TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KASIM BİNER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11399)
Karar Tarihi: 22/11/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Kasım BİNER
Vekili
:
Av. Ömer ÖNEREN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; hizmet süresine ilişkin olarak açılan davada hukukaaykırı, çelişkili karar verilmesi, makul sürede yargılamanın tamamlanmaması vetetkik hâkimi görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvurubelgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık tarafından görüş sunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, başkomiser olarak görevyapmaktadır. Başvurucunun yurt dışı misyon korumagörevinde geçen üç yıl hizmet süresinin rütbe terfi işlemlerinde dikkatealınması istemiyle yaptığı idari başvuru 7/7/2008 tarihli işlemlereddedilmiştir. Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle 7/8/2008 tarihinde dava açmıştır.
9. Ankara 8. İdare Mahkemesi 14/5/2009tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret kararının gerekçesi şöyledir;
"... 12.02.1987 tarihinde Polis Adayı olarak göreve başlayandavacının, 30.06.1999 tarihi itibarıyla Komiser Yardımcığı,26.06.2003 tarihinde ise komiser 22.07.2007 tarihinde ise Başkomiserrütbesine terfi ettirildiği, halen bu görevini yürütmekte iken 03.06.2008 günlüdilekçesi ile 31.12.1993-31.12.1996 tarihleri arasında Belgrad Büyükelçiliğindeifa ettiği 3 yıllık görev süresinin rütbe terfiinde değerlendirilerek terfiitarihinin 30.12.2002 olarak belirlenmesi istemiyle davalı idareye başvurduğu,isteminin yurt dışı misyon koruma görevinde geçenhizmet süresinin bu görevi ifa ettiği polis memurluğu rütbesinde sayıldığıgerekçesiyle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, emniyet hizmetlerinin özelliklerive gereklerini dikkate alarak rütbeye dayalı hiyerarşik sistemin ast ve üstilişkilerinin korunmasını ve rütbe terfi şartını kurumun kendine has yapısınıda dikkate alarak belirlemiştir.
Kanun koyucu, polis amirinin bir üst rütbeye yükselebilmesi içinbulunduğu rütbede zorunlu bekleme süresi kadar fiilençalışmışolmasışartını öngörmüş olup, mevcut koşula fiiliçalışmanın istisnası olarak askerlik hizmeti, yurt dışı misyonkoruma, yurt dışı kurs ve diğer görevler sebebiyle geçirilen süreler ile tedavive istirahat süreleri dahil edilmiş, ancak, bu sürelerin hangi rütbede ifaedilmiş veya geçirilmiş ise o rütbedeki fiili çalışma süresi içerisindedeğerlendirileceği açıkça vurgulanmıştır.
Bu duruma göre, davacının polis memuru olarak31.12.1993-31.12.1996 tarihleri arasında Belgrad Büyükelçiliğinde ifa ettiği 3yıllık görev süresinin Polis Memurluğu rütbesinde değerlendirildiği hususu dagöz önüne alındığında, Anayasa Mahkemesinin 31.01.2007 gün ve E:2005/51;K:2007/12 sayılı kararıyla; 55.maddenin 14.fıkrasının ikinci tümcesinin; “...bu Kanunun 13 üncü maddesindesayılan rütbeler içerisinde yapılan ...” bölümü ile “… hangi rütbede ifaedilmiş veya geçirilmiş ise o rütbedeki ...” bölümünün ve üçüncü tümcesinin,Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiş olmasıkarşısında, davacının yurt dışı misyon korumagörevinde geçen süresinin hangi rütbede ifa edilmiş veya geçirilmiş ise orütbedeki fiili çalışma süresi içerisinde değerlendirilebileceği açık olup,yurt dışı misyon koruma görevinde geçirdiği sürenin rütbe kıdeminde değerlendirilmemesineilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. "
10. Mahkemenin ret kararı, Danıştay OnikinciDairesinin 13/3/2013 tarihli kararıyla onanmış vekarar düzeltme istemi aynı Dairenin 11/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
11. Başvurucu, nihai kararı 19/6/2014tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 11/7/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
12. Mahkemenin 22/11/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
13. Başvurucu; konuya ilişkin mevzuat hükümlerinin hatalıyorumlandığını, konuya ilişkin lehe birçok yargı kararı bulunmasına rağmençelişkili karar verildiğini ileri sürmektedir.
14. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, uyuşmazlıkkonusu işlem ve yargılama sonucu verilen karar nedeniyle Anayasa'nın 10. ve 36.maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucuher ne kadar Anayasa'nın farklı maddelerini temel almak suretiyle ihlaliddiasında bulunmuş ise de şikâyetlerin özü dava konusu işlemin hukuka aykırıolduğu ve Mahkeme tarafından hatalı karar verildiği iddialarına yönelikolduğundan şikâyetin yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasıkapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
15. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceğibelirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıklailgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,§ 42).
16. Öteyandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileri arasındaki içtihatfarklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabuledilemeyeceği gibi derece mahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklarailişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıklarıda tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Miras Mümessillik İnş. Taah. Reklam Paz.Bas.Yay.San.ve Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013,§ 36).
17. Somutolayda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı Mahkemece incelenerek ilgilikısımları yukarıda belirtilen (bkz. § 9) gerekçe ile 14/5/2009tarihinde hüküm kurulmuştur. Danıştay Onikinci Dairesitarafından da delillerin Mahkemece takdir edilerek karar verildiği ve takdirdede bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle karar onanmıştır.
18. Başvurucutarafından ileri sürülen iddialar, derece mahkemesince delillerindeğerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup Mahkemekararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikoluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarınınkanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
19. Açıklanannedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir..
B. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucutemyiz ve karar düzeltme aşamalarında Danıştay tetkik hâkimi görüşünün tarafınatebliğ edilmediğini ve bu durumun silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğiniileri sürmektedir.
21.30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un “Bireysel başvurularınkabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamınınve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemlibir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemezliğine karar verebilir."
22.Başvurucununileri sürdüğü ihlal iddialarının niteliği nazara alınarak başvurunun kabuledilebilirlik kriterlerinden olan anayasal ve kişiselönemden yoksun olma kriteri yönünden incelenmesi gerekir.
23.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında herkesin bireysel başvuru hakkınasahip olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık yukarıda yer verilen Kanunmaddesinde (bkz. § 21) anayasal ve kişisel önemi düşük olan veya bulunmayanbaşvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına alınmıştır.Anılan düzenlemenin kaynağı, hâkimin küçük/önemsiz işlerle uğraşmamasıgerektiğini ifade eden kadim "De minimis non curatpraetor" ilkesidir. Bu ilkenintemelinde yatan düşüncelerden biri mahkemelerin asıl işlevlerineodaklanmalarını sağlamak ve buna engel teşkil edecek olan önem derecesi düşükdavaların ve başvuruların iş yükü oluşturmasını önlemektir (İbrahim Kızılkaya, B. No: 2014/2517, 5/4/2017, § 23).
24. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksunbaşvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabuledilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkındaincelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun’dabelirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabuledilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: “Anayasal önem” olarakadlandırılabilecek olan birinci koşul "başvurunun Anayasa’nın uygulanmasıve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesiaçısından önem taşımaması”, “kişisel önem” olarak adlandırılabilecek olanikinci koşul ise “başvurucunun önemli bir zarara uğramaması”dır(İbrahim Kızılkaya,§ 24).
25. Anayasal önem koşulunun uygulanmasıyla ilgili olarak kanunkoyucu “Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma”, “Anayasa’nınyorumlanması açısından önem taşıma” ve “temel hakların kapsamının vesınırlarının belirlenmesi açısından önem taşıma” şeklinde üç unsur belirlemişolmakla birlikte temel hak ve özgürlüklerle ilgili Anayasa hükümlerininyorumlanması -işin doğası gereği- temel hak ve özgürlüklerin kapsamının vesınırlarının belirlenmesini de içermektedir. Bu nedenle anayasal önemin, temelhak ve özgürlüklere ilişkin Anayasa hükümlerinin “yorumlanması” ve“uygulanması” açısından önem taşıma şeklinde ifade edilebilecek iki unsurununbulunduğunu kabul etmek gerekir (İbrahimKızılkaya,§ 25).
26. İşindoğası ve kanun metni dikkate alındığında bir başvurunun anayasal önemininbulunduğu sonucuna varılabilmesi için onun bu iki unsurdan biri açısından önemtaşımasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa hükümlerinin yorumlanmasıaçısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyladaha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununlabirlikte mahkeme, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgilihükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yenidenyorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurununanayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir(İbrahim Kızılkaya,§ 26).
27. Anayasa’nınuygulanması açısından önem taşıma unsuru ise özellikle mahkemenin Anayasahükümleriyle ilgili yorumu ile kamu makamları ve derece mahkemelerininuygulamaları arasındaki farklılıkta kendisini gösterir. Ancak her uygulamafarklılığı, başvurunun Anayasa’nın uygulanması açısından “önemli” olduğuanlamına gelmez. Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığınınsöylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleyeilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bufarklılığın da önemli olması gerekir (İbrahimKızılkaya,§ 27).
28. Kişiselönemin bulunmaması koşulu, başvurucunun önemli bir zarara uğramamış olmasınıifade eder. Bu koşul, somut olayın başvurucunun kişisel durumu üzerindekiolumsuz etkisinin derecesiyle ilgilidir. Somut olayda ortaya çıkan kişiselzararın önemli olup olmadığını başvurucunun subjektifalgısı belirlemez. Bu husus başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhilolmak üzere her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektifverilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (İbrahim Kızılkaya,§ 28).
29. Zararınparayla ölçülüp ölçülememesi, onun önemini değerlendirme bakımından belirleyicideğildir. Parayla ölçülmesi mümkün olmayan zararlar yönünden de anayasal vekişisel önemden yoksun olma kriterinin uygulanmasımümkündür. Öte yandan parayla ölçülebilen zararlar yönünden her başvurucu içingeçerli olacak ve kişisel önem koşulunun belirlenmesinde esas alınacak bellibir meblağ belirlenmesi mümkün değildir. Belli bir meblağ, başvurucularıniçinde bulundukları kişisel koşullara göre farklı önem derecesine sahipolabilir (İbrahim Kızılkaya,§29).
30. AnayasaMahkemesi, önüne gelen iddialara ilişkin birçok başvuruda silahların eşitliğive çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Her nekadar başvurucunun şikâyetine konu uygulamanın Anayasa Mahkemesininiçtihatlarında benimsediği (bkz. Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014;Zekayi Çelebi, B. No: 2014/5633,18/5/2016; Laleş Çeliker,B. No: 2013/8413, 21/9/2016)yorumlardan farklı olduğu ileri sürülebilirse de bu farklılığın genel birsoruna işaret etmediği anlaşılmaktadır.
31. Bunagöre Mahkemenin sıklıkla uygulanmış açık bir içtihadının bulunduğusilahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunungenel bir soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanmasıveya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önemtaşıdığının ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
32. Diğertaraftan ihlal iddiasına konu tetkik hâkimi görüşleri başvurucu tarafındanileri sürülen temyiz ve karar düzeltme nedenlerinin yerinde olmadığına veistemlerin reddedilmesi gerektiğine ilişkindir. Tetkik hâkimi görüşündebaşvurucunun yorumlarını gerektirecek daha önce tartışılmayan konulara ilişkinyeni herhangi bir argüman ileri sürülmemektedir.Görüşün esaslı değerlendirmeler ya da başvurucunun bilgisi dâhilinde olmayan ekaçıklamalar içermediği görülmektedir.
33. Tetkikhâkimi görüşünün tebliğ edilmemesinin kendisine ciddi anlamda zarar verdiği vekendisi için ne denli önemli olduğu hususunda başvurucunun herhangi biraçıklamasının olmadığı da gözetildiğinde başvurunun bu kısmı açısından önemlibir zarar olduğu kanaatine ulaşılamamıştır.
34. Yukarıdaaçıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının Anayasa'nın yorumlanması veuygulanması açısından önem taşımadığı gibi başvurucunun da önemli bir zararauğramadığı sonucuna varılmaktadır.
35. Açıklanannedenlerle anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu anlaşılan başvurunun diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
36. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47).
39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
40. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkatealındığında yaklaşık 5 yıl 8 aylık yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.
41. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
42. 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…”
43. Başvurucu 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
44. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
45. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 6.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
46. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasalve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan 2.006,10TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Ankara 8. İdare Mahkemesine(E.2008/1179, K.2009/747) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.