TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
JAKOP GABRİEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2392)
Karar Tarihi: 15/4/2015
R.G. Tarih- Sayı: 16/07/2015-29418
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Jakop GABRIEL
Vekili
:
Av. Kemal AYYILDIZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen delilleredayanılarak hakkında verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle adil yargılanma,mülkiyet ve kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, hakkındaki para cezalarının iptalini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 4/4/2013 tarihindeMidyat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/12/2013tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 18/12/2014tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 20/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 2/3/2015tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı süresi içerisindebeyanda bulunmamıştır.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. 26/10/2008 tarihinde Midyat (Mardin) İlçeEmniyet Müdürlüğüne yapılan ihbarda, başvurucunun Midyat ilçe merkezindekikonutunda izinsiz şarap üretim, satış ve nakliyesinin yapıldığının bildirilmesiüzerine Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafındanverilen 26/10/2008 tarihli karara istinaden kolluk görevlilerince aynı gün saat23:30 sıralarında yapılan, başvurucu ve mahalle muhtarının da hazır bulunduğukonut araması sonucunda, başvurucunun evinin alt katındaki depoda 440 adet 20litrelik bidonlara doldurulmuş 8.800 litre, 230 adet 30 litrelik bidonlaradoldurulmuş 6.600 litre, dört adet 500 litrelik tanklara doldurulmuş 2.000litre şarap ve 165 adet markalı şişelere doldurulmuş şarap ve dokuz adet boşşişe ele geçirilmiştir.
9. İlçe Emniyet Müdürlüğünce hazırlanan ve arama işleminimüteakiben yapılan soruşturma işlemlerini içeren 3/11/2008tarihli fezleke, Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuştur.
10. Cumhuriyet Başsavcılığının 5/1/2009tarihli ve E.2009/11 sayılı iddianamesi ile 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılıTütün ve Alkol Düzenleme Kurum Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin birinci fırkasında tanımlanan “Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan içkiüretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kurmak ve işletmek”suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.
11. Yürütülen yargılama sonucunda Midyat Asliye CezaMahkemesinin 27/2/2009 tarihli ve E.2009/12, K.2009/59sayılı kararı ile başvurucunun anılan suçu işlediği kanaatine ulaşılarak biryıl hapis ve 5.000 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapiscezasının paraya çevrilmesine karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşıtemyiz yoluna başvurmuştur.
12. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/1/2013 tarihli ve E.2010/11608, K.2013/1494 sayılı kararıile başvurucu hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Buşekilde başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.
13. Kesinleşen kararın infazı ile görevli CumhuriyetBaşsavcılığı İlamat Bürosunca gönderilen 83.320,00 TLve 6.000,00 TL tutarlarındaki adli para cezası ödeme emirleri başvurucuya 20/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, kesinleşenhükümden bu şekilde haberdar olmuştur.
14. Başvurucu, 4/4/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun “Şüpheli veya sanıkla ilgiliarama” kenar başlıklı 116. maddesi şöyledir:
“Yakalanabileceği veya suç delillerinin eldeedilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelininveya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.”
16. 5271 sayılı Kanun’un “Geceyapılacak arama” kenar başlıklı 118. maddesi şöyledir:
“(1) Konutta, işyerinde veya diğer kapalıyerlerde gece vaktinde arama yapılamaz.
(2) Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunanhâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veyatutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birincifıkra hükmü uygulanmaz.”
17. 5271 sayılı Kanun’un “Aramakararı” kenar başlıklı 119. maddesi şöyledir:
“Hâkim kararı üzerine veya gecikmesindesakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısınaulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileriarama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalıalanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeCumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emriile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
(2) Arama karar veya emrinde;
a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,
b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konutveya diğer yerin adresi ya da eşya,
c) Karar veya emrin geçerli olacağı zamansüresi,
Açıkça gösterilir.
(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açıkkimlikleri yazılır. (Mülga ikinci cümle: 25/5/2005 –5353/15 md.)
(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut,işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyarheyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.
(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyetsavcısının istem ve katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.”
18. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerinortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (2)numaralı fırkası şöyledir:
“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılıhâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
…”
19. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleritakdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurundatartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyleserbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş hertürlü delille ispat edilebilir.”
20. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Adlî ve ÖnlemeAramaları Yönetmeliği’nin “Aramanın zamanı”kenar başlıklı 31. maddesi şöyledir:
“Arama, kararda veya yazılı emirde belirtilen süreiçerisinde yapılır. Her arama kararı, aksine bir hüküm içermiyorsa sadece birkez arama yapma yetkisi verir.
Aramanın amacını tehlikeye sokan acil bir durum yoksa, adlî arama gündüz yapılır.
Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde adlî aramagece yapılamaz. Ayrıca bu yerlerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de aramayapılamaz. Ancak;
a) Suçüstü hâlinde,
b) Gecikmesinde sakınca bulunan hâlde,
c) Firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekraryakalanması hâlinde,
d) Geceleyin herkesin girip çıkabileceği 2559 sayılı PolisVazife ve Salâhiyet Kanununun 7 nci maddesindesayılan umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinde,
gece adlî arama yapılabilir.
Önleme aramaları, denetimler ve kontroller her zamanyapılabilir.”
21. 4733 sayılı Kanun’un 8. maddesi “Cezai hükümler” kenar başlıklı 8.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarakelli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imaledenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütünişleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanolya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran veişletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbingünden onbin güne kadar adlî para cezası ilecezalandırılır. Bu Kanunun 6 ncımaddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ile tesislerindeizin verilen kategori dışında faaliyette bulunanlara da aynı ceza verilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 15/4/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/4/2013 tarihli ve 2013/2392 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, hakkında yürütülensoruşturma kapsamında konutunda icra edilen arama işleminin gece vaktiyapıldığını, arama işlemi sırasında ihtiyar heyeti veya komşulardan iki kişininbulundurulmadığını, somut olayda suçüstü veya gecikmede sakınca bulunan halinsöz konusu olmadığını, arama kararı ve işleminin 5271 sayılı Kanun’un 118. ve119. maddelerine aykırı olduğunu, bu nedenle, elde edilen delillerin de hukukaaykırı kabul edilmesi gerektiğini, buna rağmen ilk derece yargılaması ve temyizaşamalarında bu durumun dikkate alınmamasının Anayasa’nın 38. maddesineaykırılık oluşturduğunu, ayrıca bunun sonucunda toplam 89.320,00 TL tutarındakipara cezasını ödemek zorunda kalacağını, bu durumun mülkiyet hakkını ihlalettiğini, ödemediği takdirde ise para cezasının hapse çevrileceğini, bu durumunise özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş, hakkındaki paracezalarının iptalini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın Gürül, B. No: 2012/682,2/10/2013, § 18). Başvurucu her ne kadar, kanuna aykırıolarak elde edilen delillere dayanılarak hakkında verilen mahkûmiyet kararınedeniyle adil yargılanma, mülkiyet ve kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş ise de esas itibarıyla hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamındaki delillerin değerlendirilmesine ilişkin esaslarlailgili olan şikâyetlerinin, yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
25. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ihlal iddialarınınkabul edilebilirliği hakkında görüş bildirilmemiştir.
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
27. Bakanlık görüş yazısında özetle,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme), sunulan kanıtların kabuledilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtlarınkabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen birkural olmadığı, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) görevinin,açıkça keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün, örneğin iç hukuk açısındanhukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtların kabul edilebilir olup olmadığınaveya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermekten ziyadekanıtların elde edilme yolu dâhil, yargılamanın bir bütün olarak adil olupolmadığını tespit etmek olduğu, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadanveya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyalin yargılamadakanıt olarak kullanılmasının, başvurucuya gerekli usuligüvencelerin sağlanmış olması ve baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayılekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması halinde, genellikle Sözleşme’nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen adil yargılanma standartlarınaaykırılık oluşturmayacağı, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmek suretiyle eldeedilen bilginin kanıt olarak kullanılmasının yargılamayı bir bütün olarakSözleşme’nin 6. maddesine aykırı bir duruma getirip getirmediği meselesinin,başvurucunun savunma haklarına saygı gösterilmesi ve söz konusu kanıtınkalitesi ve önemi gibi, olayın şartlarına bakılarak çözülebileceği, bir kanıtınbaşka materyallerle desteklenmemiş olması halinde mutlaka adil yargılanma hakkıbakımından sorun doğmayacağı, kanıt çok kuvvetli olduğu ve güvenilirliğikonusunda bir risk bulunmadığı takdirde destekleyici kanıta olan ihtiyacınazalacağı, bu bağlamda AİHM’in, söz konusu kanıtındavanın sonucu üzerinde belirleyici olup olmadığı konusuna da önem atfettiğibildirilmiştir.
28. Somut olayla ilgili olarak ise Bakanlık görüşünde, 26/10/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısının kararı ile 5271sayılı Kanun’un 119. maddesine istinaden gecikmesinde sakınca bulunan halgereği başvurucunun imalathane olarak kullandığı yerde bir defaya mahsusgeceleyin arama yapıldığı, arama esnasında bir komiser yardımcısı, 13 polismemuru, mahalle muhtarı ve ev sahibi başvurucunun bulunduğu, 5271 sayılıKanun’un 119. maddesinin (4) numaralı fırkasında gereğince Cumhuriyetsavcısının hazır bulunmadığı durumlarda o yer ihtiyar heyetinden ya dakomsulardan iki kişi bulundurulması gerektiği, somut olayda arama esnasındasadece muhtarın bulunduğu, başvurucu aleyhine 4733 sayılı Kanun’a muhalefetsuçundan açılan kamu davasının 24/2/2009 tarihli duruşmasında, söz konusu aramatutanağı ve dosyadaki diğer delillerin başvurucu ve vekiline okunarakgörüşlerinin sorulduğu ve bu kişilerin okunan belgelerin aleyhe olankısımlarını kabul etmediklerini ifade ettikleri, başvurucunun, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin değerlendirilmesindebelirtilen hususların dikkate alınabileceği belirtilmiştir.
29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
30. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
31. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fırkasışöyledir:
“1. Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...”
32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
33. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındakişilerin, davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme haklarıgüvence altına alınmıştır. Bu hak, 6. maddenin diğer fıkralarında yer alan suçisnadı ile karşı karşıya bırakılmış kişilere yönelik asgari hak ve güvencelerledoğrudan bağlantılı olduğu gibi, anılan fıkralardaki güvenceler, (1) numaralıfıkrada ifadesini bulan, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının somutgörünümleridir. Dolayısıyla, hakkaniyete uygun yargılama hakkı, Sözleşme’nin 6.maddesinin özellikle (3) numaralı fırkasındaki somut güvenceler bakımındantamamlayıcı bir fonksiyon ifa etmektedir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014,§ 59).
34. Görüldüğü üzere, hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınceza muhakemesini ilgilendiren boyutu, savunma hakkı ile ilintili olup,özellikle yargılama faaliyeti kapsamında alınan önlemlerin, savunma hakkınıngerektiği gibi kullanılmasını teminat altına alacak düzeyde olmasını gerektirmektedir.Delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi davanın tarafının inisiyatifinebırakılan konularda dahi mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi içinSözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altınaalma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Aynı yönde AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 75; Kerojarvi/Finlandiya, B. No: 17506/90, 19/7/1995, § 42). Ayrıcadelillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliğiüzerinde şüphe doğurup doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60).
35. AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19. maddesibağlamında görevinin, sözleşmeci devletlerin Sözleşme’yeilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’ninkoruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal birmahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevininbulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvencealtına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamındadüzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkinbir kural ortaya koymadığını belirtmektedir. Bu bağlamda,Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan “özel ve aile hayatına saygı hakkı” kapsamındaki güvencelereaykırı olarak elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması, yargılamanınhakkaniyete uygun olmadığı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılması bakımından tek başına yeterli bir ölçüt değildir.Bu çerçevede, yürütülen ceza soruşturmasının iç hukukta bir dayanağınınbulunması, delillerin sıhhati veya gerçekliği konusunda kuşkuya düşülmesinihaklı kılan sebeplerin bulunmaması veya bulunsa dahi destekleyici diğerdeliller sayesinde bu kuşkuların giderilmiş olması ve sanığa delilleringerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olması gerekir(Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46, 48; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97,12/5/2000, §§ 36-38).
36. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir kanıttürünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhilolmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçluolup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifadeetmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzereyargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’dekibir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini incelemekonusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).
37. AİHM’e göre, içhukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalarkullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması,kural olarak, başvurucuya gerekli usuli güvencelerinsağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayılekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, Sözleşme’nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılıkoluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık [kk],B. No: 63831/00, 26/9/2002). Başvurucuya, delilleringerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilipverilmediği ve mahkemece bunun değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir(Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 50).
38. Sözleşme’nin 6. maddesinde, delillerin kabuledilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmaması,yargılama makamının, taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delillerigereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte,belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmekistenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasenderece mahkemesine aittir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada geçerli olan delilsunma ve inceleme yöntemlerinin kanuna uygun olup olmadığını denetlemek AnayasaMahkemesinin görevi kapsamında olmayıp; Mahkemenin görevi, başvuru konusuyargılamanın, bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61).
39. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasışarttır. Taraflara, tanık delili de dahil olmak üzeredelillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınmasıgerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlikiddialarının da yargılamanın bütünü esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 62).
40. Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması,mutlak surette adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemecehükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenirliği konusundaherhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacınyoğunluğunu azaltır. Buna karşılık, gücü ve güvenilirliği konusunda bir takımşüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaatbakımından belirleyici olması halinde, bu durum, hakkaniyete uygun yargılanmahakkı bakımından sorun oluşturabilir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014,§ 63).
41. Arama ve el koyma korumatedbirleri, 5271 sayılı Kanun’un “Korumatedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının 116 ilâ 134. maddeleriarasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un116. maddesinde yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceğihususunda hükümde belirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığınüstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerinaranabileceği hükme bağlanmıştır.
42. 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde, kollukgörevlileri tarafından konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalıalanlarda arama yapılmasının hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunanhallerde ise ancak Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği,Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerdearama yapılabilmesi için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişininbulundurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Her ne kadar anılan Kanun maddesinin gerekçesinde “… 118 uncumaddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerde arama yapılırken de bu koşulauymak gereği yoktur.” ifadesine yer verilerekgeceleyin konut,işyeri veya diğer kapalı yerlerde gecikmesindesakınca bulunan hallerde yapılan aramalarda ihtiyar heyeti veya komşulardan ikikişinin hazır bulundurulmasının zorunlu olmadığı belirtilmiş ise de Kanun’dakarşılığı olmayan bu ifadenin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.
43. Somut olaydaCumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2008 tarihli kararınaistinaden kolluk görevlilerince aynı gün saat 23:30 sıralarında yapılan,başvurucunun da hazır bulunduğu arama sonucunda, başvurucununmahkumiyetine konu olan suç eşyası elegeçirilmiştir. Ancak bu arama işlemi sırasında mahalle muhtarı haricinde,ihtiyar heyeti veya komşulardan ikinci bir kişi hazır bulundurulmamıştır. Buçerçevede başvuruya konu aramanın kanuna aykırı olarak yapıldığı açıktır.
44. Bu noktadakonutta arama işlemindeki kanuna aykırılığın, bu işlem sonucunda elde edilendelillerin sıhhatine etki edip etmediği ve elde edilen delillerin gerçekliğinişüpheye düşürüp düşürmediğinin incelenmesi gerekir.
45. Başvuruya konuarama işlemi sırasında ihtiyar heyeti azaları veya komşulardan iki kişibulundurulmamış ise de aynı zamanda ihtiyar heyeti azası olan muhtar hazırbulundurulmuştur. Ayrıca, elde edilen deliller (§ 8) muhafaza altına alındıktansonra durum nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Başvuru formu ekindeyer alan arama tutanağının ilgili kısımları şöyledir:
“… tespitedilen şaraplar geçici olarak muhafaza altına alınmış olup, ... 2’şer adet gerekli numune muhafaza altına alınarak günün nöbetçiCumhuriyet Savcısı B… Ö…’e haber verilmiş, kendisi ikamete gelerek ev sahibineşarap imal etme ruhsatının olup olmadığını sormuş, ev sahibinin ruhsatının veüretim izninin olmadığını, fakat 2 ay önce ruhsat için başvurduğunu başvuruevraklarını beyan edebileceğini belirtmesi üzerine şahsa bunun haricinde evindeve deposunda herhangi bir zarar ve ziyanının olup olmadığı savcı tarafındansorulmuş olup, şahsın ZARAR ve ZİYANIM YOKTUR demesi üzerine, … iki adetkapı savcının talimatıyla mühürlenerek deponun anahtarı ev sahibi olan Jakop GABRİEL’e teslim edilmiş,olay ile ilgili olarak … şahsın yüzüne karşı tüm yasalhakları okunarak gerekli yasal işlem yapılmak üzere … yakalanarak Asayiş Büro Amirliğine intikal ettirilmiş …”
46. Görüldüğüüzere, arama işlemi sırasında hazır bulunmayan Cumhuriyet savcısı, aramaişleminin tamamlanmasını müteakiben arama mahalline gelmiş ve başvurucuya,arama işlemi ve elde edilen suç eşyası ile ilgili sorular sormuştur. Bunakarşılık başvurucu, gerek arama kapsamındaki işlemlerin icrası sırasında,gerekse soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında, arama sonucundaelde edilen delillerin sıhhatine ve gerçekliğine yönelik somut herhangi biritirazda bulunmamıştır.
47. Başvurucu, herne kadar kolluk tarafından alınan ifadesinde ve İlk Derece Mahkemesi önündeki savunmasında,arama sonucunda ele geçirilen şarapların bir kısmının kendisine ait olduğunu,bir kısmının ise başka şahıslara ait olduğunu iddia etmiş ise de belirtilen suçeşyasının zilyedi olduğunu inkâr etmemiştir. Dolayısıyla, başvurucunun busavunmasının, bireysel başvuru kapsamında ileri sürülen arama işlemindekihukuka aykırılık iddiasıyla ilgisi olmadığı gibi, arama işleminin sıhhati veanılan suç eşyasının gerçekliğine de bir etkisi bulunmamaktadır.
48. Arama işlemisırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksik olmasının yol açtığı,arama işleminin ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğinişüpheye düşüren somut bir durum veya risk tespit edilemediği gibi, başvurucutarafından da bu kapsamda herhangi bir somut iddia ileri sürülmemiştir.
49. Dolayısıyla,her ne kadar ihtiyar heyeti azalarından veya komşulardan bir kişinin eksikbulundurulmuş olması bir kanuna aykırılık teşkil etmekte ise de arama işlemininyukarıda belirtilen icra ediliş yöntemi nazara alındığında, delillerinsıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
50. Sonuçitibarıyla, başvurucu hakkında iç hukuka uygun bir şekilde Cumhuriyet savcısıtarafından yürütülen soruşturma kapsamında, başvurucunun konutunda icra edilenarama işlemindeki kanunda belirlenen usule ilişkin eksikliğin, bu işleminsıhhatini ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin gerçekliğini şüphelihale getirmediği gibi, başvurucu da bu kapsamda herhangi bir itirazdabulunmamıştır. Bu çerçevede, başvuruya konu aramaişlemindeki anılan eksikliğin, elde edilen delillerin güvenilirliğine zararvermediğinin ve dolayısıyla bu deliller esas alınarak mahkûmiyetle sonuçlananyargılamanın adilliğini zedelemediğinin kabulü gerekir.
51. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
Üye Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Üye Nuri NECİPOĞLU’nun karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
15/4/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar”kenar başlıklı 38. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarakkabul edilemez.”
2. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
3. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
4. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
5. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, Anayasa Mahkemesineyapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücütarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başkaifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkündeğildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
6. Görüldüğüüzere, adil yargılanma hakkının norm alanının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir. Bu tespit yapılırken, birbaşka ifadeyle, ihlal edildiği iddia edilen bir Anayasa hükmünün Sözleşme’de karşılığının bulunup bulunmadığıaraştırılırken, Sözleşme’yi en üst seviyede yorumlamayetkisine sahip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarının da nazaraalınması gereklidir.
7. Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvurulara ilişkin daha önceki bir çok kararında da dile getirildiği üzere,Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmişolup, Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkınkapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Bir çok karar arasında bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 22).
8. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delilolarak hükme esas alınamayacağı ile ilgili açık bir kurala Sözleşme’deyer verilmemiş olmasına, hatta, delillerin kabuledilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmamasınarağmen AİHM, bu durumun ulusal mahkemelerin, taraflarca ileri sürülen iddialarıve gösterilen delilleri gereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmadığıgörüşünde olup, davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerektartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütünolarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya,B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barbera,Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83,6/12/1988, §§ 68, 81-89).
9. Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme’deyer almayan, delillerin değerlendirilmesine ilişkin kuralları tamamen göz ardıetmemiş ve sıkça tekrarladığı, Sözleşme’nin “yaşayanbir belge” olduğu yönündeki görüşü çerçevesinde adil yargılanmahakkının kapsamını delillerin değerlendirilmesi ile ilgili olarak dagenişletmiştir. Dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılama ilkesine riayet edilipedilmediğinin tespitinde dikkate edilmesi gereken bir unsur olarak delillerindeğerlendirilmesine ilişkin güvence ve ilkeler içtihat yoluyla, Sözleşme’nin 6.maddesinin kapsamına dahil olmuştur. Buna göreAnayasa’nın 38. maddesinin altıncıfıkrasındaki “Kanuna aykırı olarakelde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” kuralının Sözleşme’de bir karşılığının olmadığı söylenemez.Dolayısıyla anılan Anayasa hükmünün, bireysel başvuru kapsamında, Anayasa’nın36. maddesi bakımından destek ölçü norm olarak uygulanması mümkündür.
10. Yukarıda da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 38.maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delilolarak kabul edilemeyeceği, açıkça hükme bağlanmıştır. Aynı doğrultuda, ceza muhakemesi açısından 5271 sayılıKanun’un 206. maddesinde, ortaya konulması istenilen delilin kanuna aykırıolarak elde edildiği hallerde reddedileceği,217. maddesinde delilleri takdir yetkisi ile ilgili olarak yüklenen suçun,hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceğibelirtilmiştir. Ayrıca aynı Kanun’un 230. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(b) bendine göre mahkeme hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması vedeğerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bukapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilendelillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 43).
11. Görüldüğü üzerebelirtilen Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bir delilin, mahkemece ulaşılanmahkûmiyet yönündeki ulaşacağı vicdani kanaat bakımından etkili olabilmesi, odelilin hukuka aykırı olarak elde edilmemiş olmasına bağlıdır.
12. Arama ve el koyma korumatedbirleri, 5271 sayılı Kanun’un “Korumatedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının 116 ilâ 134. maddeleriarasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un116. maddesinde yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceğihususunda hükümde belirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığınüstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerinaranabileceği hükme bağlanmıştır.
13. 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde, kollukgörevlileri tarafından konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalıalanlarda arama yapılmasının hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunanhallerde ise ancak Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği,Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerdearama yapılabilmesi için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişininbulundurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Her ne kadar anılan Kanunmaddesinin gerekçesinde “Keza,118 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerde arama yapılırken de bukoşula uymak gereği yoktur.”ifadesine yer verilerek geceleyin konut, işyeri veya diğer kapalıyerlerde gecikmesinde sakınca bulunanhallerde yapılan aramalarda ihtiyar heyeti veya komşulardan iki kişinin hazırbulundurulmasının zorunlu olmadığı belirtilmiş ise de Kanun’da karşılığıolmayan bu ifadenin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.
14. Diğer yandan, arama tedbiri, aynı zamanda özel hayata saygıhakkının bir unsuru olan, konuta saygı hakkını da yakından ilgilendirmektedir.
15. AİHM’e göre, Sözleşme’nin 8. maddesinin(2) numaralı fıkrası anlamında “müdahaleninhukukiliği”, uyuşmazlığa konu tedbirin iç hukukta belirli birdayanağının olmasını gerektirir. Hukuki düzenlemenin ilgililer bakımındanerişilebilir ve –gerektiğinde bir danışmanın yardımından faydalanılarak–belirli bir eylemin sonuçlarının makul düzeyde öngörülebilmesini sağlayacakderecede yeterli bir açıklığa sahip olması zorunludur (Bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014,§ 32).
16. Mahremiyet alanını da içine alacak şekilde kişinin özelalanına yönelmesi itibarıyla, kişinin özel hayatına ağır bir müdahale teşkileden “arama”yailişkin usul hükümlerinin, ilgili mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlenmişolması, işlem öncesi ve sonrasında keyfi uygulamalara karşı, bir takım etkiligüvencelere yer verilmesi ve çizilen hukuki çerçevenin kalitesi; olasısuiistimallerin önlenmesi ve bu bağlamda devletin negatif yükümlülüğünü yerinegetirmesi bakımından hayati öneme sahiptir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014, §§ 34-35).
17. Gerçekten, konut içerisinde arama,niteliği ve ortaya çıkardığı maddi ve manevi olumsuz sonuçları itibarıyla ağırbir koruma tedbiri olup, bu denli ağır bir müdahalenin de katı usul kurallarınabağlanması, tedbirin kapsam ve uygulama yöntemi ile kolluk görevlilerininsorumluluk sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmesi, müdahalenin kanuniliğibakımından zorunludur (Benzer AİHM kararı için bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014,§ 34).
18. Yargılamanınhakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediği denetlenirken, soruşturma aşamasınıda içine alan muhakeme süreci kapsamında, bireylerin temel hak veözgürlüklerine saygı gösterilmesi asıl olup, kişilerin özel hayata saygıhaklarına yönelen koruma tedbirlerinin kanuna uygun bir şekilde icra edilipedilmediğinin bu bağlamda dikkate alınması şarttır.
19. Somut olaydaCumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2008 tarihli kararınaistinaden kolluk görevlilerince aynıgün saat 23:30 sıralarında yapılan, başvurucunun da hazır bulunduğuarama sonucunda başvurucunun mahkumiyetine konuolan suç eşyası ele geçirilmiştir. Ancak bu arama işlemi sırasında mahallemuhtarı haricinde, ihtiyar heyeti veya komşulardan herhangi bir ikinci şahıshazır bulundurulmamıştır. Bu çerçevede başvuruya konu aramanın kanuna aykırıolarak yapıldığı açık olduğundan, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinin ihlaledildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndekiçoğunluk görüşüne katılamadım.
Üye
Nuri NECİPOĞLU