TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KEMAL ÖZELMACI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/19043)
Karar Tarihi: 24/5/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Kemal ÖZELMACI
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde uzman erbaşolarak görev yapmaktayken 25/7/2011 tarihinde, bağlı olduğu birlik komutanlığıtarafından yürütülen spor ve eğitim faaliyetleri sırasında kolunda ağrı meydanagelmesi üzerine faaliyetten ayrılmıştır.
9. Kayseri Asker Hastanesinde 26/7/2011 tarihinde yapılanmuayenesi sonucunda başvurucuya sağ omuzağrısı, sol omuz yumuşak doku travması tanısıyla üç gün yatak, yedigün spor istirahati verilmiştir. Aynı Hastanenin 9/8/2011 tarihli raporu ilebaşvurucunun sağ omuz bankartlezyonu, hill-sachs lezyonu tanısınedeniyle yirmi gün belirli faaliyetlerden muaf tutulması uygun görülmüştür.
10. Kolundaki ağrı şikâyeti artarak devam eden başvurucu, ErciyesÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Burada yapılanmuayenesi neticesinde başvurucuya sağ habitüel omuz çıkığı tanısı konulmuş ve18/8/2011 tarihinde artroskopik bankart omuz onarımıameliyatı yapılmıştır. Başvurucuya, anılan Hastanenin sağlık kurulutarafından düzenlenen23/8/2011 tarihli raporla kırk beş gün; 11/10/2011 tarihliraporla otuz gün istirahat verilmiştir.
11. İstirahatinin bitmesini müteakiben Kayseri Asker Hastanesitarafından yapılan muayenesi neticesinde düzenlenen 22/11/2011 tarihli sağlıkkurulu raporunda başvurucunun sağomuz eklem çıkığı tanısıyla sınıfı görevine devam edeceğine, altı ay süreylebazı sportif faaliyetlerden muaf tutulması gerektiğine karar verilmiştir.
12. Başvurucu, söz konusu rapora istinaden aynı sınıfta TSKemrindeki görevine devam etmiştir.
13. Görevine devam eden başvurucuya Etimesgut Asker HastanesiSağlık Kurulunun 19/9/2012 tarihli raporu ile aynı rahatsızlık nedeniyle kırkbeş gün hava değişimi verilmiştir.
14. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi (GATA) HaydarpaşaEğitim Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 14/11/2012 tarihli raporlabaşvurucu hakkında, sağ omuz eklem hareket kısıtlılığı teşhisine istinaden"TSK'da görev yapamaz" kararı verilmiştir.
15. Söz konusu raporun Millî Savunma Bakanlığınca (MSB)onaylanıp kesinleşmesinin ardından 27/12/2012 tarihinde başvurucunun sağlıknedeniyle TSK'dan ilişiği kesilmiştir.
16. Başvurucu, TSK'da görev yapma niteliğini kaybetmesine veilişiğinin kesilmesine sebep olan rahatsızlığın görev sırasında ve görevnedeniyle meydana geldiğini belirterek bu sebeple uğradığı maddi ve manevizararların karşılanması talebiyle 7/10/2013 tarihinde idareye yaptığıbaşvurunun zımnen reddi üzerine 17/12/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
17. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 4/11/2015 tarihindeoyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde başvurucunun eylemi ve eylemden doğan zararı 22/11/2011 tarihlisağlık kurulu raporu ile öğrendiği, dolayısıyla bu tarihten itibaren 4/7/1972tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43.maddesi uyarınca bir yıl ve her hâlükârda beş yıl içinde zorunlu idaribaşvuruda bulunması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun ise bu sürelerigeçirdikten sonra 7/10/2013 tarihinde idareye yaptığı başvurunun zımnen reddiüzerine 17/12/2013 tarihinde açtığı davanın süresinde olmadığı ifadeedilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu hakkında 2012 ve 2013 yıllarındadüzenlenen sağlık kurulu raporlarının zararın öğrenilmesine ve dava açmasüresine bir etkisinin bulunmadığı da vurgulanmıştır.
18. Karşıoy gerekçesinde ise 2011yılında düzenlenen raporda başvurucu hakkında sınıfı görevine devam edeceğinekarar verildiğinden bu tarih itibarıyla TSK'dan ilişiğin kesilmesindenkaynaklanan zararların oluşmasının ve dolayısıyla öğrenilmesinin söz konusuolamayacağı ifade edilmiştir. Başvurucunun TSK'da görev yapamayacağının14/11/2012 tarihli sağlık raporu ile tespit edilmesi nedeniyle dava açmasüresinin bu rapor esas alınarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
19. Nihai karar başvurucuya 8/12/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
20. Başvurucu 11/12/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
21. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birinci fıkrasının(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanunlar
22. 1602 sayılı mülga Kanun’un43. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
24. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmî yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
25. Danıştay Onbeşinci Dairesinin31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılıkararınınilgili kısımları şöyledir:
"[2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinde], idareye başvuruiçin öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağızaman zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
...
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncümaddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
26. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017,§§ 19-28.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 24/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, TSK'da görev yapma niteliğini kaybettiği yönündedüzenlenen sağlık raporu üzerine TSK'dan ilişiğinin kesilmesi dolayısıylauğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesinedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
2. Değerlendirme
29. Anayasa’nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu her ne kadar eşitlik ilkesininihlal edildiğini ileri sürmekte ise de başvurucunun şikâyetlerinin özü, idarieylemden doğan zararın tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının süreaşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Buitibarla belirtilen ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının güvencelerindenbiri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
35. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
ii.Müdahalenin İhlal OluşturupOluşturmadığı
36. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaliniteşkil edecektir.
38. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
39. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıylasomut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2) Meşru Amaç
40. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idariişlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin engenel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacıbulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No:2014/12354, 9/11/2017, § 52).
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
41. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
42. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
43.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,derece mahkemelerinin, davaaçma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliyorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığındaincelemektir (Ahmet Yıldırım, §46). Bu kapsamda dava açma süresinin, henüz dava hakkının doğmadığı ya da haksahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullarçerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı birdönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğindenölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban, § 66).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
44. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıcında 22/11/2011tarihli sağlık kurulu raporunun esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlalettiğinden şikâyet etmektedir.
45. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 24, 25) Danıştay içtihadındaortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminiistemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesiiçin ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasındailliyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğininveya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.
46. Bu bağlamda somut olayda öncelikle tam yargı davasıaçılmasına sebep olan, bir başka ifadeyle zararı doğuran olgunun ne olduğunun,başvurucunun davanın temelini teşkil eden bu olgudan ne zaman haberdar olduğuya da haberdar olması gerektiğinin ortaya konulması mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin ölçülülüğü bakımından önem arz etmektedir.
47. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davasıaçmasının sebebinin TSK'da yürüttüğü görev sırasında katıldığı eğitimfaaliyetleri esnasında meydana gelen sakatlanma sonucunda"TSK'dagörev yapabilme niteliğini kaybedecek şekilde" bir maluliyete uğramasıolduğu görülmektedir. Başvurucunun bu sebeple oluşan zararlarının karşılanmasıiçin dava açtığı anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle somut başvuruda, salt olaynedeniyle bedensel bütünlüğün bozulmasından doğan zararların tazmininin talepedildiği bir dava söz konusu değildir. Nitekim başvurucunun 17/12/2013 tarihlidava dilekçesinde bu hususu açıkça vurguladığı görülmektedir. Dolayısıyla somutolayda tazmini talep edilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden olgu,spor ve eğitim faaliyeti sırasında meydana gelen sakatlanma sonucunda TSK'dagörev yapabilme niteliğinin kaybedilmiş olmasıdır.
48. Bu itibarla öncelikle AYİM tarafından dava açma süresininbaşlangıcına esas alınan 22/11/2011 tarihli sağlık raporunun, tazmini talepedilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden bu olgunun öğrenilmesineimkân sağlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığının açıklığa kavuşturulmasıgerekmektedir. Anılan raporun böyle bir niteliği haiz olduğu yönünde sonucaulaşıldığı takdirde ise bu kez, raporun düzenlendiği tarih itibarıyla sözkonusu olgunun başvurucu tarafından bilinip bilinmediğinin ya da bilinmesigerekip gerekmediğinin ortaya konulması da başvurucunun mahkemeye erişimhakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz etmektedir.
49. Olayda başvurucunun, 25/7/2011 tarihinde katıldığı spor veeğitim faaliyeti sırasında sakatlandığı ve sağ omuzunda meydana gelen hareket kısıtlılığındandolayı uzun bir süre tedavi gördüğü, butedaviler sonucunda vücudunda belirli düzeyde bir maluliyet oluşmuş olsa da TSKemrinde ve aynı sınıfta 27/12/2012 tarihine kadar görev yapmaya devam ettiğianlaşılmaktadır.
50. Bu zaman zarfında başvurucu hakkında düzenlenen ve Mahkeme tarafındandava açma süresinin başlangıcına esas alınan 22/11/2011 tarihli sağlık kuruluraporunda başvurucunun sağ omuzundaki eklem çıkığı nedeniyle hareketkısıtlılığı bulunduğu, bu durumun sınıfı görevini yapmasına engel teşkiletmediği, ancak altı ay süreyle bazı sportif faaliyetlerden muaf tutulmasıgerektiği yönünde tespitlere yer verildiği görülmektedir. Başvurucunun sözkonusu rahatsızlığa bağlı olarak oluşan mevcut sağlık durumu itibarıyla TSK'dagörev yapamayacağının ise ilk kez GATA tarafından düzenlenen 14/11/2012 tarihlisağlık kurulu raporu ile tespit edildiği ve bu rapora istinaden başvurucununTSK'dan ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.
51. Buna göre başvurucunun eğitim faaliyeti sırasındasakatlanması nedeniyle TSK'da görev yapma niteliğini kaybettiğine dair herhangibir tespit içermediği açık olan 22/11/2011 tarihli sağlık raporunun, bireyselbaşvuruya konu tam yargı davasının temelini teşkil eden olgunun ve dolayısıylabu olgudan kaynaklı zararın öğrenilmesine imkân sağlayan bir mahiyet taşıdığındansöz edilemez.
52. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde, Mahkemenin zararınöğrenilmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımayan nitelikteki sağlıkraporunun düzenlendiği 22/11/2011 tarihini esas alarak dava açma sürelerinibelirlemesine ilişkin yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı derecedezorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanınsüre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddialarıYönünden
54. Başvurucu, bireysel başvuru dilekçesinde AYİM’inkuruluş ve yapısı itibarıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığındanşikâyet etmiş; bireysel başvuruda bulunduktan sonra Anayasa Mahkemesine verdiği9/8/2016 tarihli dilekçesinde ise bireysel başvuruya dayanak davasını süreaşımından reddeden askerî hâkimlerin bir kısmı hakkında FETÖ/PDY üyeliğinedeniyle işlem yapıldığına dikkat çekerek adil yargılanmadığını ilerisürmüştür.
55. Somut başvuruya konu Mahkeme kararının Anayasa’nın 36.maddesi kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucunavarıldığından başvurucunun ileri sürdüğü diğer şikâyetler hakkında ayrıcadeğerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
57. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
58. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
59. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
60. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 4/11/2015 tarihli veE.2014/54, K.2015/1718 sayılı kararıyla ilgilidir),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE24/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.