardan 9 yaşındaki Hüseyin Münüklü'nün 5.1.2001 tarihindeSSK İstanbul Eğitim Hastanesi karşısındaki kaldırım kenarında oturduğu sırada,demir yoluhattında trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik kablolarındanbirinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığındanbahisle, meydana geldiği iddia edilen zararın tazmini istemiyle görülmekte olandavanın açıldığı; ancak; Hüseyin Münüklü’nün polis memurlarına verdiğiifadesinde; Yenikapı tren istasyonu yakınlarında rayların kenarında gezerkenhaberi olmadan elektrik akımı geçen tellere bağlantılı olan demire elinin çarptığı,daha sonra yere düştüğü ve tanımadığı bir şahıs tarafından hastaneyegötürüldüğü, annesi tarafından ver[ilen]ifadede, oğlunun kendisine, SSK Samatya Hastanesinin karşısında bulunanköprüden geçerken, bulduğu bir demir çubukla trenlerin bağlı bulunduğu telleredokunarak çarpıldığını söylediğini beyan ettikleri 5.1.2001 tarihli olayintikal ve tespit tutanağında, Samatya Caddesi üzerinde bulunan üst geçittendüşerek tren elektrik tellerine çarpması neticesinde Hüseyin Münüklü’nünhastaneye kaldırıldığının belirtildiği, Polis Kayıt Defterinde, kişinin SamatyaHastanesi karşısında bulunan yaya üst geçidinden trenelektriktellerininüzerinedüşerekyaralandığının kayıtlı olduğu, Fatih CumhuriyetSavcılığının Hazırlık N:2001/2640 sayılı dosyasında, olaydan zarar görenin trenrayları yanından geçen elektrik tellerine dokunduğu için yaralandığı, ortadasuç ve suçlunun bulunmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildiği,10.3.2003 tarih ve 51761 sayılı Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında,yapılan incelemede İstanbul - Halkalı arasında 5.1.2001 tarihinde elektrik telikopması olayının meydana gelmediği gibi, üçüncü şahısları ilgilendiren başkacakaza ve olayın meydana gelmediğinin tespit edildiğinin belirtildiğianlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık hakkında Mahkememizce; davanınKısmen KABULÜ, Kısmen REDDİ şeklinde verilen kararın yukarıda gün ve sayısıverilen Danıştay 10.ncu Daire Kararı ile bozulması üzerine, dava dosyasındayapılan 03.06.2009 tarihli ara kararı ile; kazanın olduğu tarihte 9 yasındabulunan küçüğün; yaşamış olduğu kaza olayının engellenmesine yönelik olarakdavalı idarelere düşen ödevin yerine getirilip getirilmediği, kazanın meydanagelmesinde davalı idarelere izafe edilebilecek bir kusur bulunup bulunmadığıhususlarının tespiti amacıyla kazanın meydana gelmiş olduğu mahalde keşif vebilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Konularında uzmanUlaştırma Anabilim Dalı öğretim üyeleriyle birlikte mahallinde yapılan keşif vebilirkişi incelemesi sonucu düzenlenerek 23.10.2009 tarihinde mahkememizesunulan bilirkişi raporunda özetle; 'herhangi bir demir çubuk veya yaş birfidan vb bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanıp,dokunulmasa dahi, hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafedenatlama yapılabilir, dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir.'yönünde tespit yapıldıktan sonra, kazanın oluşmasında Hüseyin MÜNÜKLÜ'nün aslikusurlu olduğu, davalı idarelere yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığıhususlarına yer verilmiştir.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmişolup, davacı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de yapılan itirazbilirkişi raporunu kusurlandırıcı nitelikte görülmemiş olup, uyuşmazlıkhakkında hüküm tesis edilebilmesi için yeterli görülmüştür.
Buna göre, davacılardan Hüseyin Münüklü' nünkaldırım kenarında oturduğu sırada, trenlerin çalışmasını sağlayan elektrikkablolarından birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekildeyaralandığından bahisle tazminat davası açılmış ise dedosyada yer alan tutanak veifadelerden, yaralanma olayının, Hüseyin Münüklü’nün elindeki demir çubuk iletrenlerin çalışmasını sağlayan elektrik tellerine dokunmak suretiyle meydanageldiği sonucuna varılmış olup, söz konusu kaza; yaralanan kişinin kendikusurlu eyleminden kaynaklandığından, zarar ile idarece yürütülen faaliyetarasında nedensellik bağı bulunmaması nedeniyle, idarenin tazminle sorumlututulması mümkün bulunmamaktadı[r].
Açıklanan nedenlerle; davanın REDDİNE (kararverildi)."
27.Söz konusu karar, Dairenin 22/6/2012 tarihli kararıylaonanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi de Dairenin 11/2/2014 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
28. Nihai karar 27/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmişolup 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
29. 6/1/1982tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İptal ve tam yargı davaları” kenarbaşlıklı 12. maddesi şöyledir:
"İlgililer haklarını ihlal eden bir idariişlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruyatam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerigibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, buhusustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararıntebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icratarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu haldede ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."
B. Uluslararası Hukuk
30. 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun'la uygun bulunarak27/1/1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 20/11/1989 tarihliBirleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1., 3. ve 6.maddelerinin ilgili bölümlerişöyledir:
"Madde 1 -Bu Sözleşme uyarıncaçocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumuhariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.
Madde 3 - 1. Kamusal ya da özel sosyal yardımkuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılanve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya dakendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönündetutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve buamaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
(...)
Madde 6- 1. Taraf Devletler, her çocuğun temelyaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkünolan azami çabayı gösterirler.”
31. 18/1/2001 tarihli ve 4620 sayılı Kanun'la uygun bulunarak2/5/2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 25/1/1996 tarihliÇocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin7. maddesişöyledir:
“ Çocuğu ilgilendiren davalarda gereksizgecikmelerden kaçınmak için adli makam süratli hareket edecek ve vermiş olduğukararların hızlı bir şekilde uygulanması için gerekli usule müteallikdüzenlemeler yapılacaktır. Acil durumlarda, uygun ve gerekli ise, adli makam,kararlarının gecikmeden uygulanmasını öngören kararlar alma yetkisine sahipolacaktır.”
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetkialanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklananhak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."
33. Sözleşme'nin "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgilibölümü şöyledir:
"1. Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur..."
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,Sözleşme'nin 2. maddenin ilk cümlesinin, devletin yalnızca kasti ve hukukaaykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamandadevletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumakiçin gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediğide hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere,B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36).
35. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2. maddesi, devletin sorumluluğunugerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devleteelindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasalve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirlerialma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere,B. No: 23452/94,28/10/1998 §115; Paul veAudrey Edwards/İngiltere, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme,bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeyegirebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye, [BD] B. No:48939/99,31/11/ 2004, § 71).
36. AİHM; Ciechonska/Polonya (B.No: 19776/04, 14/6/2011, § 67) başvurusunda devletin yaşama hakkınıgüvence altına alma görevinin; kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğinisağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölümolayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerinsorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterlinitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili vebağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir.
37. Ancak AİHM'e göreSözleşme’nin2.maddesikapsamındayetkililerin pozitif yükümlülüklerimutlak/koşulsuz (unqualified)değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek içinözel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadeceyetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleriya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecedehâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogevov ve Diğerleri/Rusya, B. No:18299/03 ve27311/03,20/12/ 2011, § 209).
38. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, moderntoplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarınınöngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere vekaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak yetkililere imkânsız veyaaşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogevov ve Diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No:50385/99,20/12/2004,§ 69).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlığın Görüşü
40. Başvurucu, demir yolu hattındaki elektrik kablolarındanbirinin koparak bulunduğu kaldırıma temas etmesi sonucunda yaralandığını, olayailişkin ceza soruşturması ve tazminat davasında olayın gerçekleşme koşullarınınbelirlenemediğini, idarenin gerçek ve yakın tehlikeye karşı vücut bütünlüğünükorumak için çevre güvenliğini alma görevi bulunduğu hâlde ve olay tarihindedokuz yaşında bir çocuk olduğu da gözardı edilerek olaya ilişkin tümsorumluluğun üzerinde bırakıldığını ve söz konusu davanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerindegüvence altına alınan eşitlik ilkesi, kötü muamele yasağı ile adil yargılanmave etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespitiile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.
41. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği ifadeedildikten sonra somut olayda dokuz yaşındaki bir çocuğun elektrik akımınakapılmasının idarenin hizmetinin kötü işlemesi nedeniyle meydana gelipgelmediğinin ve devletin, tehlikeli faaliyetlerden olan ulaşım faaliyetinigerçekleştirdiği sırada söz konusu demir yolu hattının çevre güvenliğineilişkin her türlü makul tedbiri alıp almadığının araştırılmadığıbelirtilmiştir.
42. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında başvurusunundeğerlendirilmesinin sadece yaşama hakkı kapsamında değil başvuru dilekçesindebelirttiği tüm anayasal haklar ve güvenceler bakımından da yapılmasıgerektiğini ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
43. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir."
44. Anayasa'nın “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1- Uygulanabilirlik Yönünden
45. Somut olayda başvurucu hayattadır. Bu nedenle başvurudaöncelikle yaşama hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının uygulanabirliği hususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.
46. Bir olayda yaşama hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmaklabirlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşama hakkıçerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (MehmetKaradağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20.).
47. Somut olayda başvurucu, yüksek elektrik akımına kapıldığıolaydan yaralı olarak kurtulmuş ise de söz konusu akımın öldürücü niteliği vebaşvurucunun fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etki diğer faktörle birliktegözönünde bulundurulduğunda başvurunun yaşama hakkı çerçevesinde incelenmesigerektiği sonucuna varılmıştır.
2. İnceleme Kapsamı Yönünden
48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
49. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınanadil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile bağlantı kurularak başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların yaşama hakkı kapsamında olduğudeğerlendirilmiş olup söz konusu iddialara ilişkin inceleme de bu çerçevedeyapılmıştır.
50. Başvurucu ayrıca, ilgili adli makamların idareninsorumluluğunu ortaya koymamalarının sebebinin söz konusu makamların çocuklarakarşı gösterdikleri ayrımcılık olduğunu, kendisinin de olay tarihinde çocukolması nedeniyle bu şekilde bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını iddia ederekyaşama hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğiniilerisürmüştür.
51. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi veSözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğineyönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlakaAnayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerlebağlantılı olarak ele alınması gerekir (OnurhanSolmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
52. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucununkendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru birtemeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedenedayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).
53.Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucuların kendisi ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bufarklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil,cinsel yönelim ve benzeri ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekmekte olup somut olayda ise başvurucunun bu yöndekiiddiasını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığıanlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
3. Kabul EdilebilirlikYönünden
54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yaşamahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
4. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
55. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatifyükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 50).
56. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin; yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını, kamu görevlilerinin, diğer bireylerin vehatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevivardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşıcaydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da yetinmeyerekgerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlütehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).
57. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında cankaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesigereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkınayönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmalarıgerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerincezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşamahakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
58. Öte yandan yaşama hakkının gerektirdiği pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerinbelirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak veözgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir vemevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısızolunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (Bilal Turan ve diğerleri,B. No: 2013/2075,4/12/2013, § 59).
59.Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikeninbulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlardamakul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesiniönleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insandavranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerekyapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitifyükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).
60. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerininayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır(SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu nedenle hukuki sorumluluğu ortayakoymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecedeivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi, dolayısıyla derece mahkemelerininbu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği seviyede bir inceleme yapıp yapmadıklarının da değerlendirilmesigerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecekhassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzerhak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engelolacaktır (Perihan Uçar, B. No:2013/5860, 1/12/2015, § 52).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
61. Başvuruya konu olayda, başvurucunun dokuz yaşında birçocukken demir yolunda bulunan yüksek gerilim hattındaki kablolardankaynaklanan elektrik akımına kapılarak ağır bir şekilde yaralandığı ve buyaralanma sonucunda bedensel engelli kaldığı anlaşılmıştır. Bu, başvurucunundoğruluğu kanıtlanamamış bir iddiası olarak kalmamış; ilgili adli makamlartarafından da kabul edilmiş bir olgudur. Tartışmalı olan husus ise söz konusuolayın ne şekilde gerçekleştiğidir.
62. Bu noktada öncelikle demir yolu taşımacılığı faaliyetininniteliği itibarıyla kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından birtakımriskler içermesi sebebiyletehlikeli bir faaliyet olduğunu -devletin yaşamıkoruma yükümlülüğü bakımından- söylemek gerekir. Bu tehlikelilik nedeniyle kamumakamları, demir yollarının işletilmesinde gerekli güvenlik tedbirlerinialmalı; trenlerin seyrüseferinde veya gar ve benzeri işletmelerde istenmeyenölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçmek için makul ölçüler çerçevesindegerekenleri yapmalıdır.
63.İfade edilmesi gereken bir diğer husus da çocuklar, bedenselveya zihinsel engelliler ya da benzeri durumda olan diğer kişilerin bu türtehlikeli faaliyetlere karşı korunmayadiğer kişilere göre daha fazla muhtaçolduklarıdır. Başka bir ifadeyle çocuklar, yetişkinlerin sahip olduğu muhakemeyeteneğine sahip olmadıklarından özel korunmaya muhtaçtır. Olaylara ve özeldekendilerine yönelen tehlikeye karşı yetişkinlerden gösterilmesi beklenen asgaridavranış şekillerini sergilemelerini çocuklardan beklemek mümkün değildir.
64.Söz konusu yükümlülük, özellikle insan davranışlarınınöngörülemezliği nazara alınarak kamu makamları üzerinde aşırı bir yükoluşturacak şekilde yorumlanmamalı (bkz. § 59) ise de anılan makamların tehlikeiçeren faaliyetleri yürütürken insan davranışlarına ilişkin öngörülerinde,çocukları ve özel korunmaya muhtaç olan diğer kişileri özellikle dikkatealmaları ve buna göre belirleyecekleri elverişli idari tedbirleri derhaluygulamaya koymaları gerekmektedir. Başka deyişle kamu makamları, kişilerinyaşamının ve vücut bütünlüklerinin korunması için gerekli tedbirleri alırkenözel korunmaya muhtaç kişileri de dikkate alarak davranmalıdır.
65. Dolayısıyla devletin yaşamı koruma yükümlülüğü açısındanyapılacak olan değerlendirmelerde, çocukların bedensel ve ruhsal gelişimlerinidikkate almak ve buna göre bir sonuca varmak gerekir. Nitekim AnayasaMahkemesi, daha önce yapılan benzer bireysel başvurularda da yaşamı korumayayönelik alınması gerekli tedbirlerin niteliğini belirlerken çocukların sözkonusu özelliklerini gözetmiş ve buna göre bir sonuca varmıştır (Salih Ülgen ve diğerleri, B. No:2013/6585, 18/9/2014; Adem Ülgen vediğerleri, B. No: 2013/6581, 25/2/2015).
66. Aksinin kabulü, özel korunmaya muhtaç olduklarında şüphebulunmayan çocuklara ancak yetişkinlerden beklenebilecek davranışları sergilemeyükümlülüğü yükleyecektir. Böyle bir kabul ise devletin, çocukların hayattakalması için mümkün olan azami çabayı göstermesine ilişkin ödevi ile hiçbirşekilde bağdaşmaz.
67. Öte yandan devletin yaşamı korumaya ilişkin yükümlülüğü,tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da sınırsız birşekilde söz konusu olamaz. Ayrıca bu yükümlülük her durumda ve koşuldatehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayı da garanti etmez. Bununlabirlikte kamusal makamların gerekli güvenlik tedbirlerini almaları gerekirkenalmamaları hâlinde özellikle korunmaya özel muhtaç kişilerin butedbirsizliğinin, anılan makamların sorumluluklarını tamamen ortadankaldırmayacağını da belirtmek gerekir.
68.Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde ise yukarıdaifade edildiği üzere olayın ne şekilde gerçekleştiği konusunda başvurucununiddiası ile ilgili adli makamlarda oluşan kanaatler arasında bazı farklılıklarbulunduğu görülmektedir.
69. Başvurucu, demir yolu hattının yakınındaki bir kaldırımdaotururken kopmuş kablodan geçen akım nedeniyle yaralandığını ileri sürmektedir.Olaya ilişkin ceza soruşturması ile tazminat davasında ise olayın başvurucununelindeki demir çubuk ile elektrik tellerine dokunması sonucunda gerçekleştiğikabul edilmiştir.
70. Diğer taraftan olaya ilişkin ceza soruşturmasında ilgilikolluk görevlileri tarafından tutulan defter ve tutanak ile tazminat davasındadüzenlenen bilirkişi raporunda; olayın gerçekleşme koşulları ne başvurucununiddiası ile ne de ilgili adli makamların bu konuda vardıkları sonuçla uygunlukgösterse de başvurucunun demir yolundaki kablolardan kaynaklanan elektrikakımına kapılması sonucu yaralandığında bir tereddüt olmadığından bufarklılıkların, ayrıntıları aşağıda açıklanacağı üzere Anayasa Mahkemesininsomut olaya ilişkin değerlendirmesi üzerinde herhangi bir etkisibulunmamaktadır.
71.Somut olayda, elektrik hattındaki gerilimin çok yüksek olduğubilirkişi raporu ile sabittir. Bu rapora göre hattaki gerilim o kadar yüksektirki elektrik enerjisi, kablolara dokunulmasa bile belli bir mesafedeki kişiyeağır şekilde zarar verebilecek niteliktedir. Nitekim söz konusu akımınbaşvurucunun vücut bütünlüğü üzerinde yarattığı etki de bu durumu açıkça ortayakoymaktadır.
72. Demir yolu taşımacılığının yerine getirilmesi için trenraylarının yakınında bulunması gereken bu enerji hattının varlığı, yukarıdaaçıklandığı üzere kişilerin yaşamı bakımından tehlikeliliğe ilişkin belli birseviyeyi niteliği itibarıyla bünyesinde barındırmakta olan bu faaliyetintehlike seviyesini daha da artırmaktadır. Bu durumda kamu makamlarının anılanfaaliyetin yerine getirilmesi sırasında yetkileri dâhilindeki tüm imkânlarınıkullanarak gerekli tüm tedbirleri almaları gerektiğinde bir şüphebulunmamaktadır.
73. Başvuru konusu olaya ilişkin soruşturma ve dava sürecindeise, olayın gerçekleşmesinden çok uzun bir süre sonra incelemelerde bulunulmasıve benzeri eksiklikler gösterilmesi, ilgili güvenlik tedbirlerinin alınıpalınmadığı hususunda bir belirsizliğe yol açmıştır. Bu durum, tazminat davasındakibilirkişi raporunda da belirtilmiş ve değerlendirme yapılırken güvenlikönlemlerine ilişkin görüntülü tespitlerin olayın gerçekleşmesinden sekiz yılsonraki durumu yansıttığının akıldan çıkarılmaması gerektiği vurgulanmıştır(bkz. § 24).
74. Ancak anılan süreçler sonucunda, olay tarihinde sadece dokuzyaşında olan başvurucunun bir yaya üst geçitinden geçerken yerde bulduğuçubukla yüksek gerilim hattına kolaylıkla ulaşabildiği kabul edildiğine göre bubelirsizliğe rağmen olayda gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmış olduğununsöylenebilmesi mümkün değildir.
75. Sonuç olarak somut olayda, kamu makamlarınınöngörebilecekleri yaşama yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğu veanılan makamların bu tehlikeyi önleyebilmek için makul ölçüler çerçevesindekendilerinden beklenebilecek herhangi bir tedbiri almadıkları kanaatinevarılmıştır.
76.Öte yandan somut olay, yaşama ilişkin etkili yargısalkorumanın sağlanıp sağlanmadığı bakımından da değerlendirilmelidir. Olayailişkin tazminat davası, yaklaşık on iki yıl sonra sonuçlandırılabilmiştir.Adli makamların değerlendirmelerinde, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamışolduğunu gözetmeyerek sadece başvurucunun kusurlu, başka bir ifade iletedbirsiz davranışını dikkate aldıkları görülmektedir. Yukarıda ifade edildiğiüzere başvurucunun olaylara ve özelde kendisine yönelen tehlikeye karşıyetişkinlerden göstermesi beklenen asgari davranış şekillerini sergileyerekbelli ölçülerde tedbirli olması kendisinden beklenemeyecek dokuz yaşında birçocuk olduğu hiç dikkate alınmamış ve başvurucu, tedbirsiz davranışta bulunduğugerekçe gösterilerek olayda tam kusurlu olarak kabul edilmiştir.
77. Söz konusu davadaki bu kabulün, yukarıda ifade edilen yaşamıkoruma yükümlülüğüne ilişkin ilkeler ile açıkça bağdaşmamasının yanında yetkilimercilerin makul süratte hareket etmek adına olaya gösterdikleri tepkininderecesinin de yeterli olmadığı görülmüştür. Davanın ilerlemesine engel olanherhangi bir unsur ya da güçlük bulunmamaktadır. Ayrıca dava, bu derece uzunsürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa da sahip değildir. Bunedenle bir çocuğu ilgilendirmesi de dikkate alındığında söz konusu davada,yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra ortaya çıkabilecek benzer -özelkorunmaya muhtaç kişilere yönelik- yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahipolunan önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratlehareket edilmediği kanaatine varılmıştır.
78. Oysa bu konuda azami oranda hassasiyet gösterilmesi,kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve adalete olangüvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir öneme sahiptir.
79. Tüm açıklamalar ışığında söz konusu davanın yaşama yönelikgerçek bir tehlikeye karşı etkili yargısal koruma sağlama ilkesiyle açıkçabağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
80. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşama hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
81. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
82. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 300.000 TL maddi ve 300.000TL manevi olmak üzere toplamda 600.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
83. Somut başvuruda yaşama hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
84.İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yenidenyargılama yapılmak üzereİstanbul 5. İdare Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
85. Yaşama hakkına ilişkin etkili yargısal koruma yükümlülüğününmakul süratle hareket etme boyutunun da ihlaline karar verildiğinden yalnızcaihlal tespitiyle ve yeniden yargılama yapılmasıyla giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
86. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. İdareMahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net40.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.