TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KAMİL KOÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/660)
Karar Tarihi: 7/11/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Kamil KOÇ
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Geçirdiği kaza sonucu uzun süretedavi gören başvurucu, tedavisi devam ederken başka bir ilde bulunan göreveatanması işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açtığıdavada, dava açma süresinin işlemin kendisine tebliğinden başlamasına ve süresiiçinde davasını açmasına rağmen davanın süre aşımı nedeniyle reddine kararverildiğini, yargılama sırasında bazı bilgi ve belgelerin kendisine tebliğedilmediğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 16/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 25/12/2012tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 26/3/2013tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusuolay ve olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiş ve Bakanlık görüşünü 3/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
5. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiş vebaşvurucu görüşünü 28/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Gölbaşı Doğal AfetKurtarma (DAK) Tabur Komutanlığında subay olarak çalışan başvurucu, 12/6/2009 tarihinde Ankara’da 2009 yılı “zorunlu paraşüt atlayışları” kapsamındayapılan paraşütle atlama sırasında geçirdiği kaza sonucu sağ dizindenyaralanmıştır.
8. Çeşitli askeri hastanelerde tedavi görüp istirahatraporları alan başvurucu 5/4/2010 tarihinde GülhaneAskeri Tıp Akademisinde (GATA) atroskopi ameliyatıgeçirmiştir.
9. Başvurucu 2010 yılı Eylül ayı Subay Genel Atamaları ileAğrı Doğubayazıt 1. Mknz. P. Tug. 2. Mknz. P. Tb. Muh. Des. Bl. Komutanlığına atanmıştır.
10. Geçirdiği ameliyat sonrası birçok defa istirahat raporualan başvurucu 31/5/2011 tarihinde Ankara’da özel birhastanede tekrar ameliyat olmuştur.
11. 22/9/2011 tarihinde GATA ortopedi servisindeyapılan muayene sonucu “B 61 F4 sınıfıgörevini yapamaz” kararı ile GATA Sağlık Kuruluna sevk edilenbaşvurucuya 2/2/2012 tarih ve 971 sayılı sağlık kurulu raporu ile “61/B/4 36/A/1 sınıfı görevini yapamaz. TSK SYY’nin K.K.K.na ait 2 nolusınıflandırma çizelgesindeki (+) işaretli sınıflarda sınıflandırılması uygundur.”kararı verilmiştir.
12. Verilen rapor nedeniyle başvurucunun yeni sınıfınınbelirlenmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılırken sınıflandırmaişlemleri devam etmektedir.
13. 3/2/2012 tarihinde özel bir hastanedetekrar ameliyat geçiren başvurucu toplam 4 aylık süre için istirahat raporualmıştır. Başvurucunun tedavi süreci devam etmektedir.
14. 2010 Eylül Subay Atamaları kapsamında başvurucunun AğrıDoğubayazıt’a atanmasına ilişkin işlem 21/3/2012tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, 11/4/2012 tarihindeatama işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) davaaçmıştır. AYİM Birinci Dairesi davayı süre aşımı nedeniyle 6/6/2012tarih ve E.2012/577, K.2012/722 sayılı kararı ile reddetmiştir. Ret kararınıngerekçesinde, atama işlemi başvurucuya 21/3/2012tarihinde tebliğ edilmiş ise de, atamaların 17/9/2010 tarihinde KARANETPersonel Yönetim Bilgi Sistemi (PYBS) üzerinden kişisel ve kurumsalkullanıcılara yayımlandığı, davacının bu işlemi kişisel sayfasında tebellüğettiği, akabinde atama memnuniyet anketi doldurduğu, KARANET kullanıcıraporundan davacının duyurular bölümünden atamasını gördüğünü ve çeşitlitarihlerde tayin dairesinde görevli subaylarla görüşme yaptığı, başvurucununatama işlemine 17/9/2010 tarihinde muttali olduğu, işlemin iptali için altmışgün içerisinde dava açılması gerekirken davanın yaklaşık 1,5 yıl sonra11/4/2012 tarihinde açıldığı ifade edilmiştir.
16. Başvurucu, 9/7/2012 tarihinde,atama işleminin kendisine tebliğinden itibaren süresi içinde davasını açmasınarağmen davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğunuileri sürerek karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi aynıMahkemece 9/10/2012 tarih ve E.2012/2535, K.2012/1027sayılı karar ile reddedilmiştir. Ret kararı 18/10/2012tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
17. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun"Dava açma süresi"başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmasüresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrısüre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri belli olmayanlara özelkanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim yapılan hallerde, özelkanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar.”
18. 1602 sayılı Kanun’un "Dava dosyalarının Başsavcılığa verilmesi " başlıklı 47.maddesi şöyledir:
“Dilekçelerve savunmalar alındıktan veya cevap süreleri geçtikten sonra, dava dosyalarıGenel Sekreterlikçe Başsavcılığa verilir. Başsavcılığın düşüncesi alındıktansonra dosyalar Genel Sekreterliğe geri gönderilir. Başsavcılık düşüncesi GenelSekreterlikçe taraflara tebliğ edilir. Taraflar tebliğden itibaren yedi güniçerisinde cevaplarını yazılı olarak Mahkemeye bildirebilirler. Bu süreuzatılamaz. Tarafların cevapları alındıktan veya cevap süresi geçtikten sonradosyalar görevli daireye Genel Sekreterlik aracılığı ile gönderilir.”
19. 1602 sayılı Kanun’un "Dosya dışında inceleme" başlıklı 52. maddesinindördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları şöyledir:
“(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf vevekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarecegönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özelbilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idareninsoruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerineincelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki davakonusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyeceknitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerineaçık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerineincelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarakayrıca gönderilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veyaverilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğuiddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafındanincelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede dahaönce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafaincelettirilebilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilikderecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde,diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgilikanun hükümleri saklıdır.”
20. 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun" Göreve atanmada başlama süresi " başlıklı 120. maddesişöyledir:
“Subay ve astsubayların ilk ve görev süresiiçinde atanmalarında:
a) Aynı belediye hudutları içinde veya aynıgarnizon dahilinde bulunanlar, atanma emrini tebellüğettiği günün takibeden 24 saat içinde, bu süre resmitatil gününe rastlıyorsa hizmetin başladığı gün mesai saati içinde,
b) Belediye hudutları dışında veya başka birgarnizona atanmalarda yollukları hakkındaki özel kanunda belirtilen seyahatsüresi dışında 15 gün içinde
Atandıkları göreve katılmak zorundadırlar.
Bu süreler dahilindemazeretsiz göreve katılmıyanlar hakkında özelkanunlar gereğince işlem yapılır.
(Ek: 29/7/1983 -2870/9 md.) Yer değiştirme suretiyle yapılanatamalarda personelin izinli veya raporlu olması tebligata engel olmaz. Ancak(a) ve (b) bentlerindeki süreler, izin veya rapor müddetinin bitiminde başlar.”
21. 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel BütçeKapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk HizmetlerininYürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi vedağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Tahkim usulüne tabi olanlar dahiladli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukukbirimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukukmüşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davalarınidareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilendava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerindenidareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 7/11/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/11/2012 tarih ve 2012/660 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, tedavisi sürmekte iken yapılan atamasınıniptali istemiyle açtığı davada, dava açma süresinin işlemin kendisinetebliğinden itibaren başlamasına ve süresi içinde davasını açmasına rağmendavanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiğini, davalı idare tarafındansunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediğini, davasıreddedilirken başsavcının ve raportörün düşüncesininkendisine bildirilmediğini ve 659 sayılı KHK hükümlerine dayanılarak vekâletücretine hükmedilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek Anayasa'nın 36.maddesi ile tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Hakkında
a. KonuBakımından Yetki:
24. Öncelikle başvurunun konu bakımından Anayasa Mahkemesininyetki alanına girip girmediğinin tespiti gerekir. Bireysel başvuruincelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkialanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:2012/1049, § 18, 26/3/2013).
25. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma” hakkının kapsamı Anayasa’daaçık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir.
27. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilke olarak kamugörevlileri ile ilgili uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkı kapsamında elealınabileceğini kabul etmektedir. Ancak devlet ile ona özel bir güven vesadakat bağı ile bağlı olan kamu görevlileri (asker, polis vb.) açısındankonuyu ayrı değerlendirmektedir. Bu çerçevede kamu görevlileri ile devletarasındaki uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkının kapsamı dışındatutulabilmesi için şu iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. İlkolarak devlet, söz konusu uyuşmazlığa ilişkin iç hukukunda mahkemeye başvuruhakkını tanımamış olmalıdır. İkinci olarak bu yoksun bırakma devletinmenfaatiyle ilgili objektif sebeplerle haklı kılınmalıdır. Başka bir ifadeyle,devlet uyuşmazlık konusunun kamu gücünün icrası ve devlete özel bir sadakat vegüven bağı ile alakalı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (Bkz.Vilho Eskelinen/Finlandiya, B. No:63235/00, 19/4/2007, § 62). Nitekim AİHM ulusalmakamların mahkemeye başvuru hakkı tanıdığı, başvurucunun asker olduğu veyargılamanın askeri mahkemede görüldüğü bir uyuşmazlığı adil yargılanma hakkıkapsamında incelemiştir (Bkz. Pridatchenko veDiğerleri/Rusya, B. No: 2191/03, 3104/03, 16094/03, 24486/03, 21/6/2007,§ 47).
29. Dolayısıyla, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıiçinde yer alan başvuru konusu uyuşmazlığa yönelik ihlal iddiaları AnayasaMahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer almaktadır.
30. Başvuruda şikâyet konusu yapılan hususların diğer kabuledilebilirlik kriterleri açısından farklıniteliklerinin bulunması nedeniyle her bir şikâyete ilişkin değerlendirmeninayrı ayrı yapılması gerekmektedir.
b. DavanınSüre Aşımından Reddi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası
31. Başvurunun atama işleminin başvurucuya tebliğindenitibaren süresi içinde davasını açmasına rağmen davanın süre aşımı nedeniylereddine kararının verilmesi suretiyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğunakarar verilmesi gerekir.
c. GizliBelgelerin Sunulmadığı İddiası
32. Başvurucu, ek olarak davalı idare tarafından sunulangizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu suretle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
33. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahlarıneşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerleilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeyeuyulması gerekir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).
34. Başvuru konusu yargılama sonucundaverilen kararda davanın süresinde açılmaması yönünden reddi ile birlikte biradet gizli zarfın iadesine de karar verildiği, bu kararın davanın esasınıntartışılması sonucu verilmiş bir karar olmadığı, gerekçeli kararda gizli olduğubelirtilen zarftaki belgelerin mahkemece değerlendirildiğine ve karara esasteşkil ettiğine ilişkin açık bilgilerin yer almadığı anlaşılmaktadır.
35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
36. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
37. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, “ikincilnitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kuralolarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
38. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığıtakdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derecemahkemelerine başvurulmalıdır.
39. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmalarıönünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlalineilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz(B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).
40. Başvuru konusu olayda, başvurucunun 9/7/2012tarihinde yaptığı karar düzeltme talebi (§16) incelendiğinde, başvurucunundavalı idare tarafından sunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğedilmediği ve bu bilgilerin hükme esas alındığına ilişkin herhangi bir iddiayıileri sürmediği görülmektedir.
41. Başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu idari işlemiçin öngörülmüş olan kanun yollarında başvurunun bu kısmına ilişkin ihlaliddialarının ileri sürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğuanlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin bukısma ilişkin iddiaların “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Başsavcınınve Raportörün Görüşünün Bildirilmediği İddiası
42. Başvurucu, ayrıca, AYİM tarafından davanın reddine kararverilmeden önce Başsavcılık tarafından hazırlanan yazılı düşünce ile raportörün düşüncesinin kendisine tebliğ edilmediğini ve busuretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
43. AİHM, dosyaya ilişkin bağımsız bir inceleme yaparakgörüşünü mahkemeye sunan AYİM Başsavcısının görüşünün önceden taraflara tebliğedilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerininihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Miran/Türkiye,B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Başsavcılıkgörüşünün önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşıgörüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir(B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33).
44. Bu kapsamda kanun koyucu yasal değişikliğe gitmiş ve 3/6/2012 tarih ve 28312 sayılı Resmi Gazete’deyayımlanan 22/5/2012 tarih ve 6318 sayılı Kanun’un 60. maddesi ile 1602 sayılıKanun’un 47. maddesine Başsavcılık düşüncesinin Genel Sekreterlikçe taraflaratebliği ve tebliğden itibaren yedi gün içerisinde tarafların cevaplarını yazılıolarak Mahkemeye bildirebilmesi imkanı öngören bir kural eklenmiştir (B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 34).
45. Raportör hâkimin görevi ve yargılama sürecindekipozisyonu ise savcılık makamı ile aynı nitelikte değildir. Raportör hâkimler,mahkeme veya daire başkanı gözetiminde kendilerine havale edilen davalarıincelemekte, karar taslaklarını ve tutanakları hazırlamakta iken savcılarmahkeme başsavcısının maiyeti altında çalışmaktadırlar. Genel olarak raportör hakimler soruşturma yapmayıp daha önce soruşturmasıtamamlanmış bir dosya hakkında yazılı veya sözlü olarak görüşleriniaçıklamaktadırlar. Bu şekilde mahkeme üyelerini etkileyebilecek kanaatler ilerisürmeleri mümkün olmakla birlikte bu görevi mahkeme veya daire başkanınıtemsilen yerine getirmektedirler (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02,27/11//2007, § 40-42).
46. Dosyanın incelenmesinden ilk derece yargılaması sırasındaBaşsavcılık ve Raportörün görüşünün önceden taraflara tebliğ edildiğianlaşılamamaktadır. AYİM Birinci Dairesinin davanın süre aşımı nedeniyle reddikararında Başsavcılık ve Raportör görüşüne yer verilmemiştir. Başvurucu 9/7/2012 tarihli karar düzeltme istemli dilekçesinde Başsavcılıkve Raportör görüşünün kendisine tebliğ edilmediğini de ileri sürmemiştir. Karardüzeltme incelemesi sırasında alınan Başsavcılık görüşünün ise başvurucuyatebliğ edilerek başvurucunun bu görüşlere cevap verdiği görülmektedir.Dolayısıyla başvurucu ilk derece yargılaması aşamasında tebliğ edilmemiş olsabile karar düzeltme aşamasında Başsavcılık görüşünden haberdar olmuş ve bunayönelik görüşlerini hazırlama ve mahkemeye sunma imkânı bulmuştur.
47. Diğer taraftan başvurucu eğer ilk derece yargılamasısırasında başsavcılık ve raportörün görüşü tebliğedilmiş olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ilerisüreceğine ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Ayrıca AYİM’nin kararını verirken Başsavcılık ve raportörün görüşüne dayanmadığı da görülmektedir. Bu nedenlebaşvurucunun ilk derece yargılaması sırasında Başsavcılık ve raportöründüşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle yargılamanın sonucunuetkileyecek usuli bir imkândan mahrum bırakıldığısöylenemez. Sonuç olarak somut olayda silahların eşitliği ilkesinin ihlaledilmediği anlaşılmaktadır.
48. Açıklanan nedenlerle, AYİM’inkararlarında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik açıkbir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. 659Sayılı KHK Hükümlerine Dayanılarak Vekalet Ücretine Hükmedilmesinin Anayasa’yaAykırılığı İddiası
49. Başvurucu son olarak, vekâlet ücreti ile ilgili yapılandüzenlemenin hak arama özgürlüğünü kısıtladığını, temel hakların 659 sayılı KHKile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğini, bu düzenlemeninölçülülük ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
50. Aynı konuya ilişkin aynı gerekçelerle ileri sürülmüş olanihlal iddiaları, 2/10/2013 tarih ve B. No:2013/1613sayılı kararda incelenmiştir. Söz konusu kararda, başvuruya konu davada, 659sayılı KHK ile getirilen düzenleme gereğince idare lehine vekâlet ücretinehükmedildiği, dolayısıyla bu düzenleyici idari işlemin öngördüğü hükümlerindavaya uygulandığının anlaşıldığı, somut başvurunun da bu açıdandeğerlendirilmesi gerektiği öncelikle ifade edilmiştir. Kararda daha sonra,vekâlet ücretinin bir yargılama gideri olduğu, kural olarak bu tür giderlerinmahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edeceği, ancak, gereksiz başvurularınönlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşguledilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvurucularabelli yükümlülükler öngörülebileceği, bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemeninkamu otoritelerinin takdir yetkisi içinde olduğu, öngörülen yükümlülükler davaaçmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğinin söylenemeyeceği, dolayısıyla davayıkaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücretinin bu çerçevededeğerlendirilmesi gerektiği, somut başvuru bu ilkeler kapsamındaincelendiğinde, başvurucunun davasının reddedilmesi sonucunda idare lehinevekâlet ücreti ödemekle yükümlü tutulmasında mahkemeye erişim hakkına yapılmışbir müdahalenin olduğunun söylenemeyeceği belirtilerek, ihlal iddiasının kabuledilemez olduğuna karar verilmiştir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 35-41).
51. Açıklanan nedenlerle, yukarıda değinilen başvurudanfarklı bir yönü bulunmayan başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir. Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamıştır.
2. EsasBakımından İnceleme
52. Başvurucu, tedavisi sürmekte iken yapılan atamasınıniptali istemiyle açtığı davada, dava açma süresinin işlemin kendisinetebliğinden itibaren başlamasına ve süresi içinde davasını açmasına rağmendavanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiğini belirterek Anayasa'nın36. maddesi ile tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
53. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, AİHM’nin adilyargılanma hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, dava açmasürelerinin, hukuksal güvenlik ilkesi ve mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniylegüvenilirliği kalmayan ve eksik olan kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydanagelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecekadaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet etmekteolduğu, bu sürelerin adaletin sağlanmasını ve özellikle hukuki güvenliğesaygının temin edilmesini amaçladığı ifade edilmiştir.
54. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşündeyer alan, gizli belgelerde yer alan bilgilerin hükme esas alınmadığı yönündekiifadelere katılmamış, aksine tarafına iletilmeyen gizli belgelerdeki bilgileredayanılarak davanın süre yönünden reddedildiğini ileri sürmüştür.
55. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
56. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasaile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makamageciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanunyolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkısaklıdır.”
57. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
58. Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireyselbaşvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği vedeğerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafındangetirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuruincelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derecemahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delillerideğerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
59. Bununla beraber, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanmahakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecedezorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013,§ 27).
60. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletinişlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağınıve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.
61. Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da idarîişlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihindenbaşlayacağı açık bir şekilde hükme bağlanmıştır.
62. Kanun koyucu bu doğrultuda, 1602 sayılı Kanun’un 40.maddesinin birinci fıkrası ile AYİM’de dava açmasüresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren, kanunlardaayrı süre gösterilmeyen hallerde, altmış gün olduğunu hükme bağlamıştır.
63. 926 sayılı Kanun’un 120. maddesinde ise subay veastsubayların yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarında, personelin izinliveya raporlu olmasının atama işleminin tebliğine engel olmayacağı, ancakatandıkları göreve katılmaları için kabul edilen sürelerin izin veya rapormüddetinin bitiminde başlayacağı hükme bağlanmıştır.
64. Başvurucu, dava açma süresine ilişkin hükümlerinyorumlanması ve uygulanmasından şikâyet etmektedir. Dava konusu işlembaşvurucuya 21/3/2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmişolmasına rağmen AYİM’in dava açma süresinin işlemeyebaşladığı tarih olarak, atama işleminin başvurucu tarafından öğrenildiğinikabul ettiği (2010 Eylül atamalarının ilan edildiği) 17/9/2010 tarihini esasaldığı görülmektedir.
65. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandandavanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan,kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadaraşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Walchli / Fransa, B. No. 35787/03, § 29).
66. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidialtında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimdeyürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarladüzenlenmiş; Anayasa’nın 125. ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu sürelerinişlemeye başlaması yazılı bildirime bağlanmıştır.
67. Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarakdüzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak veçıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açmahakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifadeile yazılı bildirim, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idariişlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır (Danıştay10. Daire, E. 2010/7934, K. 2010/6948, 28/9/2010).
68. Usul kurallarının, hukukigüvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucuadaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili birmahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleridurumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Efstathiou ve Others/Yunanistan,B. No: 36998/02, § 24).
69. AYİM’in davanın süre bakımından reddikararında (başvurucu aksini iddia etmekle birlikte) başvurucunun atama işleminiçeşitli şekillerde öğrendiği ayrıntılı olarak açıklanmış olsa da 1602 sayılıKanun’un 40. maddesinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin işlemintebliğinden itibaren altmış gün olduğu açık bir şekilde kurala bağlanmış ve 926sayılı Kanun’un 120. maddesinde izinli veya raporlu iken atama işlemine ilişkintebligat alınsa dahi atanılan göreve katılmazorunluluğuna ilişkin sürelerin izin veya rapor müddetinin bitimindebaşlayacağı belirtilmiştir. Başvurucu da atama işlemi sırasında ve başvuru tarihinekadar sürekli sağlık raporları ile izinli sayılması nedeniyle yeni görev yerinekatılmamıştır.
70. Mahkemeye erişim hakkınınkullanılması idari işlemler açısından kanunda belirtilen süreye ve bu süreninde yazılı bildirime bağlanması karşısında, AYİM’inkanunen başvurucuya tebliğ edilmeyen ve başvurucu açısından yerine getirmeyükümlülüğü doğurmayan atama işlemine yönelik dava açma süresini, uyuşmazlıkkonusu açık kuralı göz ardı ederek, başvurucunun atama işlemini öğrendiği tariholarak esas alması ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine kararvermesi, başvurucunun idari işleme yönelik iddialarının esasının mahkemeceincelenmesine engel olmuştur.
71. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göredüzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukukiyardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyleortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilirbir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçokkanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlıolan yoruma açık formüller içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, §83).
72. Başvuru konusu olayda dava açma süresinin başlangıcınailişkin açık bir kanun hükmü vardır. Bu hükme verilecek olağan anlam bellidirve başvurucu buna göre kendisine muamele edileceğini beklemektedir. Ancakderece mahkemesi, açık olan kanun hükmüne olağanın dışında farklı bir anlamverip buna göre uygulama yapmıştır. Bu uygulama yönünde yerleşmiş içtihatolduğu ne derece mahkemesi kararında belirtilmiş ne de Bakanlık görüşünde ilerisürülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun dava açarken (hukuki yardımdan yararlansabile) açık kanun hükmünden farklı bir şekilde kendisine muamele edileceğinibeklemesini gerektiren bir durum eldeki belgelere göre bulunmamaktadır. Bunagöre derece mahkemesinin yorumu öngörülemez niteliktedir.
73. Sonuç olarak, başvurucunun açık kanun hükmüneverilebilecek olağan anlama göre süresinde açtığı dava, bu başvurunun koşullarıiçinde derece mahkemesinin önceden öngörülemeyecek şekilde açık kanun hükmünüolağanın dışında ve oldukça esnek yorumlaması neticesinde reddedilmiş vemahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiştir.
74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun adil yargılanmahakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, dava açmasüresine ilişkin açık usul kurallarının önceden öngörülmeyecek şekilde olağanındışında yorumlanması suretiyle, ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
V. 6216 SAYILIKANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
75. 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
76. Başvuru konusuolay açısından davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesininmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğininAskeri Yüksek İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
77. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmadığı kanaatine varılması halinde atama işlemi nedeniyle uğradığı zararlariçin 1.403 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklandığı ve ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilmesi gerektiği için tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
78. Başvurucu,vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun davanın süre aşımı nedeniyle reddine kararverilmesi suretiyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
B. Başvurucunun vekâlet ücretine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA, Zühtü ARSLAN’ın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğerşikâyetlerinin KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
D. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
E. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,
H. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıamacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesinegönderilmesine, OY BİRLİĞİYLE,
7/11/2013 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucu, diğer hususlar yanında,yargılamanın sonunda idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesininhak arama hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu ise buyöndeki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar vermiştir.
Mahkememiz Birinci Bölümü’nün 2/10/2013 tarih ve 2013/1613 başvuru numaralı kararındaki karşıoy gerekçesinde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere,vekalet ücreti gibi yargılama giderlerinin mahkemeye erişim hakkının özünüzedeleyecek şekilde kişiye ağır ekonomik yük yüklememesi, ölçülü olmasıgerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuyayaklaşımları da bu yöndedir. (Bkz. E.2011/54, K.2011/142, K.T: 20.10.2011; E.2011/64, 2012/168, K.T: 1.11.2012; B. No:2012/791, 7/11/2013, § 66; Kreuz/Polonya (no.1), B.N: 28249/95, K.T: 19.6.2001, § 60; Apostol/Gürcistan, 40765/02, 28.11.2006, § 59; Bakan/Türkiye, B.N: 50939/99, K.T: 12.6.2007, § 70, 73; Mehmet ve Suna Yiğit/Türkiye, B.N: 52658/99, K.T: 17.7.2007; Stankov/Bulgaristan, B.N: 68490/01, K.T: 12.7.2007, § 54, 67; Klauz/Hırvatistan, B.N: 28963/10, K.T: 18.7.2013,§ 97.)
Öngörülen vekaletücretinin başvurucu üzerinde ağır bir ekonomik yük teşkil edip etmediğininincelenmesi, başka bir ifadeyle orantılılık testinin yapılması, idari yargıdagörülen davalar açısından özellikle önemlidir. Zira ölçüsüz vekaletücreti, kamu gücünü kullanan idare karşısında bireye tanınan anayasalgüvenceleri işlevsiz kılma potansiyeline sahiptir. Yüksek miktardaki vekalet ücreti idarenin muhtemel keyfi işlemleri karşısındabireylerin haklarını aramalarını zorlaştırabilecek, özellikle ödeme gücü zayıfolan kişiler üzerinde dava açma konusunda caydırıcı etki yaratabilecek, sonuçtaonları idare karşısında savunmasız bırakabilecektir.
Somut başvuruda Mahkememiz çoğunluğu,başvurucu aleyhine hükmedilen 1.200 TL tutarındaki maktu vekaletücretinin öngörülen amaçla orantılı olup olmadığını değerlendirmemiş, bununyerine orantılılık testinin yapılmadığı 2013/1613 başvuru numaralı karara atıfyapmak suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılmış bir müdahalenin olmadığı sonucunaulaşmıştır.
Başvurucu aleyhine vekaletücretine hükmedilmesi her durumda mahkemeye erişim hakkına yönelik birmüdahaledir. Bu müdahalenin bir ihlale yol açıp açmadığı ise öngörülen miktar,başvurucunun aylık geliri, genel ekonomik durumu, kısaca ödeme gücü ve davanınözel şartları gibi hususlar dikkate alınarak yapılacak bir orantılılıkincelemesinin sonunda belirlenebilir.
Bu gerekçelerle, çoğunluğun orantılılık testiyapmaksızın başvurucu aleyhine hükmedilen vekaletücretinin mahkemeye erişim hakkına müdahale niteliğinde olmadığı ve başvurunun“açıkça dayanaktan yoksun” olduğu yönündeki kararına katılmıyorum.
Üye
Zühtü ARSLAN