TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KAYHAN ÖZDEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11114)
Karar Tarihi: 8/11/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Kayhan ÖZDEMİR
Vekili
:
Av. Hayrettin KESKİNSOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yükleniciye devredilen arsa payının, kat karşılığıinşaat sözleşmesinin gereklerinin yerine getirilmemesi sebebiyle açılan tapuiptali ve tescil davası sonucunda arsa malikleri adına tesciline hükmedilmesinedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/7/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Davacılar A.Y. ve H.A. yaptıkları kat karşılığı inşaatsözleşmesi uyarınca adlarına kayıtlı 43 ada 8 parsel sayılı taşınmazın1340/3000 payını başvurucuya devrettiklerini ileri sürmüşlerdir. Davacılar10/10/2015 tarihli davadilekçesiyle, üstlenmiş olduğuedimi yerine getirmeyen başvurucunun taşınmaz üzerinde kat irtifakıkurulmasından yararlanarak bazı bağımsız bölümleri devrettiğini ve bazıbağımsız bölümleri teminat göstererek bankalardan kredi aldığını belirterek katkarşılığı inşaat sözleşmesinin feshi, davalılar üzerindeki tapu kaydının iptalive taşınmaz üzerinde bulunan ipotek, haciz vb. teminatların fekkine kararverilmesini istemişlerdir.
9. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 10/11/2012 tarihli veE.2005/703, K.20127577 sayılı kararla başvurucunun davacılar ile yapmış olduğukat karşılığı inşaat sözleşmesinin gereklerini yerine getirmediğindensözleşmenin geriye etkili olarak feshine, başvurucu tarafından yapılan satışlarve bağımsız bölümler üzerinde kurulan sınırlı ayni haklar geçerlibulunmadığından tapu kaydının iptaliyle davacılar adına tesciline veteminatın kaldırılmasına karar vermiştir.
10. Temyiz edilen karar, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 5/7/2013tarihli ve E.2013/1024, K.2013/4689sayılı kararı ile onanmış ve karar düzeltmeisteğinin aynı dairenin 27/2/2014 tarihli ve E.2013/7010, K.2014/1410 sayılıkararı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
11. Nihai karar başvurucu vekiline 4/6/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
12. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun106. maddesi şöyledir:
“Karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitteiki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeriborcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilintayinini hakimden isteyebilir.
Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğusurette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhürsebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürüsebebiyle zarar ve ziyan talebinden vazgeçtiğini derhal beyan ederek borcun ifaedilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep veya akdi feshedebilir.”
13. 818 sayılı mülga Kanun’un 107. maddesi şöyledir:
"Aşağıdaki hallerde bir mehil tayininelüzum yoktur.
1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı anlaşılırsa
2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise.
3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbitedilen bir zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazımgeliyorsa."
14. 818 sayılı mülga Kanun’un 355. maddesi şöyledir:
“İstisna, bir akittirkionunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeği taahhüteylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.”
15. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 123.maddesi şöyledir:
“Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde,taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi içinuygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.”
16. 6098 sayılı Kanun’un 124. maddesi şöyledir:
“Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerekyoktur:
1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veyatutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa.
2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifasıalacaklı için yararsız kalmışsa.
3. Borcun ifasının, belirli bir zamanda veyabelirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabuledilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa.”
17. 6098 sayılı Kanun’un 125. maddesi şöyledir:
“Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde,borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusuise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat istemehakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikmetazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesindendoğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklıolarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geriisteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispatedemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararıngiderilmesini de isteyebilir.”
18. 6098 sayılı Kanun’un 470. maddesi şöyledir:
“Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir esermeydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığındabir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir."
2. Yargıtay İçtihatları
19. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/12/2012 tarihli veE.2012/5443, K.2012/7269 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Arsa payı karşılığı inşaat yapımsözleşmeleri; yüklenicinin finansı kendisi tarafından sağlanarak arsa malikininarsası üzerine bina yapım işini üstlendiği, arsa malikinin ise, bedel olarakbinadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaat ettiğisözleşmelerdir.
Burada iki sözleşme iç içedir. Biri, hiçbirşekle bağlı olmayan “inşaat sözleşmesi”; diğeri ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)’nun 634, 818 sayılıBorçlar Kanunu(BK)’nun 213, Tapu Kanunu’nun 26. veNoterlik Kanunu’nun 60.maddeleri uyarınca, resmi biçimde yapılması gereken“mülkiyeti nakil borcu doğuran sözleşme”dir. Bunedenle, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri”ninnoterde ‘düzenleme’ biçiminde yapılması gerekmektedir. Burada şekil geçerlikşartıdır. Emredici kural gereği, resmi şekle uyulmadan yapılan sözleşmeler isegeçersizdir.
Ancak, şekil koşuluna uygun olmadığı içingeçersiz olan arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin fiilen hayatageçirildiği, tarafların edimlerini ağırlıkla yerine getirdiğinin anlaşıldığıdurumlarda bu sözleşmelere geçerlilik tanınmalıdır.Şekilzorunluluğunun birinci istisnası; “sözleşme adi yazılı şekilde olsa bile,yüklenici edimini (bina meydana getirme borcunu) tamamen veya reddolunmayacak oranda yerine getirmişse, arsa sahibi artıkbu sözleşmenin geçersizliğini ileri süremez” kuralıdır. Zira böyle birdavranış, TMK’nun 2.maddesinde tanımlanan “Bir hakkınaçıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” kuralına aykırı düşer.
İkinci istisnası ise; “sözleşmeyle yükleniciyebedel olarak verilmesi kararlaştırılan taşınmazın devrine ilişkin yüküm,taşınmaz tapuda yükleniciye devredilerek gerçekleşmişse, başlangıçta geçersizolan sözleşmenin geçerli hale gelmesidir.” Zira karma nitelikteki sözleşmenin diğerkısmı, yani “inşaat sözleşmesi”, zaten biçim koşuluna bağlı değildir.
Gerek, edimlerin karşılıklı olarak tümüyleveya önemli oranda yerine getirilmesi ve gerekse şekil koşuluna uyulmadanyapılan sözleşmeye rağmen, arsa payının tapuda yükleniciye geçirilmesi halindeşekil eksikliğinin ileri sürülmemesi kuralı, dayanağını Yargıtay İçtihadıBirleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 30.09.1988 tarih, 1987/2-1988/2 sayılıkararının gerekçesinden almaktadır.
Öte yandan, kat karşılığı inşaat yapımsözleşmesi gereğince yüklenicinin bedele, başka bir anlatımla sözleşmede kararlaştırılantapu payıveyabağımsız bölümlere hak kazanabilmesi için inşaatı sözleşme ve ekleri iletasdikli proje ve inşaat ruhsatı ile kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve budoğrultuda çıkartılan Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp,arsa sahiplerine teslim etmesi gerekir.
Somut olayda, sözleşmenin geçersizliği iddiaedilmediği gibi karşılıklı edimler belli seviyede yerine getirilmiş, arsa payıyükleniciye devredilmiştir. Mahkemece, isabetli olarak, tarafların adi yazılı30.08.2000 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin varlığı vegeçerliliği noktasındaki beyanları gereğince sözleşmenin geçerli olduğu kabuledildiği halde sözleşme gereği avans olarak verildiği anlaşılan arsa paylarınındavacılara geri dönüşü ve böylece sözleşmenin feshi sonucunu doğuracak şekildehüküm kurulması çelişki oluşturmuştur. Davacıların, aralarındaki sözleşmedoğrultusunda 30/100 ve 70/100 oranlarındaki paylaşıma göre kendilerine isabeteden bağımsız bölüm ve arsa payının adlarına tescilini dava konusu ettiklerimahkemece kabul edilerek, belediyeden inşaata ilişkin işlem dosyasıgetirtilerek, mahallinde keşif yapılıp bilirkişi kurulundan inşaatın fiili vehukuki durumunu gözeten gerekçeli, açıklamalı ve denetime elverişli bir raporalınarak, yüklenici davalının adi yazılı da olsa sözleşmedeki edimini tamamenya da davacılarca red olunmayacak seviyede yerinegetirdiğinin belirlenmesi halinde taşınmaza ait tasdikli projelerden deyararlanılarak kat mülkiyeti kurulacakmış gibi kat irtifakına esas paylarınyine bilirkişi raporu ile belirlenip, bu paylara hangi bağımsız bölümlerinisabet ettiği ve davacıların hangi bağımsız bölümleri ve arsa paylarını hakettikleri tespit edilerek, sonucuna göre infazı kabil bir karar verilmesigerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğruolmamıştır."
B. Uluslararası Hukuk
20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin temelamacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşıkişinin korunmasını sağlamaktır. Bununla birlikte Sözleşme'nin 1. maddesiuyarınca her taraf devlet "kendi yetkialanı içinde bulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlananhakları ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğüaltındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvencealtına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazıpozitif yükümlülüklere yol açmaktadır (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan,Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014,§ 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,25/7/2002, § 96).
21. AİHM; Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığı,özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyethakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğini kabuletmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arasımülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarınayapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir.Bu bağlamda devlet özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklaryönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizmaoluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarındaulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adilbir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. Mahkeme, bugerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününüincelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99,24/11/2005, § 134).
22. Bununla birlikte AİHM; iç hukukun yorumlanması veuygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukukkurallarının yorumlanması bakımından sahip olduğu takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası olmadıkçakarışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑BuschInc./Portekiz,§ 83; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,§ 47).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 8/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu, dava konusu taşınmazın 1340/3000 hissesini25/12/1996 tarihinde tapuda yapılan resmî işlemle 200.000 TL karşılığında satınaldığını ve taşınmazın satın alma bedeli olarak nakit yerine davacılar ileanlaşarak arsa üzerinde bina inşa etmeyi üstlendiğini ileri sürmüştür.Başvurucu inşa ettiği binanın depremde hasar görüp davacıların isteğiyleyıkıldığını ve artık inşaatın belli bir tarihe kadar bitirilme zorunluluğundanbahsedilemeyeceğini savunmuştur. Başvurucu ayrıca kat karşılığı inşaatsözleşmelerinin resmî şekle tabi olup davacılar ile arasında bu nitelikte birsözleşme bulunmadığını da belirterek derece mahkemelerinin kanun ve içtihatlaraaykırı olarak tapu iptaline ve tescile karar vermesi sonucunda mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiası yanında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.Ancak başvurucunun temel iddiası, uyuşmazlık konusu taşınmazdaki (tapu) payınıniptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütüniddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
26. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirlerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devleteatfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvurukonusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmeklekalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklaryönünden de incelenebilir (Türkiye EmeklilerDerneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
27. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayanAnayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engellerikaldırmayı, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir. Bahsedilen Anayasahükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetlerin gerçekleştirilmesineyardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir. Anayasa’nın pek çokmaddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması ve gerçekleştirilmesi içindevletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (TürkiyeEmekliler Derneği, § 38).
28. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceyebağlanmıştır. Bu maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olanmülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızcadevletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa'nın5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkinpozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, kimidurumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyethakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B.No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).
29. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içerenetkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olanuyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmeksorumluluklarını da içermektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. §§20-22).
30. Başvuru konusu olayda devlete düşen pozitif yükümlülük, arsasahibinin iade hakkını kullanması sebebiyle başvurucunun mülkiyet hakkınıkoruyacak ve ona yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmalarıoluşturmak ve bunun etkin bir şekilde işlemesini sağlamaktır.
31. Yargıtay içtihatlarında, arsa payı karşılığı inşaat yapımsözleşmesinin arsa sahibi veya sahipleri ile yüklenici arasında yapılan ve esersözleşmelerinin bir türü olan sözleşme tipi olduğu açıklanmıştır. Buna görearsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri; yüklenicinin maliyeti kendisitarafından sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapım işiniüstlendiği, arsa malikinin ise bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölümmülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşmelerdir. İnşaat yapımsözleşmelerinde yüklenicinin ana borçlarının bir inşaat (eser) meydana getirmeve bu eseri iş sahibine teslim etme borçları olduğu kabul edilmiştir. Bunakarşılık bu tür sözleşmelerde iş sahibinin de arsa üzerinde meydana getirilenesere karşılık “arsa payı devri” suretiyle bir bedel ödemeyiasliedim olarak borçlandığı belirtilmektedir. Bu sözleşmelerde iş sahibininödeyeceği ücret (bedel), arsa sahibi tarafından ayni olarak ödenmektedir (Selahattin Turan, B. No: 2014/11410,22/6/2017, §44).
32. Somut olayda ilk derece mahkemesi, devir işlemi, bu devirkarşılığı bedel yerine bina inşa edilmesi şeklindekiedim ve ilk yapılan binanın depremde hasar görmesinden sonra başvurucunun taşınmazüzerine yeni bir bina inşa edilmesine ilişkin projeyi üstlenmiş olmasıhususlarını dikkate alarak taraflar arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğuve edimini ifa etmeyenbaşvurucununtapudaki iktisabının geçersiz olduğu değerlendirmesini yapmış ve davanınkabulüne karar vermiştir. Yargıtay, yerleşmiş içtihatları doğrultusunda ilkderece mahkemesinin yapmış olduğu değerlendirmeyi usul ve yasaya uygun bularakonamıştır. Derece mahkemelerince uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak öncedenoluşturulan öngörülebilir, ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılanhukuksal çerçeve kapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk kurallarınınyorumlanarak sonuca varıldığı görülmektedir ( bkz. §§9-10).
33. Dolayısıyla somut olayda devletin pozitif yükümlülüklerikapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasına yönelik yeterligüvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlarda yer verilentespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğüyönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasınınsağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığısonucuna varılmıştır. Sonuç olarak yukarıda da değinildiği üzere mülkiyethakkına ilişkin şikâyet yönünden bir ihlalin olmadığının açık olduğuanlaşılmaktadır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
37. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
39. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 8 yıl 5 aylıkyargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…”
42. Başvurucu, 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
43. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
44. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
45. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesine(E.2005/703, K.2012/577) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/11/2017tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.