TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KADİR CAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7527)
Karar Tarihi: 17/11/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Kadir CAN
Vekili
:
Av. Zeynel GÜVENÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, çalışmakta olduğukurumda emsallerinin almış olduğu döner sermaye katkı payından geriye doğru beşyıl süreyle yararlandırılmamasından ve eksik yararlandırılmasından kaynaklananalacağının tarafına ödenmesi istemiyle idare mahkemesinde açtığı davanın makulsürede sonuçlandırılmaması ve emsal olarak gösterdiği bir Danıştay kararınınyargı mercilerince gerekçesi belirtilmeksizin dikkate alınmaması nedeniyleAnayasa’nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle maddi tazminat talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 4/10/2013 tarihindeEskişehir 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 10/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 9/1/2014tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığınca 13/2/2014 tarihli yazı ile benzer şikâyetlere ilişkinbaşvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak ayrıca görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, AnadoluÜniversitesi İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı’nda memur statüsündeçalıştığı dönemde döner sermaye katkı payı oranının emsalleri baz alınarakdüzeltilmesi ve geriye dönük haklarının yasal faizi ile birlikte tarafınaödenmesi talebiyle 23/8/2007 tarihinde idareye başvurmuş, anılan başvuruAnadolu Üniversitesi Yönetim Kurulunun 28/8/2007 tarihli işlemiylereddedilmiştir.
8. Başvurucunun, ret işlemininiptali ile 10.549,90 TL döner sermaye alacağının tarafına ödenmesinehükmedilmesi istemiyle 10/10/2007 tarihinde açtığı dava, Eskişehir 2. İdareMahkemesinin 25/4/2008 tarih ve E.2007/469, K. 2008/540 sayılı kararıyla “süregelen etkiler doğuran bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, hesaplanacakzararın başlangıç tarihinin işlemin ilk tesis edildiği ya da ilk uygulandığıtarih, diğer durumlarda ise ilgililerin bu zararların ödenmesi istemiyleidareye başvurdukları tarih olarak dikkate alınması gerektiği; yoksun kalınanparasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılan davadabaşvuru tarihinden itibaren ileriye dönük olarak yoksun kalınan tutarlarınistenebileceği; bu durumda, başvuru tarihinden önceki dönemlere ait tutarlarıntazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali ve tazminatistemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı”gerekçesiyle reddedilmiştir.
9. Başvurucu tarafından temyizedilen karar, Danıştay 8. Dairesinin 3/2/2009 tarih ve E.2008/9596, K.2009/797sayılı kararıyla “döner sermaye katkıpayları yönünden belli bir uygulama tarihi esas alınarak istekte bulunulandavalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göreuygulama tarihinden itibaren altmış gün içinde; uygulama üzerine davacı idareyebaşvurmuş ise 12. maddenin göndermede bulunduğu 11. maddeye göre idarenin bubaşvuruya cevap vermemiş olduğu hallerde uygulama tarihinden itibaren en geç120 gün, idarenin cevap verdiği durumlarda ise uygulama tarihinden başvurutarihine kadar geçen süre de hesaba katılmak koşuluyla cevabın davacıya tebliğtarihinden itibaren altmış gün içinde idari davanın açılmış olması gerekeceği,bu durumda, davacıya döner sermaye katkı payının her ay itibariyle ödememeşeklinde devam ettiği, dolayısıyla ortada süregelen bir ödememe işlemibulunduğu göz önüne alındığında, davacının idareye başvuru tarihinden itibarenyukarıda belirtilen süreler dahilinde eksik bir ödemeden kaynaklı alacağıolması halinde davacıya ödenmesi gerekeceğinden, idare mahkemesince yukarıdaaçıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak karar verilmesigerekirken davanın tümüyle süre aşımından reddinde isabet görülmediği”gerekçesiyle bozulmuş, bozma kararına karşı yapılan karar düzeltme talebi iseaynı Dairenin 1/7/2009 tarih ve E.2009/4217, K. 2009/4398 sayılı kararıylareddedilmiştir.
10. Bozma kararına uyan Eskişehir2. İdare Mahkemesinin 29/3/2010 tarih ve E.2009/525, K. 2010/177 sayılıkararıyla, “emsal teşkil eden personel iledavacıya eşit oranda döner sermaye katkı payı ödendiği, bu durumda 2547 sayılıKanun’un 58. maddesinde Üniversite Yönetim Kuruluna tanınan takdir yetkisininkamu yararı ve hizmetin gereğine uygun olarak kullanıldığı”gerekçesiyle, dava, 23/8/2007 tarihli idari başvurudan geriye doğru altmışgünlük süreden önceki kısım yönünden süreaşımı nedeniyle; anılan tarihtengeriye doğru altmış günlük dava açma süresi içinde kalan kısım yönünden iseesastan reddedilmiştir.
11. Kararın başvurucu tarafındantemyizi üzerine Danıştay 8. Dairesi, 16/11/2012 tarih ve E.2010/6366,K.2012/9467 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını onamış, onama kararına karşıbaşvurucunun karar düzeltme talebini ise 21/6/2013 tarih ve E.2013/2177,K.2013/5311 sayılı kararla reddetmiştir.
12. Karar, başvurucu vekiline4/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 4/10/2013 tarihinde süresiiçinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
13. 4/11/1981 tarih ve 2547sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 58. maddesinin başvuruya konu davada hukukidenetimi yapılan idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan (a) fıkrasınındördüncü bendi şöyledir:
(Değişik dördüncü paragraf: 31/7/2003-4969/12 md.) Her eğitim-öğretim, araştırma veya uygulama birimiveya bölümü ile ilgili öğretim elemanlarının katkısıyla toplanan döner sermayegayrisafi hasılatının en az % 35'i o kuruluş veyabirimin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına ayrılır. Kalan kısmı iseüniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde bağlı bulunduğuüniversitenin bilimsel araştırma projeleri ile döner sermaye gelirinin eldeedildiği fakülte, enstitü, yüksek okul, konservatuar ile uygulama ve araştırmamerkezlerinde görevli öğretim elemanları ve aynı birimlerde görevli 14.7.1965tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi personel (döner sermayeişletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık personeli dahil) arasındakatkıları da dikkate alınmak suretiyle paylaştırılır. Öğretim üyeleri ileÜniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca kabul edilensağlık, teknik ve sanatla ilgili birimlerde görevli öğretim elemanlarına dönersermayeden bir ayda ayrılacak payın tutarı, bunların bir ayda alacakları aylık(ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlütazminat (makam, temsil ve görev tazminatı hariç) toplamının iki katını, diğeröğretim elemanları için bir katını, 657 sayılı Kanuna tâbi personel için ise %100'ünü geçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım,doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliğinakil ünitesi ve acil serviste çalışan sağlık personeli için % 100 oranı,ayrıca % 50'sine kadar artırılabilir.(Değişik soncümle: 17/9/2004 – 5234/2 md.) Rektörler ve rektöryardımcıları, üniversite veya ileri teknoloji enstitülerindeki döner sermayegelirinin elde edildiği birimlerin birinden katkılarına bakılmaksızın bumaddedeki esaslara göre her ay pay alabilirler ve bunlara bir ayda ödenebilecekpay, bir ayda alacakları aylık (ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneğihariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç)toplamının iki katını geçemez. Öğretim üyelerine saat 14.00'den sonra dönersermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici katkılarından dolayı ilave olarak,almakta oldukları aylık (ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç)ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının onkatına kadar pay verilebilir. Rektör ve rektör yardımcıları ile bu kapsamdakigelirin elde edildiği fakültelerin dekan ve dekan yardımcıları ile başhekim vebaşhekim yardımcılarına doğrudan gelir getirici katkılarına bakılmaksızın bukapsamda elde edilen gelirlerden karşılanmak üzere, bir ayda alacakları aylık(ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat(makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının dört katına kadar ayrıcapay verilebilir.”
14. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 7.maddesi, 11. maddesi, 12. maddesi, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralıfıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralıfıkrası ile 60. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
15. Mahkemenin 17/11/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/10/2013 tarih ve 2013/7527numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
16. Başvurucu, açtığı davadaemsal olarak gösterdiği bir Danıştay kararının yargı mercilerince dikkatealınmadığını ve kararda değerlendirilmediğini, kısmen süre aşımından kısmen deesastan reddedilen davanın adil olmadığını ve yaklaşık 6 yıl gibi makul olmayanbir sürede sonuçlandırıldığını, kendisine emsallerinin almış olduğu dönersermaye ek ödemesinden daha az bir ödeme yapıldığını, yargılamanın adil veetkin olmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerindegüvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalintespitiyle maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
17. Başvurucu, emsal olarakgösterdiği ve döner sermaye ile ilgili alacakların başvuru tarihinden geriyedoğru beş yıllık bir süre ile sınırlı olmak üzere talep edilebileceği yönündekiDanıştay 5. Dairesi kararının yargı mercilerince dikkate alınmadığını, yargıyerlerinin görüş değiştirebilecekleri tabii olmakla birlikte bu değişikliğinsebeplerinin izah edilmesi gerektiğini ancak, yargı yerlerince bu konudaherhangi bir açıklamada bulunulmadığını belirterek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucunun iddiaları, talepleriningerekçeli olarak karşılanmadığı hususuna ilişkindir.
18. Anayasa'nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerinher türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
19. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
20. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. AnayasaMahkemesinin görevi ise başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olupolmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
21. Somut olayda, başvurucunun,çalışmakta olduğu kurumda emsallerinin almış olduğu döner sermaye eködemesinden geriye doğru beş yıl süreyle yararlandırılmamasından ve eksikyararlandırılmasından kaynaklanan alacağının tarafına ödenmesi istemiyleyaptığı başvuru idarece reddedilmiş, anılan işlem üzerine açılan iptal davasındailk derece mahkemesince dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Temyizaşamasında ise davacıya döner sermaye katkı payının her ay itibariyle ödememeşeklinde devam etmesi dolayısıyla ortada süregelen bir ödememe işlemininbulunduğu, bu durumun göz önüne alınarak davacının idareye başvuru tarihindenitibaren İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda belirtilen süreler dahilinde eksikbir ödemeden kaynaklı alacağı olması halinde bunun davacıya ödenmesi gerekeceğibelirtilerek söz konusu ilkeler doğrultusunda yapılacak değerlendirme sonucukarar verilmesi gerekirken davanın tümüyle süre aşımından reddinde isabetgörülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk derecemahkemesi bozma kararına uymuş ve davayı kısmen süre aşımından, kısmen de esastanreddetmiştir.
22. Başvuruya konu yargımercileri tarafından başvurucunun emsal alınması amacıyla dosyaya sunduğu vedöner sermaye ile ilgili alacakların başvuru tarihinden geriye doğru beş yıllıkbir süre ile sınırlı olmak üzere talep edilebileceği yolundaki Danıştay 5.Dairesinin 30/5/1988 tarih ve E.1986/924, K.1988/1760 sayılı kararı, 1050sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu’nun 93. maddesindeöngörülen beş yıllık süre içinde idareden alacağı olan kişilerin bualacaklarını talep edebilecekleri yönündeki hükme dayanmaktadır. Başvuruya konuuyuşmazlıkta ise gerek ilk derece mahkemesi gerekse de Danıştay 8. Dairesiningerekçeleri, somut uyuşmazlığın süregelen bir ödememe işlemi olaraknitelendirilmesi nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yeralan sürelere ilişkin kuralların uygulanması gerektiğini esas almaktadır.
23. Başvuruya konu yargılamada,başvurucu tarafından emsal olarak sunulan kararın başka bir Dairenin yirmi yılıaşan bir süre önce verilmiş olan bir kararı olduğu görülmektedir. Dolayısıylaortada aynı konuya ilişkin olarak içtihadi birbelirsizliğin mevcudiyetinden söz etme olanağı bulunmamaktadır.
24. Öte yandan aynı hukuki metneilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum veiçtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindekabul edilemeyeceği gibi (bkz. B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45) hukukigüvenlik ilkesi de yerleşik bir içtihat elde etme hakkı tanımamaktadır (bkz.AİHM, Fazlı Aslaner/Türkiye, B. No:36073/04,4/3/2014, § 53).
25. Buna göre, somut olaydayargı makamlarınca döner sermaye alacaklarının ne zaman talep edilebileceğihususunda 2577 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uygulanarak hüküm kurulduğu vekararın yeterli gerekçeyi ihtiva ettiği; başvurucu tarafından emsal olaraksunulan ve 1050 sayılı Kanun’un uygulanmasını öngören kararın da 2577 sayılıKanun’un esas alınması suretiyle zımnen reddedildiği sonucuna varılmıştır.
26. Diğer taraftan, başvurucunungöz önünde bulundurulmasını talep ettiği Danıştay Beşinci Dairesinin kararı,geçmiş döneme ilişkin olarak tarafına döner sermaye ödenmesi istemiyle başvuranbir kişinin başvurusunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilensüre aşımı nedeniyle ret kararının belirli bir döneme ilişkin kısmı yönünden1050 sayılı Kanun hükümleri gereğince işin esasının incelenmesi gerektiğigerekçesiyle bozulmasına ilişkin usulî bir karardır.Söz konusu karar, ilgililere geriye doğru beş yıl içindeki alacakları talepetme hakkı vermekle birlikte bu talebin haklı ya da haksız bir talep olduğuyönünde işin esasına ilişkin bir değerlendirme ya da kanaat taşımamaktadır.Başvuruya konu yargılamada da, ilk derece mahkemesincedava önce süre aşımından reddedilmiş; temyiz üzerine Danıştay Sekizinci Dairesitarafından süregelen bir ödememe işlemi bulunduğu göz önünde bulundurularak2577 sayılı Kanun’daki dava açma süreleri doğrultusunda bir karar verilmesigerektiği gerekçesiyle usulden bozulmuş ve bozma kararına uyan ilk derecemahkemesince dava kısmen süre aşımı nedeniyle, kısmen de esastanreddedilmiştir.
27. Dolayısıyla hem başvurucutarafından emsal alınmadığı ileri sürülen Danıştay Beşinci Dairesi kararı, hemde başvuruya konu Danıştay Sekizinci Dairesi kararı davayı süre aşımı nedeniylereddeden İlk Derece Mahkemesi kararlarının bozulmasına ve bozmaya uyulmasıhalinde işin esasına girilmesi sonucunu doğuran kararlardır. Başka biranlatımla, her iki karar da gerekçeleri farklı olmakla birlikte aynı amacıngerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. Nitekim, başvuruya konu yargılamasürecinde bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi tarafından dava belirli birdöneme ilişkin olarak esastan incelenerek reddedilmiştir. O nedenle,uyuşmazlığın esasına yönelik olmayan ve farklı bir gerekçeyle benzer bir sonucagötüren emsal kararın uygulanması halinde dahi işin esasına yönelik kısımyönünden verilecek kararın farklı olmayacağı görülmekle başvuruya konuuyuşmazlıkta söz konusu kararın esas alınmamasının nedenlerine gerekçede yerverilmediği iddiasının ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren bir iddiaolmadığı sonucuna varılmıştır.
28. Buna göre, başvurucunungerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
29. Başvurucu, davanın kısmensüre aşımından kısmen de esastan reddine hükmedilmesinin adil olmadığını vedöner sermaye katkı payı ödemelerinin eksik yapılması nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucununtarafına ödenmesini talep ettiği döner sermaye katkı payını elde edipedemeyeceği hususu açtığı davada verilecek karara bağlı olup mülkiyet hakkıiddiasının da ancak bu davanın kendisi yönünden lehe sonuçlanması halinde ilerisürülebilmesi mümkündür. Bu durumda, açtığı dava Mahkeme tarafından reddedilenbaşvurucunun iddialarının özünün Mahkeme kararının sonucuna ilişkin olduğuanlaşıldığından, değerlendirmenin de bu kapsamda yapılması uygun görülmüştür.
30. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
31. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
32. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
33. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti, hukuku ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularaçıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
34. Başvuruya konu davada, İdareMahkemesi, emsal teşkil eden personel ile davacıya eşit oranda döner sermayekatkı payı ödendiği, bu durumda 2547 sayılı Kanun’un 58. maddesinde ÜniversiteYönetim Kuruluna tanınan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmetin gereğine uygunolarak kullanıldığı gerekçesiyle davanın idareye başvuru tarihinden geriyedoğru altmış gün içinde kalan ödememe işlemi yönünden esastan reddine; butarihten önceki döneme ilişkin ödememe işlemi yönünden ise 2577 sayılı Kanun’un7. ve 11. maddeleri uyarınca süre aşımından reddine karar vermiştir.
35. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulününadil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvurudaadil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucununyargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığıveya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatasıveya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:2013/2767, 2/10/2013, § 22). Somut olayda başvurucu, yargılama sürecininhakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup,iddiaların özünün yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Eşitlik İlkesi İleEtkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası
37. Başvurucu, ayrımcı uygulamayapıldığını, yargılamanın etkin olmadığını belirterek Anayasa’nın 10.maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ve 40. maddesinde güvencealtına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
38. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "
39. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu veekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillereait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.
40. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucutarafından soyut şekilde ayrımcı uygulama yapıldığının belirtildiği, ancakeşitlik ilkesinin nasıl ve hangi temelde ihlal edildiği açıklanmadanAnayasa’nın 10. maddesine atıfta bulunulduğu; aynı şekilde yargılamanın etkinolmadığı belirtilmek ve Anayasa’nın 40. maddesine atıfta bulunulmakla birlikteetkili başvuru hakkına ilişkin nasıl bir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığı vebu hususa ilişkin kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
41. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
42. Başvurucu 2007 yılında idariyargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarakAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
43. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturanmakul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
44. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
45. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilendüzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiğiiddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara dauygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, dönersermaye ek ödemesinden kaynaklanan alacağın ödenmesi istemini konu alan biruyuşmazlık olduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 44).
46. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tariholmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde tutularakuyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabuledilebilmektedir. (B. No: 2013/1198, 7/11/2013, § 45). Somut başvuru açısındanbenzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacakzaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun taleplerini ilgili idareyeilettiği 23/8/2007 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Somut başvuruaçısından bu tarihin, karar düzeltme talebinin Danıştay 8. Dairesincereddedildiği 21/6/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
47. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve döner sermaye ek ödemelerine ilişkin alacağın ödenmesiamacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile 10.549,90 TLdöner sermaye alacağının ödenmesine hükmedilmesi istemini konu alan iptal vetam yargı davasında ilkderece mahkemesince, 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süreiçerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap veikinci cevap aşamalarının usulüne uygun olarak tamamlandığı ve dosyanıntekemmülünün sağlandığı, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülendüzenleyici süreye uygun şekilde dosyanın karara bağlandığı ve yargılamanınyaklaşık altı buçuk aylık bir sürede sonuçlandırıldığı, bozma kararındansonraki sürecin de yaklaşık yedi ayda sonuçlandırıldığı, temyiz aşamasında iseDanıştay 8. Dairesince ilk temyiz isteminin yaklaşık altı aylık, ikinci temyizisteminin yaklaşık iki yıl üç aylık bir sürede sonuçlandırıldığı; karardüzeltme istemlerinin de sırasıyla yaklaşık iki aylık ve üç aylık sürelerde sonuçlandırıldığıanlaşılmaktadır.
48. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıklarıkonu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıklarınmakul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 13).
49. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlalkararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlarve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzunyargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bukapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).
50. Başvuruya konu davada yeralan kişi sayısı ve davanın koşulları göz önüne alındığında başvuruya konuyargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği, davaya bütün olarakbakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılamasürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesinigerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık altı yıllık yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
51. Açıklanan nedenlerle, başvurucununAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
52. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazmininehükmedilmesini talep etmiştir.
53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
54. Başvurucunun tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık altı yıllık yargılama süresi nazaraalındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
55. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Eşitlik ilkesi ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 4.150,00 TLmanevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerininREDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
17/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.