TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN CANTAYAN VE ŞÜKRAN CANTAYAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/8800)
Karar Tarihi: 18/4/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucular
:
1. Hüseyin CANTAYAN
2. Şükran CANTAYAN
Vekili
:
Av. Erol BİNGÖL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniylekişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, aleyhe vekâlet ücretinehükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Başvuru Tarihine KadarYaşanan Gelişmeler
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Birinci başvurucu Şükran Cantayanhamile olduğu sırada meydana gelen kanama nedeniyle 6/3/2004 tarihinde ErcişDevlet Hastanesine (Hastane) müracaat etmiş ve kadın doğum servisine yatışısağlanmıştır. Aynı tarihte uygulanan tedavi sırasında başvurucuya enjeksiyonyapılmış daha sonra birinci başvurucunun sol bacağında ağrı ve uyuşmaşikâyetleri ortaya çıkmıştır. Başvurucu 18/3/2004 tarihinde taburcu edilmiştir.
8. Başvurucular, hizmet kusuru nedeniyle birinci başvurucununsol bacağında incelme ve kısalma şeklinde kalıcı sakatlık meydana geldiğindenbahisle Sağlık Bakanlığı aleyhine 7/10/2005 tarihinde Van 1. İdare Mahkemesindemaddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
9. Mahkeme konuyla ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan (ATK)bilirkişi raporu istemiştir. ATK'nın 25/5/2009tarihli raporunda; enjeksiyonun kim tarafından ne zaman yapıldığına dair tıbbidelil bulunmadığı, bu nedenle görüş bildirilemeyeceği belirtilmiştir.
10. Mahkemece söz konusu rapor yeterli görülmeyerek yenidenbilirkişi raporu verilmesi istenmiştir. ATK'nın8/2/2010 tarihli raporunda; birinci başvurucuya Erciş Devlet Hastanesinde düşükriski nedeniyle gördüğü tedavi sırasında enjeksiyon yapılmış olduğu, ancakHastanedeki tedavi sırasında veya taburcu işlemleri sırasında kişinin bacağındaveya ayağında herhangi bir şikâyet olduğuna dair tıbbi belgelerde kayıtbulunmadığından siyatik sinir zedelenmesine neden olan olayın hangi tarihtemeydana geldiği ve neye bağlı olduğunun eldeki mevcut verilerle bilinemeyeceğibildirilmiştir.
11. Mahkeme tarafından 7/10/2010 tarihli ara kararla öncekiraporlar arasında çelişkiler bulunduğu belirtilerek ATK Genel Kurulundanbilirkişi raporu istenilmiştir. Mahkemenin söz konusu ara kararında birincibaşvurucuya Erciş Devlet Hastanesindeki tedavisi sırasında 6/3/2004 tarihindeenjeksiyon yapıldığının açık ve taraflar arasında tartışmasız olduğubelirtilmiştir. Aynı şekilde taburcu olmasından on altı gün sonra yapılanmuayene raporunda hastanın şikâyeti kısmında "yaklaşık20 gün önce sol kalça bölgesinden iğne yapılmış, ayakta uyuşma başlamış"ifadesiyle başvurucunun şikâyetlerinin tıbbi belgelerde kayda geçmiş olduğuvurgulanmıştır. Mahkeme, aşağıda belirtilen şu hususlar hakkında rapordüzenlenmesini talep etmiştir:
a) Birinci başvurucunun sol bacağında meydana gelen incelme vekısalma şeklindeki kalıcı sakatlığın 6/3/2004 tarihinde yapılan enjeksiyondanya da enjekte edilen ilacın etken maddesinden kaynaklanmış olup olamayacağı(ilacın içerdiği etken maddenin niteliği ve muhtemel komplikasyonları,enjeksiyonun hatalı uygulanmış olması hâlinde böyle bir sakatlığa sebebiyetverip vermeyeceği gibi konular etraflıca değerlendirilmek suretiyle),
b) Enjeksiyonun tıp kurallarına uygun şekilde yapılmış olmasıhâlinde bile böyle bir sakatlığın gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığı,
c) Birinci başvurucudaki sakatlık ile 6/3/2004 tarihlienjeksiyon arasında uygun illiyet bağı kurulamıyor ise bu türden sakatlığınsebeplerinin neler olabileceği, başvurucunun bacağında meydana gelen sakatlığınsebepleri ortaya konulamıyorsa bunun nedenlerinin ne olduğu.
12. ATK Genel Kurulunun 3/2/2011 tarihli raporunda şunlarbelirtilmiştir:
a) Birinci başvurucunun taburcu olmasından on altı gün sonrayapılan elektromiyografi(EMG) tetkiklerinde tespit edilen enjeksiyon nöropatisiyleuyumlu bulguların EMG çekiminden en az beş gün öncesine ait olması gerektiği,kişinin hastanede yattığı dönemi de içine alan dönemde sinir hasarınınoluştuğunun kabul edildiği ancak ne zaman oluştuğunun kesin olarak tespitedilemeyeceği,
b) Enjeksiyon doğru yere yapılsa dahi sinir hasarının ödem, hematom gibi kitle oluşturan nedenlerleolabileceği gibi sinire nüfuz ederek toksiksebeplerle de oluşabileceği,
c) Birinci başvurucuya enjekte edilen P. isimli ilacın toksik etkilerinin araştırıldığına dair literatür bilgisisaptanmadığı, olayın bir komplikasyon olarak değerlendirildiği.
13. Başvurucu anılan rapora itiraz etmiştir. Ancak Mahkemeceitiraz yerinde görülmeyerek ATK Genel Kurulunun 3/2/2011 tarihli raporu esasalınmak suretiyle 17/4/2012 tarihinde dava reddedilmiştir. Karar gerekçesindeolayda idareye yüklenebilir ağır bir hizmet kusurunun bulunmadığı ve meydanagelen zararla sağlık hizmeti arasında nedensellik bağlantısı kurulamadığı ifadeedilmiştir.
14. Temyiz incelemesinde Danıştay OnbeşinciDairesinin 20/5/2014 tarihli ilamıyla derece mahkemesi kararının tazminattalebinin reddine ilişkin kısmı onanmış, idare lehine maktu vekâlet ücretinehükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle vekâlet ücretine ilişkin kısmı bozulmuştur.Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 18/2/2015 tarihli kararıylareddedilmiştir. Bu karar başvurucular vekiline 21/4/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucular 20/5/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. Başvuru TarihindenSonra Yaşanan Gelişmeler
16. Mahkeme tarafından bozma kararına uyulmuş ve 19/6/2015tarihli kararla idare lehine 600 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Sözkonusu karar Danıştay Onbeşinci Dairesinin 8/2/2016tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi 15/11/2016 tarihindereddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 12. maddesi.
18. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkinmevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (ilgili hukuk için bkz. Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§11-14).
B. Uluslararası Hukuk
19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).
21. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelikgerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).
22. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkındadoktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyicitedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın öncedenbilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortayaçıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlututulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k.),B. No: 28870/05, 25/5/2010).
23. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerinsorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesiiçin yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarındave hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalinihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veyasahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçlarındoğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasındaolmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §119, Yardımcı/Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 18/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
25. Başvurucular; yanlış enjeksiyon sebebiyle yaşam hakkınınihlal edildiğini, bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtmadığını ve meslektaşolan doktorları koruma amacıyla hazırlanmış olduğunu ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
26. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
27. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek eldenplanlayıp hizmet vermesini düzenler."
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
31. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucuların tıbbiihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
(1)Genel İlkeler
33. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
34. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,15/10/2015, § 49). NitekimAnayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlıkalanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
35. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§ 51).
36. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının daAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahipolduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,25/1/2018, § 32).
38. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerdenhareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmekAnayasa Mahkemesinin görevi değildir (MehmetÇolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddive manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usulyükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel birşekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derecemahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermekiçin öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).
39. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
40. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin pozitifyükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
41. Somut olayda derece mahkemesi tarafından bilirkişi raporlarıarasındaki çelişkilerin giderilmesi için ATK Genel Kurulundan bilirkişi raporualındığı görülmektedir. Derece mahkemesinin çelişkileri gidermeye yönelikayrıntılı sorular yönelttiği, ATK Genel Kurulunda hazırlanan raporda busoruların tümüne detaylı yanıtlar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilirkişiraporunda karşılaşılan durum komplikasyon olarak değerlendirilmiş ve idarenineyleminin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemetarafından da anılan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine kararverildiği görülmektedir.
42. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek,başvurucuların iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir. Derece mahkemesi önceki bilirkişi raporları arasındakiçelişkileri giderdiğini, bilimsel veri ve içeriğe sahip olduğunu belirterek ATKGenel Kurulunun raporunu karar vermeye elverişli bulduğunu açıklamış ve rapordoğrultusunda davanın reddine karar vermiştir.
43. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucuların iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir. Aynı zamanda derece mahkemesinin kararında ATK Genel Kurulununraporuna itibar edilmesinin sebeplerinin de belirtilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
44. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilenbaşvurucuların, bilirkişi raporlarına ve kararlara karşı kanuni yollarabaşvurabildikleri ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusudavaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, dava dosyasınıinceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdaredildikleri anlaşılmaktadır.
45. Sonuç olarak başvurucuların ileri sürdüğü iddialar hakkındaalınan ATK Genel Kurulunun raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesikararı, konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumdauyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece mahkemelerinceAnayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiğianlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerininyerine getirilmediği söylenemeyeceğinden kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
47. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
2. Değerlendirme
48. 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış BazıBaşvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici maddeeklenmiştir.
49. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
50. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyereketkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
51. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru yolununkişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
52. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
54. Başvurucular, aleyhlerine maktu vekâlet ücretinehükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
55. Somut olayda başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretininkanuni dayanağının bulunduğu, gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hakaçısından orantılı olduğu, başvurucular üzerinde dava açmayı imkânsız kılacakveya aşırı derecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük oluşturmadığıanlaşıldığından mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açıkolduğu sonucuna varılmıştır (Ş.Ç.,B. No: 2012/1061, 21/11/2013, §§ 28-33; SerkanAcar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38-39).
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE18/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.