TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HÜSEYİN KAPLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/16497)
Karar Tarihi: 9/10/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Hüseyin KAPLAN
Vekili
:
Av. Hıdır ÇİÇEK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanmasısonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/10/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesinegerek olmadığını değerlendirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu ceza soruşturmasıdosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Diyarbakır/Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı emrindeasker iken 19/9/2006 tarihinde yaşamını yitiren 1986 doğumlu Ş.K.nın babasıdır.
A. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin İhlal Kararı Öncesindeki Ceza Soruşturması Süreci
9. Askerlik eğitimini 2. Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığında(Bilecik) tamamlayan Ş.K. 2006 yılının Ağustos ayında Bayır Jandarma Karakoluna(Diyarbakır/Kulp) gitmiştir.
10. Ş.K. 19/9/2006 günü saat 12.50 sıralarında nöbet yerindeateşli silahla ağır şekilde yaralanmış vaziyette bulunmuştur.
11. Bayır Jandarma Karakolunda görevli bazı rütbeli askerler ileerler tarafından imzalanan 19/9/2006 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göresaat 12.50 sıralarında karakol binasının güney yönünden silah sesinin gelmesiüzerine sesin geldiği yöne giden J Er V.M. ile J Er M.D. 13 No.lu nöbet yerimevziinde nöbetçi olan Ş.K.yı 12 No.lu yedek nöbetyeri mevziinde yerde kanlar içinde yatar vaziyette görmüşlerdir. Tutanağa göreJ Er V.M. ile J Er M.D. durumu hemen Uzman Çavuş M.O.yabildirmişlerdir. Bunun üzerine koşarak olay yerine giden ve Ş.K.nınbaşından vurulmuş vaziyette yerde yattığını gören M.O. yardım için santralehaber verilmesini sağlamıştır. Tutanağa göre santrale haber verilmesi üzerinesivil hayatında sağlık memuru olarak görev yapan K.D. adlı asker Ş.K.ya ilk müdahaleyi yapmış, bu sırada zor da olsa nefesaldığı anlaşılan Ş.K. helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine sevkedilmiştir. Ş.K. hastaneye götürüldüğü sırada hayatını kaybetmiştir.
12. Tutanakta ayrıca Ş.K. adına zimmetli G-3 piyade tüfeğininaskı kayışının Ş.K.nın ayak ucuna dolanmış olduğununve 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinin çatısında içe bakan sacda kan izlerininbulunduğunun görüldüğü ifade edilmiştir. Tutanakta son olarak mevziye yaklaşık beş metre uzaklıkta boş bir mermi kovanınınbulunduğu, Ş.K.nın hücum yeleğinde dört adet şarjörünolduğu, bu şarjörlerden üçünde yirmi adet, diğerinde ise 19 adet dolu fişekbulunduğu, M.O. adlı uzman çavuşun olay yerine ilk geldiğinde mevzi içindeyoğun bir barut kokusunun duyulduğunu belirttiği ifade edilmiştir.
13. Ş.K.nın yolda hayatını kaybetmesiüzerine Askerî Savcı Yardımcısı M.S. eşliğinde Diyarbakır Asker Hastanesindesaat 15.30 sıralarında ölü harici muayenesi gerçekleştirilmiştir. Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda;kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, baş kısmının sağkısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası bulunduğu, kişinin vücudunda başkacadarp ve cebir izine rastlanmadığı ifade edilmiştir. Ölü harici muayenesi işlemisırasında kişinin fotoğrafları da çekilmiştir.Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda kişininbaşının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, sağ kısmında ise mermiçekirdeği çıkış yarası olduğu belirtilmiş ise de adli tabip G.B. hariç bututanağı imzalayan diğer kişiler 23/1/2007 tarihli başka bir tutanak dahadüzenlemiş ve önceki tutanaktaki mermi çekirdeği giriş-çıkış yerlerinin sehvenyanlış yazıldığını, aslında giriş deliğinin sağda, çıkış deliğinin ise soldaolduğunu, bu durumun ölü harici muayenesinde çekilen fotoğraflardan da şüpheyeyer bırakmayacak şekilde anlaşıldığını ifade etmişlerdir.23/1/2007 tarihlitutanakta; G.B.nin olay tarihinde geçici görevleDiyarbakır'da bulunduğu, görevi bittikten sonra da İstanbul'a döndüğü, busebeple düzeltme tutanağına onun yerine Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Başkanı Ş.A.Ö.nün imza attığı belirtilmiştir.
14. Ş.K.nın el ve yüz svapları 19/9/2006 günü saat 17.10'da alınmıştır.
15. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı AskerîSavcılığı (Askerî Savcılık) 19/9/2006 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınamüzekkere yazarak olay yerinde keşif dâhil belli bazı araştırmalar yapılması vebu araştırma sonuçlarının çok ivedi bir şekilde kendisine gönderilmesitalebinde bulunmuştur.
16. Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhuriyet savcısı bölgedeyaşanan terör olayları nedeniyle 19/9/2006 tarihine olay yerine gidememiştir.Cumhuriyet savcısı Lice ilçesinden gelen Olay Yeri İnceleme ekibi ile birlikteancak 20/9/2006 tarihinde olay yerine gidebilmiştir. Cumhuriyet savcısı olayyerine vardığında nöbet yerinin zemininin olaydan sonra temizlenmiş olduğu,bununla birlikte zeminde hâlen kan izlerinin bulunduğu, ayrıca Ş.K.nın olay sonrası düştüğü konumu gösterir çiziminzeminde olduğu, olayda kullanıldığı belirtilen tüfeğin boş olup içinin olaydansonra boşaltıldığı tespitlerinde bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı bu tespitleriyaptıktan sonra olayla ilgili olarak bazı askerlerin ifadesini almıştır. Ş.K.yı vurulmuş vaziyette ilk gören V.M. ifadesinde özetleolay günü saat 12.50 sıralarında gazinoda bulunduğu sırada dışarıdan silahsesine benzer bir gürültü gelmesi üzerine K. adlı çavuş tarafından karakolunarkasına bakmak üzere görevlendirildiğini, mevziyeyaklaştığında Ş.K.nın yerde yattığını gördüğünü,bunun üzerine hemen dönerek durumu üstlerine haber verdiğini, bunun üzerine Ş.K.ya müdahale edildiğini ifade etmiştir. V.M. ayrıca Ş.K.nın psikolojik durumunda herhangi bir bozukluk olduğunugörmediğini, yalnızca anne ve babasının ayrı olduğunu bildiğini belirtmiştir.Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan asker M.K. ise olay günü10.00-12.00 saatleri arasındaki nöbeti kendisinin tuttuğunu, saat 12.00'denöbeti Ş.K.ya devrettiğini, Ş.K.nınbu sırada moralinin oldukça bozuk olduğunu ifade etmiştir. Diğer askerler deolayı genel olarak V.M. tarafından belirtildiği ve Olay Yeri Tespit Tutanağı'nda ifadeedildiği gibi anlatmış; ayrıca Ş.K.nın psikolojik birrahatsızlığın bulunduğuna işaret eden herhangi bir hareketini görmediklerini,bununla birlikte anne ve babasının ayrı yaşadığını bildiklerini ifade etmişlerdir.
17. Soruşturma kapsamında askerî savcı eşliğinde 20/9/2006tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Klasik otopsi işlemisonucunda hazırlanan raporun sonuç kısmında kişinin ölümünün ateşli silah mermiçekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ve beyin harabiyetisonucu meydana geldiği, ölüme neden olan atışın bitişik atış mesafesindenyapılmış olduğu belirtilmiştir.
18. Askerî savcı 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işleminehüviyet tanığı sıfatıyla katılan M.Ş. adlı erin ifadesini almıştır. M.Ş.ifadesinde özetle Ş.K.yı acemi birliğinden beritanıdığını, Ş.K.nın bilinen bir rahatsızlığının veyapsikolojik bir sorununun bulunmadığını, askerlerle ve rütbeli personelle iyigeçinen bir er olduğunu belirtmiştir.
19. Askerî Savcılık 6/10/2006 tarihinde Kulp İlçe JandarmaKomutanlığına müzekkere yazarak diğer bazı taleplerin yanı sıra Bayır JandarmaKarakolunda görev yapan tüm personelin ifadesinin alınarak kendisinegönderilmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kulp İlçe Jandarma Komutanıİ.G. tarafından birçok askerin ifadesi alınmıştır. İfadesi alınan askerlergenel olarak Ş.K.nın psikolojik sorunlarınınbulunduğuna işaret eden herhangi bir olaya şahit olmadıklarını ifadeetmişlerdir.
20. Olay yeri incelemesi neticesinde muhafaza altına alınan Ş.K.ya ait 14E597 seri numaralı piyade tüfeği ile bir adet7.62x51 mm çapındaki mermi kovanı gerekli tetkiklerin yapılması amacıylaEmniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal PolisLaboratuvarına gönderilmiştir. Diyarbakır Kriminal PolisLaboratuvarının 12/10/2006 tarihli uzmanlık raporunda; 14E597 seri numaralıpiyade tüfeğinin ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasınınbulunmadığı, silahın deneme amaçlı kullanılması sonucunda patladığınıngörüldüğü, incelenmek için gönderilen 7.62x51 mm çap ve tipindeki bir adetmermi kovanının 14E597 seri numaralı tüfek ile atılmış olduğu tespitleriyapılmıştır.
21. Ş.K.nın el ve yüz bölgesindenalınan svaplar üzerinde Emniyet Genel MüdürlüğüDiyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileritarafından atış artığı analizi yapılmıştır. Diyarbakır KriminalPolis Laboratuvarı görevlileri tarafından hazırlanan 29/9/2006 tarihli uzmanlıkraporuna göre Ş.K.nın sol el üstü ve sol yüz svaplarında atış artığı tespit edilmiştir. Anılan uzmanlıkraporuna göre Ş.K.nın sol avuç içinden alınan svaplarda ve sağ avuç içi ile el üstünden alınan svaplarda ise atış artığı tespit edilememiştir. Uzmanlıkraporunda son olarak Ş.K.nın sağ yüz svabında da atış artığı tespit edilemediği ifadeedilmiştir.
22. Askerî Savcılık, Ş.K.nınpsikolojik durumu ile ilgili olarak psikiyatri uzmanından bilirkişi raporualmıştır. Psikiyatri Uzmanı C.C. tarafından hazırlanan raporda özetle intiharolayının genellikle bir psikiyatri hastalığı nedeniyle ortaya çıktığı ancakbunun bir kural olmadığı, zaman zaman herhangi bir rahatsızlığı olmayankişilerin de anlık ve tepkisel davranışlar sonucu intihar ettiği, soruşturmakapsamındaki bilgi ve belgelere göre olayın bir intihar olup olmadığı ileilgili olarak kesin bir kanaate varmanın mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
23. Askerî Savcılık tüfeğin hangi pozisyonda ateşlenmişolabileceği hususu ile ilgili olarak da bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.Yüzbaşı M.G. tarafından hazırlanan 15/5/2007 tarihli raporun sonuç kısmında;kan lekeleri, kriminal raporlar, Ş.K.nınyatış pozisyonu, silahın duruşu ve boş mermi kovanının konumu dikkatealındığında tüfeğin Ş.K. tarafından ateşlendiği sonucuna ulaşıldığı ifadeedilmiştir.
24. Askerî Savcılık yukarıdaki araştırmaların yanı sıra olayhakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerini de almış ve elde ettiğitüm bu verileri değerlendirerek 17/5/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığınakarar vermiştir. Askerî Savcılık, Ş.K.nın intiharettiği kanaatine ulaşmış ve ölüm olayında ceza hukuku kapsamında kusuratfedilebilecek herhangi bir fail ya da fiilin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
25. Başvurucu, soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiasıylakovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucu itirazdilekçesinde oğlunun arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla olay günü oğlununnöbet saatlerinin değiştirildiğini ancak soruşturma kapsamında bu konu ileilgili olarak bir araştırma yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlu ileaynı karakolda görev yapan ve terhis olduktan sonra taziyeye gelen M.D. adlıaskerin olay yerine giden ilk kişilerden olduğunu, bu askerin olayda kullanılantüfeğin dipçik kısmının yerde mazgala dayalı olduğunu kendisine söylediğini, buifadenin olay hakkındaki tutanaklarla açıkça çeliştiğini, bu sebeple bu askerinifadesinin tekrar alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, M.D. adlıaskerin ayrıca M.O. adlı uzman çavuşun Ş.K.nın kanasla vurulduğunu söylediğini belirttiğini, dolayısıylabu hususun da araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu itirazdilekçesinde diğer bazı iddiaların yanı sıra savcının olay yerinde keşifyapmadığını, olay yerinde mermi çekirdeğinin bulunamadığını ve dinlenentanıkların bağımsız bir şekilde ifade vermelerinin mümkün olmadığını ilerisürmüştür.
26. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz 2. Hava KuvvetleriKomutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 27/8/2007 tarihli kararı ilereddedilmiştir.
B. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin İhlal Kararı
27. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesiüzerine başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında tarafsız vebağımsız bir ceza soruşturması yürütülmediğini, olayın gerçekleşme koşullarınınaydınlatılamadığını, bu sebeple yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek16/4/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur (HüseyinKaplan/Türkiye, B. No: 20070/08, 15/10/2013).
28. AİHM, başvurucunun iddialarını yaşam hakkının usul yönü ileilgili görerek incelemesini bu kapsamda yapmıştır. AİHM, somut olay hakkındaresen bir ceza soruşturması başlatılmış ise de yürütülen ceza soruşturmasındabirçok eksikliğin bulunduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda öncelikle soruşturmanınilk aşamasında görev alan kişilerin olaya karışmış veya karıştığındanşüphelenilen kişilerden bağımsız olmadığına işaret etmiştir. İkinci olarak olayyerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay yerini incelememişken temizlendiğinitespit etmiş, bu durumun ise önemli bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Sonolarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı denetleyen Askerî Mahkemeninbağımsız bir yapısının olmadığını, Askerî Mahkemede yer alan üç hâkimdenbirinin üstleri tarafından atanan ve askerî disipline tabi olan, meslekleriyüksek yargıçlık olan diğer iki hâkime göre aynı anayasal haklara sahip olmayanbir subay olduğunu ifade etmiştir. AİHM bu gerekçelerle yaşam hakkının usulyönünün ihlal edildiğine karar vermiştir (HüseyinKaplan/Türkiye, §§ 60-66).
C. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin İhlal Kararı Sonrasında Başlatılan Ceza Soruşturması Süreci
29. AİHM'in ihlal kararı sonrasındabaşvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî Savcılık tarafından yeni birsoruşturma başlatılmıştır.
30. Askerî Savcılık bu kapsamda talimat yoluyla birçok tanığınifadesini almıştır. Askerî Savcılık ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarınatalimatlar yazarak olay anında askerlik hizmetini ifa eden ancak daha sonraterhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak görev yapan bazı askerlereaşağıdaki soruların sorulmasını istemiştir. Askerî Savcılık talimat yazısınaOlay Tespit Tutanağı'nı, ifade tutanaklarını vebaşvurucunun itiraz dilekçesini de eklemiştir. Askerî Savcılığıncevaplandırılmasını istediği sorular şunlardır:
"A- Söz konusu olay ile ilgili olaraktutanakta belirtilen hususların doğru olup olmadığı, olay yerinin savcı gelenekadar neden muhafaza edilmediği,
B- Olay yeri inceleme işlemlerinin yapılmasıkonusunda kimin talimat verdiği,
C- Henüz savcı olay yerini görmeden olayyerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıyaneden haber verilmediği,
D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği hususların doğruolup olmadığı, daha önce vermiş olduğu ifadeyi tekrar edip etmediği (...)
(...)"
31. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucununkovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde (bkz. § 25)de adı geçen M.D.nin ifadesi alınmıştır. M.D.20/4/2015 tarihli ifadesinde özetle çay ocağında olduğu sırada bir el silahsesi duyduğunu, silah sesinin geldiği nöbet yerinin çay ocağına yakın olduğunu,bu sebeple hemen çay ocağının penceresinden atlayarak nöbet yerine doğrukoştuğunu, olay anında devriye onbaşısı olarak görev yapan V.M. adlı askerlebirlikte olay yerine vardığını, nöbet mevziine 15-20 metre kala Ş.K.yı yerde yan yatar vaziyette gördüklerini, bununüzerine hemen geri dönerek koşmaya başladıklarını ifade etmiştir. M.D. geriyedoğru koşarken bir rütbeli ile karşılaştıklarını, rütbeli askerin kendilerinehemen mevzi almaları ve durumu karakoldakilere haber vermeleri gerektiğinisöylediğini, bunun üzerine hemen karakola giderek durumu Uzman Çavuş M.O.ya ve Astsubay C.G.ye haber verdiğini, komutanlarınınise kendilerine hemen mevzi almaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerinekendisinin mevzi aldığını, komutanlarının ise olay yerine doğru koştuğunubelirtmiştir. M.D. daha sonra kendisinden battaniye istenmesi üzerinebattaniyeyi alarak olay yerine gittiğini, Ş.K.nın busırada nefes aldığını ve "Anne,anne." diye inlediğini, Ş.K.yıbattaniyenin üstüne koyarak helikopter pistine götürdüklerini, akabinde isegelen helikopterle Ş.K.nın hastaneye götürüldüğünüifade etmiştir. M.D. ayrıca olay yerine savcının gelip gelmediğinihatırlamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olupolmadığını bilmediğini ifade etmiştir. M.D. son olarak Uzman Çavuş M.O.nun "[Ş.K.] Kanas ile vurulmuş."dediğine şahit olmadığını, Ş.K.nın babasına "dosyadaki ifadelerin düzmece olduğu"yönünde bir söz de söylemediğini belirtmiştir.
32. Soruşturma kapsamında 2/4/2015 tarihinde Uzman Çavuş M.O.nun ifadesi alınmıştır. M.O. ifadesinde özetleaskerlerin korkması nedeniyle Bölük Komutanlığına ve Kulp CumhuriyetBaşsavcılığına da durumu bildirilerek olay yerinin temizlenmesine kararverildiğini ancak temizlenmeden önce olay yerinin fotoğraflarının çekildiğinibelirtmiştir. M.O. ayrıca Ş.K.nın başından tekkurşunla vurulmuş olması nedeniyle olayı ilk başta kanaslayapılan bir terör saldırısı zannettiğini ifade etmiştir.
33. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan M.Ş.adlı asker ise silah sesini duyduktan sonra olay yerine gittiğini ancak tüfeğinkonumunu tam olarak hatırlayamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi birusulsüzlük görmediğini, kanas ile ilgili bir konuhatırlamadığını belirtmiştir.
34. İfadeleri alınan diğer erler ile uzman çavuşlar da genelolarak yukarıdaki ifadelere benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.
35. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında olay tarihinde Kulpilçe jandarma komutanı olarak görev yapan İ.G. ile olay tarihinde BayırKarakolu komutan vekili olarak görev yapan C.G.ninşüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır.
36. Talimat yoluyla ifadesi alınan İ.G.ye Askerî Savcılığınistemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:
"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafazaedilmediği,
B- Olay yeri inceleme görevinin neden aynıkarakolda görevli J.Astsb.Kd.Çvş. [C. G.ye] verildiği, bu görevlendirmede kimden talimat aldığı,bağımsız görevli teknik personelin neden görevlendirilmediği, varsa bunailişkin belgelerin neler olduğu,
C- Olay yerinin temizlenmesi talimatınıkendisinin verip vermediği (...)
(...)"
37. İ.G. ifadesinde ilk soruyla ilgili olarak özetle olayınyaşanmasını müteakip önce askerî savcıyla, daha sonra da Kulp Cumhuriyetsavcısıyla irtibat kurup talimatlarını sorduğunu, Kulp Cumhuriyet savcısınınterör tehdidi nedeniyle olay yerine bir gün sonra gelmeye karar verdiğini,bunun üzerine Karakol Komutanı'na tüfeğe dokunulmaması, boş mermi kovanınınbulunarak muhafaza altına alınması, olay yerinin krokisinin çizilmesi vefotoğraflarının çekilmesi talimatlarını verdiğini, dolayısıyla olay yerininsavcı gelene kadar muhafazasının Karakol Komutanı'nın sorumluluğunda olduğunubelirtmiştir. İ.G. ifadesinde ikinci soruyla ilgili olarak özetle C.G.ye olayyeri inceleme görevini değil olay yerinin olduğu gibi muhafaza edilmesigörevini verdiğini, Olay Yeri İnceleme ekibinin o dönemde Lice İlçe JandarmaKomutanlığında mevcut olduğunu, onlardan da zaten teknik personel talepettiğini, ayrıca Diyarbakır Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından Ş.K.nın el ve yüz svaplarınınalındığını hatırladığını ifade etmiştir. İ.G. son soruyla ilgili olarak iseözetle olay yerinin temizlenmesi yönünde bir talimat vermediğini, bu konudadaha net bilginin C.G.den elde edilebileceğini ifadeetmiştir.
38. Talimat yoluyla ifadesi alınan C.G.ye ise Askerî Savcılığınistemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:
"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafazaedilmediği,
B- Olay yeri inceleme işlemlerini nedenkendisinin yaptığı, savcının talimatının neden alınmadığı, olay yeri incelemeekiplerinin neden beklenmediği, silahın ve boş kovanın ilk haliyle nedenfotoğraflanmadığı,
C- Henüz savcı olay yerini görmeden olayyerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıyaneden haber verilmediği,
D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği özellikle 'silahınilk bulunduğu konuma ilişkin' hususların doğru olup olmadığı (...)
(...)"
39. C.G. ifadesinde özetle olay hakkında İ.G.ye bilgi verdiğini,İ.G.nin ise askeri savcıya durumu bildireceğini veemre göre hareket edilmesi gerektiğini kendisine söylediğini, Askeri Savcılığadurumun bildirilmesi üzerine Askeri Savcılığın da Kulp CumhuriyetBaşsavcılığını talimatla yetkilendirmiş olduğunu öğrendiğini, işlemlerin KulpCumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda yapıldığını belirtmiştir. C.G.,Ş.K.nın hayata döndürülmesi için yapılan müdahalesırasında olay yerinin bozulduğunu, kendini vurma hadisesi gün gibi ortadaolduğundan ve Ş.K. hayatta kalsın diye çaba sarf edildiğinden fotoğraflamayapmanın ilk başta akıllarına gelmediğini, Ş.K. hastaneye sevk edildikten sonraolay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. C.G., delilleri saklamaya da yok etme gibi durumun söz konusu olmadığını ve olay yerinintemizlenmediğini ifade etmiştir.
40. Askerî Savcılık elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerekilk kararda kabul edilen maddi vakıadan ayrılmayı gerektirir yeni bir delilelde edilmediği sonucuna ulaşmış ve 27/7/2015 tarihinde bir kez dahakovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık Ş.K.nın başında bir adet mermi giriş ve çıkış deliğibulunması, atışın bitişik atış mesafesinden yapılması, Ş.K.nınel ve yüz svaplarında atış artığı bulunması, mevzideve silahın namlusunda barut kokusu olduğunun ifade edilmesi gibi hususlarıdikkate alarak Ş.K.nın intihar ettiği kanaatinevarmıştır. Askerî Savcılık, ilk incelemenin karakol personelince yapılması vekaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesi hususlarının iseAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesine aykırılık teşkilettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya düzeltilmesinin bu aşamada sözkonusu olmadığını, Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlali niteliğindeki bu işlemleritesis edenlere isnat edilebilecek suçun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu'nun 257. maddesinde tanımlı memuriyet görevini ihmal suçu olduğunu,ne var ki bu suç için de 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesi uyarınca sekiz yılşartı olarak aranan zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtmiştir.
41. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Askerî Mahkemenin4/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
42. Bu karar 18/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
43. Başvurucu 14/10/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar"kenar başlıklı 172. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kovuşturmayayer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu kararaleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostaneçözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine,kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yenidensoruşturma açılır.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
45. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
46. Başvurucu; olay hakkındaki ilk soruşturmada herhangi birşüpheli ismi zikredilmemiş olmasına rağmen ikinci soruşturmanın İ.G. ve C.G.adlı kişiler hakkında yürütüldüğünü, olay hakkındaki ilk soruşturmada bazı erve erbaş ile rütbeli askerlerin ifadelerini alan bu kişilerin ikincisoruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade verdiklerini, olay hakkındaki ilksoruşturmada bu kişilerin ifadelerini şüpheli sıfatıyla almayan ve delillerinkarartılmasına neden olan savcının görevini suistimalettiğini düşündüğünü belirtmiştir. Başvurucu; olay yerinin temizlenmesinedeniyle delillerin karartıldığını, ısrarlı taleplerine rağmen olay yerindekeşif yapılmadığını, olaya ilk müdahale eden kişilerin el ve yüz svaplarının alınmadığını, intiharın tutanakta belirtildiğişekliyle gerçekleştirilmesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, ayrıcaolay yerinde kamera sisteminin olabileceğini ancak soruşturma kapsamında buhususta bir araştırma yapılmadığını ifade etmiştir. Ayrıca M.D.ninyolda karşılaştığını ifade ettiği rütbeli personelin kim olduğunun daaraştırılmadığını, soruşturma dosyasında şüpheli olarak ismi geçen kişilerincep telefonlarının sinyal bilgilerinin tespit edilmediğini, bunların da önemlibirer eksiklik olduğunu ileri sürmüştür. Son olarak tanıkların ifadelerininbağımsız ve sivil görevliler tarafından değil asker kişiler tarafındanalındığını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı inceleyenAskerî Mahkemenin üyelerinin bir nevi asker olduğunu, bu kişilerin emir-komutazinciri içinde hareket ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu iddialarla yaşamhakkının usul yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Başvurucu; soruşturma makamlarınca olayın intihar olarakkabul edilmesi makul olmamakla birlikte somut olayda oğlunun devletin kontrolüaltında iken öldüğünün açık olduğunu, devletin yaşamı koruma yükümlülüğübulunmasına rağmen oğlunun yaşamının korunamadığını belirtmiştir. Gerek askerealım işlemleri sırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki muayenelerinyüzeysel olduğunu, bu muayenelerin askere alınan yükümlülerin psikolojik açıdanaskerlik görevini yerine getirmeye elverişli olup olmadığını ortaya koymabakımından yetersiz olduğunu belirterek yaşam hakkının maddi yönünün ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
48. Somut olayda başvurucu, oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerceöldürülmüş olabileceğini ancak bu husus hakkında yeterli bir araştırmayapılmadığı için olayın aydınlatılamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıcaolayın intihar olarak kabulü makul olmamakla birlikte oğlunun devletin kontrolüaltında iken öldüğünün açık olduğunu, somut olayda yaşamı koruma yükümlülüğününihlal edildiğini iddia etmiştir.
49. Anılan iddialar dikkate alındığında somut olayda başvurucununtemel olarak iki ayrı şikâyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlerdenbirincisi, olayın cinayet olduğu ancak bunun yeterince araştırılmadığı hususuile ilgilidir. Bu şikâyetlerden ikincisi ise kişinin yaşamının kendieylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korunamadığı hususunailişkindir.
50. Bu iki şikâyetin niteliği itibarıyla birbirinden farklıolduğu açıktır. Bu farklılık, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygunbaşvuru yolunun hangisi olduğu konusuyla da yakından ilgilidir. Çünkü yukarıdada belirtildiği üzere birinci şikâyet ölüm olayının üçüncü kişi ya da kişilercekasıtlı olarak gerçekleştirildiği, ikinci şikâyet ise askerî yetkililerin ihmalî davranışları sonucu yaşam hakkının korunamadığı ileilgilidir. Bu sebeple mevcut başvurunun yaşam hakkı kapsamında iki farklıbaşlık altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
51. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
52. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1. Yaşam Hakkının UsulYönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
53. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 46)oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceğini ancak olayhakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği için olayın aydınlatılamadığınıileri sürmüştür.
54. Somut olayda Askerî Savcılık başvurucunun oğlunun ölümühakkında resen bir ceza soruşturması başlatmış ve bu ceza soruşturmasısonucunda olayın intihar olduğu kanaatine vararak 17/5/2007 tarihindekovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, bu karara yaptığıitirazın reddedilmesi üzerine olay hakkında etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmediği iddiasıyla AİHM'e bireysel başvurudabulunmuştur. AİHM ise başvurucunun oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkındaetkili bir ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usulyönünün ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM'inihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında AskerîSavcılık tarafından yeni bir soruşturma başlatılmış ise de bu soruşturmasonucunda yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bukarara yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
55. Başvuru konusu olayda AİHM, başvurucunun ilk soruşturmayayönelik iddialarını inceleyerek yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğinekarar vermiştir. Bu durumda başvurunun bu kısmının olayların baştan itibarenyeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlalkararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği meselesi ile bağlantılıolarak yaşam hakkının usul yönü açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatinevarılmıştır.
56. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesiamacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366sayılı Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onaybelgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdiedilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireyselbaşvuru hakkı 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye,Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvencealtına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tümbireylere, hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek biruluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).
57. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerinetkili bir şekilde korunması AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının içhukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkün olabilir. AİHM tarafındanverilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi Sözleşmeile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili birşekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).
58. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak veözgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerinincelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerdenSözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireyselbaşvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanınagirer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yeralan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekildekorunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafındanverilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği AnayasaMahkemesince incelenmelidir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).
59. Temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu gibi pratikte deetkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 5271 sayılı Kanun'un 72. maddesinin(3) numaralı fıkrasında; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkinsoruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM'inkesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine kararın kesinleşmesinden itibarenüç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılacağı ifadeedilmiştir. Nitekim somut olayda AİHM'in ihlal kararısonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında yeniden bir soruşturmaaçılmış ancak bu soruşturma neticesinde de kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmiştir. Bu durumda, Askerî Savcılığın verdiği bu kararın AİHM'in ihlal gerekçeleri dikkate alınarak incelenmesigerekir.
60. Yukarıda da belirtildiği üzere AİHM, soruşturmanın ilkaşamasında görev alan kişilerin olaya karışan veya karıştığından şüphelenilenkişilerden bağımsız olmadığına, olay yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olayyerini incelememişken temizlendiğine ve Askerî Mahkemenin bağımsız biryapısının olmadığına vurgu yaparak yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğinekarar vermiştir.
61. Somut olayda yeniden başlatılan soruşturma kapsamında Kulpİlçe Jandarma Komutanı İ.G. ile Bayır Karakol Komutan Vekili C.G.nin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Bukişilerin ifadeleri Askerî Savcılığın talimatı doğrultusunda ilgili savcıtarafından bizzat alınmıştır.
62. Askerî Savcılık ayrıca olay anında askerlik hizmetini ifaeden ancak daha sonra terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarakgörev yapan bazı askerlerin talimat yoluyla ifadelerini almıştır. Bu tanıklarınifadelerinin birçoğu ilgili savcı tarafından bizzat alınmıştır. Tanıklardansadece H.K. ile M.Ş.nin ifadeleri ilgili kolluktarafından alınmıştır. İfadeleri alınan tanıklar arasında başvurucununkovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde adı geçenM.D. adlı askerin de bulunduğu görülmüştür.
63. Bu ifade alma işlemleri sırasında gerek şüphelilere gereksetanıklara olayın gerçekleşme koşullarının belirlenmesine ve AİHM'inihlal kararı vermesine neden olan hususların aydınlatılmasına yönelik önemlisorular sorulmuştur. Askerî Savcılık, bu araştırmalardan elde ettiği verilerideğerlendirerek olayın intihar olduğu gerekçesiyle ikinci defa kovuşturmaya yerolmadığına karar vermiştir.
64. Askerî Savcılık tarafından gerçekleştirilen işlemler veverilen karar dikkate alındığında yeniden başlatılan soruşturmanın bağımsız birşekilde yürütülmediğinin ve olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılması içingerekli olan çabanın gösterilmediğinin söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.
65. Askerî Savcılık ikinci defa verdiği kovuşturmaya yerolmadığına dair kararında ilk incelemenin karakol personelince yapılmasının vekaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesinin Sözleşme'nin 2.maddesine aykırılık teşkil ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veyadüzeltilmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Olay hakkındaki ikincisoruşturmanın olaydan yaklaşık on yıl sonra açıldığı dikkate alındığında AskerîSavcılığın bu gerekçesinin makul olmadığı söylenemez.
66. Başvuru konusu olayda son olarak Askerî Mahkemenin bağımsızbir yapısının olmadığı yönündeki AİHM gerekçesine değinmek gerekir. 353 sayılıKanun'da 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile yapılandeğişiklikle askerî mahkemelerde subay üyelerin varlığına son verilmiş veaskerî mahkemelerin üç askerî hâkimden oluşacağı hükme bağlanmıştır.Gerçekleştirilen bu yasal değişiklikle AİHM kararında belirtilen söz konusueksikliğin giderildiği açıktır. Nitekim yeniden başlatılan soruşturma sonucundaverilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı daüç askerî hâkimden teşekkül eden Askerî Mahkeme kararabağlamıştır.
67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydaAİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğininsöylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden ayrıca incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. YaşamHakkının Maddi Yönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
69. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 47)oğlunun yaşamının korunamadığını ileri sürmüştür.
70. Ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlardadevletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayacaknitelikte cezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu vurgulamak gerekir.
71.Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkindavalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşamhakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açıkolması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 59).
72. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkilerigöz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmekiçin gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendiinisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun insanlarınhayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).
73. Somut olayda başvurucu, gerek askere alım işlemlerisırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki birtakım eksikliklere vurguyaparak somut olayda yetkili makamların ihmalinin olduğunu ve yaşam hakkınınkorunamadığı ileri sürmüştür.
74. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük, bu başlık altındaki ihlal iddiaları ile ilgili olarak,başvurucuya idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tam yargı davasıyolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.
75. Nitekim Anayasa Mahkemesi, askerde intihar eden kişilerinyakınları tarafından açılan tam yargı davalarında idarenin kusurlu olduğununtespit edilmesi ve ölen kişinin yakını/yakınları lehine belli bir miktartazminata hükmedilmesi hâlinde yaşam hakkı yönünden mağduriyetin ortadankalkabileceğini önceki birçok kararında ifade etmiştir (benzer yöndeki bazıkararlar için bkz. Abdullah Doğan ve MeryemDoğan, B. No: 2014/129, 29/9/2016, §§ 33-54; Aysel Yılmaz ve diğerleri, B. No:2014/6927, 29/9/2016, §§ 59-62).
76. Somut olayda başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olayhakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonra bireysel başvuruda bulunmuştur.Başvurucu, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan olup hem idareninmesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesinisağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu tükettiğine ilişkin herhangi birbilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Bu durumda yaşam hakkınınkorunamadığına ilişkin şikâyetler yönünden kanunda öngörülen yargısal başvuruyollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan sözedilemeyecektir.
77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.