TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KEMAL YILMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/6320)
Karar Tarihi: 24/10/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 3/12/2019-30967
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Kemal YILMAZ
Vekili
:
Av. Seyfettin CİVELEKOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zilyetlikle kazanma koşulları gerçekleşen ancakarkeolojik sit alanı ilan edilen taşınmazın Hazine adına tescili nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/3/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
A. Başvuru Konusu OlayınArka Planı
8. Başvurucu 13/1/1978 tarihli Köy Senedi ile senet metnindemevki, sınır ve miktarı yazılı tapusuz taşınmazı önceki zilyetlerinden satınalmıştır.
9. Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (Kurul)21/7/1992 tarihli ve 2523 sayılı kararla taşınmazı birinci derece doğal vebirinci derece arkeolojik sit alanı olarak tespit etmiştir. Aynı Kurul22/6/2007 tarihli ve 2425 sayılı karar ile arkeolojik sit alanı derecesiniikinci derece olarak değiştirmiştir.
10. Başvurucu, satın olmuş olduğu bu yer üzerine tek katlı kârgir ev inşa ederek kullanmaya başlamıştır. Bu taşınmaz,Kastamonu'nun Cide ilçesine bağlı Kalafat köyünde 2008 yılında yapılan kadastroçalışmalarında 108 ada 4 parsel numarasıyla bahçe vasfı ile Hazine adına tespitedilmiştir.
11. 18/1/2008 tarihli Kadastro Tutanağı'nda,bahçe niteliğindeki tapusuz taşınmazın başvurucunun tasarrufunda olup üzerindebaşvurucu tarafından inşa edilen tek katlı kârgirevin mevcut olduğu belirtilmiştir. Tutanak bu belirlemeyi içermesine rağmen sitalanı içinde kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığındantaşınmaz Hazine adına tespit edilmiştir.
B. Başvuruya KonuYargılama Süreci
12. Başvurucu 29/5/2008 tarihli dilekçesiyle taşınmazın yüz yılıaşkın süredir özel mülk niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapuda adınatesciline karar verilmesi talebiyle tespite itiraz etmiştir.
13. Cide Kadastro Mahkemesi (Mahkeme) açılan dava üzerinemahallinde keşif yaparak taşınmazın niteliğini ve başvurucu lehine kazanmakoşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmıştır. Söz konusu 4/6/2009tarihli Keşif Zaptı'nda dinlenen yerel bilirkişilerdava konusu taşınmazın kırk yılı aşkın süredir başvurucunun zilyetliğindeolduğunu belirtmiştir. Aynı keşifte dinlenen tanıklar da benzer beyanlardabulunmuş ve taşınmazın eklemeli olarak çok eski zamanlardan beri kişilerinzilyetliğinde olduğunu bildirmişlerdir.
14. Teknik bilgisine başvurulan ziraatçibilirkişi taşınmazın yirmi beş yıldan az olmamak üzere tarım arazisiniteliğinde olduğunu, arkeolog bilirkişi de sit alanı içinde kaldığınıbildirmiştir.
15. Mahkeme 24/8/2009 tarihli kararla birinci derece doğal sitalanı içinde kalan yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davayıreddetmiş ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir.
16. Hüküm, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 7.Hukuk Dairesi (Daire) 19/12/2011 tarihinde, taşınmazın sit alanı içinde kalıpkalmadığı hususunda ayrıntılı bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre kararverilmesi gerektiğine işaret edip hükmü bozmuştur.
17. Mahkeme, bozma kararına uyarak uyuşmazlık konusu taşınmazınniteliği ve sit alanı içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi amacıyla ikincikez keşif yapmıştır. Keşif mahallinde dinlenen mahallî bilirkişi ve tanıklarönceki keşifteki beyanlarını tekrar etmişlerdir. Arkeolog bilirkişi hazırlamışolduğu 15/5/2013 tarihli raporunda taşınmazın birinci derece doğal ve ikinciderece arkeolojik sit alanı içinde kaldığını ifade etmiştir.
18. Mahkeme 20/5/2013 tarihinde ikinci kez davanın reddine kararvermiştir. Anılan kararda, taşınmaz yaklaşık otuz yıl süre ile başvurucununzilyetliği altında bulunuyorsa da ikinci derece doğal sit alanı içindekaldığından zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığına işaret edilmiştir.
19. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Daire28/5/2015 tarihinde hükmü onamıştır. Karar düzeltme isteğinin Yargıtay 16.Hukuk Dairesi tarafından reddiyle hüküm 28/1/2016 tarihinde kesinleşmiştir.
20. Nihai karar 2/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu31/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
21. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Taşınmazın mülkiyetinin kazanılması''kenar başlıklı 705. maddesi şöyledir:
"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."
22. 4721 sayılı Kanun'un''Olağanüstü zamanaşımı'' kenar başlıklı 713. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
''Tapu kütüğünde kayıtlıolmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve maliksıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veyabir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesiniisteyebilir.
...
Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşullarıngerçekleştiği anda kazanılmış olur.''
23. 4721 sayılı Kanun'un "Zilyetliğindevri" kenar başlıklı 763. maddesi şöyledir:
''Taşınır mülkiyetinin nakliiçin zilyetliğin devri gerekir.
Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetleve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasabile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin malikiolur.''
24. 4721 sayılı Kanun'un "Kazandırıcızamanaşımından yararlanma" kenar başlıklı 996. maddesişöyledir:
''Kazandırıcı zamanaşımından yararlanmahakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine devreden aynı yetkiye sahipidiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir.''
25. 21/6/1986 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun "Amaç" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
''Bu Kanunun amacı, ülke koordinat sisteminegöre memleketin kadastral veya topoğrafikkadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz mallarınsınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmeksuretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğütapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır.''
26. 3402 sayılı Kanun'un "Tapudakayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti" kenar başlıklı 14.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Tapudakayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulutoprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) birveya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan berimalik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanıkbeyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.''
27. 3402 sayılı Kanun'un "Kesinhüküm" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:
''Kadastro mahkemeleri kararları, davada tarafolanlar ile taraflar dışında hak iddia ederek davaya müdahil sıfatıylakatılanların leh ve aleyhinde kesin hüküm teşkil eder. Taraf olmadığı haldelehine karar verilen şahıs hakkında mahkemece tesis edilen hüküm yukarıda sözüedilenleri de bağlar.''
28. 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlarve kısaltmalar" kenarbaşlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
''Sit; tarih öncesinden günümüze kadar gelençeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik,mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültürvarlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemlitarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleriile korunması gerekli alanlardır.
...
Doğal (tabii) sit' jeolojik devirlere aitolup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yeraltında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır.''
29. 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
''Ancak, kültür ve tabiat varlıklarını korumabölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültürvarlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sitalanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez.''
2. Yargıtay Kararları
30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 28/2/2007 tarihli veE.2007/1-75, K.2007/90 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
''Bu davanın konusunu teşkil eden uyuşmazlıksit alanlarında yer alan taşınmazlarda 20/7/2004 tarihinde 2863 sayılı Kültürve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda 5226 sayılı Kanunla yapılan değişikliğekadar zilyetlikle iktisap koşulları lehine gerçekleşen zilyedin müktesephakkının korunup korunmayacağı ve değişikliğin kazanılmış hakları etkileyipetkilemeyeceği konusunda toplanmaktadır. Diğer bir anlatımla kamu düzeni, kamuyararı gibi gerekçelerle kanunda yapılan değişikliğin, kanunun yürürlüğegirdiği tarihten önceki müktesep hakları ortadan kaldırıp kaldıramayacağı, bukararın ve ihtilafın konusunu oluşturmaktadır.
Konuyu incelerken öncelikle kazanılmış hakkınne olduğunun belirlenmesi, daha sonra da kazanılmış hakkın mevcut olupolmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti,Anayasasının 2. maddesine göre sosyal bir hukuk devleti olup, hukuk devletininvazgeçilmez unsurlarından birisi de kazanılmış hakların korunmasıdır.Bir çok yargı kararlarında da açıkbiçimde saptandığı gibi hukuk devleti, kişinin mevcut yasalara göre kazandığıhaklarının daha sonra çıkartılacak yasalar ile elinden alınmayacağı yolundavatandaşına güvence veren devlettir.Bu ilke ileDevletin güvenirliliği sağlanmaktadır. Hukukun temelinde 'kanunların geriyeyürümemesi' ilkesi bulunmaktadır.
Ancak, yasa koyucunun aksine bir düzenlemeyaparak açıkça bir kanunun geriye yürütülmesini öngörebileceği kabuledilmektedir.
Bu husus müstakar yargı kararlarında da aynenbenimsenmiştir. (Örnek: YHGK. 9/3/1988 gün 1987/2-860 1988/232 K ve 13/2/1991gün 1990/2-648 1991/65 K sayılı ilamları ).
Kazanılmış hakların korunması o kadarönemlidir ki, sadece yasal değişiklikler nedeni ile değil yürürlüktenkaldırılan yasalar ile elde edilen haklar dahi korunmaktadır. Örneğin 1966tarihinde yürürlüğe giren 775 sayılı Gecekondu Kanununun3. maddesinin 1. fıkrasında bir kısım Hazine mallarının belediyelerinmülkiyetine geçeceği belirtilmiş ve bu taşınmazlar belediyeler adına tesciledilmiştir. Tescili yapılmayanlarla ilgili olarak açılan davalarda da koşullarıoluşmuş ise, bu taşınmazlar mahkeme kararı ile belediyeler adına tescil edilmekteiken, 19/7/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4916 sayılı Kanun ile Hazinemallarının belediyeye geçişini sağlayan madde iptal edilmiştir. Bu iptalerağmen, istikrarlı Yargıtay uygulamasında yasanın iptalinden önce kazanmakoşulları doğmuş ise, iptalden sonra açılan davalar kazanılmış hak ilkesi gözönüne alınarak kabul edilmektedir.
...
Nitekim 3402 sayılı Yasa’nın 14-17. maddesininuygulanması sırasında da aynı prensipler kabul edilmiş, imar ihya ile iktisapkoşulları zilyet yararına oluştuktan sonra taşınmaz imar planı kapsamıiçerisine alınmışsa kesinleşen imar planı ile daha önce doğan mülkiyet hakkınınortadan kaldırılamayacağı, imar planına ilişkin idari kararın zilyedin müktesephakkını etkilemeyeceği Yargıtay daireleri uygulamasında kararlılıklabenimsenmiştir. Müktesep hakkın varlığının tanınması Hukuk Devletinde yukardabelirtilen ilkeler ve mevzuat karşısında ayrı bir yasal düzenlemeye ihtiyaçgöstermez 5226 sayılı Yasa’da kazanılmış hakları bertaraf edecek bir hükme yerverilmediğine göre, mahkemelerce kazanılmış hakların göz ardı edilemeyeceğikuşkusuzdur. Hukuk Genel Kurulu’nun 9/3/1988 tarih 1987/2-860 esas ve 1988/232sayılı kararında da belirtildiği üzere herhangi bir yasa veya düzenleyici kuralyürürlüğe girdiği andan itibaren derhal ve ileriye doğru hukuksal sonuçlarınıdoğurmaya başlar. Bunun doğal sonucuda yasalarınyürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımlageriye yürümeyeceğidir. Başta mahkemeler olmak üzere, yasaları uygulamadurumunda bulunanlar, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak şekildeyorumlamamakla yükümlüdürler.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu protokolünün 1. maddesi mülkiyet hakkını teminataltına almaktadır. Madde şöyledir: 'Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse ancak kamuyararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve Uluslararası Hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir…' Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi mülkiyet hakkını tanıyan tek uluslararası belge değildir.Örneğin İnsan Hakları Evrensel Bildirisi şöyle demektedir. '1- Herkesin tekbaşına veya diğerleri ile birlikte mülkiyet sahibi olma hakkı vardır. 2- Kimsekeyfi bir biçimde mülkünden mahrum bırakılamaz.' Açıklanan ilkeler TürkiyeCumhuriyeti Anayasasının muhtelif maddelerinde de yerini bulmuştur.Anayasamızın 35. maddesine göre; 'herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptirve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.' 63. maddede de, Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlığıaltında; 'Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlar. Buamaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerdeözel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle haksahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınılacakmuafiyetler kanunla düzenlenir.' hükmünü getirmiştir. Yine 13. maddede 'Temelhak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabileceği' hükmünü getirmiştir. Hukukun genel prensipleri de mülkiyethakkının kutsallığını ve sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceğini kamudüzeni ve kamu yararı amacıyla yapılabilecek sınırlamalarında müktesep haklarıbertaraf edemeyeceği prensiplerini öngörmektedir.
Bilindiği üzere, bir ülkenin zenginliklerinin,tarihi ve kültürel değerlerinin başında kültür ve tabiat varlıkları gelir.Bunların korunması ve özellikle gelecek nesillere aktarılması için herkesebüyük görevler düşmektedir. Bu varlıkların korunması için tüm çağdaş hukuksistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da bu konu üzerinde hassasiyetle durulmuşmuhtelif tarihlerde yasa ve tüzükler çıkarılmıştır. Ancak getirilendüzenlemelerle kişilerin mülkiyet hakları kısıtlanmakta ise, bu hükümleriniptal edilmediği sürece, ileriye doğru sonuç doğurması gerekir.
Görüşmeler sırasında sit alanlarının zamanaşımıile kazanılmasının yasa hükmü ile engellenmesinde kamu yararı bulunduğu, bunedenle geçmişe etkili olarak yasa değişikliğinin uygulanması gerektiği ilerisürülmüştür. Ancak yukarıda da açıklandığı gibi hiçbir neden hukuk devletindekazanılmış hakların geri alınması sonucunu doğuramaz. Unutulmamalıdır ki,kazanılmış hakkın korunması da kamu yararı ilkesi ile sıkı sıkıya bağlıdır.
Kazanılmış haklar, Hukuk Devleti kavramınıntemelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcınitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa’nın 2.maddesinde 'TürkiyeCumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devletidir' hükmüne aykırı olacağı gibi, toplumsalkararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan kaldıracağından belirsizlik ortamınaneden olur ve kabul edilemez(Y.H.G.K.’nun 12.4.2006 gün ve 2006/21-104-174 sayılı ilamı,12.7.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı ilamı).
Nitekim, yukarıda sözü edilen Kıyı Kanunu,İmar Kanunu gibi kanunlar da kamu düzeni düşüncesi ile çıkarılan kanunlarolmasına rağmen yargısal içtihatlarla, kararlı bir şekilde kazanılmış haklarkorunmuştur.
Öte yandan Türk MedeniKanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli hakkında Kanunun 1. maddesi TürkMedeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarınabu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanunhükümlerinin uygulanacağı ilkesini getirerek kazanılmış hakların korunmasınıyasal güvenceye almıştır.
Somut olayda, korunması gereken kazanılmış birhakkın bulunup bulunmadığı meselesine gelince: Taşınmazın, üzerinde korunmayadeğer doğal veya kültürel varlık bulunmayan birinci ve üçüncü derecede sitalanı olduğu, bu niteliği ile yasa değişikliğinden önce zamanaşımı ilekazanılacak yerlerden olup, davalının bu taşınmazda 1954 yılında başlayanzilyetliğinin kadastro tespitinin yapıldığı 2002 yılına kadar nizasız(davasız),aralıksız ve malik sıfatı ile devam ettiği ve kadastro tespitinde davalı adınaçap oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, kadastro tespitinden öncezilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmuştur. Bu nedenle, zamanaşımı ilekazanımı engelleyen yasa değişikliğinden önce kadastro tespiti yapılmamış veyasenetsizden tescil davası açılmamış olsa bile, yasa değişikliğinden sonra,tespitte davalı adına yazılmasına veya açılacak bir tescil davasında zilyetadına tescile karar verilmesinde bir engel bulunmamaktadır. Çünkü zilyetliğinhukuksal sonuçları yasa değişikliğinden önce doğmuştur. TürkMedeni Kanununun 713. maddesinin beşinci fıkrasına göre; zilyetlik ilekazanım koşulları oluştuğunda, iddia ispatlandığı taktirde, mülkiyet, kadastrotespiti veya senetsizden tescil davasının sonucu ile değil, koşulların oluştuğuanda kazanılmaktadır. Bu niteliği ile bu konuda açılan tescil davaları inşai (kurucu) nitelikte olmayıp ihdasi(tespit edici) niteliktedir.
...
Tüm bu açıklamalar göz önüne alındığında;davalının kazanılmış hakkı korunarak davanın reddine karar verilmesigerekirken, hukuksal ve yasal olmayan gerekçeler ile davanın kısmen kabulünekarar verilmesi yerinde değildir. Davalının bu yöne ilişkin temyizitirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulması gerekmektedir.''
31. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 17/6/2010 tarihli veE.2010/761, K.2010/3310 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
''Dava; TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kanunun 14.maddesine dayalıiptal ve tescil isteğine ilişkindir.
...
Diğer yönden dosyadaki bilgi ve belgeleregöre; dava konusu 168 parsel, 20.06.2008 tarihinde4342 sayılı Kanunun 5.maddesiuyarınca İl Mera Komisyonu tarafından K. Köyü merası olarak tahsis edilmiştir.İl Mera Komisyon kararının iptali için süresinde bir dava açıldığı ilerisürülmediğine göre, tahsis kararının usulüne uygun olarak kesinleşmesi üzerinetaşınmaz orta malı mera niteliğindeki kamu malına dönüşmüş olur.
...
Mahkemece yapılacak iş;... tespit tarihindengeriye doğru davacı lehine kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğininduraksamaya yol açmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, teknik bilirkişi veuzman ziraat bilirkişiden denetime elverişli rapor alınması, temyiz incelemesisırasında göz önünde tutulmak üzere HUMK.nun 366.maddesi hükmü uyarınca tescil konusu taşınmaz ve çevresinin resimlerininçektirilip mahkeme hakimi tarafından onaylandıktan sonra dosya arasınakonulması, taşınmazın elbirliği mülkiyeti şeklinde olduğunun belirlenmesihalinde dava koşulu yönünden davanın reddine karar verilmesi, davacı lehinekazanma koşullarının gerçekleştiğinin tespiti halinde ise,davakonusu parsel mera olarak tahsis edilmekle kamu malına dönüştüğünden davacınınmülkiyetinin tespitine karar verilmesi gerektiğinin nazara alınması, mevcut veelde edilecek tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra elde edileceksonuca göre uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması olmalıdır. Mahkemece yukarıdaaçıklanan araştırmalar yapılmadan yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle yazılışekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.''
32. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28/11/2006 tarihli veE.2006/7162, K.2006/7374 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Maddi anlamda kesin hüküm HUMK.nun 237.maddesinde ve 3402 sayılı KadastroKanununun 34.maddesinde düzenlenmiş olup bu hükümlerin amacı mahkemekararlarına karşı güveni sağlamak ve aynı zamanda kişiler arasındakiuyuşmazlıklara son vermektir. Maddi anlamda kesin hüküm, kamu düzeni ile ilgiliolduğundan mahkemece doğrudan doğruya gözönündebulundurulur. Maddi anlamda kesin hüküm taraflar arasında HUMK.nun295.maddesi hükmü uyarınca kesin delil oluşturur ve bir daha aynı husus davakonusu yapılmaz.Kesin hükümvarlığından söz edilmesi için birinci dava ile ikinci davanın konusu, sebeplerive tarafları aynı olmalıdır. Somut olayda; aynı davacılar, tespit maliklerindenAli Öz’ün mirasçısı olan aynı davalı aleyhine, aynı taşınmaz bölümünü dekapsayan yer için, Kadastro Mahkemesine açtıklarıyukarıdabelirtilen tespite itiraz davasında satın alma ve eklemeli zilyetlik nedeninedayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Kadastro Mahkemesince verilenhüküm taraflarca temyiz edilmeksizin 8.6.1996 tarihinde kesinleşmiştir. Anılanhüküm davacılar aleyhine kesin hüküm olduşturduğundandavanın reddine ilişkin kararda usul ve kanuna aykırılıkbulunmamaktadır.''
33. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 26/9/2018 tarihli veE.2016/2571, K.20018/5097 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Ancak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 1.maddesi uyarınca kadastro hakimi doğru, infazı kabil,infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak ve taşınmaz hakkında sicil oluşturmayaelverişli şekilde karar vermek zorundadır. Kadastro Mahkemesi sicil oluşturmakzorunda olduğuna ve çekişmeli 103 ada 11 parsel sayılı taşınmaza yönelik davareddedildiğine göre taşınmazın uygulama tespiti gibi tesciline karar verilmesigerekirken, taşınmaz hakkında tescil hükmü kurulmaması isabetsizvebozmanedeniisede;buhususun düzeltilmesiyenidenyargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın hüküm fıkrasının 2.paragrafının 2. satırında yer alan 'uygulama tutanağının olağan yoldankesinleştirilerek aynen tapu kütüğüne aktarılmak üzere Kadastro Müdürlüğüneiadesine' sözlerinin hükümden çıkarılarak yerine 'uygulama tespiti gibitesciline' sözlerinin yazılmasına vehükmünDÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA,26.09.2018 gününde oybirliğiyle kararverildi.''
B. Uluslararası Hukuk
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 §62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
35. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti eldeetme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener RumErkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
36. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahaleninSözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesininanlamı kapsamında bir mülk ileilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna görealacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyethakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,12/7/2001, § 83; Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/BirleşikKrallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, §§ 34, 35; Pressos Companía Naviera S.A. vediğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).
37. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti [BD] (k.k.), B. No: 39794/98,10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dairbir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklentinin bulunduğu sonucunavarılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).
38. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
39. AİHM, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkün edinildiği hâldeçeşitli gerekçelerle kişilerin elinden alındığının iddia edildiği şikâyetleryönünden de benzer bir yorum yapmaktadır. Bu bakımından AİHM, mülkiyet hakkınınkapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamalarıgözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre Türk hukukundaki mera, orman gibialanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönündekidüzenlemeler nedeniyle başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini eldeetmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkün bulunmadığıkabul edilmiştir (Sarısoy vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21303/07,14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye (k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, B. No:41192/04, 24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş vediğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.),B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).
40. Bununla birlikte İpseftel/Türkiye (B. No: 18638/05, 26/5/2015)kararında farklı bir duruma işaret edilmiştir. AİHM, başvurucunun açtığıkadastro tespitine itiraz davasında derece mahkemelerinin zilyetliğe dayalıolarak mülk edinmeyi sağlayan kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin başvuruculehine gerçekleştiği yönündeki tespitine dikkat çekmiştir. Ancak buna rağmensonradan -yani kazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra- davakonusu taşınmazın korunması gereken kültür varlığı olarak ilan edilmesinedeniyle özel mülke konu olamayacağı gerekçesiyle başvurucunun davası reddedilmiştir.AİHM yine iç hukuktaki düzenlemelere ve derece mahkemelerinin tespitlerine yerverdikten sonra 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesindeki mülk edinmeyi sağlayankazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra verilen idari veyargısal kararlarla mülkiyetin kaybettirildiği sonucuna varmıştır. AİHM, mülkündeğeriyle orantılı, makul bir tazminat da ödenmediğini gözeterek ölçülüolmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İpseftel/Türkiye, §§ 48-69).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
41. Mahkemenin 24/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
42. Başvurucu, kadastro çalışmalarında Hazine adına tespit görentaşınmazı 1978 yılında önceki maliklerinden satın aldıktan sonra üzerine tekkatlı kârgir ev inşa ettiğini veotarihten beri burayı konut olarak kullandığını iddia etmektedir. Başvurucu,yargılama sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile keşifsonucu elde edilen teknik bilirkişi raporlarının da bu iddiasını doğruladığınısavunmaktadır.
43. Başvurucu, anılan hususlarla uyuşmazlık konusu taşınmazınarkeolojik ve doğal sit alanı olarak ilanından önce zilyetlikle kazanmakoşulları gerçekleştiğinden Hazine adına tespitine ve sonrasında mahkemekararıyla tesciline karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
44. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak35. maddesi şöyledir:
''Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
46. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alanmülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti; makul bir şekildeortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirlibir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşikbir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki birbeklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkıkapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü içinyeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali ArslanÇelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
47. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyethakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasınıntanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ileyapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının varolduğunu kanıtlamak zorundadır (MustafaAteşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).
48. 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinin birinci fıkrasına göretaşınmazın mülkiyetinin kazanılması, kural olarak tescille olur. Somut olaydaise uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden başvurucunun bir tapu kaydının mevcutolmadığı açıktır. Bununla birlikte başvurucu, kanunda öngörülen zilyetliklekazanma koşullarının gerçekleştiğini belirterek taşınmazın mülkiyetinikazandığını ileri sürmektedir.
49. Zilyetlik yargıtayca eşya üzerindekurulan fiilî hâkimiyet olarak tanımlanmakta olup mevzuat ve Yargıtayiçtihatlarına göre tapusuz taşınmazlarda zilyetliğin devri ile mülkiyet alıcıyageçmektedir (bkz. § 24). Somut olayda başvurucunun kadastro öncesinde tapusuzolan uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyedi olduğu ve derece mahkemelerininiçtihatları uyarınca taşınmazın tapuda adına tescil edilmesi hususundakibeklentisinin meşru bir temele dayandığı tartışmasızdır. Bu itibarla somut olaybakımından başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gerekenbir menfaatinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir.
b. Müdahalenin Varlığı
50. Anayasa’nın 35. maddesi ve mülkiyet hakkına temas edenhükümler içeren diğer hükümleri dikkate alındığında Anayasa'nın mülkiyethakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddeninbirinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiylemülkten barışçıl yararlanma hakkınayer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarakmülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§55-58).
51. Başvuru konusu olayda başvurucunun zilyetlikle kazanmakoşullarına sahip olduğu taşınmazın niteliği, idare tarafından değiştirilerekbu yolla kazanılmaya engel olacak şekilde arkeolojik sit alanı içine alınmış vetespitin iptaliyle adına tapuya tescil talebi de reddedilmiştir. Dolayısıylakamu makamlarınca yapılan bu işlemlerin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahaleteşkil ettiği açıktır. 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesinin (5) numaralıfıkrası uyarınca zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiği tarihitibarıyla taşınmaz mülkiyetinin kazanıldığı kabul edilmesine karşın sonradanbu koşullarda yapılan değişikliğe dayalı olarak başvurucunun mülkünden yoksunbırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılanve mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolünü veya düzenlenmesini aşannitelikteki söz konusu müdahalenin türünün yoksun bırakma niteliğinde olduğuaçıktır (İpseftel/Türkiye, §§ 60-62).
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
52. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
''Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
53. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
54. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
55. Somut olayda taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciledilmemesinin temel gerekçesi, 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca birincive ikinci derece sit alanı içinde kalan yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağınailişkin kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin hukukkurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi, bireyselbaşvurunun ikincillik doğası gereği sınırlıdır. Somut olayda da müdahaleninniteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, hukukun uygulanmasına dair kamusalmakamların yaklaşımının Anayasa'nın 35. maddesindeki gereklilikleri karşılayıpkarşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilen meşru amacı gerçekleştirmedebaşarılı olup olmadığını sorgulayarak sonuca varacaktır.
ii. Meşru Amaç
56. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyethakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamdabir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekildekorumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §53).
57. Anayasa'nın 63. maddesinde; tarih, kültür ve tabiatvarlıklarının önemine değinilmiş ve korunması konusunda alınacak önlemlere yerverilmiştir. Ülkenin sahip olduğu kültürel ve doğal güzelliklerin korunması,gelecek nesillere aktarılması ve bu varlıkların ülke ekonomisinde önemli biryer tutan turizm yönünden değeri dikkate alındığında bu nitelikteki yerlerinözel mülkiyete konu edilmesinin yasaklanmasında kamu yararının olduğu vemüdahalenin bu nedenle meşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
58. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacıngerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
59. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
60. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
61. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığındansöz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili veyeterli gerekçe bulunmalıdır. Bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevapverilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanınsonucuna etkili, esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılamamakamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
62. Başvurucu, zilyetlik ile iktisap koşullarının sit alanıilanından çok önce oluştuğunu ancak taşınmazın kadastro çalışmalarında Hazineadına tespit gördüğünü belirtmiştir. Taşınmazın sonradan sit alanı olarak ilanedilmesinin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği veya başka bir mülkiyetbelgesiyle edinilmesine engel olmadığını ifade eden başvurucu, açmış olduğukadastro tespitine itiraz davasında zilyetlikle kazanma koşullarının dikkatealınmamasından yakınmaktadır. Başvurucu tarafından derece mahkemelerine sunulandava dilekçesinde Yargıtay HGK tarafından verilen 12/4/1995 tarihli kararaatıfta bulunulmuş ve iddialarına dayanak olarak gösterilmiştir. Son olarakbaşvurucu verilen karar nedeniyle zarar gördüğünü iddia etmiştir.
63. Konu hakkında Kadastro Mahkemesince yapılan keşifte dinlenenyerel bilirkişiler ile başvurucunun bildirmiş olduğu tanıklar, uyuşmazlıkkonusu taşınmazın kadimden beri kişilerin zilyetliğinde olup satın alma yoluylabaşvurucuya geçtiğini belirtmiştir. Her iki tarihli keşfe iştirak eden teknikbilirkişilerin düzenlemiş olduğu raporlar da benzer içeriğe sahiptir. Esasolarak derece mahkemelerinin de tespiti bu yöndedir.Ancak 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin(1) numaralı fıkrasının emredici hükmü uyarınca taşınmazın başvurucu adınatapuya tescili mümkün olmamıştır.
64. Diğer taraftan benzer uyuşmazlıklarla ilgili olarak YargıtayHGK tarafından çeşitli tarihlerde kararlar verilmiştir. Yargıtay HGK tarafındanverilen 12/4/1995 tarihli karara göre taşınmazın sit alanı içinde kalmasızilyetlik ile iktisap edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Yargıtay HGKtarafından 27/2/2007 tarihinde verilen kararda da zilyetlik ile kazanımkoşulları oluşmuş ise mülkiyetin kadastro tespiti veya senetsizden tescildavasının sonucu ile değil koşulların oluştuğu anda kazanıldığı ifadeedilmiştir (§ 30).
65. Somut olayda ise sit alanı olan taşınmazın zilyetlikleiktisabının 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesine göre mümkün olmaması nedeniylederece mahkemelerince davanın reddine karar verilmiştir.
66. Sonuç olarak taşınmazın sit alanı ilan edildiği tarihe kadarzilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin olarakYargıtay HGK tarafından ortaya konulan tespitler ve başvurucunun buna ilişkinsunmuş olduğu iddialar derece mahkemelerince dikkate alınmamıştır.
67. Bu durumda somut olayda derece mahkemeleri kararlarınınbaşvurucunun davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyette olan iddia veitirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe içermediğianlaşılmaktadır. Nihayetinde başvuruya konu davada başvurucu, taşınmazınsonradan sit alanı olarak ilan edilmesinin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyoluyla edinilmesine engel olmadığını ve buna bağlı olarak iddialarınınYargıtay HGK kararıyla da tevsik edildiğini ileri sürerek iddialarını somut birtemele dayandırmıştır. Ancak mahkeme kararında başvurucunun iddia veitirazlarının dayandığı olgular karşılanmamıştır.
68. Buna göre idari ve yargısal sürecin bütününe bakıldığındamülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerinegetirilmediği, başvurucunun bu güvencelerden yararlandırılmadığı sonucunavarılmıştır. Bu sebeple mülkiyet hakkı ile müdahalenin dayandığı kamu yararıarasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup mülkiyethakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.
69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
71. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğumaddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğertedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
72. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
73. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §58).
74. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiğihâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derecemahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındabelirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,§ 59).
75. Başvurucu tazminat ve yeniden yargılama yapılması talebindebulunmuştur.
76. Somut olayda; başvurucunun zilyetlikle kazanma koşullarıgerçekleşen ancak arkeolojik sit alanı ilan edilen taşınmazın Hazine adınatescili nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetine yönelikolarak başvuru konusu Kadastro Mahkemesi kararının başvurucunun -davanınsonucuna etkili olabilecek mahiyette olan ve Yargıtay HGK kararları yoluyla datevsik edilmiş olan- iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli veuygun bir gerekçe içermediği, kadastro tespiti işlemine karşı mülkiyet hakkınınkorunması bağlamında usule ilişkin güvencelerden başvurucununyararlandırılmadığı tespit edilmiştir.
77.Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yenidenyargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireyselbaşvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş,öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından veAnayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararındabelirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere CideKadastro Mahkemesine (E.2012/6, K.2013/49) GÖNDERİLMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE24/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.