TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KEMALETTİN RIDVAN YALIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6220)
Karar Tarihi: 18/7/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportörler
:
Melek KARALİ SAUNDERS
Sinan ARMAĞAN
Başvurucu
:
Kemalettin Rıdvan YALIN
Vekili
:
Av. Cem GÖK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; gösteri yürüyüşü yapan gruba müdahale eden polismemurunun açtığı ateş sonucu meydana gelen yaralanma neticesinde ortaya çıkanmaddi ve manevi zararın giderilmesi talep edilen tam yargı davasında yeterlibir tazminata hükmedilmemesi nedeniyle eziyet yasağının, gözaltı süresininaşılması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Agos gazetesi yazarı Hrant Dink'in ölümünün birinciyıl dönümü nedeniyle çalıştığı gazetede 19/1/2008 tarihinde bir toplantıdüzenlenmiştir.
10. Sayısının 3.000-3.500 olduğu tahmin edilen göstericiler,toplantıdan sonra sloganlar eşliğinde Taksim Meydanı'na doğru yürüyüşegeçmiştir.
11. Kolluk görevlileri tarafından tutulan tutanağa göreyürüyüşün bir aşamasında göstericilerden bazıları taş, şişe gibi maddelerlepolislere, etraftaki dükkânlara ve mutat seferini yapan tramvaya saldırmıştır.
12. Meydana gelen taşkınlığın önlenmesi amacıyla olay yerinegelen polis ekibinde yer alan bir görevlinin silahıyla ateş açması sonucundabaşvurucu, sağ diz kapağının altından yaralanmış; bacağında tibia kırığı meydana gelmiştir.
13. Yaralanmasının ardından başvurucu, yakında bulunan birmağazaya sığınmış; çağrılan acil servis ekibi tarafından Taksim İlk YardımEğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür.
14. Bu arada başvurucu ile birlikte olaylara aktif şekildekatıldığı düşünülen toplam 15 kişi, saat 19.30 itibarıyla kolluk tarafındangözaltına alınmıştır.
A. Başvurucu ile İlgili Olarak Yapılan İşlemler
1. Tedavi süreci
15. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen29/1/2008 tarihli sağlık kurulu raporunda; başvurucunun 19/1/2008 tarihindeateşli silah yaralanmasına bağlı sağ tibia kırığınedeniyle Hastanelerinin Acil Servisine getirildiği, kendisine uzun bacak alçıuygulandığı ve 25/1/2008 tarihinde taburcu edildiği belirtilerek iki ay süreyleistirahatinin uygun olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.
16. Aynı Hastane tarafından düzenlenen 1/4/2008 tarihli sağlıkkurulu raporunda; 28/3/2008 tarihinde yapılan kontrolde bacaktaki kaynamanınyetersiz olduğunun saptandığı, bu nedenle tekrar kontrol edilmek üzereistirahatinin 28/4/2008 tarihine kadar uzatılmasının uygun görüldüğühususlarına yer verilmiştir.
17. Bu tarihten sonra muhtelif sağlık kuruluşlarına yaptığıbaşvurular üzerine düzenlenen sekiz ayrı raporla başvurucunun istirahat süresi26/11/2008 tarihine kadar uzatılmıştır.
18. Başvurucunun 26/11/2008 tarihinde Adli Tıp Kurumu BaşkanlığıBeyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından yapılan muayenesi üzerine düzenlenenraporda;
i. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/1/2008 tarihliraporunda, ateşli silah yaralanması ile gelen başvurucuda sağ tibia kırığının saptandığı,
ii. Bu durumun başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı,
iii. Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilecek ölçüdehafif olmadığı,
iv. Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin ağır (5) derecedeolduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
2. Ceza Yargılaması Süreci
19. Kendisiyle birlikte gözaltına alınan diğer 14 kişinin20/1/2008 tarihinde serbest bırakılmasına rağmen başvurucunun tedavi altındaolması nedeniyle bu tarihte Cumhuriyet Başsavcılığına getirilemediğinin,gözaltı süresinin sona ermesine rağmen serbest bırakılmadığının anlaşılmasıüzerine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüneyazdığı 24/1/2008 tarihli müzekkereyle başvurucunun derhâl serbest bırakılmasıtalimatını vermiştir. Talimat uyarınca başvurucu aynı gün serbest kalmıştır.
20. Başvurucu ve onunla birlikte gözaltına alınan kişilerhakkında kamu malına zarar verme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı veGösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etme isnadıyla İstanbul 22. Asliye CezaMahkemesinde kamu davası açılmıştır.
21. Yapılan yargılama sonunda 5/12/2011 tarihinde başvurucunun-atılı suçları işlediği subuta ermediğinden-beraatine karar verilmiştir.
22. Karar, başvurucu yönünden temyiz edilmediğinden 13/12/2011tarihinde kesinleşmiştir.
B. Başvurucuyu YaralayanKolluk Görevlisi Hakkında Yürütülen Ceza Kovuşturması
23. Başvurucunun yaralanmasına yol açan kolluk görevlisihakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinin(1) numaralı fıkrası uyarınca zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılmasısuretiyle kasten yaralama suçu nedeniyle kamu davası açılmıştır.
24. İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamasonucunda, ölüm olayının yıl dönümünde toplanan grubun Beyoğlu İstiklalCaddesi'ne doğru yürüyüşe geçtiği, burada tedbir alan polis memurlarınınkalabalığı uyarmasına rağmen yürüyüşe devam etmesi ve polis memurlarınadirenmesi üzerine sanık polis memurunun silahı ile göstericileri engellemekiçin hedef gözetmeksizin ateş ettiği ve bunun sonucunda başvurucunun sağlıkraporunda belirtildiği şekilde yaralandığı, olayda silah kullanmaya ilişkinşartların oluşmadığının ve zor kullanma yetkisinin aşıldığının anlaşılmasıkarşısında atılı suçun işlendiğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın 1 yıl 5ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve hükmünaçıklanması geri bırakılmıştır.
25. Başvurucu vekilleri tarafından karara karşı İstanbul 18.Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz 2/8/2012 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.
C. BaşvurucununYaralanması Sonucunda Uğradığını İddia Ettiği Zararların Tazminine Yönelikİdari Dava Süreci
26. Başvurucu; olayların yaşandığı sırada Taksim'de tesadüfenbulunduğunu, kolluk görevlileri tarafından sebepsiz bir şekilde ve doğrudanüzerine ateş edilmesi sonucunda yaralandığını, acil servise getirildiğindepolis memurları tarafından sorgulandığını ve hastanede kaldığı beş gün boyuncafiilen gözaltında olduğunu iddia ederek bu eylemler sonucunda maruz kaldığımaddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle 27/5/2008 tarihinde İçişleriBakanlığına başvurmuştur. Başvurunun reddi üzerine aynı istemle İstanbul 6.İdare Mahkemesinde tam yargı davası açarak 10.000 TL maddi ve 5.000 TL manevitazminat talep etmiştir.
27. İstanbul 6. İdare Mahkemesi Hâkimliği 31/12/2012 tarihli kararıyla,başvurucunun yaralanması nedeniyle idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğuiddiasıyla dava açılmışsa da başvurucunun toplantıya katıldığı, başvurucualanda gösterici grupla birlikte bulunmasının tamamen tesadüf olduğunu ilerisürmüşse de uzun bir süre göstericilerle aynı yönde yürüdüğü anlaşılanbaşvurucunun gösterilere katılan ve polise saldıran grubun içinde yer aldığısonucuna varıldığı, yaşanan olay nedeniyle "Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltında tutulduğu",polisin olayla ilgili olarak başvurucunun ifadesine başvurmasının göreviolduğu, bunun dışında kolluk tarafından başvurucuya hakaret edildiği yönündeherhangi bir tanığın ya da ifadenin bulunmadığı, hastanede bulunduğu süreboyunca kapısında kolluk bulunmasının başvurucunun güvenliğinin sağlanmasınayönelik olduğu, buna göre zararla idarenin eylemi arasında nedensellik bağıbulunmadığından kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanılarakidarenin sorumluluğuna hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir.
28. Karara karşı yapılan itirazı inceleyen İstanbul Bölge İdareMahkemesi 10/7/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun yaralanmasına sebep olanpolis memuru hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiylekasten yaralama isnadıyla açılan ceza davasında Mahkemenin fiili sabit gördüğüve sanığın cezalandırılmasına, ayrıca iyi hâli dolayısıyla hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği, öte yandan başvurucu hakkındakamu malına zarar verme isnadıyla açılan davada sanıkların müsnetsuçu işlediklerinin sübuta ermediği gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerinekarar verildiğini dikkate alarak olayda hizmeti yürüten kamu görevlisinin görevkusuru nedeniyle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucunavarıldığından oluşan zarardan davalı idarenin sorumlu olduğu, maddi zarariddialarına ilişkin herhangi bir belgenin dava dosyasına sunulmadığı, manevizararlar yönünden ise olayın oluşuna göre başvurucunun da katkısı dikkatealınarak takdiren 2.500 TL manevi tazminatödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle kararın maddi tazminattalebinin reddine ilişkin kısmın belirtilen gerekçeyle onanmasına, manevi talepisteminin kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, başvurucunun haksız olarakgözaltında tutulmasından kaynaklanan tazminat talebi hakkında herhangi birdeğerlendirme yapmamış; hükmolunan manevi tazminat tutarı için 15/7/2008tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini öngörmüştür. Davalı idaretarafından başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin tahsili amacıylaicra takibi yapılmış ve başvurucudan 890 TL tahsil edilmiştir.
29. Başvurucunun kararın reddine ilişkin kısmına karşı kararındüzeltilmesi kanun yoluna yaptığı başvuru 26/2/2014 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.
30. Nihai karar 1/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
31. 2911 sayılı Kanun’un “Toplantıveya gösteri yürüyüşünün dağıtılması” kenar başlıklı 24. maddesiolay tarihinde yürürlükte olan şekliyle şöyledir:
"Kanuna uygun olarak başlayan birtoplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü maddede belirtilen kanunaaykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması sebebiyle, Kanuna aykırıtoplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:
a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteriyürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile topluluğailan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki amirinebildirir.
b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veyaacele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallingüvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.
Bu amir, topluluğa Kanuna uyularakdağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder. Toplulukdağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komiserincetutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirinetevdi edilir.
(a) ve(b) bentlerindeki durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veyamukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı halimevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde(b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarlakatılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılaraktoplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları vedavranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerekdağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması veuzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekleyükümlüdür.
Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanunaaykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı enseri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber, mevcutimkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleriamiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılıcaklarıihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."
32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun"Gözaltı" kenar başlıklı 91. maddesinin (1), (3) ve (5)numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanankişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması içingözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalamayerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.
...
(3)Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüphelisayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, herdefasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarakemir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâltebliğ edilir.
...
(5)Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkinCumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafiiveya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulhceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğukanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturmaevrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Hükümleri
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesişöyledir:
“Madde3 - İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onurkırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
34. Sözleşme'nin 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkınasahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygunolmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmekiçin inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işlediktensonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerinvarlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması vetutulması;
...
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalamaveya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin İçtihadı
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumlarınen temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçlamücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarındanbağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerdenmen ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesindebelirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbiristisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §119).
36. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunusöylenebilmesi için eylemin minimum ağırlıkeşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,6/3/2007 §§ 35-37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:13134/87, 25/3/1993, § 30).
37. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makulşüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturmayükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’iniçtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanınbağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamlarıntitizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye,B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).
38. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialardasoruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancakiddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usullesoruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,45001/05, 5/7/2011, §§ 90-91).
39. Öte yandan Sözleşme'ye tarafdevletlerin 3. madde kapsamındaki usule ilişkin yükümlülüklerinin ikinciboyutu, hakkın ihlalinin gerçekleştiğinin tespit edildiği noktada mağdurunaulusal düzeyde yeterli bir giderim sağlanmasını gerektirmektedir. AİHM, ihlaliddiaları hakkında yapılacak soruşturmanın etkili ve kapsamlı olmasının yanısıra gerekli olduğunda devletin kötü muamele mağdurlarına yeterli tazminat sağlamaveya en azından maruz kaldığı kötü muamelenin yol açtığı zararın giderimi içinyeterli olanaklar sunmak zorunda olduğuna dikkat çekmektedir (Gäfgen/Almanya, §§ 116-118).
40. AİHM'e göre Sözleşme'nin 5.maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkı, ulusal bir makamveya Sözleşme kurumları tarafından bu maddenin diğer fıkralarından birininihlal edildiğinin sabit bulunduğu varsayımına dayanır (N.C./İtalya [BD], B. No: 24952/94,18/12/2002, § 49). Sözleşme'nin 5.maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralıfıkraları kapsamında bir özgürlükten yoksun bırakılma için tazminat almak üzerebaşvuru imkânının bulunması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı fıkrasınauygunluk sağlanmış olacaktır (Wassink / Hollanda,B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).
41. AİHM'e göre bir müdahalenin telafiedilmesine yönelik hukuk yollarının başarısızlığı mahkemenin sonradan zamanbakımından yargı yetkisine dâhil edilemez (Blečić/Hırvatistan, B. No: 59532/00, 8/3/2006,§§ 77-79). AİHM, Korizno/Litvanya (B. No: 68163/01, 28/9/2006)kararında zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce başvurucunungözaltına alınmasının sona erdiğini belirterek Sözleşme'nin 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ihlal edildiği şikâyetinin yanı sıra (5) numaralıfıkrasının ihlal edildiği iddiasını da incelememiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
43. Başvurucu;
i. Gazeteci Hrant Dink'inölüm yıl dönümü dolayısıyla 19/1/2008 tarihinde yapılan yürüyüş sırasındayaşanan olaylar sırasında tesadüfen olay mahallinin yakınında bulunduğunu,
ii. Haksız ve kanuna aykırı olarak yakalanmasının ardındankaldırıldığı hastanenin odasında Cumhuriyet savcısının talimatıyla gözaltınaalındığını,
iii. 20/1/2008 tarihi saat 19.25 itibarıyla yirmi dört saatlikgözaltı süresi dolmasına rağmen ek gözaltı kararı verilmeden beş gün süreylegözaltında hukuka aykırı bir biçimde tutulduğunu ve 24/1/2008 günü saat16.30'da serbest bırakıldığını,
iv. Bu süre zarfında kolluğun kapısında nöbet tutuğunu,yakınları ve avukatıyla görüşmelerine engel çıkardığını,
v. Haksız tutulma nedeniyle uğradığı zararların giderimitalebini de içeren davada İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin ilk derecemahkemesinin istemin reddine ilişkin kararının maddi tazminata ilişkin kısmınıgerekçesini değiştirerek onadığını, manevi tazminat istemini ise kısmen kabulettiğini,
vi. Usulüne uygun olarak alınmış bir gözaltı kararı olmaksızınbeş gün süreyle gözaltında tutulmuş olması hususundaki talep ve iddialarıylailgili olarak menfi veya müspet bir değerlendirme yapmaksızın bu hükmün kurulduğunubelirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
44. Bakanlık, gözaltında tutma nedeniyle ileri sürülen iddialarınAnayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamındaincelenmesi gerektiği fakat mevcut başvuruda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesikapsamında tazminat davası açılmadığından başvuru yollarının tüketilmediğiyönünde görüş bildirmiştir.
2. Değerlendirme
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yasal süre dolmasına rağmen beşgün süreyle haksız biçimde gözaltına tutulmasından kaynaklanan iddia vetaleplerinin idare mahkemelerinin kararlarında karşılanmadığını ileri sürmeksuretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa'nın 19.maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilişkili olduğugörüldüğünden adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca inceleme yapılmasınıngerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
46. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi iledokuzuncu fıkrası şöyledir:
"...Hâkim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
...
Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulankişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,Devletçe ödenir."
47. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın kişihürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesi kapsamında incelenmesigerekir.
48. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceler."
49. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhineyapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenlemekarşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları daiçerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
50. Somut olayda başvurucu 19/1/2008 tarihinde tedavisininyapıldığı hastanedeki odada kolluk görevlilerinin sürekli denetimine tabitutulmak suretiyle gözaltına alınmıştır. Başvuru dosyasında yer alan BeyoğluCumhuriyet Başsavcılığının Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 24/1/2008tarihli talimat yazısında; başvurucu ile birlikte gözaltına alınan diğer kişilerin20/1/2008 günü Cumhuriyet Başsavcılığına getirilerek ifadelerinin alınmalarınınardından serbest kaldıkları ancak başvurucunun Taksim İlk Yardım Eğitim veAraştırma Hastanesinde tedavi altında olması nedeniyle Başsavcılıklarınagetirilemediği, aynı gün gözaltı süresi dolmasına rağmen serbestbırakılamadığının anlaşıldığı belirtilerek derhâl serbest bırakılması hususlarıkayıtlıdır. Bu itibarla gözaltına alma ve kanuni süreyi aşacak şekildegözaltında tutma nedeniyle başvurucunun hürriyetinden yoksun bırakılmasınınAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuki olmadığına ilişkiniddiası, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değildir.
51. Başvurucu ayrıca gözaltı işlemleri nedeniyle açtığı tazminatdavasında iddialarıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
52. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikincive üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişihürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelereilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
53. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise buesaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararlarıntazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifadeedilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "buesaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişiler" ifadesi ilemaddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabikılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddeninikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişihürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti vegüvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı,yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlindeuğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir.
54. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altınaalınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini Anayasa Mahkemesininbelirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarındabelirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesigerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19.maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabitutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunungenel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinindokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusuolabilecektir (AİHM'in yaklaşımı için bkz. § 40).
55. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hürriyetinden yoksunbırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukukauygun olup olmadığını inceleyememektedir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin dışında olması nedeniyle hukukiliğini inceleyemediği bir hürriyettenyoksun bırakılma hâlini, dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinindokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiğiiddiasını incelemesi de mümkün değildir. Anılan şikâyet bakımından da zamanbakımından yetkisizlik söz konusudur (AzizYıldırım (4), B. No:2014/4476, 16/4/2015, § 34).
56. Zira bireysel başvuruya konu müdahaleyi telafi etmeyiamaçlayan hukuk yollarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihten sonra olumsuz biçimde sonuçlanması, müdahaleyi AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisi içine her zaman sokmaz (Safkan Aydoğdu,B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 47). Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde öngörülen tazminat yolunun Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvurularda zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra tüketilmişolmasının bir önemi bulunmamaktadır (AİHM'inyaklaşımı için bkz. § 41). Bununla birlikte belirtilmelidir ki başvurucu,kararın düzeltilmesi amacıyla yazmış olduğu talep dilekçesinde gözaltınaalınması ve gözaltında hukuka aykırı şekilde tutulması nedeniyle herhangi birşikâyette bulunmamış; iddialarını haksız şekilde yaralanması temelinde dilegetirmiştir.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. Eziyet Yasağının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
58. Başvurucu;
i. Gazeteci Hrant Dink'inölüm yıl dönümü olan 19/1/2008 tarihinde dolaşmak amacıyla Beyoğlu-İstiklalCaddesi'nde bulunduğunu,
ii. Burada çıkan olaylar sonucunda kolluk görevlisi tarafındansilahla ayağından vurularak yaralandığını,
iii. Polise karşı mukavemet eden grupla kendisinin herhangi birbağlantısının bulunmadığını,
iv. Nitekim hakkında kamu malına zarar verme ve 2911 sayılıKanun'a muhalefet etme suçlarından açılan davada her iki isnat yönünden beraatine karar verildiğini,
v. Ambulansla yakındaki bir hastanenin acil servisinekaldırıldığında polislerin kötü muamelesine maruz kaldığını,
vi. Kendisini yaralayan kolluk görevlisi hakkında açılan davadasuçun sabit görülerek sanık hakkında öngörülen 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasıhakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini,
vii. Yaralanması sonucunda 29/1/2008 tarihinden 26/11/2008tarihine kadar çalışmadığını, yaralanmanın derecesinin basit tıbbi müdahale ilegiderilebilecek ölçüde hafif olmadığını,
viii. Yaralanması nedeniyle uğradığı zararlarının giderimi içinaçtığı davada maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin isekısmen kabulüne karar verildiğini,
ix. İhlalin ağırlığı dikkate alındığında hükmolunan tazminatınölçülü ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek kötü muamele yasağının veetkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
59. Bakanlık görüşünde; gösteri sırasında bir polis memurununsilahını ateşlemesiyle başvurucunun bacağından yaralandığı olay sebebiylebaşvurucu lehine 2.500 TL manevi tazminat verildiği ve ateş eden polis memuruhakkında açılan kamu davasında 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği vehükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, söz konusu davalar nedeniylebaşvurucunun mağduriyetinin giderilip giderilmediği yönünde değerlendirmeyapılması gerektiği bildirilmiştir.
2. Değerlendirme
60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal iddiasının Anayasa'nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
61. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Bireysel başvuru ancakihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel vekişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. "
62. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde bireysel başvurununancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncelve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceğiöngörülmüştür.
63. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncüfıkraları ile 5. maddesi şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
…"
64. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, Türkmilletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyetive demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
65. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası, mağdurlarıneylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötümuamele yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikinönemi ne kadar yüksek olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veyainsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesininikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstühâllerde bile bu yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılanmaddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusukişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre veya menfaatlerin tartılmasına izinvermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).
66. Kötü muamele yasağı kapsamında devletin sahip olduğu pozitifyükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu çerçevede bireyin birdevlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesiniihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir biriddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında devlet,sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabileceketkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu soruşturmanın temelamacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve faillerin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu olanaklı olmazsakötü muamele yasağı sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek vekötü muamele faillerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kişilerinhaklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (CezmiDemir ve diğerleri, §§ 110, 111).
67. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi vemanevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasınıve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değiluygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilendeğerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncütarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma, cezalandırma hakkı veya tümyargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödeviyüklediği anlamına gelmemektedir (CezmiDemir ve diğerleri, § 77).Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuruolarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli vemağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (ŞenolGürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).
68. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesindeAnayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen birsoruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı mercilerinin işiolduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi olaylara ilişkinyaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve bunaek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya damasumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftanyargı mercilerinin bulguların Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normalşartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerdenayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).
69. Somut olayda, gösteri yürüyüşüne kolluğun yaptığı müdahalesırasında kolluk görevlisi tarafından başvurucunun ateşli silahla bacağındanyaralandığı ve yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikteolmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu yaralanma dolayısıyla 29/1/2008 ile26/11/2008 tarihleri arasında çalışamamıştır.
70. Öte yandan olayla ilgili yürütülen soruşturma sonucundabaşvurucuyu yaralayan kolluk görevlisi tespit edilmiş ve zor kullanmayetkisinin sınırının aşılması suretiyle 5237 sayılı Kanun'un86. maddesininbirinci fıkrasında düzenlenen kasten yaralama suçunu işlediği isnadıylahakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda 31/5/2012tarihinde İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın atılı suçu işlediğikanaatiyle 1 yıl5 ay15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sabıkasız oluşuve bir daha suçu işlemeyeceği yönünde edinilen kanaate dayanarak 5271 sayılıKanun'un 231. maddesi uyarınca ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar vermiştir.
71. Buna göre olayda kuvvet kullanımında sınırın aşılmasısuretiyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüneaykırı davranıldığı hususunun derece mahkemelerince geçerli bir şekilde tespitedildiği değerlendirilmektedir. Öte yandan başvurucunun maruz kaldığı eyleminamacı, etkisi ve sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin eziyetolarak nitelendirilebileceği sonucuna varılmaktadır.
72. Anılan karar, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin başladığı tarih olan 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiştir. Bununyanı sıra başvurucunun eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarını yalnızcaidare mahkemesinde açılan tam yargı davasında hükmolunan tazminatınyetersizliğine dayandırdığı, dolayısıyla eziyet yasağının usul boyutunun ihlaledildiği iddiasını ileri sürdüğü ancak kendisini yaralayan kolluk görevlisihakkında yürütülen ceza yargılamasında ulaşılan sonuç yönünden bir şikâyettebulunmadığı görülmektedir.
73. Diğer taraftan başvurucunun yaralanması nedeniyle uğradığınıiddia ettiği zararların giderimi için açtığı davada Mahkemenin 25/4/2008tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte 2.500 TL manevitazminatın başvurucuya ödenmesine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumdaeylemle ilgili olarak failin tespit edilerek hakkında ceza soruşturmasınınyapıldığı hususu da gözönünde bulundurularakbaşvurucuya manevi zararları için ödenmesine karar verilen tazminatın yeterlive etkili bir giderim imkânı sunup sunmadığının, buna göre başvurucunun mağdursıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının incelenmesi gerekmektedir.
74. Bireysel başvuru yoluyla hak ihlali iddialarınınincelenmesinde idare ve derece mahkemeleri tarafından başvurucu lehine birtedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edildiği, verilen kararile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderildiğinin anlaşıldığı durumlardailgilinin mağdur sıfatının ortadan kalktığı Anayasa Mahkemesince kabuledilmektedir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvurumekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin incelemeyapmasına gerek kalmamaktadır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleraçısından gerektiğinde yürütülecek kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakipmakul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, mağdursıfatını ortadan kaldırabilecek etkili bir başvuru yoludur (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013 §§ 61, 74; Sadık Koçakve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83; İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 46).
75. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiğiileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bukararın ardından ilgili açısından uğranıldığı ileri sürülen zararlarınvarlığını devam ettirip ettirmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafiimkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu temel hak veözgürlüğün ihlalinin niteliği gözönündebulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucundaverilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, AnayasaMahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal birkararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84; İlker Başer ve diğerleri, § 47 ).
76. Ceza yargılamasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetki sınırı dışında kaldığı, başvurucu tarafından bu yargılamaya ilişkin birşikâyet dile getirilmediği sadece verilen tazminatın yetersizliğinin şikâyetkonusu edildiği başvuruda, eziyet yasağının ihlal edildiği iddiaları hakkındaceza yargılamasının ulaştığı sonuçlar dikkate alınmakla birlikte cezayargılamasını yürüten derece mahkemelerinin saptadığı negatif yükümlülüğeaykırılığın sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik yeterli gideriminsağlanıp sağlanmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması olanaklı değildir.Bu sonuç ışığında devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylem nedeniylebaşvurucu üzerindeki etkisi yönünden eziyet olarak değerlendirilebilecekeylemden ötürü başvurucu lehine cüzi bir manevi tazminata hükmedilmesiylebaşvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı değerlendirilmiştir.
77. Bu nedenle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
78. Somut olaydaki gibi eziyet yasağına aykırılık oluşturaneylemin tespit edildiği ve başvurucunun ihlal iddialarının lehe ödenen tazminattutarının yetersizliğine dayandırıldığı olaylarda ihlalin var olup olmadığınıntespiti için daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş benzer durumlariçin öngörülen tazminat tutarları ile somut olayda öngörülen tazminat tutarınınkarşılaştırılması gereklidir.
79. Bu açıdan değerlendirildiğinde kolluk görevlileri tarafındantoplumsal olaylara müdahale edilmesi sırasında atılan gaz fişeğinin yüzüneisabet etmesi sonucunda yaralanan bir kişi tarafından yapılan bireyselbaşvuruda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuameleye maruz kaldığını, olayda kötü muamele yasağının maddi ve usulboyutuyla ihlal edildiğini tespit ederek başvurucuya 25.000 TL manevi tazminatödenmesine karar vermiştir (Özlem Kır,B. No: 2014/5097, 28/9/2017).
80. Öte yandan Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumundaki kötümuamele nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasınıincelediği diğer bir başvuruda, başvurucunun müşahede odasında yaklaşık altısaat ayaklarından ve elleri arkasından kelepçeli olarak tutulmasını eziyetolarak nitelendirerek Anayasa’nın 17. maddesinin maddi ve usul boyutuyla ihlaledildiğini tespit etmiş; manevi zararlarının giderimi için başvurucuya 10.000TL tazminat ödenmesine karar vermiştir (CihanKoçak, B. No: 2014/12302, 21/9/2017).
81. Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmettiği tazminattutarları ile karşılaştırıldığında somut olayda hükmolunan tazminat tutarınınönemli ölçüde az olduğu, buna göre başvurucunun manevi zararları yönündenyeterli bir giderimin sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre eziyet yasağınınusul yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
84. Başvurucu, maddi zararları için aleyhine hükmolunan vedavalı idarenin icra takibi konusu yaparak tahsil ettiği 900 TL vekâlet ücretiile birlikte 5.900 TL ve manevi zararları için 10.000 TL tazminat talebindebulunmuştur.
85. Başvuruda, eziyet yasağının usul bakımından ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
86. Başvurucu manevi zararlarının karşılanması için ilk derecemahkemesinden 5.000 TL tazminat talep etmiş olup yargılama sonucunda 2.500 TLödenmesine hükmedilmiştir. Bu durumda yargılamanın yenilenmesine kararverilerek dosyanın mahkemeye gönderilmesi hâlinde yargılama konusu yapılacakmiktar reddolunan 2.500 TL ile sınırlı olacaktır.Anayasa Mahkemesince de tazminata hükmedilebileceği dikkate alındığında eldeedilebilecek tazminat miktarının büyüklüğüne göre yeniden yargılama yapılmaküzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır.Bu nedenle başvurucunun maruz kaldığı manevi zarar ve uğradığı hak ihlalinedeniyle -taleple bağlı kalınarak- yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecekolan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL ödenmesine kararverilmesi gerekir.
87. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, davalı idare lehine hükmedilenvekâlet ücreti nedeniyle maddi zarara uğradığını ileri sürmüş ise de maddi tazminattalebinin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir ihlal sonucuna ulaşılmadığı,dolayısıyla maddi tazminat talebinin reddedilmesi sebebiyle aleyhine vekâletücreti hükmedilmesinin başvurucu açısından maddi bir zarar doğurmayacağı, buiddiası haricinde de maddi zararı oluştuğu konusunda somut bir belge sunmadığıanlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddedilmesi gerekir.
88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan eziyet yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi amacıyla İstanbul Bölge İdareMahkemesi (E.2013/10719, K.2013/10745) ile İstanbul 6. İdare Mahkemesine(E.2008/1171, K.2012/2752) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.