TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KEMAL YELER VE ALİ ARSLAN ÇELEBİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/636)
Karar Tarihi: 15/4/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
Kemal YELER
Ali Arslan ÇELEBİ
Vekili
:
Av. Kemal YELER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, adlarına tescil edilmiş taşınmaza ilişkintapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtlarılistesine alınması nedeniyle açtıkları itiraz davasında kadastro mahkemesininkararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onanmasıyla taşınmazın kıyı olaraktescil edilmesi sonucu mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler vemaddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 15/11/2012 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 20/2/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 16/4/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneğigörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığı’nın 14/6/2013 tarihli görüş yazısı 25/6/2013 tarihinde başvurucuvekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşıbeyanlarını yasal süresi içinde 8/7/2013 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Marmaris ilçesi Hisarönüköyünde bulunan daha önce bir kısmı orman vasfıyla devletleştirilen ve eskitarihli tapu belgelerine dayalı mülkiyet iddialarıyla çok sayıda davaya konuolmuş üç çiftlik arazisini kapsayan taşınmazın bir bölümü olan 179 ada 9 nolu parsel, Marmaris Mal Müdürlüğünün 31/8/1983tarihli yazısına istinaden 15/9/1983 tarihinde Hazine adına tescil edilmiştir.
8. Başvurucular, 8/1/1990tarihinde, taşınmazın 1/160 ve 2/160 hisseleriyle ilgili olarak eski tarihlitapuya dayanarak malik olduğunu iddia eden satıcı üçüncü şahısla satış vaadisözleşmesi imzalamışlardır. Bahse konu tapunun kök kaydı Hicri 1208 (Miladi1794) yılında üç adet çiftlik üzerindeki orman, ekili arazi ve müştemilatı ilebirlikte vakfedilerek kaydedilmesine dayanmaktadır.
9. Başvurucular, satıcı üçüncü şahıs tarafından hisselerinverilmemesini gerekçe göstererek Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinde davaaçmışlardır. Mahkeme, 11/12/1995 tarihli duruşmadatarafların aralarında anlaşmaya vardığı, başvurucuların bir kısım taleplerindenferagat ettiği, davalıların ise başvurucuların kalan taleplerini kabul ettiğiniimzalı beyanlarıyla sundukları gerekçesiyle ve aynı tarihte E.1993/9,K.1995/629 sayılı kararıyla taşınmazın 1/80’inin Kemal Yeler adına, aynıtarihli ve E.1993/234, K.1995/628 sayılı kararıyla taşınmazın 1/160’ının iseAli Arslan Çelebi adına tesciline, başvurucuların feragat ettiği kısım içinsedavanın reddine karar vermiştir. Tarafların temyizden feragat etmelerinedeniyle dava aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucular 12/12/1995tarihinde bahse konu mahkeme kararına dayanarak anılan taşınmaza ilişkin olaraksınırları (pafta, ada ve parsel) belli olmayan müştemilçiftlik vasfıyla tapu senedi almışlardır.
10. 2008 yılında yapılan kadastro çalışmasında 26/6/2008 tarihli kadastro edinme tutanağıyla bahsedilentaşınmazın 179 ada 9 nolu parselinin 15/9/1983tarihinde Hazine adına tescil kaydı olduğu anlaşıldığından Hazine adına tespitiyapılmış ve 24/11/2008 tarihli kadastro komisyon raporuyla başvurucularıntaşınmaza ilişkin tapu kaydı uygulanma imkânı olmadığından mahallineuygulanamayan tapu kayıtları listesine alınmıştır.
11. Başvurucular Muğla ve Marmaris kadastro müdürlüklerindenadlarına kayıtlı tapu senedinin taşınmazın kadastro sırasında dikkatealınmasını istemişler, ancak Muğla Valiliği Kadastro Müdürlüğünün 5/1/2009 tarihli cevabi yazısında bu tapu kaydının uygulanamayantapu kayıtları listesine alındığı bildirilmiştir.
12. Başvurucular 9/2/2009 tarihindeMarmaris Kadastro Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kadastro tespitine itiraz davasıaçmışlardır.
13. Mahkeme öncelikle tapu sicil müdürlüğünden uyuşmazlıkkonusu taşınmaza ilişkin gerekli kroki, harita, tespit tutanakları, tapukayıtlarını istemiş, birçok kuruma müzekkere yazarak taşınmazın kıyı-kenarçizgisi veya sit alanı içinde kalıp kalmadığını sormuş, jeolog, harita, orman,kadastro ve ziraat uzmanı bilirkişiler eşliğinde 10/3/2010tarihinde taşınmazda keşif yapmış, taraflara bilirkişi raporlarına itiraz içinsüre vermiş ve itiraz üzerine bilirkişi raporlarının ikmali amacıyla tekrarkeşif yapılmasına 28/6/2010 tarihli duruşmada karar vermiştir.
14. Mahkemece 11/3/2011 tarihindejeolog, harita, kadastro, ziraat uzmanı ve mahalli bilirkişiler eşliğindeyapılan keşif çalışmasında; taşınmazda daha önce başka davalar nedeniyle keşifyapıldığı, taşınmazın büyük kısmının havuzvarialanlardan oluştuğu, deniz etkisine açık olduğu, mevcut haliyle zirai amaçlıkullanımının mümkün olmadığı anlaşılmış, davalı Hazinenin tutunduğu tapukaydının zemine aynen uyduğu tespit edilmiş, mahalli bilirkişiler, taşınmazınüçüncü kişi tarafından Hazineden kiralandığını ve havuz yapılarak balıkyetiştirilmek amacıyla kullanıldığını, başvurucuların ve taşınmazıbaşvuruculara sattığı iddia edilen kişinin dayandığı belgede gösterilen kişinintaşınmazla ilgilerinin bulunmadığını ve kendilerini tanımadıklarını, bukişilerin köyde taşınmazları bulunsa idi mutlaka duyulup görüleceğinibelirtmişler ve ziraatçı bilirkişi taşınmazın tarım arazisi niteliğindeolmadığını ifade etmiştir.
15. Mahkemeye sunulan 13/4/2011tarihli Jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın tamamının kıyı kenarçizgisi içinde kaldığı tespit edilmiştir. Mahkemece taraflara bilirkişiraporuna karşı beyanlarını sunmak üzere süre verilmiştir.
16. Mahkeme, yaptığı incelemede bahsekonu kök tapu dayanak gösterilerek çok sayıda dava açıldığı ve bu davalardayapılan keşif ve incelemelerde; tapuda gösterilen çiftliklerin toplam alanıylaharitalarda gösterilen toplam alan arasında çok farklılık bulunduğunu, aynıalanda orman içinde kalan yerlerin devletleştirilmesi işlemlerinin ve buişlemlere karşı açılan davaların kesinleştiğini ve taşınmazın bir kısmınınorman olarak kaydedildiğini tespit etmiştir.
17. Marmaris Kadastro Mahkemesi, 30/5/2011tarihli ve E.2009/857, K.2011/315 sayılı uzun açıklamalar içeren kararıyla veözetle; başvurucuların dayandığı ve sabit sınırları bulunmayan tapu kaydındakihudutların içinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere,dağ, ırmak, orman, tepe, kayalık-taşlık ve 3-4 köy bulunduğu, bu nedenle çoksayıda parça halinde bulunduğu ve geçerli tapu kaydı addedilmesinin mümkünolmadığı; bahsedilen tapunun harita, plan ve kroki gibi belgelere dayanmayansınırları belirsiz, değişebilir ve genişletilmeye elverişli olduğu,başvurucuların dayandığı tapunun arazinin geometrik şekline uymadığı gibi,miktarı itibarıyla da araziye uyum sağlamadığı ve hukuki sonuç doğurmasınınmümkün olmadığı; tapu sicilinin kendisinden beklenen işlevi ancak, taşınmazınsınırlarının, yüzölçümünün ve diğer niteliklerinin güvenilir biçimde sicildegösterilmiş olması şartıyla yerine getirebileceği, bunun ise kadastro ilemümkün olduğu, medeni hukukumuzun kaynağı olan İsviçre hukuku ile eskihukukumuzda tapu kavramının farklı olduğu, eski hukuka dayanan tapu kaydınınzilyetlik olmadığı sürece hukuki sonuç doğurmayacağı; Rumi 26 Temmuz 1291tarihli nizamname gereği vakıflarla ilgili her türlü işlemin tapu idaresince vetapu sicil memurluğu önünde yapılması gerektiği halde Rumi 1290 (Miladi 1884)yılında bahse konu taşınmazı da kapsayan paylaşım başvurusunun bundan 26 yılsonra Rumi 1326 (Miladi 1910) yılında liva meclisi önünde yapıldığı ve bunedenle devir silsilesinde sorun bulunması nedeniyle kök tapu kaydının hukukikıymetini kaybettiği; başvurucuların taşınmaz üzerinde zilyetliğiispatlayamadığı, davaya konu taşınmazı başvurucuya satan kişilerin taşınmazüzerinde zilyetliğinin bulunmadığı; taşınmaz üzerinde başvurucuların taşınmazısatın aldığını iddia ettiği tarihten sekiz yıl önce 31/8/1983 tarihinde Hazineadına tespit ve tescil yapıldığı ve bu kaydın hukuken geçerli olduğu gerekçeleriyledavayı reddetmiş ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir.
18. Başvurucular temyiz başvurusunda bulunmuş ve Yargıtay 18.Hukuk Dairesi 28/2/2012 tarihli ve E.2011/15704,K.2012/2847 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı,ancak uyuşmazlık konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve kıyılarözel mülkiyete konu olamayacağından “kadastrotespit tutanağının iptaliyle taşınmazın kıyı olarak kadastro dışı bırakılmasına”cümlesiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
19. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay 18. HukukDairesinin 8/10/2012 tarihli ve E.2012/8906,K.2012/11313 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir.
B. İlgili Hukuk
20. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı KadastroKanunu’nun “Kadastro tutanaklarınınkesinleşmesi ve hak düşürücü süre” kenar başlıklı 12. maddesininilgili kısımları şöyledir:
“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, davaaçılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.
Kadastro müdürü tarafından onaylanarakkesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları;kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ayiçinde tapu kütüklerine kaydedilir.
…
Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisindekalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bukayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.
Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenletapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıylazilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış veaçılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”
21. 3402 sayılı Kanunun “KamuMalları” kenar başlıklı 16. maddesinin (C) fıkrası şöyledir:
“Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunankayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişliolmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil vesınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır.”
22. 3402 sayılı Kanunun “Kayıtve belgelerin kapsamını tayin” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgilikısımları şöyledir
“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığıyeri tayinde;
A)Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerineuygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibarolunur.
B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içindekalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerdegösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.
C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişlinitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir vegenişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizikyapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esasalınarak yapılır.
…”
23. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun “Sahipsiz yerler ve yararı kamuyaait mallar” kenar başlıklı 415. maddesi şöyledir
“Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar,Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sularile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler vebunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekildeözel mülkiyete konu olamaz.
Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallarınkazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanunhükümlerine tâbidir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 15/4/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, Başvurucuların 15/11/2012 tarih ve 2012/636 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
25. Başvurucular, satış vaadisözleşmesine dayanarak asliye hukuk mahkemesi kararıyla adlarına tescilettirdikleri taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasındauygulanamayan tapu kayıtları listesine alındığını, açtıkları itiraz davasınınkadastro mahkemesince reddedildiğini ve Yargıtay’ın düzelterek onama kararıylataşınmazın kıyı olarak tescil edildiğini belirterek, yargılama sürecindeadlarına tescilli tapu kaydının dikkate alınmadığını ve maliki olduklarıtaşınmazın kıyı olarak tesciliyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşler ve taşınmazın bedeli olarak 9.956.250,00 TL’nin kendilerineödenmesini talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
26. Başvurucular, satış vaadi sözleşmesine ve satıcının eskitarihli tapu kaydına dayanarak asliye hukuk mahkemesi kararıyla adlarına tescilettirdikleri taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışması vemahkeme kararıyla geçersiz sayılması nedeniyle mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
27. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;mülkiyet hakkının mevcut varlıkları koruduğu ve mülkiyet hakkının varlığınıntespitinin mahkemelere bırakıldığı, somut davada başvurucuların dayandığı tapukaydının talep ettikleri taşınmazı kapsadığının mahkeme önünde ispatedilemediği, dolayısıyla başvurucuların dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyethaklarının değil mülkiyet beklentilerinin olduğu, taşınmazın daha önce Hazineadına kaydedildiği, davaya bakan mahkemenin adalet ve hakkaniyete uygun kararverdiği ve kararda keyfilik bulunmadığı, bu nedenle başvurunun konu bakımındanyetki açısından incelenmesi gerektiği, ayrıca kıyı-kenar çizgisinde yer aldığıgerekçesiyle tapusu iptal edilenlerin Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesigereği tazminat davası açmaları gerekirken başvurucuların bu davayı açmadanAnayasa Mahkemesine başvurmaları nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmedikleri,kıyıların Anayasa gereği mülkiyete konu olamayacağı dile getirilmiştir.
28. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüşyazısına karşı beyanlarında; ellerinde mahkeme kararıyla aldıkları tapubulunduğunu, bu nedenle mülkiyet beklentisi değil, mülkiyet haklarınınbulunduğunu, Yargıtay’ın başka davalarda taşınmazı satan kişinin dayandığı köktapu kaydını geçerli tapu kaydı olarak kabul ettiğini, taşınmazın 1939-1972hava fotoğraflarından anlaşıldığı kadarıyla önceden tarla olduğu, daha sonraHazinenin kiraladığı kişi tarafından balık çiftliği haline getirildiği, davasürecinde ellerindeki tapunun geçerli olup olmadığı üzerinde durulmadığı, sonuçolarak tapuları olduğu halde mülklerini kaybettiklerini ve hiçbir tazminat almadıklarınıifade etmişlerdir.
29. Başvurucular yaptıkları başvuruda öncelikle mülkiyethaklarının belirlenmesini ve yeniden yargılamaya karar verilerek tapularınıngeçerliliği ile kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının tekrarincelenmesini istemekte; bunun mümkün olmaması halinde ise tazminat talebindebulunmaktadırlar. Bu durumda öncelikle başvurucuların başvuruya konu davadaAnayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamındamülkiyet haklarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.
30. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
31. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
32. Anayasa’nın “Kıyılardanyararlanma” kenar başlıklı 43. maddesi şöyledir:
“Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufualtındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz vegöllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamuyararı gözetilir.
Kıyılarlasahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin buyerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunladüzenlenir.”
33. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
34. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkınasahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
35. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvencekapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındakihakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığınıkanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).
36. Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değerartışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudakimenfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’ylekorunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddiaedilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün biriddia mevcut olmadığı sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35)
37. Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir“ekonomik değer” veya icrasımümkün bir “alacak” iddiasınıelde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”,Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuşicra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanunhükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik veistikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip niteliktekibir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukuktamülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentininkabulü için yeterli değildir. (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103,27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§44-45).
38. Üzerinde maliki konusunda uyuşmazlık bulunan birtaşınmaza ait mülkiyet hakkının varlığını tespit mahkemelere bırakılmıştır.Buna göre, kıyılar dâhil taşınmaz mallarda mülkiyet hukukuna yönelik, hakkınözünü ilgilendiren uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanı içerisindekalmaktadır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.1996/5, K.1997/3, K.T. 28/11/1997). Bir taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişininsöz konusu hakkın varlığını mahkeme önünde ispat etmesi gerekir.
39. Ülkemizde Osmanlı Devleti döneminde toprak mülkiyetisistemi bugünkü durumdan oldukça farklı olup, toprakların büyük kısmı tımar denilenve bugünkü kullanım hakkından oldukça fazla hak içeren, ancak taşınmazın kurumülkiyetini kullanıcıya vermeyen mülkiyet uygulaması yaygın olarakbulunmaktaydı. Cumhuriyet döneminde 17/2/1926 tarih ve743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin kabulüyle bahsedilentürden mülkiyeti gösterir tapu belgeleri mülkiyet olarak kabul edilmiştir.Bununla birlikte kadastro uygulaması geç yapılmaya başlandığından ve uzun birsüre aldığından kadastronun geçmediği alanlarda kişilerin sahip olduğu tapubelgeleri, genellikle harita, plan ve krokiye dayanmayan ve sabit sınırlarıgöstermeyen belgelerdir.
40. 3402 sayılı Kanunla taşınmazmülkiyetinde yaşanan uyuşmazlıkları çözmek için Kanun’un 20. maddesinin Afıkrasında kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer belgelerinkapsadığı yeri tayinde; kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmaktave bunların yerlerine uygulanması mümkün ise, harita, plan ve krokidekisınırlara itibar olunacağı, ancak harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içindekalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerdegösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmü getirilmiştir. Aynımaddenin C fıkrasında ise; harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişlinitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunacağı, ancak değişebilirve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapılarıve konumları itibarıyla belli bir yeri kapsıyorsa, tespitin o sınır esasalınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.
41. Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm vetasarrufu altında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasınauygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortakkullanımına açık bulunmalıdırlar ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkeseaçık olması ile mümkün olabilir. Kıyıların ortak kullanımını düzenlemek,yararlanmaya ilişkin karar ve önlemleri almak kamuya ait bir yetkininkullanılmasıyla olanaklıdır. Nitekim Medeni Kanun’un 715. maddesine görekıyılar, sahipsiz mal olarak kabul edilen yerlerdendir ve devletin hüküm vetasarrufu altındadır. Diğer bir anlatımla, sahipsiz mallar, doğal niteliklerigereği özel mülkiyete elverişli olmayan kamu mallarıdır (AYM, E.1990/23,K.1991/29, K.T. 18/9/1991).
42. Kıyılar, herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızındoğrudan doğruya herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu mallarıdır.Bunun sonucu olarak; kıyının zamanaşımı yoluyla kazanılması, tapu sicilihükümlerine bağlı tutulması, haczedilmesi mümkün değildir (Yargıtay İçtihatlarıBirleştirme Genel Kurulu, E.1997/5, K.1997/3, 28/11/1997).
43. Yargıtay kararlarında sahipsiz kamumallarına dair düzenlemenin, tapu siciline tescil edilemeyecek yerleribelirleme amacına yönelik bir düzenleme olarak kabul edilmesi gerektiği, buyerlerin Medeni Kanun’un taşınmaz mülkiyeti ile ilgili hükümlerininuygulanmasına konu olamayacağı, menfaati umuma ait yerlerden kişilerin eşitolarak yararlanmalarının asıl olduğu ve bu yararlanma hakkının kamu hukukundandoğan hak olduğu, sübjektif bir hak olmadığı, mahiyetleri gereği tescile tabiolmayan bir yol tapu siciline tescil edilmiş olursa bile bu işlemin o yerinhukuki niteliğinde hiç bir değişiklik meydana getirmeyeceği, başka biranlatımla özel hukuk kurallarına tabi bir yer mahiyetini kazanmayacağı vetescilin yok hükmünde olduğu belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,E.1988/1-825, K.1988/964).
44. Başvuruya konu somut davada başvurucular, eski bir tapuyadayanarak 1990 yılında satış vaadi sözleşmesi yapmışlar, daha sonra satıcınınifayı yerine getirmediği iddiasıyla 1995 yılında dava açmışlardır.Başvuruculara ait tapu kaydı, davalılar ile anlaşmaya vardıklarından kısmenferagat ve kısmen kabul ile mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yapmaksızınverilen taşınmazın 1/80 ve 1/160 hissesinin başvurucular adına tescilikararının temyizden feragatle aynı gün kesinleşmesi sonucu alınmıştır. Budavada çekişmeli bir yargılamadaki gibi tarafların sav ve iddialarınıntartışıldığı, taşınmazın hukuki durumunun tapu kayıtları, keşif ve bilirkişimarifetiyle incelendiği bir yargılama süreci olmamıştır. Mahkeme satış vaadisözleşmesini incelemiş ve tarafların anlaşarak kısmen feragat ve kısmenkabulüyle de sözleşmeye dayanarak taşınmazın başvurucular adına tesciline kararvermiştir. Mahkeme bunun dışında üçüncü kişilerin veya kamunun taşınmazüzerindeki hakları konusunda bir inceleme yapmamıştır.
45. Tarafların yaptığı anlaşmayla kısmen feragat ve kısmenkabulle kesinleşen davada Mahkemenin 1995 yılında verdiği kararla başvurucularsatıcının dayandığı eski tapuyu kapsayan alanın 1/80 ve 1/160 hissesi oranındasahipliği gösterir sınırları belirli olmayan bir tapu senedi almışlardır. Kabuledilen davaya konu tapu kaydının somut olarak hangi arazi parçasını kapsadığıbelirlenmemiştir. Taşınmazı kapsayan bölgede 2009 yılında yapılan kadastrouygulamasında başvurucuların dayandığı tapu belgesi kaydı uygulanamayankayıtlar listesine alınmıştır.
46. Başvurucuların bu duruma itirazla açtıkları davanınkonusu ise ada, parsel ve sınırları itibarıyla belirli bir taşınmazınmülkiyetinin kendilerine ait olduğu iddiasıdır. Başvurucular delil olaraksınırları belirsiz olan tapu kaydını göstermektedirler. Mahkemece yapılan keşifve bilirkişi incelemeleriyle tanık dinlenmesi sonucunda sınırları belirsiz tapukaydının dava konusu taşınmaz bakımından uygulanabilirliği olmadığındanbaşvurucuların talepleri reddedilmiştir. Dolayısıyla başvurucular tapu kaydınındava konusu taşınmaza ait olduğunu, yani mülkiyet haklarının bulunduğunu ispatedememişlerdir.
47. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusuyapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerinceuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireyselbaşvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinintespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdirhatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26).
48. Söz konusu davada, davaya katılma hakkına riayet edilmişve başvuruculara yargılama süreci boyunca haklarını savunmak ve görüşlerinisunmak için imkân tanınmıştır. Başvurucuların bu konudaki iddiaları mahkemetarafından esastan dinlenmiş ve incelenmiştir. Başvurucular bilirkişi raporunakarşı itirazda bulunmuş; bunun üzerine kadastro mahkemesi dava konusutaşınmazda yeniden keşif kararı alarak taşınmazın kıyı-kenar durumu hakkındaikinci bilirkişi raporu almıştır. Bu durumda somut veriler göz önündebulundurulduğunda Mahkemenin, başvurucuların itirazlarını usulüne uygun birşekilde değerlendirerek tapu kaydının uyuşmazlık konusu taşınmaza uygulanabilirolup olmadığını ve taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığınıbelirlerken adil yargılama ilkelerine ve hakkaniyete aykırı hareket ettiğinigösteren bir bulguya rastlanmamıştır.
49. Başvurucular, kendilerinin hissesine düşen taşınmazkısmının 179 ada 9 parsel numaralı taşınmaz olmadığına dair bir iddia ilerisürmemektedirler. Dolayısıyla davanın konusunun 179 ada 9 parsel numaralı taşınmazolduğu hususunda bir tartışma bulunmamaktadır.
50. Mahkeme, başvuruculara ait kadastroöncesi ve sınırları belirli olmayan tapu kaydının ne miktar, ne sınırlarının vene de geometrik şeklinin araziye uymadığı, bahsedilen kayıtta tarım arazisi olarakgösterildiği halde, içinde deniz, dere, dağ, ırmak, orman, tepe, kayalık-taşlıkve 3-4 köy gibi tarım yapılması imkânı bulunmayan alanların bulunduğu, arazininparçalı olduğu, taşınmazın 1983 yılında Hazine adına tescil edildiği, köktapunun devir silsilesinde sorun bulunması nedeniyle hukuki kıymetinikaybettiği ve satıcı kişilerin arazi üzerinde zilyetliklerinin bulunmadığı;bunun aksine Hazinenin dayandığı tapu kaydının 179 ada 9 parsel numaralıtaşınmaza tam olarak uyduğu ve zilyetliğinin bulunduğu gerekçelerine dayanarakbaşvurucuların talebinin reddine karar vermiştir.
51. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelerebırakılmış olup; kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve sözkonusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükübaşvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99,29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96,23/3/1999). Başvurucular, ellerindeki kaydın araziye uyumunu ispat edemediklerigibi satıcının taşınmaz üzerindeki zilyetliğini de ispat edememişlerken davalıHazine ise her iki iddiasını da ispat etmiştir. Ayrıca 179 ada 9 parselnumaralı taşınmaz üzerinde başvurucuların taşınmazı satın almak maksadıylasatış vaadi sözleşmesi yaptıklarını iddia ettikleri 1990 yılından öncetaşınmazın 1987 yılında Hazine adına tescil edildiğinin ve dava konusutaşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığının tespiti karşısında başvurucularıntaşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmalarının beklenemeyeceği açıktır.
52. Başvurucular, satış vaadisözleşmesine dayanarak kısmen feragat ve kısmen kabul ile mahkemece keşif vebilirkişi incelemesi yapmaksızın ve feragatle aynı gün kesinleşen bir mahkemekararıyla elde ettikleri sınırları belli olmayan belgeye dayalı olarak dahaönce Hazine adına tescil edilmiş bir taşınmaz parçasında mülkiyet iddiasındabulunmuşlar, kadastro çalışması sonrasında taşınmazın sınırları netleştirilerekbaşvurucuların dayandığı belge uygulanamayan kayıtlar arasına alınmıştır.Başvurucuların aynı iddiayla açtıkları somut davada Mahkemece yapılan incelemesonucunda yeterli gerekçe gösterilerek ve bahsedilen belgenin taşınmazauygulanması mümkün olmadığından ve satıcının zilyetliği bulunmadığından hukukikıymetini kaybettiği kabul edilerek başvurucuların talepleri reddedilmiş vetaşınmaz kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığından, Hazinenin dayandığı tapu kaydıtaşınmaza tam olarak uyduğundan ve Hazinenin zilyetliği bulunduğundantaşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Bu durumda başvurucuların mahkemeönünde mülkiyet iddialarını ispat edemedikleri sonucuna ulaşılmıştır.
53. Nitekim Türkiye aleyhine yapılan bir başvuruda, satışvaadi sözleşmesine istinaden satın aldığı ve adına kaydettirdiği taşınmazıkadastro yargılaması sonucu Hazine adına orman vasfıyla tescil edilenbaşvurucunun şikayetini inceleyen AİHM, taşınmazın daha önce orman vasfıylaHazine adına tescil edildiğini, başvurucunun taşınmazı satın alırken taşınmazın2/B olarak nitelendirilen arazilerden olduğunu bilebilecek durumda olduğunubelirterek başvuruyu mülkiyet hakkı yönünden kabul edilemez bulmuştur (AİHM, Özden/Türkiye, B. No:11841/02, § 28, 3/5/2007 ).
54. Kaldı ki somut başvuruya konu taşınmazın kıyı-kenarçizgisi içinde kaldığı mahkemenin kararıyla sabit olduğundan sahipsiz kamu malısayılan ve kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmazın üzerinde anayasal veyasal sisteme aykırı olarak özel mülkiyet tesis edilmesi de mümkün değildir.
55. Bu durumda başvurucuların taşınmaz üzerindekimülkiyetlerini gösterir bir mahkeme kararı olmadığı gibi, kıyı-kenar çizgisiiçinde kalan ve kamu malı sayılan taşınmazın özel mülkiyete konu olmasının damümkün olmadığı anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., Kadir Gündüz/Türkiye,B. No: 50253/99, 18/10/2007).
56. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda mülkiyet hakkına konuolabilecek bir “ekonomik değeri”veya en azından bu şekildeki bir değeri elde etme yönünde “meşru beklentisi” bulunmayanbaşvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıkapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle, başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A- Açıklanan nedenlerle, başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B- Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerininbaşvurucuların üzerine bırakılmasına,
15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.