TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1577)
Karar Tarihi: 25/10/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 29/11/2017-30255
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Kemal KILIÇDAROĞLU
Vekili
:
Av. Kazım DAĞDEVİREN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, siyasi parti liderinin parti grup toplantısındaBaşbakan'a karşı söylediği sözler nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesininifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/2/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
8. 2014/1737 sayılı başvurunun konu bakımından aynı niteliktebulunmaları nedeniyle 2014/1577 sayılı başvuru ile birleştirilmesine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucu -olayların geçtiği tarihte ve hâlen- Türkiye'ninen eski partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) genel başkanıdır. CHP2000'li yılların başından günümüze kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM)ana muhalefet partisidir. Başvurucu, Partisinin TBMM'deki grup toplantısındabelirli periyotlarla gündeme dair görüşlerini açıklamaktadır. Başvuruya konuifadeler yakın tarihli iki ayrı grup toplantısında irat edilmiştir. Gruptoplantılarına genel olarak çok sayıda partili ve vatandaş da dinleyici olarakkatılabilmektedir. Başvurucu, başvuruya konu konuşmalarda o tarihte görev yapanHükûmeti ve başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan'ı sert birbiçimde eleştirmiştir.
A. 31/1/2012 TarihliKonuşmaya İlişkin Tazminat İşlemleri (B. No: 2014/1737)
11. Konuşmada özet olarak şu konulara değinilmiştir:
"- Özel yetkilimahkemeler çağdaş demokrasilerde değil, dikta rejimlerinde olur. Buradan 'bizebir şey olmaz' diyenlere sesleniyorum. Senin suçlu olup olmadığına bakılmaz.İktidar kafaya koyduysa, gece yarısı gelir, evin basılır, alırlar içeriye. Senderdini anlatıncaya kadar zaten altı ay geçer.
- Tortum’da HES’ekarşı çıkan, toprağını, ekmeğini ve Türkiye’yi savunan 86 yaşındaki Nafiye anayı karakola götüreceksiniz, sabaha kadartutacaksınız, darb edeceksiniz, yerlerdesürükleyeceksiniz. Bunun adına da ileri demokrasi denecek. İleri demokrasideğil, postmodern darbedir bu”
- Tayyip Bey’in mahkemelerinden biri,grubumuzda misafirimiz olan HES direnişçisi 17 yaşındaki Leyla Yalçınkayahakkında 'komşularıyla ve akrabalarıyla görüşmeme' kararı vermiş. 21. yüzyıldaböyle bir karar izah edilemez.
- Buradan bütün insan hakları düşmanlarına,bütün adalet cellatlarına sesleniyorum; 135 milletvekili arkadaşımız Leyla'nınsesi olmak için buradayız. Leyla konuşmayacaksa, CHP de konuşmayacak. Leyla'nınkonuşması için mücadele edeceğiz. Gerekirse 135 CHP milletvekili 136 Leylaolacaktır. Ben bu onurlu mücadeleyi veren 17 yaşındaki Leyla'dan 86 yaşındaki Nafiye anneye kadar bütün Erzurumlu kadınların ellerindenöpüyorum. Onlara şükranlarımı, saygılarımı gönderiyorum.
- Sayın Başbakan Erzurumlu kadının genlerinibilmiyor. Bilmiyor ki Erzurumlu kadın, Nene Hatun, daha 20 yaşındayken, üçaylık çocuğunu emzirdikten sonra gidiyor, düşmanla mücadele ediyor.
- Şu anda Türkiye'de HES'ekarşı çıktığı için yargılanan insan sayısı bin 26'dır. Bin 26 kişi hangidemokraside 'ben su istiyorum' diye mahkemelere götürülür. Siz buna demokrasidiyorsunuz. Demokrasi böyle olmaz. Demokrasi hak arama arayışıdır. İnsanlarkonuşacaklar, haklarını arayacaklar. 86 yaşındaki Nafiyeanayı karakola götürdün de boyun mu uzadı? Hayır. O bir insanlık ayıbıdır. Türkdemokrasi tarihinin de kara bir lekesidir. Bunu kimsenin unutmaması gerekir.
- Vicdanı olan, dünya görüşü ne olursa olsun,vicdanına göre karar veren, hukukun üstünlüğüne inanan o doğrultuda çabaharcayan bütün yargıçlara sonsuz saygım var. Onlar bu ülkenin güvencesidir. Amaonlara bir sözüm var, korkmayacaksınız. 'Tavla pulu gibi bizi dağıtırlar'denildiği zaman 'Türkiye'nin bütün coğrafyasında adaletle görev yaparız'diyeceksiniz. Beni sürerler diye çekinmeyeceksiniz.
- Savcılar hırsızın peşinde, Bakanlar Kuruluda savcıların peşinde. Deniz Feneri denilen yüzyılın yolsuzluğu, yüzyılın hukukskandalına dönüştü.
- Başbakan'ın dava arkadaşlarını, öncesavcıların elinden aldılar, bununla da yetinmediler, içleri soğumadı, savcılarhakkında 11 yıla kadar hapis cezasıyla dava açtılar. Bu, hukuk camiasına açıkçagözdağı vermektir. İbreti alem için ayağınızı denk alın diyorlar. O dürüstsavcılara, yargıçlara sesleniyorum; ayağınızı denk alın deseler de adalete,hukukun üstünlüğüne inancınızı sarsmayın, sarsmayın ki biz de size sonuna kadargüvenelim.
- Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakan'ın yakınarkadaşlarının, hırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden davadır. Eyhırsızlar, yolsuzluk yapanlar, eğer başınıza bir şey gelmesini istemiyorsanız,hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakan ile temasa geçin, irtibatkurun kimse size dokunamaz. Sayın Başbakan'ın iş yükü fazladır,ulaşamayabilirsiniz ikinci adres veriyorum, köstebek bakana ulaşın yine rahatedersiniz. Artık savcı, polis, hakim size dokunamaz, dilediğiniz gibiyolsuzluk, hırsızlık yaparsınız.
- Başbakan Erdoğan'ın CHP takıntısı var.CHP'nin katsayı düzenlemesini Danıştaya götürdüğünüsöylüyor. Danıştay'a CHP'nin değil de iki kişinin bireysel başvuru yaptığınıbilmeyecek kadar cahil olamaz. Bu kadar cehalet bir Başbakana fazla gelir. Gözgöre göre CHP başvurdu diyor, yani yalan söylüyor.
- Kardeşliğin, sevginin, birliğin dinini,fitne çıkararak, nefret üreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak Başbakan’ayakışır. İnsanları dindar ve dindar olmayanlar diye ayırıyor. Bu nesildenönceki nesil dinsiz miydi? Bir insanı 'dindardır', 'dindar değildir' diyeölçüyü, bu yetkiyi sana kim verdi?
- Bir toplumun fay hatları vardır, onuntetiklenmemesi lazım. Tetiklerseniz, toplumda deprem, ayrışma yaratırsınız. Bununadı bölücülük, ülkeye ihanettir. Nerede mezhep, ırk, tarih fayı var, hemenBaşbakan orada. Bu memleketi niye bölüyorsunuz? Bir siyasetçinin görevi, siyasirant elde etmek değildir. Din üzerinden oy toplanmaz, oy topluyorsan o oylarıntamamı haramdır sana.
- Şimdi kalkmışsın İslam dünyasında mezhep,ırk çatışması getiren siyasi planın Türkiye'de taşeronluğunu yapıyorsun,ayıptır sana. Yazıktır ülkeye.
- Sen bu milletin, fitre, zekat, sadaka,kurban derisi paralarıyla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden alacaksın,sonra 'dindar-dindar olmayan' diye vatandaşları ayıracaksın. Sen önce buinsanların, yoksul insanlara yardım için ödediği paraların hesabını sor. Sen,hesabını soranlara 'niye hesap soruyorsun' diye karşı çıkıyorsun'
- Irak'ta 1,5 milyon Müslüman öldürüldü, seningıkın çıkmadı. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' ilkesi Hazretipeygambere aittir. Kusura bakma Sayın Başbakan, sen dindar değilsin, dintüccarısın, dindar insanların inançlarını sömürensin. İstismar ettiğin dindarkesimi, senin insafından kurtaracak olan CHP’dir.
- Uludere'de öldürülen 34 vatandaşın katilininkim olduğunun açıklanmasını isteyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu,'Yüreğin varsa çık millete anlat. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarınısavunan, en son Başbakansın' dedi.
- [Van'daki depreme ve hala çadırlarda devameden yaşama ilişkin olarak] Çadırların yüzde 99'u yazlık, çocuklar depremdedeğil, çadırda çıkan yangında öldü. Koskoca Türkiye konteyner yapmaktan acizmi? Acizlik bu ülkeyi yönetenlerde. Söz verdiler yalan çıktı. Hani herkeskonteynerlere yerleştirilmiş olacaktı?"
12. Davacı Recep Tayyip Erdoğan, başvurucunun anılankonuşmasında kendisine hakaret ettiğini iddia ederek başvurucu hakkında manevitazminat davası açmıştır. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davadabaşvurucunun şu sözleri dava konusu edilmiştir:
“Bakın değerli arkadaşlarım, bir başbakandüşünün, yüzde yüz haklı olduğunu düşünse; bile bir yakının mahkemesinemüdahale etmez. Bir yakını o davada görüşülüyor diye yargıya müdahale etmez.Ahlakın ve insanlığın iflas ettiği bir duruma bakalım, Deniz Feneri davasınabakalım. Ahlak ve insanlık orada iflas etmiştir. Düşünün değerli arkadaşlarım,koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti, koskoca bir devlet, bir Bakanlar Kurulu bütüngörevini bırakmış savcılarla uğraşıyor. Nedir biliyor musunuz? Savcılarhırsızın peşinde, Bakanlar Kurulu da savcıların peşinde. (Alkışlar) Şimdibakın, Almanya'da yargılandılar. Adamlar karar verdiler. İfadelerini aldılar,tutanaklar tutuldu, yargılama hukuk içinde yapıldı hakim dedi ki "Bunlarpiyon asıl failler Türkiye'de." Şimdi geldiğimiz noktada gördük, asıl falller savcılar. Size ne kardeşim dava açarsınız? Bakın,burada hiçbir şey yoktur diye karar verseydiniz kiminiz ya Adalet Bakanlığınamüsteşar olurdu ya da Yargıtaya üye olurdu veya özelkurullarda başkan veya yardımcı olurdu, terfi ederdiniz, size ne, adalet ne!(Alkışlar) Onun için çürüyen bir adaletle, adalet anlayışıyla karşı karşıyayız.Başbakanın dava arkadaşlarını önce savcıların elinden aldılar. Bununla dayetinmediler, içleri soğumadı, tuttular savcılar hakkında 11 yıla kadar hapiscezasıyla dava açtılar. Bu ne demektir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım?Hukuk camiasına açıkça gözdağı vermek demektir. Bakın, bize karşı geldiler,ibreti alem için 11 yıl için dava açıyoruz mahkum edeceğiz bunları, ayağınızıdenk alın diyorlar. Onun için o dürüst yargıçlara dürüst savcılarasesleniyorum: Ayağınızı denk alın deseler bile adalete ve hukukun üstünlüğüneinancınızı sarsmayın, sarsmayın ki biz de size sonuna kadar güvenmiş olalım(Alkışlar). Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakanın yakın arkadaşlarınınhırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden bir davadır, yani artık yapabilirsinizdemektir.
Değerli arkadaşlar, asrın, yani yüzyılınyolsuzluğu yüzyılın hukuk skandalına dönüştü. Buradan bütün hırsızlara ve bütünyolsuzluk yapanlara sesleniyorum: Ey hırsızlar, ey yolsuzluk yapanlar, eğerbaşına bir şey gelmesini istemiyorsanız hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önceSayın Başbakanla temasa geçin, irtibat kurun, kimse size dokunamaz.
Olabilir, Sayın Başbakanın iş yükü fazladır,ulaşamayabilirsiniz size ikinci adres veriyorum, köstebek bir bakan var, onaulaşın, yine başınıza bir şey gelmez, rahat edersiniz siz. Artık ne savcı, nepolis ne hâkim size dokunamaz, siz dokunulmaz olursunuz; dilediğiniz gibiyolsuzluk yaparsınız, dilediğiniz gibi hırsızlık yaparsınız.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanınbiliyorsunuz klasik bir takıntısı vardır, CHP takıntısı var. Geçen gün yineGrupta bir konuşma yapmış. Diyor ki “İşte, en son katsayı düzenlemesini bir kezdaha Danıştaya götürdüler. Siz bu imam hatiplerdenneden rahatsız oluyorsunuz? Dindar bir nesil gelmesin diyorsunuz.” Bunusöylüyor Başbakan.
Değerli arkadaşlarım;
Bir: DanıştayaCumhuriyet Halk Partisinin değil de 2 kişinin bireysel başvuru yaptığınıbilmeyecek kadar cahil olamaz Sayın Başbakan çünkü bu kadar cehalet birbaşbakana fazla gelir.
İki: Göz göre göre “Cumhuriyet Halk Partisibaşvurdu” diyor, yani yalan söylüyor. Bir Başbakana yalan söylemek yakışır mı?Yalan söylemek yakışır mı sana Başbakan? O koltukta oturuyorsun sen, yalansöylüyorsun sen açıkça Yalan söylemek, iftira atmak, bir Cumhuriyet HalkPartili olarak benim onuruma dokunuyor. Sen Başbakansın, danışmanların var,Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak böyle bir başvurmadı sen bilmiyor musunbunu? Biliyor, biliyor ama iftira atıyor. Yalan söylüyor. Yalan söylemek ancaksana yakışır zaten. Kardeşliğin, sevginin ve birliğin dinini, fitne çıkararak, nefretüreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak sana yakışır. Bakın, insanları“dindar ve dindar olmayanlar” diye ayırıyor. Şimdi Başbakana bir sorusoruyorum: Sayın Başbakan diyorsun ki “Siz dindar olmayan bir nesil gelmesinistiyorsunuz.” Peki, Sayın Başbakan, bu nesilden önceki nesil dinsiz miydi? Birinsanı dindardır, dindar değildir diye ölçüyü sana kim verdi? Bu yetkiyi sanakim verdi? O terazi senin elinde duruyor mu, durmuyor mu? Sen nasıl insanlarabakıp da sen dindarsın, sen dindar değilsin diye ayırabilirsin? Bu şirk değilmidir? Allah’tan korkmuyor musun sen? Bu ülkede bölücülük yapıyorsun. Herinsanın dini, her insanın inancı, her insanın giysisi kendi bileceği şeydir veCumhuriyet Halk Partisinin başının üstünde yeri vardır (Alkışlar). Bunu öncesen bil Başbakan.
Sayın Başbakana söylemek isterim. İmam HatipOkulu Mezunları Derneği beni ziyarete geldi. Onlara 1934 yılında imam hatipmektebinden mezun olan bir öğrencinin diplomasını hediye ettim. 1934 yılındaCumhuriyet Halk Partisi iktidarda idi, imam hatip okullarını kuran CumhuriyetHalk Partisidir. Diyanet İşleri Başkanlığını kuran Cumhuriyet Halk Partisidir,ilahiyat fakültelerini kuran Cumhuriyet Halk Partisidir, sen kime iftiraatıyorsun. (Alkışlar)
Toplumun en fazla birlik ve beraberliğeihtiyaç olduğu bir dönemde insanları niye ayırıyorsun? Yazık, günah değil mi?Bu ülkede yaşayan herkes kardeş değil mi? Herkes birbirine saygı göstermekdurumunda değil mi? Cumhuriyet Halk Partisi imam hatip okullarını açarken niyeaçtı? İlahiyat fakültelerini açarken niye açtı? Diyanet İşleri Başkanlığınıkurarken niye kurdu? Bu insanlar birinci elden, yetkin insanlar aracılığıyladinlerini öğrensinler diye. Bunu biz yaptık sen değil, sen istismar ediyorsun,sen sömürüyorsun ama biz bugüne kadar çıkıp kimsenin diniyle, inancıylaoynamadık, lafımız olmadı; ayıptır, günahtır. Herkesin inancı kendisine aittir.Allah’a kimin yakın olduğunu kim bilebilir? Senin elinde böyle bir terazi mivar? Dindarlık taslıyorsun sen, senin dindarlıkla da bir ilgin yok. (Alkışlar)Bir toplumun fay hatları vardır, o fay hatlarının tetiklenmemesi lazımdır. Fayhatlarını tetiklerseniz toplumda deprem yaratırsınız, ayrışma yaratırsınız.Bunun adı bölücülüktür, ülkeye ihanettir. Bakın, nerede bir mezhep fayı varhemen Başbakan orada, nerede bir ırk fayı var, Başbakan orada, nerede birtarihi fay var Başbakan orada. İnsaf ya, bu memleketi niye bölüyorsunuzarkadaşlar? Niye ayrıştırıyorsunuz insanları? İnsanlar birbirlerini seviyorlar,birbirlerine saygı gösteriyorlar. Herkesin inancı, herkesin kimliği bizimbaşımızın üstüne. Bir siyasetçinin görevi siyasi rant elde etmek değildir, dinüzerinden oy toplanmaz, din üzerinden oy topluyorsan o oyların tamamı haramdır.(Alkışlar)
Bakın değerli arkadaşlarım, çevremize birbakın. Çevremizde olup bitenlerin hâlâ farkında değil. Mezhep çatışmasınıniçine bütün İslam coğrafyası çekilmek isteniyor. Fitili Irak’ta atıldı, Suriyeişin beşiğinde. Körfez ülkelerine gidecek. Bu coğrafyada birliği veberaberliği, kardeşliği tesis etme misyonuna sahip tek ülke var, MustafaKemal’in Türkiye’si var. Sen o Türkiye’ye sahip çıkacaksın. (Alkışlar) Şimdikalkmışsın İslam dünyasında mezhep çatışması, ırk çatışması getiren siyasiplanın Türkiye’de taşeronluğunu yapıyorsun. Ayıptır sana. Yazıktır bu millete.Yazıktır bu ülkeye. Nasıl sen ayrımcılık yaparsın. İnsanlar arasında ayrımcılıkolur mu? Allah’ın yarattığı en değerli varlık insan değil midir? İnsanı baştacı etmek durumunda değil miyiz?
Değerli arkadaşlarım, işte bunların dindarlığıbu kadardır. Hiç ahlaksızlıkla dindarlık bir arada olur mu arkadaşlar?Ahlaksızlıkla dindarlık bir arada olur mu? (Alkışlar) “Ben güzel ahlakıtamamlamak için gönderildim” diyen Yüce Peygamber ahlakı yüceltmiştir. Birinsan hem ahlaksız hem dindar olacak, olmaz. Haram ile helal farkı gözetmeyeninsandan dindar olmaz. Kul hakkı gözetmeyen insandan dindar olmaz, yetim hakkıyiyen insandan dindar olmaz, kamu malına, devletin malına el uzatan adamdan hiçdindar olmaz. (Alkışlar) Sen bu milletin fitreyle, zekâtla, sadakayla, kurban derisi,kurban parası verilen paralarla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden çekipalacaksın ve kalkacaksın diyeceksin ki “dindar, dindar olmayan” diyevatandaşları ayıracaksın. Sen önce bu insanların o dini inançları gereği yoksulinsanlara yardım için ödediğin paraların hesabını bir sor bakalım. Sen,hesabını soran adamlara “Niye hesap soruyorsun?” diye karşı çıkıyorsun.(Alkışlar)
Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman öldürüldü,senin gıkın bile çıkmadı, dilsizleştin sen. “Haksızlık karşısında duran şeytandır,dilsiz şeytandır.” İlkesi bizim Peygamberimize aittir. Haksızlık karşısındasenin dilin sustu. (Alkışlar) Kaddafi linç edilirken sesin çıkmadı, alkışyaptın burada. Sen kalkmışsın bir de bana ahlak dersi veriyorsun. O Kaddafi kiKıbrıs Barış Harekâtında sırtıyla yardımları Türkiye’ye gönderen insandır.(Alkışlar) Kusura bakma Sayın Başbakan sen dindar falan değilsin. Sen dintüccarısın. Dindar insanların inançlarını sömüren bir insansın. (Alkışlar)İstismar ettiğin dindar kesimi senin insafından kurtarmak da Cumhuriyet HalkPartisinin boynunun borcudur. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, karşımıza ipin ucunukaçırmış bir Başbakan var. Hükümet üyelerinin her birisi ayrı telden çalıyor.Halkın canını yakan sorunlarla hiç kimse ilgilenmiyor ama Başbakan dintüccarlığıyla işi götürmeye çalışıyor. Dış politikaya bakın, ne Irak’ta neSuriye’de ne Kafkaslarda ne Balkanlarda bir manevra alanımız bile kalmadı.Dışişleri Bakanı Başbakanı boş havuza atıyor, havuza atarken bilmiyor ya,Türkiye’yi de sen havuza atıyorsun. Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gazhaklarımızı verdik. Neymiş? Obama demiş ki “Bizim şirket arıyor.” “Emredersin”dediler, ses yok, gık yok. Hani sen Piri Reisi göndermiştin? Hani oradaararlarsa savaş açacaktın. Obama dedi, gık yok.
13. Davacı; başvurucunun konuşmasında kendisini hırsızlık veyolsuzluk yapmak, hırsızlık ve yolsuzluk yapanları koruyup kollamak, cahillik,yalancılık, iftira atmak, fitne çıkarmak, bölücülük yapmak, din tüccarlığıyapmak, din üzerinden oy toplamak, dindar değil ahlaksız olmak, haram ilehelali gözetmemek, kul hakkı ve yetim hakkı yemek ve kamu malına el uzatmaklaitham ettiğini ileri sürmüştür. Davacıya göre başvurucunun sözleri kendisininşahsi haklarına saldırı niteliğindedir ve eleştiri sınırlarını aşmıştır.
14. Buna karşın başvurucu, bahse konu konuşmada o tarihlerdekamuoyunun gündeminde olan ve Deniz Feneri soruşturması olarak bilinensoruşturmanın savcılarının işten el çektirilmelerine duyduğu tepkiyi dilegetirdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, davacının toplumdaki inanç ve etnikkökene mensup insanları rencide eden konuşmalarına ve dış politikada izlenenetnik ve mezhep temelli politikalara dikkat çekmek için davacının birleştiricideğil bölücü bir siyaset izlediğini ifade etmiştir. Başvurucu, davacının CHP'yeyönelik olarak "İşte en son katsayıdüzenlemesini bir kez daha Danıştay'a götürdüler, siz bu imam hatiplerden nedenbu kadar rahatsız oluyorsunuz, dindar bir nesil gelmesin diyorsunuz."sözlerinin doğru olmadığını ve konuşmasında bu sözleri eleştirdiğini ilerisürmüştür.
15. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vererekbaşvurucunun davacıya 5.000 TL tazminat ödemesine karar vermiştir. Mahkeme,konuşmada yer alan "... Ey hırsızlar,ey yolsuzluk yapanlar, eğer başına bir şey gelmesini istemiyorsanız hırsızlıkve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakanla temasa geçin, irtibat kurun, kimsesize dokunamaz., ... yalan söylüyor..., Yalan söylemek ancak sana yakışırzaten. Kardeşliğin, sevginin ve birliğin dinini, fitne çıkararak, nefretüreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak sana yakışır…, Sayın Başbakan sendindar falan değilsin. Sen din tüccarısın. Dindar insanların inançlarınısömüren bir insansın.." sözlerin altını çizmiştir. Mahkemeyegöre, anılan sözlerde öz ile biçim dengesi bozulmuş; eleştiri sınırıaşılmıştır. Mahkemece, alıntılanan sözlerin davacıya yöneltilecek yorum vedeğerlendirmelerde kullanılmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiş veeleştirilerin üslubu uygun bulunmamıştır. Mahkeme, alıntılanan sözlerin hukukaaykırı olduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kanaatinevarmıştır.
B. 7/2/2012 Tarihli Konuşmaya İlişkin Tazminatİşlemleri (B. No: 2014/1577)
16. Konuşmada özet olarak şu konulara değinilmiştir:
"-Sen, 34 kişinin başınabomba yağdırdın, sesin çıkmıyor, gıkın çıkmıyor. Korkuyorsun? Çünkü, senyabancı istihbarat örgütlerinin oyuncağı oldun. Bu ortaya çıkmasın diyekorkuyorsun.
-12 yaşındaki çocukları bombalayaraköldüreceksiniz, ondan sonra kalkacaksımz ahkamkeseceksiniz... Recep Tayyip Erdoğan, dindar görünümlü bir din tüccarıdır.Erdoğan'ı dindar olarak görmek, bütün dindarlara yapılmış en büyük hakarettir.
-Bunların dindarlığı farklı dindarlık. Erdoğanve yol arkadaşlarını kastediyorum. Deniz Feneri davasını, yolsuzluklarıbiliyoruz. Bunu da dindarlık adına yaptılar. İnsanları 'kurban parası' diyesömürdüler. Aldılar yediler. Bunun adı vicdansızlıktır, Bunlarda vicdan yok,ahlak da yok. Deniz Feneri'nde bağış, kurban paraları hangi yöntemletoplandıysa, Erdoğan da oyları aynı yöntemle, din tüccarlığı ile toplamakistiyor.
- Mavi Marmara konusunda racon kestin,kıyameti kopardın. Hani sen kıyameti koparmıştın? 'Gazze'ye yardım gemisigötüreceğim, buna Türk donanması eşlik edecek' dedin. Ben dedim ki yaparsanalnından öperim. Yaptın mı? Hayır, yapamaz. Niye yapamaz. Çünkü, egemengüçlerden talimat aldı, 'Sakın ha oraya gemi falan gönderme diye.' Ne dedi? 'Başüstüne' Sen misin bu ülkenin başbakanı, sana talimatverenler mi?
- Gazze'ye yardım götürecekmiş. Sen onukülahıma anlat benim. Sen sadece seçimlerde oyalmakiçin o insanların hayatını tehlikeye attın.
- Trikopis bile bukadar İnönü'yle uğraşmadı. Pes yani.
- Auster, Irak'ta1,5 milyon Müslüman katledildiği için Bush'u ve Cheney'isuçluyor. Atatürk'e büyük saygı duyuyor. Büyük ihtimalle Erdoğan ve arkadaşlarıbundan rahatsızlık duydu. GeIsen ne olur, gelmesen neolur? Türkiye irtifa mı kaybeder" dedi. Türkiye zaten irtifa kaybetti.Dünyanın her tarafından eleştiriliyor.
- Paul Austergelsin, Türkiye'ye Atatürk filminde oynasın' diyorlar. Aydınları bu kadarseviyesiz eleştiren insanlar ne yazık ki bu ülkede yönetim koltuklarındalar. Ohakaretleri o ikisine aynen iade ediyorum."
- Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin hangi cümlesinden rahatsız oluyorsan, çıkmilletin önünde söyle bakalım. O sadece Gençliğe Hitabe değildir, bağımsızlıksavaşının manifestosudur, bildirgesidir. Bağımsızlık savaşı veren bütünulusların manifestosudur.
- Bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın ortakbildirgesidir o. Nasıl siz bundan rahatsızlık duyarsızın? Meydan okuyorum RecepTayyip Erdoğan, yüreğin varsa çık kaldır bakalım nasıl kaldıracaksın?
- Bunlar batının egemen güçlerinintaşeronluğuna soyundular. Bizim gençlerimizi koyun güden gençler olarakyetiştirmek istiyorlar. O gençlik bu ülkenin çimentosudur. Mustafa KemalAtatürk ve arkadaşlarının verdiği ulusal bağımsızlık savaşının en büyükteminatıdır.
- Bunlar post modern diktatörlerdir. 'BenRecep Tayyip Erdoğan hakkında olumsuz bir şey yazarsam başıma bir şey gelirmi?' ve 'Benim telefonlarım dinleniyor mu?' diye iki soru sorun kendinize.Yanıtınız 'Evet' ise bu ülkede demokrasi yoktur. Başbakan, 'Kılıçdaroğluartık mercek altındasın. Adım adım aldığın nefes bile ülkede takip ediliyor'dedi. Pervasızlığa, densizliğe, ahlaksızlığa bakar mısınız?
- Wikileksbelgelerinde, Başbakan ile Ergenekon savcılarının periyodik olarak her haftagörüştükleri yazılı. Bunlar, ABD Büyükelçiliğine özel rapor veren polisşeflerinden alınmış. Bağımsız bir ülkenin polis şefleri neden yabancı ülkeninbüyükelçisine brifing verir? Erdoğan batının egemen güçlerinin Ortadoğu'dakitaşeronudur. Bunu kriptolardan da anlıyoruz.
- Milletin kürsüsünde milletin sesi kesilirmi? Demokrasi mücadelesi vereceğiz. Bu ülkede gerçek demokrasi ve özgürlükgelinceye kadar mücadele edeceğiz ve bunun maliyetini şeref ve şanlakarşılayacağız."
17. Davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu düşündüğüsözlerin geçtiği konuşmanın ilgili kısımları şöyledir:
"Değerliarkadaşlar, daha önce de söyledim, Recep Tayyip Erdoğan'ı dindar olarak görmekbütün dindarlara yapılmış en büyük hakarettir. (Alkışlar) Yine söylüyorum,Recep Tayyip Erdoğan dindar görünümlü bir din tüccarıdır, bunu da herkesinbilmesini isterim. (Alkışlar) Neden söylüyorum bunları? Irak'ta 1,5 milyonMüslüman katledilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın sesi çıktı mı? Niye çıkmadı? Yüzbinlerce Müslüman kadına tecavüz edilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın sesi çıktımı? Çıkmadı. Şimdi kalkmış dindarlık taslıyor bana. Senin dindarlığını değil,senin din tüccarlığını ben bu millete öğreteceğim. Sen din tüccarısın,ticaretin dindir senin. (Alkışlar) Dindar adam helal ile haram nedir bilir.Dindar adam kul hakkı yemez. Dindar adam ahlaklı olur, yalan söylemez, iftiraatmaz, fitnenin peşinde koşmaz dindar adam. Onun için vatan sevgisi vardırdindar adamda, insana saygı vardır dindar adamda, bölücülük olmaz dindaradamda, fitne olmaz dindar adamda. (Alkışlar) Dindar adam insanı sever, insanasaygı duyar, onu Allah'ın yarattığı en değerli varlık olarak görür. Sen kırkyıl önce Allah'ın rahmetine kavuşmuş insanlarla oturmuş savaş ediyorsun.Değerli arkadaşlarım, bunların dindarlığı farklı bir dindarlık, yani AKP'lilerikastediyorum, yalnız hepsini değil, Recep Tayyip Erdoğan ve onun yolarkadaşlarını. Hepiniz biliyorsunuz, Deniz Feneri davasını hepimiz biliyoruz.Yolsuzlukları biliyoruz. Ne adına yaptılar bunu? Dindarlık adına yaptılar. Oinsanların en temiz duygularını sömürdüler, kurban parası diye sömürdüler,bağış diye sömürdüler, yoksullara yardım yapacağız diye sömürdüler. Neyaptılar? Aldılar, yediler. Bunun adı vicdansızlıktır. Bunlarda vicdan yok,bunlarda ahlak da yok. (Alkışlar) Deniz Fenerinde bağış, kurban paraları hangiyöntemle toplandıysa, din tüccarlığı, Recep Tayyip Erdoğan da şimdi oyları dintüccarlığıyla toplamak istiyor, ikisi de aynı, yolu yöntemi aynı bunlarındeğerli arkadaşlarım...
Değerli arkadaşlarım, arkasından, andımızdanrahatsız oldular. Neden rahatsız oluyorsun sen? Andımızın hangi cümlesi, hangisözcüğü senin psikolojini bozuyor çık söyle bakalım. Arkasından, Atatürk'ünGençliğe hitabesinden çık milletin önünde söyle bakalım. (Alkışlar) Atatürk'ünGençliğe Hitabesine kafayı taktılar. Efendim, buna da itiraz etmeme başladılar.Recep Tayyip Erdoğan çık, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinden hangisinden, hangikelimeden, hangi cümleden rahatsız oluyorsun çık milletin önünde söyle bakalım.(Alkışlar) Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi sadece gençliğe hitabe değildir o, birulusal bağımsızlık savaşının bir manifestosudur o, o bil bildirgedir. Sadecebizim değil, bütün ulusların, bağımsızlık savaşı veren bütün uluslarınmanifestosudur, sen nasıl bundan rahatsızlık duyarsın. Değerli arkadaşlarım,Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini korumak için sadece Cumhuriyet Halk Partiliolmak da yetmez, bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın ortak bildirgesidir o.(Alkışlar) O hitabe, bu milletin özüdür, nasıl siz bundan rahatsızlıkduyarsınız. Ha, buradan söylüyorum, açıkça da meydan okuyorum, Recep TayyipErdoğan yüreğin varsa, becerebiliyorsan çık kaldır bakalım, nasılkaldıracaksın? (Alkışlar) Dikkat edin, saldırılar bu ülkenin bağımsızlıksembollerine yapılıyor. Bu ülkenin ulusal kurtuluş savaşı sonunda elde ettiğideğerlere saldırılar yapılıyor. Çok bilinçli saldırı bunlar. Halkımıza bunlarıanlatmalıyız, AKP'nin iki yüzünü anlatmalıyız, iki yüzlü politika güdüyorlarbunlar. Değerli arkadaşlar, bunlar Batının egemen güçlerinin taşeronluğunasoyundular. Bizim gençleri, koyun güden gençler şeklinde yetiştirmekistiyorlar. O bağımsızlık mücadelesinden koparıp birilerinin değirmenine sutaşıyan gençlik olsun diyorlar. O gençlik, bu ülkenin çimentosudur. O gençlik,Mustafa Kemal ve arkadaşlarının verdiği ulusal bağımsızlık savaşının en büyükteminatıdır. (Alkışlar) Unutulmaması gereken bir şey var: Cumhuriyetten bu yanaçok mesafe aldık demokrasi konusunda, hukukun üstünlüğü konusunda, yargıbağımsızlığı konusunda, medya özgürlüğü konusunda pek çok mesafeler aldık,şimdi o kat ettiğimiz mesafeler tek tek elimizden alınmak isteniyor. Medyabağımsızlığı var mı? Yargı bağımsızlığı var mı? Demokrasi kalitesi var mı?Bunların hiçbirisi yok. Ne zaman yok? AKP iktidarıyla beraber parça parçaelimizden alınmaya çalışılıyor. Onun için diyoruz bunlar post modemdiktatörlerdir. Söylediğimizin temel nedenleri vardır. Değerli arkadaşlar,dikta rejiminde her şey güllük gülistanlık değil. Bana sorarlar belki, efendimdikta olduğunu nereden çıkarıyorsunuz, post modern dikta olduğunu? Buradanvatandaşlarıma soruyorum. Kendinize iki soru sorun. Sorulardan biri şu olsun:Ben, Recep Tayyip Erdoğan hakkında olumsuz bir şey yazarsam başıma bir şeygelir mi? İki, benim telefonlanm dinleniyor mu? Eğerbunlara hemen hayır diyorsanız sorun yok, hayır diyemiyorsanız bilin ki buülkede sağlıklı bir demokrasi yok. İşte temel neden bu, bu iki soru. Diyeceksinizki ya, iki soruya ne gerek var, zaten Başbakan geçen gün söyledi. Evet,genişletilmiş il başkanları toplantısında Başbakan şunu söylüyor: "Kılıçdaroğlu artık mercek altındasın, adım adım aldığınnefes bile ülkede takip ediliyor." Pervasızlığa bakar mısınız, densizliğebakar mısınız, ahlaksızlığa bakar mısınız? (Alkışlar) Ana Muhalefet Partisiliderini izleyeceksin adım adım, takip ettireceksin, dinleyeceksin, bir deutanmadan çıkıp bunu millete ilan edeceksin, arkadan da diyeceksin ki "buülkede demokrasi var." Neden diyorum diktatör var? Diktatör yönetimi var,işte bunun için söylüyorum. Kendileri itiraf ettiler. Amaçları ne? Türkiye'yekorku salmak. Buradan söylüyorum: Recep Tayyip Erdoğan benim senden korkum yok,ama sana bir sorum var: Sende ahlak kalitesi kırıntısı var mı, yok mu çık onusöyle bakalım. (Alkışlar)"
18. Davacı Recep Tayyip Erdoğan, başvurucunun anılankonuşmasında kendisine hakaret ettiğini iddia ederek başvurucu hakkında manevitazminat davası açmıştır. Davacıya göre başvurucu, kendisini "ahlaksızlık,utanmazlık ve erdemsizlikle; iftiracı, yalancı, yabancı istihbarat örgütlerininoyuncağı olmak, Amerika ve İsrail'in oyuncağı olmak, ahlaktan uzak olmak,haysiyetsiz olmak, bölücülük yapmak ve dindar görünümlü bir din tüccarı olmak"la itham etmiştir. Davacı, başvurucunun sözkonusu ifadeleri kullanmadan da eleştiri yapmasının mümkün olduğunu ilerisürmüştür.
19. Başvurucu, savunmasında sözlerinin olayların ve konuşmanınbütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göredavacı gerginlik yaratmayı, muhataplarını küçük düşürmeyi, husumet çıkarmayı veaşağılamayı siyaset tarzı olarak benimsemiştir. Başvurucu, davacının daha öncekendisine karşı yönelttiği sert söyleme örnekler vermiştir. Başvurucu; davacının,kendisi hakkında "Sen Alevi olduğuniçin mi Beşar Esad'ı destekliyorsun?" diyerekdeğişik mezhepteki kişiler arasında tahrik ve ayrışmaya sebebiyet verdiğiniileri sürmüş; başvuruya konu konuşmadan önce Uludere'de ölenlerin taziyelerinegidenleri "morgun kapısında beklemekle", "ölü seviciolmakla" suçladığını ifade etmiştir. Başvurucu, siyasette sert üslubunterk edilmesi için çağrı yaptığını ancak teklifinin davacı tarafındanreddedildiğini ileri sürmüştür.
20. Başvurucu; davacının dinî kavramları kullandığını, İslamdinini referans olarak gösterdiğini, dış ilişkilerde dahi dinsel bağın öneminivurguladığını, buna karşın Irak'ta yaşanan insanlık ayıbına karşı sessizkaldığını düşündüğünü ifade etmiştir. Başvurucu; "Recep Tayyip Erdoğan dindar görünümlü bir dintüccarıdır." cümlesini Hükûmetin Irak politikasını eleştirmekmaksatlı sarf ettiğini, bu cümlenin hakaret niteliğinde olmadığınıbelirtmiştir. Başvurucu, davacının kendisini takip ettirdiği sözleri üzerinesöylediği "Ahlaktan bu kadar uzak birBaşbakanı ilk kez görüyorum, densizliğe bakar mısınız, ahlaksızlığa bakarmısınız? Sende ahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu çık onu söylebakalım." şeklindeki sözlerin de ana muhalefet partisiliderinin dahi adım adım izlenmesinin bir ahlaksızlık olduğunu göstermek içinsöylediğini, hakaret amacının olmadığını ileri sürmüştür.
21. Dava, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/124 Esassayılı dosyasında görülmüştür. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne kararvererek başvurucunun davacıya 5.000 TL tazminat ödemesine karar vermiştir.Mahkeme, konuşmada yer alan "RecepTayyip Erdoğan dindar görünümlü bir din tüccarıdır, ahlaktan bu kadar uzak birBaşbakanı ilk kez görüyorum, densizliğe bakar mısınız, ahlaksızlığa bakarmısınız? Sende ahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu çık onu söylebakalım." sözlerin altını çizmiştir. Mahkemeye göre, siyasalbir partinin genel başkanı olan başvurucu tarafından TBMM'de söylenen busözlerle eleştiri sınırı aşılmıştır. Mahkeme; öz ile biçim dengesininbozulduğunu, belirtilen sözlerin siyasi iktidara yönelik yorum vedeğerlendirmeler sırasında gerekli olduğunun söylenemeyeceğini, eleştirilerindaha uygun üslup ve ifadeler ile yapılmasının olanaklı olduğunu belirtmiştir.Mahkeme, alıntılanan sözlerin hukuka aykırı olup davacının kişilik haklarınasaldırı oluşturduğu kanaatine varmıştır.
C. Anayasa MahkemesineBaşvuru Süreci
22. İlk derece mahkemesinin kararları, Yargıtay 4. HukukDairesinin aynı günde verdiği 11/12/2013 tarihli iki ayrı kararı ileonanmıştır. Nihai kararlar başvurucuya 8/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu 6/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Manevi Tazminat Talebinin Kanuni Dayanakları
24. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "İlke" kenar başlıklı 24.maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilikhakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasınıisteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, dahaüstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkininkullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarınayapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
25. 4721 sayılı Kanun’un"Davalar" kenar başlıklı 25. maddesinin üçüncü fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Davacının, maddî ve manevîtazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır."
26. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun "Kişilik hakkının zedelenmesi" kenarbaşlıklı 58. maddesi şöyledir:
"Kişilik hakkınınzedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminatadı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğerbir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özelliklesaldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasınahükmedebilir."
2. Milletvekilinin Yasama Sorumsuzluğunaİlişkin Hukuk
27. Anayasa'nın "Yasamadokunulmazlığı" kenar başlıklı 83. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleridüşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışındatekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar."
28. Yargıtay, istikrarlı olarak yasama sorumsuzluğunun bulunduğuşartlarda başkalarının şahsiyet haklarına saldırı oluşturacak tarzda hakaretoluşturan sözler nedeniyle bir milletvekiline karşı manevi tazminat davasıaçılabileceğine ve bu tür tazminat talepleri nedeniyle yargılama yapılmasınayasama sorumsuzluğunun engel teşkil etmeyeceğine karar vermiştir:
"Anayasa’nın 83. maddesine göre TBMMüyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleridüşüncelerden ve bunları meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlututulamaz iseler de; bu sorumsuzluk mutlak bir şekilde sınırsız değildir.Anayasa’nın bu ilkesinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilirkenözellikle (kamu yararı-kişisel yarar dengesinin) iyi kurulması gerekmektedir.Meclis üyesi, sırf kişisel kinini tatmin için bir başkasının kişilikdeğerlerine saldırı teşkil edecek eylemlerde bulunmuş ise dokunulmazlıktanyararlandırılamaz.
Anayasanın 83. maddesinde yer alan düzenlemenin amacı, meclisüyelerinin yasamaya ilişkin olan yetkisini daha özgürce kullanmasını ve budoğrultudaki çalışmalarını güvence altına almaktır. Madde ile güvence altınaalınan ve dokunulmazlığı sağlanan, salt yasama faaliyeti ile sınırlı olaneylemlerdir. Bu faaliyetin sınırı dışına çıkılması durumunda, dokunulmazlığınkorunmasına yönelik amaç ortadan kalkar. Bunun sonucu olarak da,dokunulmazlığın varlığına ilişkin savunmaya itibar edilemez. Davalının,davacıya yönelik olarak “satılmış adam” sözünü söylediği ileri sürülmüştür. Şudurumda, iddia olunduğu şekilde bir söz söylenip söylenmediğinin araştırılmasıve sonucuna göre uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, açıklanannedenle yerinde bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir." (4. HD,E.2008/5670, K.2009/228, KT.12/1/2009. Milletvekillerinin Meclis çalışmalarısırasında kullandığı sözler nedeniyle aleyhlerine açılan tazminat davalarındaileri sürülen yasama sorumsuzluğu itirazlarının reddedildiği daha yakın tarihliYargıtay kararları için bkz. 4. HD, E.2014/16729, K.2015/14144, KT.3/12/2015;4. HD, E.2014/4418, K.2015/748, KT.22/1/2015; 4. HD, E.2014/6283, K.2007/4541,KT.5/4/2007; 4. HD, E.2010/7907, K.2011/7797, KT.4/7/2011).
B. Uluslararası Hukuk
1. İfade Özgürlüğünün Demokratik ToplumdakiÖnemi
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)10. maddesişöyledir:
1.Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesiolmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber vegörüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo,televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engeldeğildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen buözgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusalgüvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamudüzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasınınönlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınmasıiçin gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlaratabi tutulabilir.”
30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifadeözgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM,ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesive bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğiniyinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin 2. paragrafısaklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören,zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler"için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler içinde geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörününve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan buhakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması vebu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,7/12/1976 § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).
2. İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasınıİsteme Hakkı Arasındaki İlişki
31. AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifadeözgürlüğünün çatışması hâlinde 10. maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan"başkalarının... haklarının korunması"ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihindeverdiği iki kararda - Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD] - ifade hürriyeti ve özel hayata saygıhakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış veuygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkinbir tartışmaya sağladığı katkı (VonHannover/Almanya (2), § 109),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdakirolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makaleninkonusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00,24/09/2004, §§ 63-66; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnekolacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre(k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005),ilgili kişinin daha önceki davranışları (VonHannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerinelde edilme koşulları ve gerçekliği (AxelSpringer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulananyaptırımın niteliği (Axel Springer AG/Almanya, §95).
3. Siyasetçilerin İfade Özgürlüklerinin veİtibar Haklarının Korunması
32. Herkes için değerli olan ifade özgürlüğü; seçmenlerinitemsil eden, onların kaygılarına işaret eden ve çıkarlarını savunan halktarafından seçilmiş bir kimse için özellikle değerlidir. Sonuç olarak başvurangibi muhalefet partisinden bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelikmüdahaleler, AİHM’i daha sıkı bir denetimgerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya,B. No: 26958/95, 27/2/2001, § 36).
33. AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak veözgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi birsiyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme yapmaktadır.AİHM, Lingens/Avusturya (B. No: 9815/82, 8/7/1986, §42) kararında politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammületmek durumunda olduğunu vurgulamıştır:
" ...Basın özgürlüğü,halka siyasal liderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkındafikir oluşturma imkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü Sözleşme'ye hakim olan demokratik toplum anlayışının tam damerkezinde yer alır.
Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabuledilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre dahageniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eyleminibilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimineaçar. Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermekzorundadır..."
34. AİHM; mevcut başvuruya benzer özellikleri olan Pakdemirli/Türkiye (B. No: 35839/97,22/2/2005) kararında, bir siyasetçi olan başvurucunun bir başka siyaset adamınıküçük düşürücü ifadeler kullandığı gerekçesiyle fahiş tutarda tazminat ödemeyemahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği yönündeki şikâyetiincelemiştir.
i. Olaylarıngeçtiği tarihte ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olan başvurucuEkrem Pakdemirli, bir otoyolun hizmete açılması vesilesiyle açık havadadüzenlenen bir basın toplantısında konuşma yapmıştır. Başvurucu, CumhurbaşkanıSüleyman Demirel’i 1991 yılında ana muhalefet partisi genel başkanı ikenAnavatan Partisinden (ANAP) iki bakanın milletvekili dokunulmazlığınıkaldırdığı için eleştirmiştir. Başvurucunun konuşmasında bahsettiği tarihlerdeotoyolların yapımına ayrılan ödeneği zimmetlerine geçirmekle suçlanan eskibakanlar Yüce Divana çıkarılmış ve haklarında beraat kararı verilmiştir.
ii. 21/4/1995 tarihinde Demirel, şahsına ve Cumhurbaşkanlığımakamına karşı iftira ve hakarette bulunulduğu gerekçesiyle başvuran hakkındatazminat davası açmıştır. Davacı; başvuranın nezaketten yoksun, küçültücü,aşağılayıcı, hakaret dolu ve iftira niteliğinde sözler sarf ettiğini iddiaetmiştir. Bu sözlere gerek yazılı gerekse görsel basın geniş yer vermiştir.Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun davacıya tazminat ödemesine kararvermiştir. Başvurucu, gecikme faizleri de eklenerek 7.925.780.000 TL (o dönemdeyaklaşık 60.000 euro) tazminat ödemiştir. Söz konusumiktarın itibara yönelik müdahalelerde o tarihe kadar Türkiye'de verilmiş enyüksek miktar olduğu iddia edilmiştir.
iii. AİHM, odönemde iki tarafın konumunun değerlendirilecek unsurlar arasında ilk sıradayer aldığını not etmiştir. Bir yanda milletvekili, eski bir bakan ve olaylardanönce iktidardaki partinin genel başkan yardımcısı olan başvurucu; diğer yandaise daha önce ana muhalefet partisi lideri olan Cumhurbaşkanı Demirel vardır.İkinci olarak AİHM, davaya ait bütün olayların siyasi bağlamda yer aldığınıtespit etmiştir.
iv. AİHM,politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmekdurumunda olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır:
"AİHM, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında kabul edilebilireleştiri sınırlarının, halka mal olmuş bir kişi olarak hareket eden siyasetadamları için daha geniş olduğunu bir çok kez hatırlatmıştır. Siyasetçilerinfiil ve davranışları, kaçınılmaz olarak ve bilinçli bir şekilde, gazetecilerinolduğu kadar vatandaşların, hepsinden çok da siyasi rakibinin sıkı birdenetimine tabidir. Bir siyaset adamının, özellikle de kendisi eleştiriye yolaçabilecek halka açık konuşmalar yaptığı zaman, daha fazla hoşgörü göstermesigerekir. Elbette özel yaşamının dışındaki alanda bile siyaset adamının daitibarını koruma hakkı vardır. Bununla birlikte ifade özgürlüğüne getirilenistisnalar dar bir yorumu zorunlu kılmaktadır ve bu korumanın gerektirdikleriile siyasi sorunların özgürce tartışılmasının getirdiği yararlar denge içindeolmalıdır (bkz.Lingens/Avusturya, § 42; Oberschlıck/Avusturya (No:2), B. No:20834/92, 1/4/1997, §29" (§ 45)
v. AİHM,başvurucunun kullanmış olduğu "yalancı,iftiracı, Çankaya’nın şişmanı, dar kafalı, lastikleri patlasın, öbür dünyayagidince Allah affetmez" ifadelerinin siyasi bir eleştiriolmaktan çok bir "hakaret ve beddua tufanı" olduğunu ifade etmiştir. AİHM'e göre, ilgili kişiler ve konuşmanın çerçevesi politikalanda yer alsa ve polemik gibi görünse bile bu sözler belli ölçüde bir kişiselsaldırı oluşturmaktadır. AİHM, başvurucunun kullandığı sözlerin siyasi birtartışma içindeki bir görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğunu ifadeetmiştir.
vi. AİHM, ilkderece mahkemesi hâkiminin tazminat miktarını belirlerken kullandığı“tarafların sosyo-ekonomik durumu” ölçütününtarafların birbirlerine karşı durumları arasında bir denge sağlamak için değilmümkün olan en yüksek tazminat tutarını belirlemek için kullandığını tespitetmiştir. İlk derece mahkemesi; başvuranın toplumdaki yerini, eğitim seviyesiile üniversite profesörü olarak statüsünü ve bir ceza davasındacezalandırılmamış olmasını başvurucunun onun aleyhine işleyen etkenler olarakele almıştır. AİHM, kararın keyfî bir biçimde verilmiş olduğu görüntüsünü verenbir diğer kaygı verici unsurun da mahkemenin değerlendirmelerinde -davacınınşahsiyetine yönelik zararı dikkate almayarak- Cumhurbaşkanı’nın statüsünü aşırıölçüde koruması olduğunu belirtmiştir.
vii. Sonuç olarakAİHM, derece mahkemelerinin tazminatı bir cezalandırma aracına dönüştürdüklerikanaatine ulaşmıştır. AİHM'e göre, verilen tazminatcezasının miktarı bu tür davalarda genellikle verilen tutarlarla ve söz konusukonuşmanın ağırlığıyla karşılaştırıldığında ulusal yasalarla gözetilen amaç ilemakul bir orantılılık ilişkisi içinde değildir. AİHM, bu kadar büyük birmiktarda tazminat cezası verilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli”olduğunun kabul edilemeyeceğine ve Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edildiğinekarar vermiştir.
35. AİHM, Keller/Macaristan(B. No: 33352/02, 4/4/2006) kabul edilemezlik kararında, bir siyasetçinin başkabir siyasetçiyi ağır sözlerle eleştirmesine ilişkin bir başvuruyudeğerlendirmiştir.
i. Başvurucu, bir parlamenterdir. Başvurucu, parlamentonun biroturumunda aşırı sağ gruplarla ilgili bir ulusal güvenlik soruşturmasınınbaşarısızlığa uğraması hakkında bazı iddialarda bulunmuştur. Başvurucuya göresöz konusu başarısızlık, bir bakanın babasının bir zamanlar Naziler ileilişkili aşırı bir sağ grubun üyesi olmasıyla ilgili olabilir. Başvurucu,bakanın ismini açıklamamıştır. Ertesi gün ulusal günlük bir gazetede yayımlananmakalede bakanın kimliğine ilişkin daha ayrıntılı bilgiler ve isminin başharfleri (E.D.) verilmiştir. Bir süre sonra bir televizyon programında yapılanmülakatta başvurucu, parlamentoda ileri sürdüğü iddiaların gerçekten de E.D.ile ilgili olduğunu doğrulamıştır.
ii. Bakan E.D. kişilik haklarına müdahalede bulunduğu iddiasıile başvurucu hakkında dava açmıştır. İlk derece mahkemesi başvurucunun hiçbirdelile dayanmadan yaptığı açıklamalar ile davacının şöhretine ve yaklaşanseçimler ışığında politik itibarına zarar verdiğine karar vermiştir.Başvurucunun 3.240 avro manevi tazminat ödemesine, masrafları başvurucuya aitolmak üzere kararın günlük bir gazetede ve televizyonda yayımlanmasına kararverilmiştir. Bölge mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını bazıdeğişikliklerle onamıştır.
iii. AİHM, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleninkanuni dayanağının bulunduğuna, başkalarının şöhret ve haklarının korunmasımeşru amacı taşıdığına ikna olmuştur. "Demokratik bir toplumdagereklilik" kriteri ile ilgili olarak AİHM, başvurucunun iddialarınındeğer yargıları değil olgusal ve kanıta duyarlı iddialar olduğunu vebaşvurucunun bu iddiaları kanıtlamakta başarısız olduğunu kabul etmiştir. AİHM,başvurucunun görevlerini kişisel sebeplerle kasten yerine getirmediği yönündekiiddialarının üst düzey bir kamu görevlisi olan müştekinin dürüstlüğüne olankamu güvenine zarar verme kapasitesi olduğunu tespit etmiştir.
iv. AİHM; Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaöngörüldüğü şekilde üçüncü kişilerin itibarının korunmasının siyasetçileri dekapsadığını, bir siyasetçinin başka bir siyasetçiyi eleştirdiği durumlarda veözellikle söz konusu eleştirilerin parlamento gibi ayrıcalıklı bir alanda dilegetirildiğinde geçerli olduğunu hatırlatmıştır. AİHM, başvurucunun davacınınkim olduğuna ilişkin açıklamalarının televizyon programına yaptığıaçıklamalardan sonra iyice belirginlik kazandığını belirtmiştir. Bu gibi üstükapalı imalar parlamenter müzakerelerin dokunulmazlığından faydalanamaz.
v. AİHM, orantılılık konusunda da değerlendirmelerdebulunmuştur. AİHM, başvurucu hakkında ceza mahkemelerinde değil yalnızca hukukmahkemelerinde dava açıldığını ve basında bir düzeltme yayımlaması ilebaşvurucunun aldığı brüt maaşın iki katından daha az bir tutarda manevitazminata hükmedildiğini hatırlatmış; tazminatı müştekinin şöhret ve haklarınınkorunması meşru amacına ulaşmak için orantısız bulmamıştır.
4. Kamu Görevlilerinin İtibar HakkınınKorunması
36. AİHM yakın tarihli Jalbă /Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014) kararında bir kamu görevlisinin itibarınınyeterince korunmamış olması nedeniyle ihlal kararı vermiştir.
i. Başvurucu, Galati BelediyeBaşkanlığında teknik birimin başkanı olarak görev yapmaktadır. 11/4/2008tarihinde yerel online bir gazete olan Antidotul’dagazeteci I.G. “Belediye Başkanlığında iki kurnaz Galati’dekimaxi-taxi mafyasını koruyor” başlıklı bir makaleyayımlamıştır. Bu başlık altında başvurucunun fotoğrafına şu ifadelerle birlikteyer verilmiştir: “Enayiler Jalba’ya boşuna şikâyetediyorlar.” Makale, başvurucunun daha önce Belediyede ulaştırma müdürü olduğubilgisinin verilmesiyle başlamıştır. Daha sonra gazeteci, gerçek olduğunu iddiaederek bir dizi olay aktarmıştır. Gazeteciye göre başvurucunun halefinin oğlu,bölgede bulunan maxi-taxi ulaşım sağlayıcılarının enbüyük şirketlerinden biri olan S. Şirketinde müdür olarak istihdam edilmiştirve bu tesadüf değildir. Bunun amacı Şirketin yol güvenliğini ve kârlılığınıgaranti altına almaktır. Ayrıca başvurucunun bu tür sinsi işlerde yer alan eskibir tilki olduğu ve maxi-taxi güzergâhında faaliyetyapan birçok aracın sahibi olduğu belirtilmiştir. Son olarak başvurucununulaşım hizmetlerinin gelişimiyle değil banka hesaplarını doldurmakla meşgulolduğu gibi kimi iddialarda bulunulmuştur.
ii. Başvurucunun açtığı tazminat davası ilk derece mahkemesincekabul edilmesine rağmen bu karar, gazetede yer alan ifadelerin ifade özgürlüğükapsamında yer aldığı gerekçesiyle Bölge Mahkemesi tarafından bozulmuştur.Ayrıca başvurucunun iftira dolayısıyla ceza davası açılması gerektiği yönündekişikâyeti de iftiranın ceza hukuku kapsamında suç olmaktan çıkarıldığıgerekçesiyle yerel savcılık tarafından kabul edilmemiştir.
iii. AİHM, olgu isnadı ve değer yargılarının ifade edilmesiarasında ayrım yapılması gerektiğini ifade etmiştir. AİHM, GalatiBölge Mahkemesinden farklı olarak bu davadaki iddiaları değer yargısı olarakgörmemiştir. AİHM, kamu görevlilerinin katlanmaları gereken eleştiri marjınınsıradan vatandaşlara göre daha geniş olduğunu ancak bu olayda başvurucuya yönelikyolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının onun performansını etkileyebileceğinibelirtmiştir. Yargılamalar esnasında iddiaların doğruluğuna ilişkin bir kanıtsunulmamış, mahkemelerin de bu yönde bir tespiti olmamıştır. AİHM'e göre makaledeki ifadeler kabul edilebilir sınırlarıaşmıştır. AİHM, gazetecinin ifade özgürlüğünün başvurucunun itibarınınkorunmasına nazaran ağır basmasıyla ilgili olarak Bölge Mahkemesinin ilerisürdüğü gerekçelerin yetersiz olduğuna ve Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlaledildiğine karar vermiştir.
37. AİHM Büyük Dairesi, Janowski/Polonya (B. No: 25716/94, 21/01/1999) kararında birgazetecinin hakaret nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlaletmediğine karar vermiştir.
i. Bir gazeteci olan başvurucu, şehir meydanında satış yapansokak satıcılarının orayı terk edip başka bir yere gitmelerini isteyen belediyezabıtalarının yüzlerine karşı "aptal" ve "hödük" ifadelerinikullanmıştır. Başvuruyu ifade özgürlüğü çerçevesinde inceleyen AİHM,ilk olarak başvurucunun bu sözlerinin kamuoyunuilgilendiren konularda yapılan açık bir tartışmanın parçası olmadığını ve basınözgürlüğü ile de bir ilişkisi olmadığını tespit etmiştir. AİHM'egöre olay sırasında başvurucu bir gazeteci değil sıradan bir bireydir.Başvurucu, hakkındaki cezanın resmî otoritelerin sansürü geri getirme denemesive gelecekte eleştiri özgürlüğü yönünden cesaret kırıcı olduğunu iddiaetmiştir. AİHM, başvurucunun bu argümantasyonunu iknaedici bulmamıştır.
ii. AİHM, kamu gücünü kullanan memurlara yönelik kabuledilebilir eleştiri sınırının sıradan bireylere göre daha geniş olduğunuhatırlatmıştır. Ancak bu, memurların -politikacılar kadar geniş bir şekilde-her söz ve davranışını kamu denetimine açtığı anlamına gelmez. Memurlarapolitikacılarla eşit muamele edilebileceği de söylenemez. Memurlarıngörevlerinde başarılı olmaları kamu güveninden faydalanmaları ile bağlantılıdırve bu sebeple onların görevlerini yaptıkları sırada sözlü saldırılara karşıkorunmalarını gerektirebilir.
iii. AİHM, başvurucunun hararetli bir tartışma sırasındavatandaşların faydasına olmayacak kaba bir dile başvurduğuna karar vermiştir.Bu dil ona nasıl cevap verileceğini bilen memurlara yöneltilmiş olmaklabirlikte başvurucu, zabıta görevlilerini kamuya açık bir alanda ve birçokkişinin önündeaşağılamıştır. AİHM, zabıtagörevlilerinin eylemlerinin saldırgan ve kaba bir dil kullanmayı haklıgöstermediğine karar vermiştir. AİHM, başvurucunun sözlerinin ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
38. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
39. Başvurucu;
i. İlk derecemahkemesinin başvuruya konu konuşmaya bütüncül yaklaşmadığını, konuşmadanbirkaç cümle alarak karar verdiğini iddia etmiştir.Siyasetçilerinkendilerine yöneltilen en sert ve hatta incitici sözlere katlanmalarıgerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre siyasetçilere yönelik eleştirilerolmadan demokratik bir toplum söz konusu olamaz. Tazminat ödemeye mahkûmedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altında bulunan ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
ii. İlk derece mahkemesi kararının 4721 sayılı Kanun ileilişkilendirilmemesinden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca mahkûmiyet kararının AİHMve Anayasa Mahkemesi kararları ile de ilişkilendirilmediğini ve bu sebeplerleadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. TBMM çatısıaltındaki sözlerinden dolayı kendisinin hiçbir sorumluluğunun söz konusuolamadığını, bir parti genel başkanının konuşmasından dolayıcezalandırılmasının Anayasa'nın 68. maddesinin "Siyasîpartiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır."biçimindeki ikinci fıkrasını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
iii. İhlalintespiti ile tahsil edilen tazminat ve yargılama giderlerinin kendisineödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
40. Bakanlık görüşünde;
i. Başvurucununifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkıarasında demokratik bir toplumun gerekleri dikkate alınarak adil bir dengeninkurulması gerektiği ifade edilmiştir. Bakanlık; devletin, bireyin manevivarlığının bir parçası olan itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncükişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Bakanlık,siyasi kişilerin de özel hayatlarına saygı gösterilmesi ve özel hayatlarınınkorunması konusunda meşru bir beklentisinin olduğunu ifade etmiştir. Bakanlığagöre siyasal hayatta rol alan kişilere yöneltilen eleştiri daha geniş olmaklabirlikte bu durum eleştiri sınırlarını aşarak hakaret içeren söz ve ifadelerinkullanılabileceği şeklinde asla yorumlanmamalıdır.
ii. AnayasaMahkemesi ve AİHM'in ifade özgürlüğü ile itibarhakkının dengelendiği bir dizi kararı zikredilmiştir. Bakanlığa göre zikredilenkararlarda kişilerin şeref ve itibarına eleştiri sınırlarını aşan ve hakaretiçeren sözlerle yapılan saldırılarda özel hayat hakkı korunmaya daha değergörülmüştür.
iii. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenindemokratik toplumda gerekli olduğu ifade edilmiştir. Bakanlığa göre aleyhinehakaretamiz sözler söylenen kişi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'dır ve söylenensözler eleştiri sınırlarını aşmakta ve davacının şöhret ve haysiyetine saldırıniteliği taşımaktadır. Başvurucu, muhalefet görevi çerçevesinde Hükûmettarafından yürütülen politikaları sert bir üslupla eleştirmemiş; tüm toplumtarafından yüz kızartıcı bir eylem olarak bilinen hırsızlık suçunu, devletinBaşbakanı'na atfetmiştir. Bakanlığa göre başvurucunun kullandığı sözlerinkamuoyunda ve uluslararası mecrada Başbakan'ın itibarını, saygınlığını vegüvenini zedeleme potansiyeli vardır ve Başbakan'a soyut ifadelerle hakaretedilmesinin siyasi tartışmalara bir faydası olduğu kabul edilemez. Bakanlıkayrıca, başvurucu aleyhine hükmedilen manevi tazminatın miktarının hedeflenenmeşru amaçla orantılı olduğunu ileri sürmüştür.
iv. Başvurucununşikâyeti yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlikkararı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında esas itibarıylabaşvuru dilekçelerindeki iddialarını yinelemiştir. Başvurucu ilavetenBaşbakan'ın üslubunun sert ve gerilim yüklü olduğunu, bunun karşılığında onayönelik eleştirilerin de benzer nitelikte olmasının normal kabul edilmesigerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin konuşmasınınBaşbakan'ın o tarihteki konuşmalarına önemli ölçüde cevap olduğunu, Başbakanile kendisinin konuşmalarının birbirlerinin devamı olarak gözönündebulundurulması gerektiğini ve konuşma bütünlüğünün göz ardı edilmemesigerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
42. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenarbaşlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce vekanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarakaçıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesiolmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarınınşöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 26.maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
45. Partisinin TBMM grup toplantısında kullandığı sözlernedeniyle başvurucunun 5.000 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir.Söz konusu Mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik birmüdahale yapılmıştır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratiktoplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
47. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesininihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
48. 4721 sayılı Kanun’un 24. ve 25. maddeleri ile 6098 sayılıKanun’un 58. maddesinin “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucunavarılmıştır.
ii. Meşru Amaç
49. Başvurucunun tazminat ödemekle cezalandırılmasına ilişkinkararın "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"nayönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
(a) Kavram
50. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum düzeniningerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kezaçıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, birtoplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğindeolmalıdır (Bekir Coşkun [GK], B.No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet AliAydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,7/7/2015, § 51).
51. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi birsınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğindeolup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun, §§53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,25/6/2014, §§ 96-98; Tansel Çölaşan, §§54, 55;Mehmet Ali Aydın, §§70-72). Bu sebeple hükmedilen tazminatın müştekinin maruz kaldığı düşünülenzararıyla makul bir ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.
52. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifadeözgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü;siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi hertürlü ifadeyi kapsamına almaktadır (ErgünPoyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,15/2/2017, § 40). Bu itibarla bir siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleri başkalarıaçısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile kişilerin subjektifdeğerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır.
(b)Temel Hak ve Özgürlüklerin Kullanımında Ödevve Sorumluluklar
53. Demokratik bir toplumda siyasetçilere diğer siyasetçileri,hükûmet mensuplarını ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorumyapma hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa'nın 26. maddesi sınırsız birifade özgürlüğünü tamamen garanti etmemiştir. Somut başvuruyla bağlantılı olaraksöylenecek olursa siyasetçilere yönelik eleştirilerin kişilerin itibarlarınazarar verir boyuta ulaşmaması gerekir. Bu, kişilerin sahip oldukları temel hakve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara göndermeyapan "Temel hak ve hürriyetler,kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını daihtiva eder." biçimindeki Anayasa'nın 12. maddesinin ikincifıkrasından doğan bir zorunluluktur. Anayasa'nın 26. maddenin ikinci fıkrasındayer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına herkesiçin geçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar" getirmektedir (Örnekkararlar için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK],B. No: 2015/18567, 22/2/2016, § 89; R.V.Y.A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67;Önder Balıkçı, § 43). Söz konususorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünükullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir cezanın"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını incelerkenmeselenin bu yönünü görmezlikten gelmeyecektir.
(c) Başkalarının Şöhret veya HaklarınınKorunması
54. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifadeözgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünükullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarınınşöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişiselkimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfîolarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür(Nilgün Halloran, B.No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, §45; Önder Balıkçı, § 44). Bununlaberaber elbette siyaset adamlarının da şöhretlerini koruma hakları vardır.
55. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleriişlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını vebunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zamanvurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerleilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyetbaşsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasetehazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).
(d) İfade Özgürlüğü ile İtibarın Korunmasınıİsteme Hakkı Arasında Adil Denge
56. Bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda,aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifadeözgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyledavacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil birdengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), §39). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengelemeyapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusaltartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamalarınniteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin,kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ve ilgili kişilerin öncekidavranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısındasahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, §41; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, B. No: 2014/5369, 22/9/2016,§§ 58-66; İlhan Cihaner,§§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından söylenen sözlerin,yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayınbütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, §52; Önder Balıkçı, § 45).
57. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirlibir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinindenetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir “kısıtlama”nınifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibiolan iç hukuktaki son mercidir.
58. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirkenderece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinintakdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesiaçısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olanmüdahalenin “gözetilen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklıgöstermek için ulusal makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun veyeterli” görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyidavanın bütününe bakarak değerlendirecektir.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
59. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönündetutulması gereken ilk husushem başvurucu hem dedavacının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda olayların meydana geldiği dönemdeve ana muhalefet görevinde bulunan Türkiye'nin en eski partisinin hâlen lideriolan başvurucu Kemal Kılıçdaroğlu, diğer yanda ise odönemde başbakan ve günümüzde cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğanbulunmaktadır. Her iki isim de politik arenada oldukça aktif bir konumasahiptir ve siyaseten çekişmeli ve uzun bir geçmişe sahiptirler.
60. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerinive düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmişkimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeplemüdahale eğer bir siyasetçinin ve özellikle ana muhalefet partisinin genelbaşkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı birdenetimden geçirilmesi gerekmektedir.
61. İlk olarak mevcut başvuru konusu olaylar halka mal olmuşkişiler olarak hareket eden siyaset adamları arasında geçtiği için kabul edilebilireleştiri sınırları, sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında daha geniştir.Bu tür eleştirilerin siyaset adamları için oyunun kurallarının bir parçasıolduğu akılda tutulmalıdır. Bu sebeplerle eldeki başvuruya konu olayıntarafları olan siyasetçilerin sıradan insanlara göre daha fazla hoşgörügöstermeleri gerekir.
62. Gözönüne alınması gereken ikincihusus ise davaya ait olayların tamamının kişilerin hayatlarının diğer bireylerekapalı ve mahrem alanında değil siyasi alanda yer almasıdır. Başvurucu,başvuruya konu iki ayrı konuşmasında kapsamlı bir şekilde Türkiye'de vedünyadaki gelişmeleri değerlendirmiş; Hükûmeti ve Başbakan'ı eleştirmiştir.Konuşmalarda ele alınan konuların politik meseleler olduğu ve konuşmalarınınçerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır. Bu çerçevedebir siyasetçi olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın söz ve davranışlarının siyasirakiplerinden olan başvurucunun sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir.
63. Bununla beraber başvurucunun Başbakan'la girdiği polemiksırasında kullandığı kimi sözlerin kişisel saldırı içerdiği kabul edilmelidir.Başvurucunun 31/1/2012 tarihli konuşması ile ilgili olarak ilk derecemahkemesinin cezalandırmaya esas kabul ettiği sözlerden bir kısmınınBaşbakan'ın hırsızları koruduğu iddiasının, bir kısmı Başbakan'ın bazıiddiaları bilerek çarpıttığı iddiasının sert bir biçimde ifadesi olarak kabuledilse bile soyut bir şekilde Başbakan'ın "fitne çıkart[tığı]", "nefret üret[tiği]", "bölücülük yap[tığı]" biçimindekikelimeler ile "Sen dindar falandeğilsin.", "Sen dintüccarısın.", "Dindarinsanların inançlarını sömüren bir insansın." biçimindekihitapların siyasi bir eleştiri olmaktan çok bir hakaret zinciri olduğu kabuledilmelidir.
64. Başvurucu 7/2/2012 tarihli konuşmasında ilk derecemahkemesinin cezalandırmaya temel aldığı sözlerden bir kısmını ve özellikle"din tüccarı" ifadesiniBaşbakan'ın kendisinin dinî mezhebi hakkındaki sözlerine tepki olarak söylediğiniiddia etmiştir. Başvurucu, bu iddiasını soyut olarak ifade etmiş vetemellendirmemiştir. Başvurucu, davacıya yönelik olarak söylediği "ahlaktan uzak", "densiz","ahlaksız", "Sendeahlak kalitesi, kırıntısı var mı, yok mu?" şeklindeki sözleriise partisinin 1/2/2012 tarihli TBMM grup toplantısında Başbakan'ın, "Sayın Kılıçdaroğlu artıkmercek altındasın. Adım adım aldığın nefes bile benim milletim tarafından takipediliyor." şeklindeki sözlerine tepki olarak söylediğini beyanetmiştir. Başbakan'ın anılan sözlerini başvurucunun "devlet olanakları ilekendisinin her hareketinin Başbakan tarafından takip ettirildiği" şeklindeyorumlaması aşırı bir yorum olarak değerlendirilmiştir.
65. Başvurucu, derece mahkemeleri önünde davacının kendisinekarşı kullandığı bazı sözlere gönderme yapmıştır. Siyaset adamlarınınbirbirlerine karşı kullandıkları bu sözler açıkça polemik çıkarmaya, şiddetlitepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyasetüsluplarının bir parçası olarak kabul edilebilir. Ayrıca başvurucununkullandığı dil, ona nasıl cevap verileceğini bilen bir siyasetçiyeyöneltilmiştir. Üstelik o dönemde başbakan olan davacının kendisine yöneltilensözlere karşı cevap verme konusunda oldukça geniş imkânları da vardır. Yine debunlar, derece mahkemelerinin başvurucunun çok sayıda kişinin ve televizyonkamerasının önündeki sözlerinin saldırgan veya kaba bir dil kullanıpkullanmadığını irdelemelerini engellemez.
66. Başvurucu, milletvekili olması nedeniyle TBMM çatısıaltındaki sözlerinden dolayı hiçbir sorumluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür.Yasama sorumsuzluğu Anayasa'nın 83. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, yasama sorumsuzluğunun amacının TBMMüyelerinin Meclis çalışmalarında görevlerini yaparken söyleyecekleri söz vedüşüncelerinden ve belirtecekleri oylarından dolayı "herhangi birsoruşturmaya uğramalarını önlemek" olduğunu daha önce açıklamıştır (AYM,E.1994/16, K.1994/35, 21/3/1994; AYM, E.1994/7, K.1994/26, 21/3/1994).Anayasa'nın 17. maddesinin "Herkes yaşama,maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."biçimindeki ilk fıkrası, devlete bireyin manevi varlığının bir parçası olanşeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmeme ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönleme yükümlülüğü getirmiştir. Dolayısıyla yasama sorumsuzluğunun şartlarınıngeçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının şahsiyet haklarınasaldırı niteliği bulunan sözler nedeniyle başvurucuya karşı hukuk davasıyoluyla tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (bkz. §§ 27, 28).
67. Bu gözlemler ışığında ilk derece mahkemesi hâkimini sözkonusu hükmü vermeye sevk eden gerekçeler incelenmelidir. İlk derece mahkemesi,ilk olarak her iki kararında da başvurucunun konuşmaları içinde hangi sözlerinkişisel saldırı teşkil ettiğini açıkça belirtmiştir (bkz. §§ 15, 21). Mahkeme,kaba olarak değerlendirdiği sözlerle konuşmadaki diğer açıklamaları birbirindenayırmış ve kişisel saldırı oluşturduğunu değerlendirdiği sözlere eğilerekbunların taraflar arasındaki politik diyalog sırasında konuşmanın bir parçasıolarak kullanılmasının zorunlu olup olmadığı temelinden hareket etmiştir.Mahkeme, başvurucunun eleştirileri sırasında kullandığı sözler ile sözlerinkonusu arasındaki düşünsel bağlılık anlamında "öz ve biçim dengesi"nin korunmadığını ve bu itibarla da bahsigeçen sözlerin davacıya karşı yöneltilecek yorum ve değerlendirmelerdekullanılmasının gerekli olmadığını tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi olayıntaraflarının siyasetçi olduğunu ve konuşmaların TBMM çatısı altında yapıldığınıgözönünde bulundurmuş ve daha sonra başvurucunun"üslubunu" hukuka uygun bulmamıştır.
68. İlk derece mahkemesinin kararlarında, Anayasa Mahkemesiiçtihatlarında ortaya konulan kriterleri herkesi tatmin edecek derecedeayrıntılı olarak ele aldığı söylenemez. Ancak Anayasa Mahkemesinin vardığısonuçlarla birlikte karar değerlendirildiğinde Mahkemenin başkalarının şöhretveya haklarının korunması amacı temelinde başvurucu hakkında verilenmahkûmiyeti haklı göstermek için sunduğu gerekçeler uygun ve yeterli kabuledilmiş, tazminatın keyfî bir biçimde verildiği değerlendirilmemiştir.
69. Yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında başvurucu, ifadeözgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklarauygun davranmamıştır. Öte yandan başvurucunun kullandığı sözleri siyasieleştiri bağlamında söylediğine ilişkin savunması başvuru konusu sözlerde yeralan “tahkiri” ortadan kaldırmadığı gibi davacının bu sözleri duyduğundahissettiği olumsuz duyguları da hafifletmez (NilgünHalloran, § 63). Bu itibarla mevcut davadadile getirilen kaba, aşağılayıcı, küçük düşürücü, abartılı kişisel saldırıiçeren sözlerin -olayın tarafları ve konuşmanın çerçevesi politik alanda kalsabile- kabul edilebilir sınırları aşması nedeniyle siyasi bir tartışma içindekibir görüş olarak değerlendirilmesi zordur ve bu sözler ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilemez. Başvurucunun tazminat ile cezalandırılmasınıntoplumsal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli”olduğu kabul edilmiştir.
70. Başvurucu aleyhine hükmedilen cezanın gözetilen amaç ilemakul bir orantılılık ilişkisi içinde olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Buçerçevede başvurucu aleyhine ceza mahkemelerinde değil yalnızca hukukmahkemelerinde dava açıldığının unutulmaması gerekir.
71. İlk derece mahkemesi, kararlarında tazminat miktarlarınıntakdir ve tayin ederken yalnızca "tarafların sosyal ve ekonomikdurumlarını" nazara aldığını belirtmiş;dahaayrıntılı bir değerlendirmeye yer vermemiştir. Başvurucu da ne hükme esasalınan dava dosyalarındaki bilgi ve belgeleri Anayasa Mahkemesine ibraz etmişne de tazminat miktarının aşırılığından şikâyetçi olmuştur. Bununla birlikteher bir dava için hükmedilen tazminat miktarının başvurucunun sahip olduğu ekonomikolanakları zora sokacak veya ortadan kaldıracak miktarda olmadığıdeğerlendirilmiştir. Dolayısıyla verilen tazminat cezasının miktarının -bu türdavalarda genellikle verilen tutarlar ve söz konusu konuşmanın ağırlığıylakarşılaştırıldığında- ulaşılmak istenen amaç ile orantısız olduğudeğerlendirilmemiştir.
72. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvencealtına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifadeözgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.