TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KAMİL DARBAZ VE GMO YAPI GRUP END. SAN. TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/12563)
Karar Tarihi: 24/5/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 22/6/2018-30456
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal MümtazAKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. Kamil DARBAZ
2. GMO YAPI GRUP End. San. Tic. Ltd. Şti.
Vekili
:
Av. İlker YAKUT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taşınmazın şirketin ortaklar kurulu kararıolmaksızın ve muvazaalı olarak satışı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Kamil Darbaz,diğer başvurucu GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti.nin (Şirket) %50 payına sahiptir. Bu Şirketin diğer %50payı ise Ö.Ş.ye aittir. Her iki ortak da Şirketi tek başına temsile yetkilikılınmıştır.
9. Başvurucu Şirket, İstanbul ili Kadıköy ilçesi Sahrayıcedit Mahallesi'nde 838 ada 21 parsel sayılı arsavasıflı bir taşınmaz üzerinde inşaat yapmak üzere -başvuru formu ve eklerindebelirtilmeyen bir tarihte- arsa sahipleriyle arsa payı karşılığı inşaatsözleşmesi yapmıştır. Söz konusu taşınmazın 14.091.152/65.856.000 payı arsasahiplerince -üzerinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi bulunmaksızın-bedeli karşılığında, 3.841.350/65.856.000 payı ise arsa payı karşılığı inşaatsözleşmesi çerçevesinde tapuda başvurucu Şirkete devredilmiştir. Böylecetaşınmazın toplamda 1.280.893/4.704.000 payı başvurucu Şirkete devredilmiştir.Başvurucu Şirket, bu taşınmaz ile ilgili olarak inşaat projesi hazırlamış veproje üzerinden satış ve kira sözleşmeleri yapmıştır.
10. Proje devam ederken başvurucu Şirketin diğer ortağı Ö.Ş. ilebaşvurucu arasında uyuşmazlık çıkmıştır. Ö.Ş. 6/7/2009 tarihinde başvurucuŞirketi temsilen dava konusu taşınmazdaki Şirket payını Ortaklar Kurulu kararıolmaksızın 820.000 TL bedelle E.S.ye satmıştır.
11. Taşınmazın satışını öğrenen başvurucular Kadıköy 3. AsliyeTicaret Mahkemesinden Ö.Ş.nin zarar vericieylemlerinden dolayı haklı sebebe dayalı olarak müdürlükten azlini talepetmişlerdir. Mahkeme, konu hakkında Bilirkişi Kurulundan rapor almıştır.Bilirkişi Kurulunun 16/5/2011 tarihli raporunda, Şirkete ait taşınmaz payınınsatışının yapıldığı tarih itibarıyla gerçek değerinin 2.377.347,21 TL olduğubelirtilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunu hükme esas alarak ve satış değeriile gerçek değer arasındaki fark nedeniyle davalının Şirket müdürlüğünden azlikoşullarının gerçekleştiğini belirterek 13/9/2011 tarihinde Ö.Ş.ninidare müdürlüğü yetkisinin kaldırılmasına karar vermiştir.
12. Başvurucular 20/7/2009 tarihinde Kadıköy 5. Asliye HukukMahkemesinde (sonradan İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi) Ö.Ş. veE.S. aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmışlardır. Dava dilekçesinde;ihtilaflı taşınmazın satışının Ortaklar Kurulu kararı alınmadan yapıldığı,davalıların iyi niyetli olmadıkları ve satışın muvazaalı olduğu iddiaedilmiştir. Ö.Ş. dışındaki davalılar ise taşınmazın tapu kaydına konulanhacizler sebebiyle 674.800 TL daha ödediklerini, böylece taşınmaz içinödedikleri toplam tutarın 1.642.400 TL olduğunu savunmuşlardır.
13. Mahkemece inşaat ve hukuk alanında bilirkişilerdenoluşturulan heyetten alınan 28/12/2010 tarihli raporda, ödendiği bildirilensatış bedeli ile tespit edilen taşınmaz değeri arasında aşırı fark bulunduğubelirtilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda, söz konusu taşınmaz payının katkarşılığı devredilmiş olması ve Şirketin bu payı avans olarak aldığınınbiliniyor olması karşısında davalı tarafın iyi niyetli kabul edilmeyeceği veŞirketin tek taşınmazının Ortaklar Kurulu kararı olmaksızın satışının kanungereği mümkün olmadığı görüşüne yer verilmiştir.
14. Buna karşın 4/9/2012 tarihinde davanın reddine kararverilmiştir. Kararın gerekçesinde, davalı E.S.ninüçüncü kişi konumunda olduğu ve başvurucuların bu sebeple muvazaa iddialarınıher türlü delille ispatlayabilecekleri belirtilmiştir. Ancak akrabalık veyayakın ilişkileri sebebiyle başvurucuların dinlenen tanıklarını hükme esasalmayan Mahkeme, başvurucuların satış işleminin muvazaalı olduğunu ispatlayamadıklarısonucuna varmıştır. Bu kapsamda satış bedelinin Şirket kasasına giripgirmediğinin üçüncü kişi davalıyı ilgilendirmediği tespitine yer verilmiştir.Mahkeme kararının diğer ilgili kısmı şöyledir:
"Satışa konu hissenin keşifte belirlenendeğerinin satış bedeli ile kıyaslandığında arada fark olduğu görülmekte ise detaşınmaz üzerinde birden fazla sayıda haciz bulunması bunun toplam borçtutarının 645.425,42 TL olduğu dikkate alındığında hissenin alımının riskli biryatırım olduğu bu nedenle de bedelinin düşük olması da makul olarakdeğerlendirilmiştir.
Davalının taşınmaz üzerindeki hacizlereilişkin borçlarını temlik aldığı, dosyada bulunan belgelerden anlaşılmıştır.Davalının ödediği bedele ilaveten hazice konu icradosyalarının da temlik alan sıfatıyla borçları üstlendiği görülmüştür.
28/12/2010 Tarihli bilirkişi raporuna göredavalının kat karşılığı olarak devredilmiş payı satın alması nedeni ile yapılanişlemin muvazaa olduğu kanaati bildirilmiş ise de Mahkememizce şirkete deviryapılan hisseler üzerinde ayrıntılı olarak inceleme yapılması için KadastroMühendisi H.Ş. bilirkişi seçilmiş ve düzenlemiş olduğu ve hükme esas alınanraporunda belirttiği gibi, davalıya satıp devredilen hissenin,14091152/65856000 hissesinin arsa sahiplerinin üzerinde kat karşılığı inşaatsözleşmesi şerhi bulunmaksızın bedeli karşılığında pay satışı olarak şirketesattıkları pay olduğu, 3841350/65856000 hissenin ise arsa sahiplerinin katkarşılığı olarak sattığı hisseler olduğu anlaşılmıştır. Hisselerini katkarşılığı olarak devreden maliklerin davacı şirket ile yaptıkları kat karşılığıinşaat sözleşmesini fesh ettikleri, fesihprotokolünde bu sözleşmeden dolayı hiç bir hak alacaktalep etmedikleri, şirketi gayri kabili rücu ibra ettiklerini anlaşılmıştır.
Davalının toplanan tüm delilerine göre tapukaydına güvenerek davacı şirketin yetkili temsilcisinin yaptığı satış ile davakonusu hisselerin alımında iyiniyetli olduğu anlaşılmakla davalı adına kayıtlıhisselerin iptali talep edilemeyeceğinden davanın reddine dair karar vermekgerekmiştir."
15. Temyiz edilen karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 3/6/2014tarihinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle oybirliğiyleonanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talebi ise aynı Daire tarafından19/3/2015 tarihinde oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgilikısmı şöyledir:
"Dosyadaki yazılara, mahkeme kararındabelirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, davacılarınmuvazaanın varlığını ispatlayamamalarına, satılan taşınmaz üzerinde 645.425 TLtutarında haciz bulunmasına ve davalının icra dosyasındaki borçları üstlenmişolmasına, nakten tahsil edilen bedelin şirketkasasına intikal ettirilmemesinin müdürün sorumluluğunu gerektirmesine ve 6762sayılı Kanun'un 443/2. maddesinin davacının iştigal konusu gözetildiğindeuygulanamayacak olmasına göre, davacı vekilinin HUMK’nın440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltmeisteğinin reddi gerekir."
16. Nihai karar, başvurucular vekiline 22/6/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 21/7/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
18. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun "Muvazaa"kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:
“Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, ikitarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek içinkullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak,onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.
Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklısıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlutarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.”
19. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "İyiniyet"kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
“Kanunun iyiniyetehukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetinvarlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisindenbeklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasındabulunamaz.”
20. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29/6/1956 tarihli ve6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "AnonimŞirket" başlıklı Dördüncü Fasıl'ın "İdare Meclisi" başlıklı İkinciKısım'ının "Temsil Salahiyeti"başlığı altında "1. Vüsat veşümulü" kenar başlıklı 321. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temsile salahiyetli olanlar şirketinmaksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirketadına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.
Temsilsalahiyetinin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifadeetmez. Ancak temsil salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerinehasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilentahditler muteberdir.
...
Temsilesalahiyetli olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumiheyet kararına aykırı olması, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameledendolayı şirkete müracatına maniolamaz.
..."
21. 6762 sayılı Kanun'un "AnonimŞirketlerin İnfisahı ve Tasfiyesi" başlıklı Yedinci Kısım'ının "Aktifleri satma salahiyeti"kenar başlıklı 443. maddesi şöyledir:
"Umumi heyet aksine karar vermişolmadıkça tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık suretiyle desatabilirler.
(Değişik:16/6/1989 - 3585/6 md.)Aktiflerin toptan satılabilmesi için umumi heyetin kararı gereklidir. Bu kararhakkında 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır."
22. 6762 sayılı Kanun'un"Limited Şirket" başlıklı Yedinci Fasıl'ının"Şirketin Teşkilatı"başlıklı Üçüncü Kısım'ının"Salahiyetler" kenar başlıklı 539. maddesi şöyledir:
"Umumi heyet aşağıdaki salahiyetleri haizolup bunları başka bir organa devredemez:
1. Şirket mukavelesinideğiştirmek;
2. Müdürleri tayin veazletmek;
3. Müdür olmıyan ortaklara bahşedilen kontrol hakları mahfuz kalmak şartiyle murakıpları tayin ve azletmek;
4. Kar ve zarar hesabınıve bilançoyu tasdik ve safi karın kullanma şeklini tayin etmek;
5. Müdürleri ibra etmek;
6. Payların bölünmesihakkında karar vermek;
7. Kuruluş veya idareişlerinden dolayı şirketin kendi organlarına veya münferit ortaklara karşı haizolduğu tazminat taleplerini dermeyan etmek.
Şirketmukavelesinde aksine hüküm olmadıkça umumi heyet, ortakların koymayı taahhütettikleri sermayeye mahsuben ödiyecekleri paralarınödeme gününü tesbit ve ticari mümessillerle, bütünticari işletmeyi idare hakkı verilen ticari vekilleri tayinesalahiyetlidir."
23. 6762 sayılı Kanun'un"İdare ve Temsil" başlığı altında "Müdürler"e ilişkin "Ortak olanlar" kenar başlıklı540. maddesi şöyledir:
"Aksi kararlaştırılmış olmadıkça,ortaklar hep birlikte müdür sıfatiyle şirket işleriniidareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.
Şirketmukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardanbir veya birkaçına bırakılabilir.
Kuruluştansonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararıolmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildirler.
Limitetşirketin temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak ohükmi şahıs adına limitet şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunanhakiki şahıs limitet şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir."
24. 6762 sayılı Kanun'un"Temsil Salahiyeti" başlığı altında düzenlenen "Şümulu"kenar başlıklı 542. maddesi şöyledir:
"Müdürlerin haiz oldukları temsilsalahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dairolan 321 inci madde hükmü tatbik olunur.
Vazifelerini ifa dolayısiylemüdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket mesul olur."
25. 6762 sayılı Kanun'un"Anonim şirket hükümlerine yapılan atıflar" kenar başlıklı556. maddesi şöyledir:
"Şirketin kuruluşuna iştirak edenlerleşirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiyememurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesihakkında anonim şirketin bu hususlara mütaallikhükümleri tatbik olunur."
2. Yargıtay İçtihadı
26. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/1/2000 tarihli veE.1998/8298, K.2000/19 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava, Limited Şti. müdürünün görev veyetkisini aşarak şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü tek taşınmazınınsatışının iptali istemine ilişkindir.
Limited Şti.ninmüdürlerinin yetkisi, TTK.nun 542. maddesi yollamasıile aynı Kanun`un 321. maddesi ile belirlenmiştir. Buna göre, "temsile selahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna dahil hernevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket adını kullanmakhakkını haiz oldukları" öngörülmüştür.
Anılan kanun hükümleri uyarınca, şirketyönetim kurulu veya temsilcisi, ancak şirket maksat ve konusuna göre her neviiş ve hukuki işlemleri şirket adına yapmaya yetkilidir. Şirket maksat ve konusudışına çıkan bir işin veya hukuki işlemin yönetim kurulu veya temsilcilertarafından yapılabilmesi TTK.nun 443/2 maddesiuyarınca, ancak genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabilir. Ayrıca,genel kurulun şirketin tek taşınmazını satmaya yetki verebilmesi için anılanKanun hükmü gereğince, aynı Kanun`un 388. maddesinin 3. ve 4. fıkralarındakitoplanma ve karar yeter sayısı olması da şarttır.
Dava konusu şirketin ana sözleşmesinin 'amaçve konusu' başlığı altında taşınmaz alım-satımı da düzenlenmiş ise de, burada söz konusu edilen taşınmazlar, şirketin olağaniştigal konusu ve faaliyetleri arasındaki işlere ilişkin taşınmazlar olup,şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü taşınmazın bu kapsamda olduğudüşünülemez.
Yukarıda anlatılanlar karşısında dava konususatış, Ltd. Şti.`nin tek malvarlığı olduğu iddiaedilen ve üzerinde fabrika kurulu arsa satışına ilişkin olduğuna göre, dışardanatanan müdürün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı ortaklardanbirine satması TTK.nun 542. maddesi yollaması ileaynı Kanun`un 321. ve şirketin tüm malvarlığının elden çıkarılması da yine limited şirketlerde de uygulanması mümkün olan TTK.nun 443/2. maddesi hükmü de dikkate alınarak incelemeyapılmak gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş vekararın bu nedenle bozulması gerekmiştir."
27. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20/10/2011 tarihli veE.2011/2433, K.2011/14210 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Asıl davada, iki ortaklı limited şirkette ortaklardan birinin usulsüz olarakkendisini tam yetkili müdür tayin ederek, şirkete ait tek taşınmazı muvazaalıolarak satılması nedeniyle tapu iptali tescil, birleşen davada ise, daha sonrataşınmaz üzerinde bulunan otelin yıkılması nedeniyle, otelin içindeki mallarındeğeri ile elde edilecek gelir ve manevi tazminatın tahsili talep edilmiştir.Mahkemece yukarda açıklanan gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine kararverilmiştir.
Ancak, mahkemeninsahteolduğu iddia edilen ortaklar kurulu kararının iptali istemli bir davaaçılmaması nedeniyle ortaklar kurulu kararının geçerli olup olmadığının budavada incelenemeyeceği yönündeki gerekçesi yerinde olmayıp, ortaklar kurulukararının geçersizliği iddiasının işbu davada hadise şeklinde incelenereksonuçlandırılması mümkün bulunmaktadır. Bir an için ortaklar kurulu kararınınsahte olmadığı kabul edilse dahi Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarıncaşirket müdürünün şirkete ait tek taşınmazı ortaklar kurulu kararı olmadansatması mümkün değildir. Bu nedenle mahkemenin bu gerekçesine itibar olunmasımümkün değildir..."
28. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/11/2012 tarihli veE.2011/12391, K.2012/19288 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Dava, limitedşirkete ait tek mal varlığı olan taşınmazın şatışındankaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, satışişlemini yapan davalı İsmet Taş'ınşirket müdürlüğünündevam ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmaz dava dışı S... Tic. Ltd. Şti'nin tek mal varlığı olduğu anlaşıldığından, şirketintek mal varlığının satışı için ortaklar kurulu kararı gerekmektedir. Bu konudasatışla ilgili ortaklar kurulu kararı olmadan yapılan satış yok hükmündedir. Bunedenle davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararınabozulması gerekmiştir...."
29. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/1/2013 tarihli ve E.2012/18016,K.2013/876 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...dava konusutaşınmazınşirketinyetkilimüdürününimzasıylaveortakların4/3çoğunluğunun almışolduğu kararla [satıldığı]... satışı gerçekleştiren şirket ortağının, şirketortaklar kurulunun aldığı karar ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı,bu hususun ticaret sicilinde tescil ve ilan edildiği ve böylece bu işleminyetki yönüyle TTK 540. maddesi uyarınca yasaya uygun olarak gerçekleştirildiği,satış işlemi sırasında o tarih itibariyle şirketi temsil yetkisi taşıyan K.B.'un bu yetkisini belgeleyen imza sirküleri ve yetkibelgesinin tapu sicil müdürlüğüne ibraz edildiği ve bu belgelerin satışadayanak yapıldığı, satış işlemi ve sonuçları Limited Şirket ortaklarınıdoğrudan ilgilendirdiğine ve zarara uğramalarına neden olabileceğine göreşirket ortağının da münferit olarak dava açabileceği genel kurulun şirketin tektaşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için TTK'nun443/2. maddesi uyarınca genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabileceğinive satış işlemi sırasında o tarih itibariyle şirketi temsil yetkisi taşıyan K.B.'un bu yetkisini belgeleyen imza sirküleri ve yetkibelgesinin tapu sicil müdürlüğüne ibraz edildiği ve bu belgelerin satışadayanak yapıldığı, satış işlemi ve sonuçları Limited Şirket ortaklarınıdoğrudan ilgilendirdiğine ve zarara uğramalarına neden olabileceğine göreşirket ortağının da münferit olarak dava açabileceği genel kurulun şirketin tektaşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için TTK'nun443/2. maddesi uyarınca genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabileceğinive 338. maddesi 3. ve 4. fıkralarındaki toplama ve karar yeter sayısının daolmasının gerektiği, somut olayda, dava dışı ve davalı K. ile birlikte hareketeden ortakların sermaye ve toplanma nisabının yasanın aradığı yeterlilikteolduğu, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiştir...Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararınıngerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul veyasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyizitirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir...."
30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6/4/2011 tarihli veE.2010/4-650, K.2011/67 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Limitet şirket müdürlerinin yetkisi,Türk Ticaret Kanunu'nun 542.maddesi yollaması ile aynı Kanun'un 321. maddesiile belirlenmiştir. Anılan maddede, 'temsile salahiyetli olanlar şirketinmaksat ve mevzuuna dahil her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adınayapmak ve şirket adına kullanmak hakkına haiz oldukları' öngörülmüştür.
Şirket maksat ve konusu dışına çıkan bir işinveya hukuki işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesi TTK'nın 443/2.maddesi uyarınca, ancak genel kurulunvereceği özel bir yetki ile olabilir. Ayrıca, genel kurulun şirketin tektaşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için anılan Kanun hükmü gereğince, aynıKanun'un 388.maddesinin 3. ve 4.fıkralarındaki toplanma ve karar yeter sayısıolması da şarttır.
Dava konusu şirketin ana sözleşmesinin 'amaçve konu' başlığı altında taşınmaz alım- satımı da düzenlenmiş ise de, burada söz konusu edilen taşınmazlar, şirketin olağaniştigal konusu ve faaliyetleri arasındaki işlere ilişkin taşınmazlar olup,şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü taşınmazın bu kapsamda olduğudüşünülemez.
Yukarıda anlatılanlar karşısında dava konususatış, limited şirketin tek malvarlığı olan veüzerinde petrol ofisi kurulu arsa satışına ilişkin olduğuna göre, şirketmüdürünün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı satması TTK'nın 542.maddesi yollaması ile aynı Kanun 321.maddesi veşirketin tüm malvarlığının elden çıkarılması da yine limitedşirketlerde de uygulanması mümkün olan TTK'nın443/2.maddesi hükmüne aykırılık oluşturduğu açıktır.
Diğer yandan, şirket müdürü ile 3. kişi M...B… arasında satışa ilişkin düzenlenen protokol ile tapuda gösterilen değerlerbirbirlerinden farklı olup, tapuya tescil sırasında tarafların beyanlarınıngerçek iradelerini yansıtmadığı da açıktır.
Bu durumda, yerel mahkemece; tapuda yapılansatışın muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde birisabetsizlik bulunmamaktadır.
O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnmekararının onanması gerekir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi Kararları
32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin temelamacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşıkişinin korunmasını sağlamaktır. Sözleşme'nin 1. maddesi uyarınca her tarafdevlet "kendi yetki alanı içindebulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hakları veözgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğüaltındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvencealtına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazıpozitif yükümlülüklere yol açmaktadır (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan,Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014,§ 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,25/7/2002, § 96).
33. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bazıpozitif yükümlülükler içerdiğini kabul etmektedir. AİHM'egöre mülkiyet hakkının gerçekten etkili bir biçimde korunabilmesi, devletinmüdahale etmeme görevi yanında ayrıca bazı pozitif tedbirler almasını dagerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 143).
34. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığıözel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyethakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğini kabuletmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arasımülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarınayapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir.Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklaryönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizmaoluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarındaulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adilbir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. Mahkeme, bugerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününüincelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99,24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,§ 47).
35. Bununla birlikte AİHM; iç hukukun yorumlanması veuygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukukkurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içermedikçekarışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑BuschInc./Portekiz,§ 83).
36. Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerdensöz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla, mülkiyethakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekildeuygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin birbiçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığınıbelirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarakyapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık,B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya,B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).
37. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişilerarasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanındataraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvencelerkapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olmasıgerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunlulukdavacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikteen azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılamamakamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanmasıgerektiği vurgulanmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).
38. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olaydaidare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucularıntarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerininkararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddiave itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediğitespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerinegetirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 24/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucular, dava konusu taşınmazın satış bedeli ileyapılan keşif ve bilirkişi incelemesiyle tespit edilen bedel arasında aşırı birfark bulunduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca henüz inşaata başlanmadandevredilen pay için inşaatın tesliminin üstlenilerek taşınmaz payınınüzerindeki hacizler ile birlikte devralınması ve ayrıca satış bedelininödenmesi karşısında davalının iyi niyetli olmadığını ifade etmişlerdir.Başvuruculara göre yapılan satış muvazaalı olduğu hâlde bu hususlar bilirkişiraporunda ve derece mahkemelerince değerlendirilmemiştir.
41. Başvurucular ayrıca Şirketin tek ve yegâne mülkü olan vebütün ekonomik geleceğini yatırmış olduğu taşınmazdaki payın Ortaklar Kurulukararı alınmadan satıldığını belirtmişlerdir. Başvuruculara göre bu karar olmaksızıngerçekleştirilen satış işleminin geçerli olup olmadığı yönünde ise derecemahkemelerince yeterli bir gerekçe ortaya konulamamıştır. Başvurucular,yetkisiz olarak yapılan satış işlemi nedeniyle mülklerini kaybettiklerindenyakınmışlardır.
42. Başvurucular, bu gerekçelerle mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
43. Başvurucu Kamil Darbaz10/4/2017 ve 2/5/2017 tarihli dilekçelerde, FETÖ-PDY'yehimmet adı altında parayardımında bulunmadığı için kamuoyunda Selam-Tevhid soruşturması diye bilinen cezasoruşturması kapsamında telefonlarının dinlendiğini belirtmiştir. Başvurucu,benzer uyuşmazlıklarda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulununlehe olan çok sayıda kararlarının bulunduğunu ancak başvuruya konu uyuşmazlığınsöz konusu terör örgütünce yapılan bir kumpas sonucu aleyhine sonuçlandığınıileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
44. Anayasa’nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet hak[kına] sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
45. Anayasa’nın"Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlaledildiği iddiaları yanında adil yargılanma haklarının da ihlal edildiğini ilerisürmektedir. Ancak başvurucuların temel iddiası, uyuşmazlık konusu taşınmazdakipaylarının muvazaalı olarak ve yetkisiz bir satış yüzünden kaybedilmesinedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıylabaşvurucuların belirtilen iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamakzorundadır (Cemile Ünlü, B. No:2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda uyuşmazlık konusu taşınmazda diğerortak tarafından satış yapılmadan önce Şirketin payının olduğu tapu kaydındananlaşılmaktadır. Başvurucuların ihlal iddiaları ise satış işleminin geçerliliğineilişkindir. Mülkiyet hakkının varlığı ise sürecin bütünü gözetilerek vemüdahale öncesi aşama itibarıyla belirlenmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlığa konutaşınmaz yönünden Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında başvurucuların mülklerininmevcut olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
49. Başvuru konusu olayda başvurucuların mülkiyet haklarınayönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıpözel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda,devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden incelemeyapılması gerekmektedir.
a. Genel İlkeler
50. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitifyükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık birbiçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilenmüdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerinortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamdakoruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarakgüvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekorunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçekanlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitifyükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35.maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitifyükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler,kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzeremülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasınıgerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği,B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842,17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat EğitimGıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi,B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).
51. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içerenetkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olanuyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluklarınıda içermektedir (Selahattin Turan,B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).
52. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvencedensöz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamdakorunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında daifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya damakul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlumakamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesinikapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarakyapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:2013/3044, 17/12/2015, § 71).
53. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerinegetirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konuile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki buzorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemeklebirlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkintemel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekildedeğerlendirilerek karşılanması gerekmektedir.
b. İlkelerin OlayaUygulanması
54. Somut olayda başvurucu Şirketin uyuşmazlık konusutaşınmazdaki payının Şirketin iki ortağından biri olan Ö.Ş. tarafından üçüncübir kişiye satıldığı ihtilaf konusu değildir. Başvurucular, bu satış üzerineyapılan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların iddiaettikleri gibi geçersiz bir satış işlemine dayalı olarak yapılan tescilinyolsuz olduğunun kabul edilmesi durumunda hukuka aykırı olarak taşınmazdakipayın kaybı gibi bir sonuç doğar ki bunun başvurucuların mülkiyet haklarıyönünden ölçüsüz ve aşırı bir külfete yol açacağı kuşkusuzdur. Dolayısıylaolayda başvurucular tarafından açılan davada derece mahkemelerince buiddiaların açıklığa kavuşturulması mülkiyet hakkının korunması bakımından önemtaşımaktadır.
55. Başvurucuların bu kapsamda iki ayrı iddiası söz konusudur.İlk olarak yapılan satışın taşınmaz payının gerçek değerini yansıtmadığı vesatın alan kişinin de iyi niyetli olmadığından bahisle satışın muvazaalı olduğuileri sürülmektedir. Başvurucular ikinci olarak Şirketin tek taşınmazı ileilgili olduğundan dolayı satışın kanun gereği Ortaklar Kurulu kararı alınarakyapılması gerektiği hâlde bu karar alınmadan yetkisiz yapıldığını iddiaetmektedir.
56. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında kuralolarak muvazaa veya yetkisiz temsil gibi borçlar hukukuna ilişkin olay veolguları değerlendirme görevi bulunmamaktadır. Bu aşamada belirtmek gerekir kidelillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması yetkisi kuralolarak -keyfî olmadığı veya açık ve bariz bir takdir hatası içermediği sürece-derece mahkemelerine aittir.
57. Ancak başvurucular, somut olayda belirtilen itirazlarınınderece mahkemelerince değerlendirilmediğinden yakınmışlardır. Dolayısıylabaşvurucuların bu iddiaları nedeniyle yukarıda değinilen mülkiyet hakkınınkorunmasına dair usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilipgetirilmediği değerlendirilerek sonuca varılacaktır.
58. Başvurucular muvazaa iddialarının değerlendirilmediğiniileri sürmüşlerse de akrabalık veya yakın ilişkileri sebebiyle başvurucularındinlenen tanıklarını hükme esas almayan Mahkeme, başvurucuların satış işlemininmuvazaalı olduğunu ispatlayamadıklarını belirtmiştir. Diğer taraftan bu karar,Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 3/6/2014 tarihinde onanmış; 19/3/2015 tarihlikarar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararda da davacıların muvazaanınvarlığını ispatlayamadıkları ve satılan taşınmaz üzerinde bulunan 645.425 TLtutarındaki hacze konu icra dosyasındaki borçların davalı tarafındanüstlenilmiş olduğu açıklanmıştır. Buna göre derece mahkemeleri satışınmuvazaalı olduğu yönündeki bilirkişi raporunu hükme esas almamıştır. Yargılamamakamlarının teknik konularda bilirkişi raporlarındaki bilimsel görüşleridikkate alması gerekmekle birlikte mahkemelerin görevine giren hukuki olgularyönünden ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırmasına gerek bulunmadığı gibi bunadair görüş ve kanaatlere uymaması da tabiidir. Dolayısıyla başvurucularınmuvazaa iddiası bakımından derece mahkemelerinin kararlarının yeterli birgerekçe içermediği söylenemez.
59. Bunun yanında başvurucuların Şirketin tek taşınmazı yönündenOrtaklar Kurulu kararı bulunmadan yapılan satışın geçersiz olduğu iddiasıyönünden derece mahkemelerinin kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçebulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucular, bu iddialarını olaytarihi itibarıyla yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinedayandırmışlardır (bkz. §§ 20-25). Ayrıca benzer olaylarda verilen kararlılıkkazanmış Yargıtay içtihadına göre limitet şirketin tek taşınmazının satışıhâlinde ortaklar kurulu kararının alınması gerektiği ve şirket müdürü veyaortağının tek başına temsil yetkisine sahip olmadığı belirtilmiştir (bkz. §§26-30). Bu durumda ilgili Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihadı dikkatealındığında başvurucuların söz konusu iddiasının yargılamanın sonucunu doğrudanetkileyebilecek nitelikte olup ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektirdiğiaçıktır.
60. Buna karşın ilk derece mahkemesinin kararında başvurucularınsöz konusu iddiaları yönünden herhangi bir değerlendirmenin yapılmamış olduğugörülmektedir. Hükmün onanmasına ilişkin Yargıtay kararında ise ilk derecemahkemesinin kararına atıf yapılmakla yetinilmiştir. Karar düzeltme istemiüzerine aynı Daire tarafından verilen kararda ise yalnızca başvurucu Şirketiniştigal konusu nedeniyle 6762 sayılı Kanun'un 443. maddesinin ikinci fıkrasınınuygulanamayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte olayda başvurucu Şirketin tek taşınmazı yönünden tek faaliyet alanı olan, üzerine arsakarşılığı inşaat yapma yükümlülüğü bulunan, Şirketin varlığı bakımından hayatiönemi haiz taşınmazını Şirketin bir ortağının diğer ortağından habersiz olaraksattığı iddia edilmektedir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporundada başvurucuların iddialarını doğrular mahiyette ifadelere yer verilmiştir.Buna göre yapılan değerlendirmede başvurucu Şirketin faaliyet alanının neolduğu ve niçin bu faaliyet alanı yönünden ilgili Kanun hükmünün uygulamaalanının olmadığı açık olarak belirtilmemiştir. Buna bağlı olarak söz konusutaşınmazın Şirketin tek taşınmazı olup olmadığı, tek taşınmaz olması hâlindeise Ortaklar Kurulu kararı alınmadan satılmış olmasının yolsuz tescil teşkiledip etmediği yapılan yargılama neticesinde açıklığa kavuşturulamamıştır.Dolayısıyla aynı konu hakkındaki Yargıtay içtihadı da dikkate alındığındamülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından bu kadar önemli biriddia yönünden derece mahkemelerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığıanlaşılmaktadır.
61. Bu durumda derece mahkemelerinin kararlarının başvurucularınmülkiyet haklarına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddiave itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespitedilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin usule ilişkingüvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.
62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
64. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
65. Başvuruda, mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
66. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 21.Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Bu karar,davanın tarafları yararına veya aleyhine uyuşmazlığın esası yönünden doğrudanherhangi bir sonuca yol açmamaktadır. Buna göre ihlalin sonuçlarınıngiderilmesi için yeniden yapılacak yargılamada mülkiyet hakkının usul yönündenihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili, ayrı ve açık yanıt gerektirenbaşvurucuların iddialarının derece mahkemelerince yeterli ve makul bir gerekçeile karşılanması gerekmektedir.
67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2009/276, K.2012/345)GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE24/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.