TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN KORKMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16835)
Karar Tarihi: 18/7/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Hüseyin KORKMAZ
Vekili
:
Av. Ertuğrul Gazi ALPEREN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yakalama nedenlerinin bildirilmemesi, tutuklamanınhukuki olmaması, tahliye kararının uygulanmaması, tutukluluğun makul süreyiaşması ve tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalarnedeniyle kötü muamele yasağının; bazı söz ve uygulamalar nedeniyle masumiyetkarinesi ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/10/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AnayasaMahkemesine sunmuştur.
8. Yapılan incelemede 2015/7799 numaralı başvurunun aynı kişitarafından ve aynı konuyla bağlantılı olarak yapıldığının anlaşılması nedeniyle2014/16835 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosyaüzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Anılan başvurudaki iddialar bakımındanBakanlık bildiriminin yapılmasına gerek görülmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Tutuklamaya İlişkinSüreç
10. Başvurucu, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde komiseryardımcısı olarak görev yapmakta iken kamuoyunda bilinen ismiyle 17-25 Aralık soruşturmaları sürecindeki(anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,§ 30) bazı eylemleri dolayısıyla meslekten ihraç edilmiştir. Ayrıca söz konusueylemler dolayısıyla başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda kollukgörevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ceza soruşturmasıbaşlatılmıştır.
11. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/9/2014 tarihindegözaltına alınmıştır.
12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 3/9/2014tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinesevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında; başvurucunun görev aldığı soruşturmasürecinde başkaca delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmadansoruşturma konusu olaylarla ilgisi bulunan ve/veya bulunmayan yüzlerce kişinintelefonlarının dinlendiği, dinleme işlemlerinin usulsüz olarak icra edildiği,çoğu kişinin neden soruşturmaya dâhil edildiğinin ve telefonlarınındinlendiğinin anlaşılamadığı, sonrasında -henüz iletişimin tespiti kararlarınıngeçerlilik süresi devam ederken- dinleme faaliyetlerinin sonlandırıldığı veoperasyon aşamasının başlatıldığı ifade edilmiştir.
13. Başsavcılık, soruşturma dosyasında yer alan bazı bilgi vebelgelere değinerek soruşturmanın ve soruşturma sürecinde yapılan işlemlerinamacının o tarihte görevde bulunan Hükûmeti cebir ve şiddet kullanarak görevyapamaz hâle getirmek olduğunu ve bu faaliyetlerin Paralel Devlet Yapılanması(PDY) mensubu polislerce gerçekleştirildiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamdaözellikle usulsüz olarak yapılan dinlemelere dayanılarak hazırlanan fezlekedebir bakanın suç örgütü lideri olarak gösterilmesine, bir kişi (medya patronu)hakkında iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğu hâlde fezlekede bu kişiyleilgili bir suç isnadında bulunulmamasına, fezlekenin hazırlandığı tarihte görevbaşında olan Başbakanın fezlekede "döneminBaşbakan'ı" şeklinde ifade edilmesine, iletişimin tespititedbirlerinin icrasında görevli polis memurlarının kendi aralarındakihaberleşmelerinde "bütün kabineyitoplamaktan" bahsetmelerine dikkat çekilmiştir. Başsavcılıkayrıca Başbakan ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarının birgörüşmesine ilişkin görüntülerin usulsüz bir şekilde temin edilerek basınaservis edilmesine, hakkında iletişimin tespiti kararı olmamasına rağmenBaşbakanın telefonlarının uzun bir süre dinlenilmesine ve basınasızdırılmasına, Başbakanın evinde usulsüz olarak teknik takip yapılmasına datemas etmiştir.
14. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 4/9/2014 tarihindebaşvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.Hâkimlik, başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgive belgelere atıf yapmış; özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen bir rapora, Mali Suçlarla Mücadele ŞubeMüdürlüğü görevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlar üzerinde yapılaninceleme sonucunda düzenlenen rapora, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının(TİB) tespitlerine, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığımüfettişleri tarafından yürütülen disiplin soruşturmasının içeriğine ve birgizli tanığın beyanlarına atıf yapmıştır.
15. Kararda kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılan değerledirmede ayrıca Mali Suçlarla Mücadele ŞubeMüdürlüğünde görev yaptıkları anlaşılan -başvurucunun da aralarında olduğu-şüphelilerin emniyet teşkilatındaki hiyerarşi içinde değil yasal olmayan biroluşum çerçevesinde faaliyette bulundukları ve ayrı bir yapı oluşturdukları, bukapsamda Başbakan da dâhil olmak üzere üst düzey siyasilerin ve kamu görevlilerinintelefonlarını uzun bir süre usulsüz bir şekilde dinledikleri yönündeki olgularave tutuklama talep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.
16. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... yüklenen suçun yasada öngörülen cezamiktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemi ve ciddi sayılan katalog suçlardanolması nedeniyle tutuklama nedeninin 'Kanun gereğince' varsayıldığı, NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271sayılı CMK'nun 100 ve devam eden maddeleri uyarıncaşüphelilerin tutuklanmasına engel hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılamaengeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önünealındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmamasınedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerindebaskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13.maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemiolan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve buşüpheliler açısından yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği ..."değerlendirmesinde bulunmuştur.
17. Başvurucu 10/9/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, İstanbul2. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/9/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddinekarar verilmiştir.
18. Başvurucu, anılan kararı 1/10/2014 tarihinde öğrenmiştir.
19. Başvurucu 24/10/2014 tarihinde (2014/16835 sayılı başvuruyönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Serbest Bırakılmamayaİlişkin Süreç
20. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin müdafileritarafından İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine -nöbetçi asliye ceza mahkemesiolduğu- 20/4/2015 tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10.(bütün) sulh ceza hâkimlerinin reddi ile tahliye taleplerini içerir dilekçelerverilmiştir.
21. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 21/4/2015tarihinde, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin tümüne yazı yazılarak-dilekçelerde ileri sürülen- hâkimin reddi sebepleri konusunda yazılı olarakgörüş bildirmeleri istenmiştir.
22. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesinin görüş bildirme istemine cevap vermemiş; diğer sulh cezahâkimlikleri ise görüş bildirilmesi istemine 22/4/2015 tarihinde cevapvermiştir. Hâkimliklerin cevap yazılarında özetle sulh ceza hâkimlerinin redditaleplerini inceleme ve karar verme yetki ve görevinin yine sulh cezahâkimliklerine ait olduğu, reddihâkim müessesesininkovuşturma aşamasına ait bir işlem olduğu, reddihâkimsebepleri mevcut olsa dahi bu talebin öncelikle ilgili mahkeme veya hâkimliğeyapılması gerektiği ve sulh ceza hâkimlerinin tamamının bu şekilde reddedilmesininmümkün olmadığı ifade edilmiştir.
23. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından21/4/2015 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak ilgilisoruşturma dosyalarının tahliye talepleri hakkındaki görüşleriyle birliktegönderilmesi istenmiştir. Başsavcılık, asliye ceza mahkemelerinin tahliyetalepleriyle ilgili olarak karar verme yetkisinin bulunmadığını belirterekgörüş bildirmemiş ve soruşturma dosyalarını göndermemiştir.
24. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi "mahkemece hâkimin reddi talepleri ile ilgili yapılandeğerlendirmenin dosyanın esası ile ilgili bir değerlendirme olmadığı,şüphelilerin tamamının tutuklu bulunduğu, dolayısıyla işin acele işlerdenolduğu, dolayısıyla soruşturma dosyaları ve reddi hâkim talepleri konusundagörüşlerin istenilmesine rağmen gönderilmemesinin reddi hâkim taleplerikonusunda incelemeye ve bir karar vermeye hukuken engel teşkil etmediği"gerekçesiyle incelemesini "şüphelilermüdafilerinin dilekçeleri, yazılı ve CD ortamındaki dilekçe ekleri, ilgilisavcılıklardan ve Sulh Ceza Hâkimliklerinden gelen yazı cevapları vegörüşleri" üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme 24/4/2015tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. (bütün) sulh cezahâkimlerinin reddi taleplerinin kabulüne, şüphelilerin tahliye taleplerikonusunda karar verilmek üzere 24/4/2015 tarihinde asliye ceza nöbetçisi olanİstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B.ningörevlendirilmesine karar vermiştir.
25. Başsavcılık tarafından talepte bulunulması üzerine İstanbul10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesinin, hâkimlerin reddi isteminin kabulüne ve görevlendirmeye ilişkinkararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.
26. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı tarihte İstanbul 32.Asliye Ceza Mahkemesine bir yazı yazarak tahliye taleplerine bakma görev veyetkisinin kendilerinde bulunduğunu belirtmiş ve ilgili talepleringönderilmesini istemiştir.
27. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, Başsavcılıkça soruşturmadosyalarının gönderilmemesi ve tahliye talepleri konusunda görüş bildirilmemesiüzerine "tutukluluğun devamı yönünde mütalaada bulunulduğunu"değerlendirerek tahliye talepleri konusundaki incelemesini "işin tahliye yönünden değerlendirilmesinde birsakınca olmadığı" gerekçesiyle şüpheli müdafilerinin sunduğubazı belge ve CD'ler üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme 25/4/2015 tarihindebaşvurucunun da aralarında olduğu tüm şüphelilerin tahliyesine karar vermiştir.
28. Diğer taraftan Başsavcılık tarafından talepte bulunulmasıüzerine İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 32.Asliye Ceza Mahkemesinin tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde olduğununtespitine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir.Kararda "İstanbul Adliyesindeki tümSulh Ceza Hâkimliklerinin reddine ve tutuklu şüphelilerin tahliye istemineilişkin taleplerin Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemelerincedeğerlendirilmesinin ve bu değerlendirmeler neticesinde tahliye talebinin reddiveya kabulü yönünde bir karar verilmesi halinde verilen bu kararların hukukenyasal mevzuatımıza göre mümkün olmadığı, verilen bu kararların da hukukengeçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve mutlak butlan ile batıl olan veya diğerbir anlatımla yok hükmünde sayılan kararlar niteliğinde olduğu"ifade edilmiştir.
29. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 26/4/2015 tarihindetahliye müzekkerelerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.Başsavcılıkça, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararınaatıf yapılarak şüpheliler hakkında düzenlenen tahliye müzekkereleri İstanbul32. Asliye Ceza Mahkemesine iade edilmiştir.
30. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihindeşüphelilerin tahliyesine ilişkin müzekkereleri yeniden Başsavcılığa göndermiş,Başsavcılık bunları yeniden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiştir.
31. Tahliye müzekkerelerinin ikinci kez iade edilmesi üzerineİstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde, tahliyemüzekkerelerinin yeniden Başsavcılığa gönderilmesine dair bir karar vermiştir.
32. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015tarihinde, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararlarınınyok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.
33. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 29/4/2015 tarihinde;önceki kararlarda görevsiz olunmasına rağmen dilekçelerin değerlendirilereksoruşturma aşamasında olan işlerle ilgili hâkimin reddi taleplerinin kabulünekarar verildiğini, hukuki yanılgıya düşülerek verilmiş olan bu kararların usulve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin görevine girmeyen bir hususta kararverildiğini belirterek önceki kararlarının yok hükmünde sayılmasına kararvermiştir.
34. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de 28/4/2015 tarihinde "... hazırlık soruşturmalarında hâkimtarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak, bunlara karşıyapılan itirazları incelemek yetkisinin münhasıran Sulh Ceza Hâkimliğine aitolduğu, Asliye Ceza Mahkemelerinin soruşturma aşamasındaki işler ile ilgiliolarak tutuklama ve tahliye kararı verme yetkilerinin olmadığı, Mahkememizceverilen 25/04/2015 tarihli ... karar ile mahkememizce verilen tahliye kararı[nın] mahkememizin görevsizbulunması nedeniyle yok hükmünde sayılması gerektiği ..."gerekçesiyle tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde sayılmasına kararverilmiştir.
35. Başvurucu 11/5/2015 tarihinde (2015/7799 sayılı başvuruyönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Sonraki Süreç
36. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun daaralarında olduğu şüphelilerin devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmeve silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerinden bahislecezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
37. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/366 sayılıdosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 9/2/2016 tarihindebaşvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
38. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir.
D. İlgili Süreç
39. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin İstanbulsulh ceza hâkimlerinin tümünün reddi taleplerini kabul eden İstanbul 29. AsliyeCeza Mahkemesi Hâkimi M.Ö. ile bu kişilerin tümünün tahliye taleplerini kabuleden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B. hakkında disiplin ve cezasoruşturması başlatılmıştır. Bu kapsamda anılan hâkimler 27/4/2015 tarihindegörevden el çektirilmişler (sonrasında meslekten de çıkarılmışlar) ve 30/4/2015ve 1/5/2015 tarihlerinde tutuklanmışlardır.
40. Hâkimler M.Ö. ve M.B. hakkında kamu davası açılmış; Yargıtay16. Ceza Dairesi 24/4/2017 tarihinde, adı geçen kişilerin söz konusu kararları-kendilerinin de üyesi oldukları- FETÖ/PDY liderinin ve yöneticilerinintalimatıyla verdiğini belirterek silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan 9 yılhapis ve görevi kötüye kullanma suçundan 1 yıl hapis cezalarıylacezalandırılmalarına karar vermiştir. Dairenin görevi kötüye kullanma suçuyönünden yaptığı değerlendirmelerin ilgili bölümleri şöyledir:
"... Türk Ceza Muhakemesi Hukukuyönünden, gerek mülga 1402 sayılı CMUK'un 21 vd. maddelerinde gerekse mer'i5271 sayılı CMK'nın 22 ve devamı maddelerinde yeralan düzenlemeler subjektif tarafsızlıkla ilgili oluphakimin reddi hakkına ilişkindir. Bu nedenle şüpheli/sanık, müşteki/katılan yada Cumhuriyet savcısının hakimi reddetmesi mümkün ise de mahkeme veya hakimliğibir kurum olarak reddetmesi mümkün değildir. Keza heyet halinde çalışan birmahkemenin veya bir adliyede veya yargı çevresinde bulunan tüm mahkemelerin veyahakimlerinin toplu reddi usulü de yoktur ...
...
5271 sayılı CMK'nın22 vd. maddelerinde yer alan hakimin reddi müessesesinin, kural olarakkovuşturma aşaması ile ilgili olduğu görülse de, gerek ilgili maddemetinlerinde açıkça “şüpheli” kavramına yer verilmesi gerekse yasayla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkını teminat altınaalan AS'nin 6. ve Anayasanın 36.maddelerinin emredicidüzenlemeleri karşısında soruşturma safhasında da hakimin reddinin mümkünolduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Zira red,hakimin tarafsızlığını temin bakımından getirilmiş bir kurumdur.
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545sayılı Kanunla, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve münhasıran soruşturmaaşamasında görevli sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Adından da anlaşılacağıüzere bu hakimlikler, “mahkeme” niteliği taşımazlar, çünkü dava görmezler,sadece soruşturma aşaması ile ilgili tedbir taleplerini ve itirazları inceleyipkarara bağlarlar.
Soruşturma aşamasında tarafsızlığından şüpheduyulan sulh ceza hakiminin, gerek kişisel gerekse olgusal olaraksomutlaştırılmak suretiyle reddi mümkündür. Ancak objektif tarafsızlıkgerekçesiyle tüm sulh ceza hakimleri reddedilemez.
6545 sy. kanunlaSulh Ceza Hakimlerinin reddine dair özel bir usul getirilmediğine göre bukonuda genel hükümlerin uygulanması gerektiğinde şüphe olmamalıdır.
Bu durumda red,reddedilen hakimliğe yapılacak yazılı başvuru ile yapılmalıdır. Reddi istenenhâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirerek (CMKm.26/1-3) evrakı yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesine (CMKm.27/2) (Prof. Dr. Yener Ünver-Prof. Dr. Hakan Hakeri Ceza Muhakemesi Hukuku 12.baskı sh.191) gönderir. Retisteminin kabulü halinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkemegörevlendirilir.. (CMK m.27/4).
Red talebini kabul eden Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin tahliyetaleplerini değerlendirmek üzere her hangi bir hakimi görevlendiripgörevlendiremeyeceğine gelince;
5235 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi ileCMK m.101/1, 103, 108/1 ve 268/3 incelendiğinde, soruşturma aşamasındatutuklama ve tahliye kararlarını yalnızca sulh ceza hakimliği ve hakimiverebilir. Tutukluluğa itirazı ise, CMK m.268/3 uyarınca sadece bir başka sulhceza hakimliği ve hakimi inceleyebilir. Soruşturma aşamasında tutuklama vetahliye konusunda asliye ceza mahkemesine ve hakimine yetki verilmemiştir.Asliye ceza mahkemesi, ancak kabul ettiği iddianamenin kovuşturmasınıyürütürken tutuklama tedbiri ile ilgili kararlar verebilir. Bunun dışındaAnayasa ve kanunlar asliye ceza mahkemelerine, doğrudan veya dolaylı olaraksoruşturma aşamasına müdahale etme yetkisi vermemiştir.(Prof. Dr. Ersan ŞENyorumluyorum 13syf. 313-315) Bu nedenle Asliye Ceza Mahkemesi red talebini yerinde görürse ancak aynı yer ya da yargıçevresinde bulunan bir başka sulh ceza hakimini görevlendirebilir.
...
... Somut olayda, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesi hakimi sanık M.Ö.nün mutaduygulama gereğince taleple ilgili dilekçe ve eklerini 5271 sy.CMK’nın 24.maddesi gereğince görüş yazıları daeklenerek iade edilmek üzere reddedilen hakimlere göndermesi, evrakın tekrargelmesi durumunda ise yukarda açıklandığı üzere Türk Ceza Muhakemesi hukukundauygulanma yeri bulunmayan ve esasen haklı bir gerekçeye de dayanmadığı AnayasaMahkemesince tespit edilen 'objektif tarafsızlık' iddiasına müstenit taleplerinreddine karar vermesi gerekirken hiç birisi ilgili Cumhuriyet savcılarının görüşyazılarında belirtilen gerekçelerle gönderilmemiş ve bu şekilde söz konususoruşturma dosyaları kendisi tarafından incelenmemiş olmasına ve tamamı topluolarak reddedilmiş durumdaki İstanbul Sulh Ceza Hakimlerinin,kendilerineyönelik olarak yapılan bu toplu reddi hakim taleplerini inceleme yetkisininbulunmadığına yönelik olumsuz görüş yazılarına rağmen, talep dilekçelerini CMK’nın 8 vd. maddelerinde öngörülen şartları da taşımadığıhalde birleştirerek 32. Asliye Ceza hakimi sanık M.B.yigörevlendirmesi ve buna ilişkin müzekkereyi 24/04/2015 günü mesai bitimindensonra saat 17:28’de imzalamasıyla UYAP üzerinden, fizikende aynı gün İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi personelinin kalemi kapatıpadliyeden ayrılmasından sonra Hakim M.B.nin doğrudankendisine, hakim odasında 29. Asliye Ceza Mahkemesi zabıt katibi Ö.A.marifetiyle göndermesi ... sanık Hakim M.B.nin ...5235 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanunla değişik 10. Maddesi gereğincesoruşturma aşamasında tutukluluğa ilişkin tüm kararları verme yetkisinin SulhCeza Hakimliğine ait olduğu ve asliye ceza mahkemelerinin soruşturmaevresindeki işlemlerle ilgili bir yetkisinin bulunmamasına rağmen, 29. AsliyeCeza Mahkemesi hakimi M.Ö.nün kanuna aykırı şekildegörevlendirme kararına dayanarak, toplam 594 adet klasörden oluşan belgeleriincelemeden ... gece saat 22.00-22.30 sıralarında kararların yazımınıbitirerek, koridorda bekleyen avukatlara tebliğ ettirmesi ... karşısında;
Suç tarihi itibariyle hakim olan sanıklarınverdikleri kararların esasen de sorunlu oldukları görülmekle birlikte, budurumun müsnet suç yönünden yargısal faaaliyet kapsamında değerlendirilmesi ve verilen kararlarakarşı kanun yollarına baş vurulabileceği ileri sürülse de yukarda izah edildiğiüzere, kamu düzenine ilişkin görevle ilgili kuralları görmezden gelip yargılamahukukuna ilişkin işleyiş ve düzeni yok sayarak, 'mahkemeler üstü' bir tavırlaörgüt liderinin talimatı üzerine kurgulandığında şüphe bulunmayan plandoğrultusunda tam bir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık haliiçerisinde, fiil ve eylem birliği ile, aynı örgüt mensubu olmaktan soruşturulanaltmışüç şüpheli ile ilgili hakimin reddi ve tahliyetaleplerini, mutad işleyiş ve uygulama dışına çıkıp, mesaisaati dışında, verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertarafedecek, olayı bir oldu bitti fırsatçılığı içerisinde sonuçlandıracak birgizlilikle ve eşgüdümle hareket ederek görevli olmadıkları halde kabul edensanıkların, karar verme süreci ile ilgili hukuka aykırı eylemleriylegörevlerinin gereklerine aykırı davrandıklarında şüphe yoktur..."
41. Anılan mahkûmiyet hükmü, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca26/9/2017 tarihli kararla onanarak kesinleşmiştir. Kararın ilgili bölümlerişöyledir:
"... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülmekte olup beş yüz doksan dört klasörden oluşan yedi ayrı soruşturmadosyasında biri gazeteci, diğerleri emniyet görevlisi olan altmış üç şüphelininFETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiniortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeyeteşebbüs, devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme gibi çok sayıda suçtan tutuklu bulunduğu, bu şüphelilerinmüdafilerinin farklı tarihlerdeki tahliye istemlerinin İstanbul Sulh CezaHakimliklerinin kararlarıyla reddedildiği, keza altmış üç şüpheliden otuzaltısının, haklarında tutuklama nedeni bulunmadığını ileri sürerek yaptıklarıbireysel başvurunun Anayasa Mahkemesince 08.04.2015 tarihinde kabul edilemezbulunduğu,
Bu süreç sonunda, FETÖ/PDY silahlı terörörgütü lideri Fethullah Gülen'in "www.he.o"isimli internet sitesinde yayınlanan "Mukaddes Çile ve İnfakKahramanları" başlıklı vaaz/sohbet görünümlü kriptolu/örgütselkonuşmasıyla altmış üç tutuklu şüphelinin serbest bırakılmasının sağlanmasıiçin talimat verdiği, bunun üzerine 20.04.2015 tarihinde şüphelilerinmüdafileri olan yirmi avukat tarafından İstanbul Adliyesindeki tüm sulh cezahakimliklerinde görevli hakimlerin reddiyle şüphelilerin tahliye edilmesiistemli elli bir adet dilekçeden oluşan evrakın uygulanan prosedüre aykırıolarak tarama ve kayıt işlemlerinden geçirilmeksizin günün muhabere nöbetçisiİstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.ye odasında teslimedildiği, sanık M.Ö.nün reddi hakim taleplerini kabulederek, muhabere nöbetçisi İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.B.yi tahliye istemleri konusunda karar vermek üzere24.04.2015 tarihinde görevlendirdiği, sanık M.B.ninde 25.04.2015 tarihinde talepleri kabul ederek tutuklu bulunan şüphelilerintamamının tahliyesine karar verdiği olayda;
Silahlı terör örgütü üyesi olma suçubakımından;
Terör örgütlerinin; amaç suçun işlenmesiyolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı,hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik vedenetim konularında duyarlı oldukları, örgütün hiyerarşik yapısına dahilolmayan, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları,denetleyemedikleri, gizlilik ve güvenlik kurallarıyla hiyerarşiye uymayankişilerin faaliyetlerine izin vermeyecekleri, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlıterör örgüt lideri Fethullah Gülen'in 19.04.2015 günüörgütün yayın organlarından "www.herkul.org" isimli internetsitesinde yayınlanan talimatı doğrultusunda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüüyeliği ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin yedi ayrısoruşturma dosyasında tutuklu olan altmış üç şüphelinin müdafiliğini yapanyirmi avukatın, örgüt liderinin talimatından bir gün sonra 20.04.2015 tarihindetoplu halde verdikleri elli bir adet dilekçeye istinaden dosyaları kısmen dahiolsa incelemeden ve delillere temas etmeksizin, altmış üç şüphelinin tamamınınistisnasız olarak tahliyelerini sağlamak için örgüt tarafından verilen göreviyerine getirmek üzere birlikte harekete geçen ve ancak "adanmış" birörgüt mensubunca yapılabilecek bir yöntem ve üslupla, hukuka açıkça aykırı birzeminde bulunduklarını bilerek önceden tasarlanmış, amaç ve örgütselfaaliyetleri yönünden bilinçli olarak söz konusu usulsüz ve hukuka aykırıkararları veren sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarınıgerçekleştirmesine hizmet ettikleri ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütümensuplarının kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu terör örgütününmensupları tarafından kullanıldığı bilinen ByLockiletişim sistemini kullanmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dahiloldukları ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerianlaşılmaktadır.
...
Görevi kötüye kullanma suçu bakımından ise;
Sanıkların inceleme konusu davada yaptıklarıağır hukuka aykırılıkların, mesleki kıdemleri ve yetkili çalıştıklarımahkemelerdeki görev süreleri dikkate alındığında, beşeri hata ve meslekitecrübesizlik kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmaması, reddi hakimtaleplerinin kabul edilip tahliye kararları verildiği anda şüphelilere haksızbir menfaat sağlanması karşısında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce organizeedilen tahliye planını hayata geçiren sanıklar M.Ö. ve M.B.nin,verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek şekilde tambir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, iştirakhalinde söz konusu soruşturma evrakını incelemeden verdikleri hukuka aykırıkararlarla şüphelilerin tamamının tahliye edilmesine karar vererek, aynıörgütün mensubu olmaktan haklarında soruşturma yürütülen altmış üç şüpheliyemenfaat sağladıkları ve bu şekilde sanıkların, görevlerinin gereklerine aykırıhareket etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında... görevi kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı işledikleri kabul edilmelidir..."
IV. İLGİLİ HUKUK
42. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Hâkimin reddi sebepleri ve ret istemindebulunabilecekler" kenar başlıklı 24. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerdereddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerdendolayı da reddi istenebilir.
(2)Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii;katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler."
43. 5271 sayılı Kanun'un "Tarafsızlığınışüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" kenarbaşlıklı 25. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Tarafsızlığını şüpheye düşüreceksebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusubaşlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimitarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğerhâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir."
44. 5271 sayılı Kanun'un "Retisteminin usulü" kenar başlıklı 26. maddesinin (1) ve (3)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Hâkimin reddi, mensup olduğumahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanakdüzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır.
...
(3)Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarakbildirir."
45. 5271 sayılı Kanun'un "Hâkiminreddi istemine karar verecek mahkeme" kenar başlıklı 27.maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
"(2) Ret istemi sulh ceza hâkimine karşıise, yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi ve tek hâkime karşıise, yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesi karar verir.
...
(4) Retisteminin kabulü halinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkemegörevlendirilir."
46. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdakihallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
47. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
48. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hükûmete karşı suç" kenarbaşlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmenveya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası verilir."
49. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk DereceMahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri HakkındaKanun'un "Ceza mahkemelerininkuruluşu" kenar başlıklı 9. maddesinin beşinci fıkrasışöyledir:
"İş durumunun gerekli kıldığı yerlerdeceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu dairelernumaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.)Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanmasıamacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak dairelerarasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafındanbelirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’deyayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekteolan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireyegönderemez."
50. 5235 sayılı Kanun'un "Sulhceza hâkimliği" kenar başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"(Değişik: 18/6/2014–6545/48 md.) Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmaküzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararlarıalmak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıylasulh ceza hâkimliği kurulmuştur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birdenfazla sulh ceza hâkimliği kurulabilir. Bu durumda sulh ceza hâkimliklerinumaralandırılır. Müstakilen sulh ceza hâkimliğindegörevlendirilen hâkimler, adli yargı adalet komisyonlarınca başka mahkemelerdeveya işlerde görevlendirilemez."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
51. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Yakalama NedenlerininBildirilmediğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
52. Başvurucu, yakalama sırasında kendisine yönelik suçlamalarınbildirilmediğini ve haklarının hatırlatılmadığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
53. Bakanlık görüşünde, başvurucuya yakalama sırasında vesonraki süreçte hakkındaki suçlamalara ilişkin olarak yeterli ölçüde bilgiverildiği ifade edilmiştir.
54. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki iddialarını tekrarlamıştır.
b. Değerlendirme
55. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
57. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 17).
58. Anayasa Mahkemesi, suç isnadıyla yakalanan kişilerle ilgiliolarak yakalama nedenlerinin veya suçlamaların -yakalama sırasında-bildirilmediği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Deniz Özfırat, B.No: 2013/7929, 1/12/2015, §§ 42-54).
59. Somut olayda başvurucu tarafından dile getirilen yakalamatedbirine ilişkin iddialar 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamındaaçılacak davada incelenebilecektir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun iddialarının doğruluğunun tespiti hâlinde görevli mahkemecebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafikabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığısonucuna varılmıştır.
60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun yakalama nedenlerininbildirilmediği iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
61. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasınarağmen tutuklandığını, olayda kaçma ve delilleri etkileme ihtimalininbulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının gerekçedenyoksun olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
62. Bakanlık görüşünde; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bağlıMali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde komiser yardımcısı olarak görev yapanbaşvurucunun 17-25 Aralık soruşturmalarısürecinde görev aldığı, başvurucunun bilgisayarında yapılan incelemede diğergörevlilerle yaptığı spackgörüşmelerinde "Kabineyi toplayacağızburada" şeklinde bir söz söylediği, başvurucunun da aralarındaolduğu şüphelilerin görev yerinden ayrılırken bilgisayarların hafızasınısilerek soruşturmalara ilişkin bilgileri imha etmeye çalıştığı, başvurucununörgütsel bir ilişki içinde diğer şüphelilerle birlikte Hükûmeti cebir yoluyladeğiştirmeyi amaçladığı ifade edilmiştir.
63. Bakanlık; tutuklamaya ilişkin kararların içeriği vesoruşturma dosyasının kapsamı dikkate alındığında olayda kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu, tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanınölçülü bir tedbir olduğu görüşündendir
64. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında "17-25 Aralık soruşturmalarının Hükûmete yönelik bir darbe girişimiolmadığını, tutuklanmasının haksız ve yersiz olduğunu iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
65. Anayasa'nın "Kişi hürriyetive güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ileüçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
66. Başvurucun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bubölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
67. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
68. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
69. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
70. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığındavranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetlişüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
71. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamalarınölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamdadikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemive uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
72. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,124).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
73. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
74. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
75. Başvurucu hakkında başta tutuklama talep yazısı ve tutuklamakararı olmak üzere soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmelerdikkate alındığında başvurucunun tutuklanmasına esas alınan temel olgunun 17-25 Aralık soruşturmaları sürecindekieylem ve işlemleri olduğu anlaşılmaktadır. Anılan soruşturmalar, bazı siyasilerve bunların yakınları ile kamuoyunun tanıdığı bir kısım işadamı hakkında yolsuzluk yaptıkları iddiasıylabaşlatılmış ve 2013 yılının sonunda bu kişilerle ilgili bazı korumatedbirlerinin uygulanmasına çalışılmıştır.
76. Soruşturma mercileri ve yargı organları 17-25 Aralık soruşturmalarının FETÖ/PDYmensubu yargı ve kolluk görevlileri tarafından bu yapılanmanın amaçlarıdoğrultusunda Hükûmeti devirmek amacıyla kurgulandığını değerlendirmektedir.Bir başka ifadeyle FETÖ/PDY'nin faaliyetlerininHükûmeti devirmeye yönelik olduğu yönündeki değerlendirmelerin temelolgularından biri -daha sonradan kovuşturmaya yer olmadığı kararı ilesonuçlandırılan- bu soruşturmalardır (AydınYavuz ve diğerleri § 30).
77. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama talepyazısında ve İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında;başvurucunun 17-25 Aralık soruşturmalarınınyürütüldüğü emniyet biriminde görev yaptığı ve soruşturma süreçlerinde aktifolarak yer aldığı, anılan soruşturmalar kapsamında soruşturma konusu olaylarlailgisi bulunmayan çok sayıda kişinin telefonlarının dinlendiği, hukuka aykırıbirçok işlem yapıldığı, soruşturmaların görevden kaynaklanan hiyerarşinindışında örgütlenmiş bir grup tarafından Hükûmeti görev yapamaz hâle getirmeyihedefleyerek gerçekleştirildiği, bu kapsamda düzenlenen fezleke(ler)de o tarihte görevi başında olan Başbakanın "dönemin Başbakan'ı" olarakifade edildiği ve bir bakanın suç örgütü yöneticisi olarak gösterildiğibelirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun kullandığı bilgisayarda yapılan incelemedebir haberleşme programı üzerinden yaptığı görüşmede "Kabineyi toplayacağız burada" şeklinde bir ifadekullandığı tespit edilmiştir (bkz. §§ 12-15).
78. 17-25 Aralıksoruşturmalarının yukarıda değinilen özellikleri, yargı organlarınınbu soruşturmalara yönelik tespit ve değerlendirmeleri, başvurucunun bu soruşturmasüreçlerindeki konumu ile tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliğinin atıfyaptığı deliller ve bunların içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğindebaşvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin soruşturma dosyasındamevcut olduğu görülmektedir.
79. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
80. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suça ilişkin olarakKanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına ve -öngörülen ceza miktarı dikkatealındığında- kaçma şüphesinin bulunmasına, delillerin yok edilmesi veyadeğiştirilmesi ihtimaline, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına veadli kontrolün yetersiz kalacağına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 16).
81. FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeysetüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkedefaaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, buyapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışınakaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. AydınYavuz ve diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esasalınan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu, Türk hukuk sistemi içindeki en ağırcezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 48) isnat edilensuça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işareteden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§ 61; Devran Duran [GK], B. No:2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlararasındadır (bkz. § 46).
82. Öte yandan emniyet teşkilatında komiser yardımcısı olanbaşvurucunun delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göredaha fazla olduğu açıktır. Nitekim Bakanlık görüşünde, başvurucunun daaralarında olduğu şüphelilerin görev yerlerinden ayrılırken buradakibilgisayarlarda bulunan tüm veri ve bilgileri sildikleri ifade edilmiştir.
83. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 1.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimalineve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerininolgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
84. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
85. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran,§ 64). Özellikle FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliğiile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipiyapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat veteslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında busoruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşıkolduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 350).
86. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönündetutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsizolduğu söylenemez.
87. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
3. Tahliye KararınaRağmen Serbest Bırakılmamaya İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
88. Başvurucu, İstanbul sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddineve tahliyeye ilişkin talepte bulunduğunu, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesincehâkimlerin reddi isteminin kabul edildiğini ve tahliye talebini karara bağlamaküzere İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirildiğini ve bu Mahkemetarafından da tahliye kararı verildiğini, buna rağmen serbest bırakılmasınınhukuka aykırı bir şekilde engellendiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
89. Birleştirilen 2015/7799 numaralı başvuruda dile getirilen buiddiaya ilişkin olarak Bakanlığa bildirim yapılması gerekli görülmemiştir (bkz.§ 8).
b. Değerlendirme
90. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
91. Başvurucunun, serbest bırakılmasına ilişkin mahkemekararının uygulanmadığına ve bu karara rağmen hürriyetinin kısıtlanmasına devamedildiğine yönelik bu bölümdeki iddialarının mahkemeye erişim hakkıyla ilgiligenel ilkeler ışığında Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkralarıbağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
92. Anayasa'nın 36. maddesi adil yargılanma hakkını güvencealtına almıştır. Bu hakkın unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır.Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamandamahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkemekararlarının uygulanması yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayanve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsayargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (AYM, E.2014/149, K.2014/151,2/10/2014; Ahmet Yıldırım, B. No:2012/144, 2/10/2013, § 28).
93. Nitekim Anayasa'nın 138. maddesinde mahkeme kararlarına uymave bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organlarıile idare makamları lehine herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir. Yargıkararlarının ilgili kamu makamlarınca zamanında yerine getirilmediği birdevlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleritam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla devlet, yargıkararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler aleyhineoluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin hukuksistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür. Bu sebeple hukukunüstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette, bireylerin hukuk sistemine olan güvenve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarınınzamanında yerine getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621,25/07/2017, § 36). Hukukun üstünlüğü sadece hukuka aykırılıkların tespitedilmesiyle değil, bunların tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ve mahkemekararlarının gecikmeksizin uygulanmasıyla sağlanabilir (AYM, E.2014/149, K.2014/151,2/10/2014).
94. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında isehürriyeti kısıtlanan kişiler yönünden mahkemeye erişim hakkı bakımından özelbir güvenceye yer verilmiştir. Anılan fıkrada, her ne sebeple olursa olsunhürriyeti kısıtlanan kişinin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini vebu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahip olduğu ifadeedilmiştir. Bu bakımdan yetkili mahkemelerce verilen tahliye kararlarınınyerine getirilmemesi mahkemeye erişim hakkının özel bir görünümü olanAnayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki bu güvenceyi işlevsiz kılar.
95. Buna göre yetkili mahkemelerce verilen tahliye kararlarınınzaman geçirilmeksizin uygulanması, böylelikle tutuklu kişilerin derhâlsalıverilmelerinin sağlanması gerekir (EmrahErgün, B. No:2014/4651, 21/2/2018, § 46). Bir hukuk devletindemahkemelerce verilen tahliye kararlarının yerine getirilmemesi, diğer birifadeyle kişinin serbest bırakılmasına karar verilmesine rağmen hürriyetindenyoksun bırakılmaya devam edilmesi, kişilerin keyfi olarak hürriyetlerindenyoksun bırakılmalarını engellemeye yönelik olarak Anayasa'nın 19. maddesinde yeralan tüm güvenceleri anlamsız hâle getirir.
96. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin sekizincifıkrasında hürriyeti kısıtlanan kişilerin serbest bırakılmayı sağlamak amacıylaancak yetkili bir yargı merciinebaşvurabilecekleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla hürriyeti kısıtlanan kişilerinserbest bırakılma talepleriyle ilgili olarak bir karar verme yetkisi ve görevibulunmayan yargı mercilerinin verdikleri serbest bırakılma kararları,Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının sağladığı güvenceler kapsamındadeğerlendirilemez.
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
97. Başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda şüphelininmüdafileri tarafından İstanbul sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddi ilebirlikte tahliye istemlerini içerir dilekçeler İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesine verilmiştir. Anılan Mahkeme, sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddiyönündeki talepleri kabul etmiş ve tahliye taleplerinin karara bağlanması içinilgili dilekçeleri İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir. BuMahkeme de -ilgili soruşturma dosyalarına erişim sağlayamasa da- tümşüphelilerin serbest bırakılmasına karar vermiştir.
98. Bu sırada şüpheliler hakkındaki soruşturmayı yürütenİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ve -soruşturma aşamasında- tutuklamaylailgili hususlarda karar vermekle yetkili ve görevli olan İstanbul sulh cezahâkimliklerinin de sürece müdahil oldukları görülmektedir. Nitekim Başsavcılıkve sulh ceza hâkimlikleri, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin tahliye ve reddihâkim taleplerine ilişkin görüş bildirilmesi ilesoruşturma dosyalarının gönderilmesi istemlerini, istemde bulunan mercinin şüphelilerin taleplerine ilişkin olarak birinceleme yapma veya karar verme yetkisinin ve görevinin bulunmadığınıbelirterek kabul etmemişlerdir. Ayrıca İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği -aynıgerekçelerle- İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesince verilen "hâkimlerinreddi isteminin kabulüne ve görevlendirmeye ilişkin" kararların yokhükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.
99. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince başvurucunun daaralarında olduğu tüm şüphelilerin tahliyesine karar verildikten sonra da-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine- İstanbul 10. Sulh CezaHâkimliği tarafından anılan tahliye kararlarının yok hükmünde olduğununtespitine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir. Bukarar üzerine Başsavcılığın İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince gönderilentahliye müzekkerelerini işlemsiz olarak iade ettiği görülmektedir.
100. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin reddi hâkimve tahliye taleplerini kabul eden İstanbul 29. ve 32. Asliye CezaMahkemelerindeki hâkimlerin silahlı terör örgütüne üye olma ve görevi kötüyekullanma suçlarından mahkûm edilmelerine dair Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararındamahkeme veya hâkimliği bir kurum olarak reddetmenin mümkün olmadığı, biradliyede ya da yargı çevresinde bulunan tüm mahkemelerin veya hâkimlerinintoplu olarak reddi şeklinde bir usulün de bulunmadığı ifade edilmiştir. Karardaayrıca hâkimin reddi müessesesinin kovuşturmanın yanı sıra soruşturmasafhasında da mümkün olduğu ancak objektif tarafsızlık gerekçesiyle tüm sulhceza hâkimlerinin reddedilemeyeceği belirtilmiştir (bkz. § 40).
101. Daire, soruşturma aşamasında yapılan hâkimin redditalepleri üzerine uygulanması gereken usule ilişkin olarak da belirlemelerdebulunmuştur. Buna göre hâkimin reddi taleplerine ilişkin dilekçeler, reddedilensulh ceza hâkimliğine verilecek; reddi istenen hâkim -ileri sürülen- retsebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirerek evrakı yargı çevresiiçinde bulunduğu asliye ceza mahkemesine gönderecek; ret isteminin kabulühâlinde ret talebini kabul eden asliye ceza mahkemesi -varsa- tahliyetaleplerini değerlendirmek üzere -herhangi bir hâkimi değil- aynı yer ya dayargı çevresinde bulunan bir başka sulh ceza hâkimini görevlendirecektir (bkz.§ 40).
102. Diğer taraftan anılan Yargıtay kararında başvurucunun daaralarında olduğu şüphelilerin reddi hâkim ve tahliye taleplerinin kabulüneilişkin kararların, yargısal bir faaliyet kapsamında değil, FETÖ/PDY liderinintalimatı üzerine -kamu düzenine ilişkin olan- mahkemelerin görevlerine ilişkinkurallar görmezden gelinerek ve yargılama hukukuna ilişkin işleyiş ve düzen yoksayılarak örgütsel bir tavırla verildiğine dikkat çekilmiştir (bkz. § 40).
103. Söz konusu mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin YargıtayCeza Genel Kurulu kararında da hâkimin reddi ve tahliye taleplerinin kabulünekarar veren hâkimlerin FETÖ/PDY üyesi oldukları ve örgütsel bir ilişki içindealdıkları talimat uyarınca bu kararları verdikleri belirtildikten sonra bukararların veriliş sürecindeki uygulamaların ağır hukuka aykırılıklar içerdiği,bunun beşerî hata ve mesleki tecrübesizlik kapsamında değerlendirilmesininmümkün olmadığı, aksine bilinçli ve kasıtlı bir şekilde hareket edildiği ifadeedilmiştir (bkz. § 41).
104. Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya barizşekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması, bununtemel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında ceza muhakemesikurumlarına ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu vebunların somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013,§ 77; Süleyman Bağrıyanıkve diğerleri, § 223). Bu bakımdan Anayasa Mahkemesince, soruşturmaaşamasında sulh ceza hâkimlerinin reddi ve ret istemiyle birlikte yapılantahliye taleplerinin inceleme usulüne ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesi veYargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında yer alan tespit ve değerlendirmelerdenayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
105. Yukarıda değinilen Yargıtay kararlarında da belirtildiğiüzere soruşturma aşamasında asliye ceza mahkemelerinin şüphelilerin tahliyesinekarar verme yetkileri ve görevleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucununtutukluluk durumuyla ilgili olarak soruşturma aşamasında karar verme yetkisi vegörevi 5235 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca (bkz. § 50) münhasıran ilgilisulh ceza hâkimliklerine aittir. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin -hukukkurallarına açıkça aykırı bir yöntemle ve örgütsel bir ilişki içinde- vermişolduğu hâkimin reddi taleplerinin kabulüne ve tahliye istemleri hususunda kararvermek üzere İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine dairkararının bu Mahkemeye başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerintutukluluk durumuyla ilgili bir karar verme yetki ve görevi vermeyeceğiortadadır. Aksinin kabulü kanun tarafından sulh ceza hâkimliklerine verilen birgörevin bir mahkeme tarafından bu hâkimliklerden alınarak bir başka mahkemeyeverilmesi anlamına gelir. Nitekim İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi29/4/2015tarihinde, hâkimlerin reddi talebinin kabulüne ilişkin önceki kararının;İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de 28/4/2015 tarihinde, tahliyeye ilişkinönceki kararlarının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek bu kararların yokhükmünde sayılmasına karar vermiştir.
106. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun tahliyesine ilişkinİstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi kararının yetkili bir yargı merciitarafından verilmiş bir karar olduğunun kabulü mümkün değildir.
107. Bu durumda başvurucu hakkındaki soruşturmayı yürütenBaşsavcılığın yetkili olmayan bir yargı mercii tarafından verilen tahliye kararıüzerine başvurucunun tutukluluk durumuyla ilgili olarak karar vermeye yetkiliyargı mercii olan İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurduğu, anılanHâkimliğin de bu çerçevede -başvurucunun da aralarında olduğu- şüphelilerintutukluluk hâllerinin devamına karar verdiği söylenebilir. Nitekim Başsavcılık,İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen tutukluluğun devamı kararındansonra İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince gönderilen tahliye müzekkerlerini-bu karara atıf yaparak- iade etmiştir (bkz. § 29).
108. Sonuç olarak başvurucunun yetkili bir yargı merciitarafından verilen tahliye kararına rağmen serbest bırakılmaması söz konusudeğildir. Aksine başvurucunun İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince -herhangibir yetkisi ve görevi olmaksızın, hukuka aykırı olarak ve üstelik örgütsel birilişki içinde- verilen tahliye kararından sonraki süreçte hürriyetinden yoksunbırakılmasının ve anılan tahliye kararlarının icra edilmemesinin İstanbul 10.Sulh Ceza Hâkimliğince verilen tutukluluğun devamı kararı uyarıncagerçekleştiği görülmektedir. Buna göre başvurucunun söz konusu tahliye kararısonrasındaki tutulmasının hukuki bir temelinin bulunmadığını söylenemez.
109. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tahliye kararına rağmenserbest bırakılmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
4. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
110. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda kaçmaşüphesi ve delilleri karartma nedenlerine ilişkin yeterli bir gerekçeninbulunmadığını, bu kararlarda soruşturma mercilerince hangi delillereulaşıldığının ve soruşturmanın neden sonuçlandırılmadığının tartışılmadığını,matbu gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
111. Birleştirilen 2015/7799 numaralı başvuruda dile getirilenbu iddiaya ilişkin olarak Bakanlığa bildirim yapılması gerekli görülmemiştir(bkz. § 8).
b. Değerlendirme
112. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, §§ 16, 17).
113. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliyeedilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıfyaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açmaimkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).
114. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 9/2/2016tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyiaştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacakdavada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevlimahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumunauygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuruyolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
115. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makulsüreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Sulh CezaHâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine AykırıOlduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
116. Başvurucu, tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkimilkesine aykırı olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğindebulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
117. Bakanlık görüşünde; sulh ceza hâkimliklerinin kanunlakurulduğu, kurulan sulh ceza hâkimliklerine HSYK tarafından kariyer, ehliyet veliyakatleri gözetilerek görev yapan hâkimler arasından atama yapıldığı belirtilmiştir.
118. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu bölümdekiiddiasına ilişkin olarak ek bir açıklamada bulunmamıştır.
b. Değerlendirme
119. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkimgüvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları vetutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyettenyoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâlegetirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh cezahâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
120. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza hâkimliklerinindoğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olduğu iddiasınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
122. Başvurucu; gözaltı sırasında kolluk görevlilerininpsikolojik baskısına maruz kaldığını, araca bindirilirken gerekmediği hâldekendisine fiziki müdahalede bulunulduğunu, temel ihtiyaçlarının geçkarşılandığını veya karşılanmadığını belirterek kötü muamele yasağının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
123. Bakanlık görüşünde başvurunun bu bölümdeki iddialarınailişkin olarak bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
124. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetiniöncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
125. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı veAnayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğunailişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanınyapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini vecezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).
126. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğükapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesinbelirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsadahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasınınsağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,§ 25).
127. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamugörevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı dagözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarını tüketmeksizin bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
128. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağınınihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak idari ve/veya yargısal başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Masumiyet Karinesininve Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
129. Başvurucu; başta Başbakan olmak üzere birçok siyasetçi vekamu görevlisinin kendisinin de aralarında olduğu bazı polisleri suçlu ilanettiğini, basında da bu yönde haberler çıktığını, sağlık kontrolü sırasındagazeteciler önünde teşhir edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
130. Başvurucu ayrıca üst düzey siyasetçiler ve kamu görevlileritarafından, yargı kararı olmadığı hâlde örgüt olarak dillendirilen bir cemaatemensup olduğunun söylendiğini, böylelikle belirli bir gruba yönelik ayrımcılıksöyleminde bulunulduğunu, bu grubun bir suç kaydı olmadığını, toplumun önemlibir kısmında teveccüh gördüğünü belirterek ayrımcılık yasağının ihlaledildiğini ihlal edildiğini iddia etmiştir.
131. Bakanlık görüşünde başvurunun bu bölümdeki iddialarınailişkin olarak bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
132. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delillerisunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasahükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukukiiddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem,eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük iledayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ileihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvurudilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale nedenolduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasınagöre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerdenhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delilleraçıklanmalıdır (Veli Özdemir, B.No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
133. Somut olayda başvurucu; başvuru formları ve eklerindesiyasetçi ve/veya kamu görevlisinin hangi söz veya eylemleriyle kendisini neşekilde suçlu ilan ettiğini, hangi basın organında çıkan hangi haberin bukapsamda olduğunu, sağlık kontrolü sırasında gazeteciler önünde teşhir edilmeolayının nasıl ve kimin tarafından gerçekleştiğini ve bununla ilgili herhangibir hukuki sürecin yaşanıp yaşanmadığını, FETÖ/PDY'yeyönelik olarak söylendiği belirtilen bazı değerlendirmelerin kendisi yönündennasıl ayrımcılık teşkil ettiğini somut olarak belirtmemiştir. Başvuru formlarıve eklerinde anılan ihlal iddialarına yönelik olarak iddianın konusunu belirtirşekilde somut bilgi, belge ve kanıt bulunmamaktadır. Bu itibarla başvuruya konuihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamakve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmaksuretiyle hukuki iddialarını ortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasınarağmen başvurucu tarafından bu yükümlülük yerine getirilmemiştir.
134. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemişolduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yakalama nedenlerinin bildirilmemesi nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Masumiyet karinesinin ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA18/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.