TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KAĞAN OSMAN KARAMANOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/21063)
Karar Tarihi: 15/1/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Kağan Osman KARAMANOĞLU
Vekili
:
Av. Burçin ASLAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarakisim tashihi talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/4/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 10/3/1978 tarihinde Viyana'da dünyaya gelmiştir.Başvurucunun ismi Türk nüfus kütüğüne KağanOsman Karamanoğlu olarak kayıt edilmiştir.
9. Başvurucunun Türkiye ve Avusturya vatandaşlığı mevcut ikençifte vatandaşlık imkânı ortadan kalktığı için başvurucu İçişleri Bakanlığınınizin kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmıştır. 29/5/2009 tarihli ve 5901sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. maddesi gereğince mavi kart sahibi olanbaşvurucu, yalnızca Avusturya vatandaşıdır ve Avusturya'da yaşamaktadır.
10. Başvurucu 17/6/2013 tarihinde; Avusturya resmî makamlarıtarafından verilen belgelerde yalnızca Kağanön isminin bulunduğunu, Osmanisminin kullanılmadığını, bu durumun resmî ve özel kurum ve kuruluşlarınkayıtlarında karışıklığa sebep olması nedeniyle özel ve iş hayatında zorluklaryaşadığını belirterek nüfus kayıtlarında KağanOsman olarak geçen isminin Kağanolarak değiştirilmesi talebiyle İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmuştur.
11. İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 11/11/2014tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Bu karar Yargıtay 18. HukukDairesinin 1/10/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Yargıtay 18. HukukDairesinin karar gerekçesinde başvurucunun Avusturya vatandaşlığına geçmeksuretiyle Türk vatandaşlığından çıkartıldığı ve kaydının kapatıldığı, kapalıkayıtlar üzerinde işlem yapılmasının 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı NüfusHizmetleri Kanunu’nun 14. maddesine göre mümkün bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Bozma kararına uyan Mahkeme 28/1/2016 tarihli kararıyla davayıreddetmiştir. Bu karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 9/2/2017 tarihli kararıylaonanmıştır. Söz konusu karar başvurucuya 17/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu 10/4/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
14. İlgili hukuk için bkz. AslanFaruk Toprak, B. No: 2013/2957, 24/3/2016, §§ 17-20.
15. Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonunca imzaya açılan,Türkiye tarafından 21/5/1975 tarihinde onaylanan ve 16/2/1977 tarihindeyürürlüğe giren 13/9/1973 tarihli ve 15226 sayılı Ad ve Soyadlarının NüfusKütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme’nin 6. maddesi şöyledir:
“Âkit Taraflar makamlarınca nüfus kütüğünedüşürülen iki veya daha fazla kayıtta, aynı kimsenin, değişik ad veyasoyadlarla gösterilmesi halinde, her Âkit Tarafın yetkili makamları,gerektiğinde farklılıkların giderilmesi için tedbirler alacaktır.
Âkit Devlet makamları, bu amaçla aralarındadoğrudan doğruya yazışabilirler.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu; 5901 sayılı Kanun gereğince mavi kart sahibiolması nedeniyle Türkiye ile resmî ilişkilerinin devam ettiğini, zorlayıcınedenlere rağmen Türk nüfus kütüğündeki ismi üzerinde değişiklik yapılmasınaizin verilmemesinin iki ülke kayıtlarında karışıklığa sebep olduğunu,pasaportunda yazılı isim ile nüfus kayıtlarının birbirini tutmaması nedeniyleözel ve iş hayatında zorluklar yaşadığını belirtmiştir. Bu nedenlerle başvurucukişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve özel hayata saygı haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
18. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."
19. Anayasa’nın “Milletlerarasıandlaşmaları uygun bulma” kenar başlıklı 90. maddesinin beşincifıkrası şöyledir:
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuşmilletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasayaaykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklereilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesinedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esasalınır."
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa'nın 20. maddesinin birincifıkrasında herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahipolduğu düzenlenmiştir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz birunsuru hâline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemliunsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı birkişilik hakkı olan isim hakkının da kişinin özel hayatının bir unsuru olduğuaçıktır. Dolayısıyla cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve ailebağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasınıisteme hakkının yanı sıra isim hakkı da Anayasa'nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmelidir (Hacı Ahmet Eskikanbur,B. No: 2015/2944, 9/1/2019, § 27).
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
22. Anayasa’nın 20. maddesi, koruma alanının kişilerin isimleriüzerinde tasarrufta bulunmasının gerekli olduğu durumlarda genişyorumlanmalıdır. Bu yorum, isim hakkı konusunda mevzuat oluşturulurken veuyuşmazlıklar çözümlenirken konu ile ilgili olan ve taraf olunan uluslararasısözleşmelerde yer alan koruyucu hükümlerin asgari düzeyde hayata geçirilmesinide kapsamalıdır (Aslan Faruk Toprak,B. No: 2013/2957, 24/3/2016, § 43). Anayasa Mahkemesi içtihadında belirtildiğiüzere isim üzerinde belirli koşullar altında değişiklikler yapılabilmesininbireylerin özel hayatlarının bir unsuru olan kimliğin belirlenmesi açısındanbir gereklilik olduğu hususu idari ve yargısal makamlar tarafından gözardıedilmemelidir (Aslan Faruk Toprak,§ 44). Koşulları oluştuğu durumlarda Anayasa'nın 90. maddesinin beşincifıkrasının son cümlesi dikkate alınmalı ve bir çatışma olduğunda ya da birdüzenlemenin yorumlanması gerektiğinde temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler esas alınarakuyuşmazlıkların çözümlenmesi yoluna gidilmelidir (bkz. § 28).
23. Devletin vatandaşlarına sunduğu nüfus hizmetleri, temelniteliklerini medeni hukuk düzenlemelerinden ve devletlerarası özel hukukdüzenlemelerinden alan hukuki ve teknik bir hizmettir. Bu hizmetin yerinegetirilmesi, kişilerin kimliklerinin her zaman doğru şekilde belirlenmesinigerekli kıldığından aynı zamanda bir yükümlülüktür.
24. Kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlarından olan isminvazgeçilemezlik, devredilemezlik ve kişiye sıkı surette bağlı olmaniteliklerinin kişinin mevcut statüsünü etkilemesi muhakkak olduğundan kişininisminin korunması ve kamu düzenini bozmadığı müddetçe değiştirilmesine imkântanıması yönünde devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğudeğerlendirilmektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut olayınözellikleri gözönünde bulundurularak idari ve yargısal karar vericilertarafından kişilerin bu yöndeki makul taleplerinin karşılanmasını veyataleplerin reddi durumunda buna ilişkin ilgili ve yeterli gerekçelersunulmasını gerektirir.
25. İsim hakkının, kamu düzeninin işleyişine engel olmayan isimdeğişikliği taleplerinin kamusal makamlarca karşılanmasını da içerdiği hususukonuyla ilgili içtihadın oluştuğu Anayasa Mahkemesinin Aslan Faruk Toprak kararındavurgulanmıştır. Kararda kamusal makamlarca isim değişikliği taleplerinin ilerisürülebilmesine ve incelenmesine olanak sağlayan idari ya da yargısal başvuruyollarının oluşturulması, kapsamı belirli ulusal ve uluslararası düzenlemelerçerçevesinde uygun görülen taleplerin karşılanması gerektiği belirtilmiştir (Aslan Faruk Toprak, § 39).
26. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği gibi kişihâlleri ile ilgili ulusal düzenlemeler hayata geçirilirken meselenin yalnızcadüzenlemeyi yapan ülke vatandaşlarının hukukunu ilgilendirdiği kabulüyle darbir çerçevede ele alınmaması gerektiğini ifade etmiş ve uluslararasısözleşmelerle taahhüt altına girilen durumlara ilişkin açıklamalara yervermiştir. Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği taleplerinin hangi koşullaraltında olumlu karşılanacağı ve bu tür taleplerin hangi usullerle inceleneceğihususunda kullanılan takdir hakkının isim değişikliği taleplerinindeğerlendirilmesi yolunu tamamen kapatacak ve sonuç alabilmeyi mümkün kılmayacakşekilde kullanılmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır. Bu bağlamdauluslararası sözleşmelerin getirdiği güvencelerin gözetilmesi ve isimdeğişikliği taleplerinin dile getirilebildiği ve sonuç alınabildiği etkili,ulaşılabilir, öngörülebilir yolların oluşturulması gerekir. Bu yollarvatandaşların yanında belirli ve sınırlı durumlarda yabancılar için desağlanmalıdır (Aslan Faruk Toprak,§§ 39, 40).
27. Anayasa Mahkemesi, kamusal makamlarca takdir hakkıkullanılırken Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonuna üye devletlertarafından kişi hâlleri üzerine imzalanan uluslararası sözleşmelerin içerdiğiyükümlülüklerin ve kişilere tanıdığı güvencelerin dikkate alınmasıgerekliliğinin üzerinde durmuştur (AslanFaruk Toprak, § 41).Kişilerin vatandaşlık ve nüfus kayıtlarındameydana gelecek değişikliklerin izlenmesi, sorunların çözümünün sağlanması vekişi hâllerinin korunması amacı doğrultusunda 1950 yılında kurulan veTürkiye’nin 1953 yılında üye olduğu Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonununimzaya açtığı uluslararası sözleşmelerden olan ve ülkemizde 16/2/1977 tarihindeyürürlüğe giren 13/9/1973 tarihli ve 15226 sayılı Ad ve Soyadlarının NüfusKütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme, nüfus kayıtlarının tutulmasınailişkin uluslararası standartların belirlendiği ve uygulanması konusunda tarafdevletleri yükümlülük altına sokan birtakım hükümler içermektedir. Söz konusuSözleşme ile kişinin kimliğinin belirlenmesinde temel olan isim ve soyisimlerin kişi hâllerine ilişkin her türlü işlem ve belgelerde aslına uygunolarak yazılıp kaydedilmesi, isim ve soy isimlerin yazılışında birliğinsağlanması amaçlanmıştır (Aslan Faruk Toprak,§ 59).
28. Türkiye'nin taraf olduğu Ad ve Soyadlarının NüfusKütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme'nin 6. maddesinde; ilgili ulusalmakamlar tarafından nüfus kütüğüne işlenen iki veya daha fazla kayıtta, birkişi hakkında değişik ad veya soyadlarının belirtildiği durumda yetkili ulusalmakamların söz konusu farklılığın giderilmesi için gerekli hâllerde tedbirleralacağı ve bu doğrultuda taraf devletlerin aralarında doğrudan doğruyayazışabilecekleri vurgulanmaktadır. Anılan hüküm, aynı kişi hakkında açılmışbirden fazla nüfus kütüğünde ad veya soyadlarının birbirinden farklıgösterildiği durumlarda bu kişilere uluslararası düzeyde asgari bir güvencesağlamaktadır. Söz konusu sözleşme, somut olayın koşullarının isimfarklılıkların giderilmesini gerekli kılan bir hâl içerip içermediğinin tarafdevletlerce irdelenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda gerekli bir hâlin varlığınıntespit edilmesi durumunda isim farklılıklarının giderilmesine yönelik olaraktaraf devletlerin yükümlülüklerini yerine getirmesi beklenir. Bununla birliktedevletlerin somut olayın özelliklerine uygulanacak yöntemin belirlenmesikonusunda takdir yetkileri vardır. Ancak söz konusu takdir yetkisi, devletlerinfarklılıkların giderilmesi için tedbir almaları yükümlülüğünü ortadankaldıracak şekilde yorumlanamaz (Hacı AhmetEskikanbur, § 36).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
29. Somut olayda Türk olan ve Avusturya vatandaşlığı taşıyanbaşvurucunun her iki ülkenin nüfus kaydında farklı isminin bulunduğuanlaşılmaktadır. Başvurucu, doğumundan itibaren yaşadığı ülke olan Avusturyaresmi kayıtlarında isminin sadece Kağanolarak yer aldığını, Türkiye nüfus kayıtlarında ise Kağan Osman olarak belirtildiğini, bu durumun özel ve işhayatında zorluklara sebep olduğunu belirterek Türkiye nüfus kayıtlarındadüzeltme yapılmasını talep etmiştir.
30. Başvurucunun talebi derece mahkemeleri tarafından “nüfus kayıtları kapalı olan kişilerin kişiseldurumlarında meydana gelen değişiklerin ancak kaydın yeniden açılmasıylaişlenebileceği, kapalı kayıttaki bilgileri değiştirecek mahiyette değişiklikyapılmasının mümkün olmadığı” şeklindeki gerekçeyle reddedilmiştir.
31. Anayasa Mahkemesi aynı konuya ilişkin verdiği Aslan Faruk Toprak kararında 5490 sayılıKanun’un 14. maddesinin başvuru konusu somut olaydaki şekliyle yorumlanmasıdurumunda, vatandaşlıktan çıkan kişilerin kapatılan nüfus kayıtları üzerindeisim değişikliği talebinde bulunabilmeleri imkânının tamamen ortadankaldırılmış olacağını, bu durumun söz konusu kişiler açısından mağduriyetlereneden olduğunu vurgulamıştır. Kararda, derece mahkemeleri tarafından katıyorumdan kaçınılması, ulusal ve uluslararası düzenlenmeler dikkate alınaraknüfus kayıtları arasındaki farklılıkların giderilmesine ve şikâyetin çözümüneimkân sağlayacak şekilde adımlar atılması gereğine dikkat çekilmiştir (Aslan Faruk Toprak, § 58,§§ 66-67).
32. Başvuru konusu yargılamada başvurucunun mağduriyetiningiderilmesine imkân veren güvenceleri içeren Ad ve Soyadlarının NüfusKütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme’nin 6. maddesinin dikkatealınmadığı ve isim farklılığının giderilmesini gerekli kılan bir hâlin bulunupbulunmadığı hususu irdelenmeden davanın reddine karar verildiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla derece mahkemelerinin somut olaydaki yorum veyaklaşımının başvurucunun mağduriyetini gidermediği, usulüne göre yürürlüğegirmiş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerininmahkeme kararlarında gözönünde bulundurulmadığı görülmektedir. Söz konusuyargısal yaklaşımın bu hâliyle kamunun ve bireyin çatışan çıkarları karşısındaölçülü ve adil bir denge kurmadığı açıktır.
33. Buna göre isim konusundaki farklılıkların giderilmesineyönelik olarak gerekli bir hâlin var olup olmadığı hususu irdelenmeksizin vetemel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler dikkate alınmaksızınderece mahkemeleri tarafından başvurucunun isim tashihi talebinin reddedilmesinedeniyle özel hayata saygı hakkı yönünden devletin pozitif yükümlülüklerininyerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
36. Başvurucu ihlalin tespitini istemiş ve yargılamanınyenilenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
37. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018,[GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararınınyerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamıanlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir(AligülAlkaya ve diğerleri, B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
38. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
39. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileİçtüzük’ün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşanmahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59,66-67).
40. İncelenen başvuruda temel hak ve özgürlüklere ilişkinuluslararası sözleşmeler dikkate alınmaksızın derece mahkemeleri tarafındanbaşvurucunun soyadı değişikliği talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayatasaygı hakkı yönünden devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediğisonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
41. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
42. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatasaygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE (E.2015/1377, K.2016/81sayılı dava dosyasıyla ilgilidir.),
D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.