TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN GÖNEK VE ŞAHİN TOPRAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/4683)
Karar Tarihi: 22/1/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Hüseyin GÖNEK
2. Şahin TOPRAK
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksiktazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyethakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 13/3/2015 ve 23/3/2015 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonlarca, başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2015/5343 numaralı başvurunun konu bakımından hukuki irtibatınedeniyle 2015/4683 numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin2015/4683 numaralı dosya üzerinden sürdürülmesine karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucular Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı köylerdeikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesindeköylerinin boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldıklarınıiddia etmiş ve 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarınınkarşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
11. Komisyon tarafından yapılan inceme ve değerlendirme sonucu1. başvurucuya 12.000 TL (Başvuru formunda bu tutar 62.424,23 TL olarak yeralmıştır.), ikinci başvuruya 20.169,30 TL ödenmesine karar verilmiştir. Komisyonkararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ilebirlikte sulhname örneği başvurucuların vekilinegönderilmiştir. “Yukarıda ayni/nakdi olarakbelirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitineesas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamını karşılamış olduğunukabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname18/4/2012 ve 1/4/2012 tarihinde başvurucular vekili tarafından imzalanmıştır.
12. Başvurucular, özetle zorunlu göçten önce hayvanları olduğuhâlde Komisyon tarafından buna ilişkin ödeme yapılmadığını belirterek Komisyonkararında hükmedilen miktarın gerçek zararlarını karşılamadığı ve manevitazminata da karar verilmediği iddialarıyla Komisyon kararının iptali istemiyledava açmışlardır. Elazığ 2. İdare Mahkemesi davalarıaynı gerekçe ile reddetmiştir. Kararların gerekçesinde imzalanan sulhnamelerle davacının uğradığı zararların tazmin edilmeksuretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan veimzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangibir hususun bulunmadığı görülmekte olan sulhnamesonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.Kararda ayrıca 5233 sayılı Kanun'da manevi zararın tazminine yönelik herhangidüzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında davacının manevi tazminattalebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu Komisyon kararında hukukaaykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesi kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülentemyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinibelirterek onanmasına karar vermiştir.
14. Karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafındanreddedilmiştir. Nihai kararlar birinci başvuruya 19/2/2015 ikinci başvurucuya26/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular süresinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
16. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon,doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 incimaddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeyegöre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkatealarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
17. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
18. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"Komisyon, doğrudan doğruya veyabilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeyegöre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödemetutarını, 20 nci maddeye göre ifa tarzı ile 23 üncüve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılanzararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslaragöre hazırlanan sulhname tasarısının örneği (EK-E)davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır. "
19. Aynı Yönetmelik'in "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibinYeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ileyapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkinolarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yenidendeğerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücuistemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."
20. Aynı Yönetmelik'in"Nakdî ödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesişöyledir:
"Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."
21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“1. İdaridava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları,
...”
22. 2577 sayılı Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenarbaşlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdarieylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bueylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bukonudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmışgün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,dava süresi içinde dava açılabilir.”
23. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:
"5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarınınözellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içindeve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüylezarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yolunagidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucubu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerekbuna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucununsosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerineyasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyalrisk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerdenibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdiryetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların önceliklesulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamdadeğerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veyaeylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadelesırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idareninkusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuzsorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörlemücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulhyoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da buzararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin birhükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyenuyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerekAnayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yerverilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanınıdaraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hükümiçermemektedir."
24. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarınadayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenKaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'TazminatKanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğudoğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminattalep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydanagelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarıncakarşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke vekuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarakmanevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılmasıgerekmektedir.”
25. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'unamaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde isesulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhnameimzalanmasının dava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvuruya benzerşekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyleuğranılan zararın tazminine ilişkin sulhnameimzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararlamanevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayanbir grup başvuruyu incelediği Akbayır vediğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08, 28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği,dolayısıyla yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminathakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiyle başvuruları kabuledilemez bulmuştur.
27. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözümbeyanlarının (sulhnamelerin) manevi tazminattan sözetmediğini gözlemlendiğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların(sulhnamenin) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeyeilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvurusahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsiledildiğini, bu hâlde başvuranların hem 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarınınmanevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını hem de bu anlaşmalarınsonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerinibelirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme,başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerinigerektirmektedir ve AİHM uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyleilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniylebaşvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
28. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besiciliktenelde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesineilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgiliyukarıda belirtilen sonuçların da ayrıca bu şikâyete uygulanabilir olduğukanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerinimzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların EksikTazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarıbaşvuruların kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilenkısmı için idare ile sulhname imzalamakla birlikte sulhname dışı bırakılan hayvan zararları ve iki yıllıkeksik süre yönünden dava açtıklarını, nitekim Danıştay Onuncu Dairesinin sulhname dışı bırakılan hususlar için dava açılabileceğiyönünde kararları olduğunu belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
31. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarındaortaya konulan içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığıbelirtilmiştir.
b. Değerlendirme
32. Başvurucular, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılıKanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından tespit edilen maddizararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak tazminat miktarı belirlenmiş(bkz. § 11) ve kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhnameörneği ile birlikte sulha davet yazısı başvurucular vekiline gönderilmiştir.Sulh teklifi başvurucular vekili tarafından kabul edilerek başvurucular adına sulhname imzalanmıştır.
33. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekseiçerdiği düzenlemelerden, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilen düzenlemelerdende anlaşılacağı üzere sulhname düzenlenerekuyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiğianlaşılmaktadır.
34. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıklara bakan idare mahkemelerive Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'u bu amacınıesas alarak yorumlamış ve sulhname imzalanmasıyladavacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığınortadan kalktığı, dolayısıyla sulhname imzalanmasınınardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucunavarmışlardır.
35. Sulhname dışı bırakılan bakiyezarara dair açılan davaların sulhname imzalanmışolması nedeniyle reddedilmesi yönündeki İdare mahkemeleri ve Danıştayın bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine taşınmış ve Mahkeme, -sulhname konusuparanın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul bir tazminatahükmedilmesini temin eden sulhnameyle birliktebaşvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmıştır. Mahkeme,mağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle başvuruların kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58; Salih Alkan, B. No:2013/4747, 31/3/2016). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yorumunda mülkiyet hakkı yönünden birsorun görülmemiştir.
36. Diğer taraftan Danıştay Onuncu Dairesinin sulhname dışı bırakılan hususlar için dava açılabileceğiyönünde kararlarına rağmen aksi yönde karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlalettiği iddiası da daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Mahkemesöz konusu içtihadında,Danıştay dava daireleriarasındaki iş bölümü kapsamında 5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları vetemyiz başvurularını inceleme görevi Danıştay Onuncu Dairesine ait ikenDanıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011 tarihli kararla bu görevin Danıştay Onbeşinci Dairesine devredildiğini, aynı yıl Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğine giderek 5233sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığındanbakiye zararlar için dava açılamayacağı şeklinde içtihadını oluşturduğunu ve Onbeşinci Dairenin bu içtihadı istikrarlı şekildeuyguladığının anlaşıldığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, derecemahkemelerince, hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerindeğerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkârbulunmaması veya yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında içtihadınmüstakar hale gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitlinedenlerle içtihat değişikliği yaşanabileceğini belirterek söz konusu iddiayıkabul edilemez bulmuştur (bkz. Ramazan Acar,B. No: 2013/7939, 15/12/2015; Selvi Ağgül ve diğerleri, B. No: 2013/6201,21/4/2016).
37. Somut olayda da Anayasa Mahkemesinin anılan içtihatlarındanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Şöyle ki olayda, eksik hesaplandığıiddia edilen zararın miktarı üzerinde başvurucuların idareyle anlaşma sağlamışve sulhnameyi imzalamış olmaları sebebiyle maddimağduriyetlerinin giderildiği anlaşılmaktadır. Başvurucular, Komisyonuntespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiklerialacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkına ilişkinmağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sonaermiştir.Belirtmek gerekirki başvurucuar Komisyonun sulhnameteklifini avukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnamelerbaşvurucular adına avukatları tarafından imzalanmıştır. Dolayısıylabaşvurucuların maddi tazminat iddialarını sona erdiren sulhnameninbu hukuki sonucundan habersiz oldukları da düşünülemez. Öte yandan başvurucular,Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerineödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
38. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'daöngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açıkolup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevitazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
39. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklananmülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Manevi Zararların Tazmin Edilmediğineİlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
41. Bakanlık görüşünde, başvurucuların idare mahkemesineaçtıkları davalarda dava dilekçesinde manevi zarara ilişkin taleplerineyeterince açık şekilde ortaya koymadıkları belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevitazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireyselbaşvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarındabaşvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminatödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamaklabirlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talephakkına sahip olduğu belirtilmiştir (ÖzdenSayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
43. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un,Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (§ 26) dabelirtildiği üzere, maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birliktemanevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan birkanun olduğunu ve 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlemveya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebindebulunabilme imkânı tanındığını belirterek 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıdagenel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğinibelirtmiştir (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
44. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanunmanevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.
45. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getirilişbiçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtileniçtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'unilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığı yoksa manevi tazminattalebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.
46. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının sulhname dışı bırakılan zarar kalemlerine ilişkin kısmınıniptali istemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat daödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulanve faaliyette bulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi beklenemez.Dolayısıyla başvurucuların Komisyona başvurunun ardından açtıkları davalarını5233 sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tam yargı davasıaçmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeylereddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğusonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
48. Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksikhesaplanması, köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddialarındikkate alınmaması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adilyargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
2. Değerlendirme
49. Somut olayda sulhname imzalanarakmaddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıdamülkiyet hakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuçgözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynışikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bunedenle başvurucuların bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ilerisürdükleri benzer mahiyetteki şikayetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
50. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkinşikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsızolduğundan ve başvurucuların temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabileceknitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden incelemeyapılmıştır.
51. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğegiren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihlive 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı BaşvurularınTazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
52. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafındanincelenmesi öngörülmüştür.
53. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığıyönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
54. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyleulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul birbaşarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan HaklarıTazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurununincelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucunavararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlikkararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
55. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.