TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
K.G. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2021/12621)
Karar Tarihi: 18/9/2024
R.G. Tarih ve Sayı: 10/1/2025 - 32778
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Metin KIRATLI
Raportör
:
Kemal ÖZEREN
Başvurucular
:
1. K.G.
2. M.G.
3. E.S.G.
Vekili
:
Yusuf TÜRKMEN
I. BAŞVURUNUNÖZETİ
1. Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılmasınedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının,yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
2. Birinci ve ikinci başvurucunun müşterek çocukları olanüçüncü başvurucu, 22/11/2007 tarihinde F. Üniversitesi Hastanesinde (Hastane)sol kolu dirsek altından itibaren olmadan doğmuştur.
3. Başvurucular, olayla ilgili E.A.K., A.A.A., G.D. veH.K. isimli hekimlerin kusurları bulunduğundan bahisle bu kişiler aleyhinemaddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle Ankara 20. Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucular; ilgilihekimlerin bebekte hamilelik sürecinde ortaya çıkan anomaliyi teşhis edemediklerini,meslek ve sanatlarının icrasında ihmal gösterdiklerini ifade etmiştir.Kendilerine bebeğin fiziksel olarak tam olduğu bilgisi verildiğini, doğumlabirlikte bebeğin sol kolunun dirsekten aşağısının olmadığını görmeleriylebirlikte derin bir manevi elem ve acı hissettiklerini, madden ve manen büyükzarara uğradıklarını ileri sürmüştür. Üçüncü başvurucunun psikolojik, ortopedikve diğer tedavi giderleri ile engelli doğumun hayatı boyunca neden olacağıdiğer maddi zararlarının karşılanması gerektiğini belirten başvurucular;şimdilik toplam 10.000 TL maddi tazminat, 150.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesini talep etmiştir.
4. Mahkeme konu ile ilgili olarak Adli Tıp KurumuBaşkanlığı (ATK) 3. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu almıştır. 23/3/2009tarihli raporda; ikinci başvurucuyu gebelik sürecinde 23. haftada gören Dr.A.A.A.nın, 20. haftada 2. düzey USG yapan Radyolog Dr. G.D.nin ve 29. haftadagören Dr. E.A.nın eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.İkinci başvurucuyu 38. haftada gören Dr. H.K.nın ise ileri gebelik haftalarındamuayene amacının farklı olması nedeni ile bahsedilen anomaligörülemeyebileceğinden eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir.İtiraz üzerine ATK 3. İhtisas Kurulu 30/4/2010 tarihinde yeni bir rapordüzenlemiştir. Bu raporda üçüncü başvurucunun yüzde 35,2 oranında meslektekazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı, söz konusu anomalinin hekimlerin eylemiile ortaya çıkmadığı, hekimlerin anomaliyi tespit ederek bununla ilgilibilgilendirmeyi yapmamasının bir eksiklik olduğu vurgulanmıştır.
5. Öte yandan 10/2/2011 tarihli bilirkişi raporundaüçüncü başvurucunun sol ön kol 1/3 proksimalden itibaren yokluğu arızasınedeniyle iş gücü kaybı yönünden 71.537,95 TL maddi tazminat hesaplanmış; A.A.A.nın,G.D.nin ve E.A.nın müteselsilen sorumlu oldukları, H.K.nın ise herhangi birkusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. 15/6/2011 tarihli bilirkişi ek raporundaise üçüncü başvurucu için toplam 179.250 TL yaşam boyu tedavi protez giderihesaplanmıştır.
6. Mahkeme 22/11/2011 tarihinde davalı H.K. yönündendavanın reddine, davalı diğer hekimler yönünden maddi tazminat talebinin kabulüile 10.000 TL maddi tazminatın E.A., A.A.A. ve G.D.den müştereken vemüteselsilen alınarak başvuruculara ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarıntutulmasına, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile birinci başvurucuiçin 20.000 TL, ikinci başvurucu yönünden 25.000 TL manevi tazminatın E.A.,A.A.A. ve G.D.den müştereken ve müteselsilen alınarak başvuruculara ödenmesinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinde, somut olayla ilgili olarak düzenlenenraporlara değindikten sonra öncelikle H.K.nın sorumluluğu bulunmadığınıbelirtmiştir. Diğer hekimler yönünden ise bahse konu anomalinin tespitedilmemiş olduğundan bahsedildikten sonra tıbbi müdahalede bulunma hak veyetkisine sahip olan hekimin bu tıbbi müdahaleyi tıp ilminin ulaştığı en sonteknik ve bilgiye göre maksimum dikkat ve özenle gerçekleştirmesi gerektiğinivurgulamıştır.
7. Mahkeme kararı, başvurucular ve aleyhlerine hükümkurulan hekimler tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesindebaşvurucular, H.K.nın söz konusu olayda kusurlu ve hükmedilen manevi tazminatmiktarının yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi(Yargıtay) 4/3/2013 tarihinde 22/11/2011 tarihli kararın bozulmasına kararvermiştir. Kararda öncelikle üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomalinintespitinin yapılamamasında H.K. dışındaki hekimlerin kusurunun bulunduğunuhususunun sabit olduğu belirtmiştir. Öte yandan bahse konu hekimlerin sözkonusu anomalinin ortaya çıkmasında herhangi bir kusurunun olmadığı fakatzamanında tespit edilmiş olması hâlinde üçüncü başvurucunun kürtaj yoluylatahliye edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda ayrıca bilirkişi raporualınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda denetime elverişli birbilirkişi raporu alınarak buna göre karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
8. Mahkeme, anılan bozma kararı doğrultusunda ATK 3.İhtisas Kurulundan yeni bir rapor almıştır. 29/8/2014 tarihli raporda öncekitespitlere ek olarak üçüncü başvurucudaki anomaliyle hekimlerin eylemleriarasında illiyet bağı bulunmadığı, bu anomalinin kürtaj yoluyla tahliyeendikasyonu taşımadığı ve anne karnında tedavisinin mümkün olmadığıbelirtilmiştir. Bununla birlikte rutin USG ve 2. düzey USG’de ekstremiteningörülmesi gerektiği, ikinci başvurucunun gebeliği süresinde 23. haftada görenDr. A.A.A. ve 20. haftada 2. düzey USG yapan Radyolog Dr. G.D. ve 29. haftadagören Dr. E.A.nın eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.Yine ikinci başvurucuyu 38. haftada gören Dr. H.K.nın ise ileri gebelikhaftalarında muayene amacının farklı olması nedeni ile bahsedilen anomaligörülemeyebileceğinden eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir.Bu rapora itiraz edilmesi nedeniyle bu kez ATK Genel Kurulu tarafından26/5/2016 tarihli rapor düzenlenmiştir. Bu raporda da bahse konu anomalininhekimlerin eylemleri ile ortaya çıkmadığı, eksik incelemenin sadece ailenin busakatlıkla ilgili bilgilendirilmemesine yol açtığı vurgulanarak 29/8/2014tarihli rapordaki tespitler tekrarlanmıştır.
9. Mahkeme 26/9/2016 tarihinde başvurucuların maddi vemanevi tazminat talepli davasının reddine karar vermiştir. Yargıtayın bozmakararında belirtilen hususlar ile 29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli ATKraporlarında yer alan tespitlerin yer aldığı mahkeme kararının gerekçesindeüçüncü başvurucudaki anomalinin hekimlerin eylemleri sonucunda ortayaçıkmadığı, sadece anomalinin tespit edilmeyerek birinci ve ikinci başvurucununbilgilendirilmemesi hususunda hekimlerin kusurunun bulunduğu vurgulanmıştır.Bununla birlikte bahse konu anomalinin tespit edilmesi hâlinde üçüncübaşvurucunun kürtaj yoluyla tahliyesinin mümkün olmadığı ve anne karnındatedavisine de imkân bulunmadığı belirtilerek mevcut anomali ile ilgilihekimlerin eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığı ifade edilmiştir.
10. Başvurucular, bu karara karşı temyiz başvurusundabulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; uyuşmazlık konusu olayla ilgili olarakyeterli araştırma ve inceleme yapılmadığını, talep ve iddialarının dikkatealınmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte somut olaydakine benzer nitelikteolan ve H.A. vakası olarak belirttikleri olayda bahse konu anomalinin tedaviedildiğini ileri sürmüştür.
11. Yargıtay 30/1/2019 tarihli kararıyla Mahkemenin26/9/2016 tarihli kararına yönelik temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek usuleve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermiştir.
12. Başvurucular, kararın düzeltilmesini talep etmiştir.Karar düzeltme dilekçesinde somut olaydaki anomalinin anne karnında tedaviedilebilir olduğu tekrar belirtilmiştir. Yargıtay 8/2/2021 tarihinde karardüzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
13. Başvurucular, nihai hükmü 1/3/2021 tarihindeöğrendikten sonra 26/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
14. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
15. Öte yandan somut olayla ilgili hekimler hakkındataksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma ve kasten yaralama suçlarındanceza yargılaması yürütülmüştür. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi (CezaMahkemesi) tarafından yargılama safahatında Yüksek Sağlık Şûrasından alınan12/11/2010 tarihli raporda ceza hukuku kuralları dikkate alındığında meydanagelen anomalide hekimlerin uygulamaları ile sebep-sonuç ilişkisibulunmadığından hekimlerin kusurlu olmadıkları yönünde görüş bildirilmiştir.Ceza Mahkemesi bu raporla birlikte diğer tıbbi belgeler çerçevesinde gebelikdöneminde meydana gelen anamolide sanık hekimlerin uygulamaları ile sebep-sonuçilişkisi bulunmadığı ve nedensellik bağı kurulamadığı sonucuna vararakhekimlerin beraat etmelerine karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan temyizbaşvurusu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından reddedilerek Ceza Mahkemesi kararıonanmıştır.
II. DEĞERLENDİRME
A. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniylemakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ilebenzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023)kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede AnayasaMahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine YapılmışBazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2.maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılandeğişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan,yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılanbaşvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmedenyapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklananilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum yoktur.
18. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Maddi veManevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
19. Başvurucular, doğum öncesinde birçok kez tetkik vekontroller için hastaneye gittiklerini, ilgili hekimlerin her defasındasağlıklı bir doğum gerçekleşeceğine yönelik bilgi verdiğini belirtmiştir.Hekimlerin aydınlatma yükümlülüğü doğrultusunda gerekli bilgileri vermediğihususunun sabit olduğunu ifade eden başvurucular, söz konusu anomalinin tespitedilmesi hâlinde tedavi edilebilir olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda emsalnitelikteki H.A. vakası olarak değerlendirilen olayda anomalinin tedaviedildiğini ve sağlıklı bir doğum gerçekleştiğini ifade ederek, somut olaynedeniyle sağlıklı yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
20. Başvuru, maddi ve manevi varlığın korunması vegeliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmiştir.
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
22. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özelkişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
23. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarakbireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecekkeyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (AhmetAcartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56.maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44). Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).
24. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesihakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak için adli ve idari yargıdaaçılacak tazminat davalarında makul derecede dikkatli ve özenli incelemeşartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu türolaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının yada ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesigerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecekhassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzerhak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engelolacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli,B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
25. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olaylara ilişkindelillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir.Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketlebilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek AnayasaMahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355,21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olaydayerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi içinilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmıştakdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediğinin denetlenmesi gerekir. Bubağlamda derece mahkemelerince ulaşılan sonuca ilişkin gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047,7/5/2015 § 44).
26. Somut olayla ilgili olarak yargılama safahatında ATKtarafından farklı tarihlerde raporlar düzenlenmiş, son tahlilde Mahkeme26/9/2016 tarihli kararında 29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli ATK raporlarındanyararlanarak tazminat davasının reddine karar vermiştir. Mahkemenin bu sonucaulaşmadan önce Yargıtayın 4/3/2013 tarihli bozma kararındaki hususlardanhareketle yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırma yolunu izlediği görülmektedir.Nitekim Yargıtay, bahse konu kararında hekimlerin söz konusu anomalinin ortayaçıkmasında herhangi bir kusurunun olmadığını vurgulamakla birlikte zamanındatespit edilmiş olması hâlinde üçüncü başvurucunun kürtaj yoluyla tahliyeedilmesinin mümkün olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiğinibelirtmiştir. Yargılama safahatında dikkatli ve özenli inceleme şartının yerinegetirilmesi için Mahkemenin Yargıtay kararıyla ortaya konulan eksikliğintamamlanması amacıyla yeniden bilirkişi incelemesi yaptırdığını belirtmekgerekir. Bununla birlikte Mahkemenin ulaştığı sonuç bağlamındaki gerekçesininilgili ve yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
27. Yargıtayın bozma kararında da vurgulanmış olan vediğer yargısal makamlar nazarında da üzerinde herhangi bir uyuşmazlıkbulunmayan husus, üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomalinin tespitininyapılamamasında H.K. dışındaki hekimlerin kusuru olduğu hususudur. Daha açıkifadeyle üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomali ilgili hekimler tarafındantespit edilmemiş ve yargısal sürecin sonunda bu durumun bir kusur olduğusonucuna varılmıştır. Bu kusurun sonucu olarak birinci ve ikinci başvurucunundoğacak olan bebeklerinde ortaya çıkan anomali hakkında aydınlatılmadığıvurgulanmalıdır.
28. Ayrıca üçüncü başvurucu hakkında ortaya çıkananomalinin zamanında tespit edilmesi hâlinde bu durumun tedavi ya da kürtajyoluyla tahliye edilip edilemeyeceği ise diğer bir konudur. Her ne kadarbaşvurucular somut olaydakine benzer nitelikte olduğunu belirttikleri ve H.A.vakası olarak isimlendirdikleri bir olaydan temyiz dilekçesinde ve bireyselbaşvuru formunda belirtmişseler de bu hususta başvurucular tarafından yargılamasafahatında ve bireysel başvuru aşamasında dosyalara sunulmuş bilimselnitelikte bir bilgi veya belgenin olmadığı görülmektedir. Bunun yanında ATK'nın29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli raporlarında bahse konu anomalinin tahliyeendikasyonu taşımadığı ve anne karnında tedavisinin mümkün olmadığıbelirtilmiştir (bkz. § 8). Nitekim belirtildiği üzere aksi yönde değerlendirmeyapılmasına imkân veren ya da bu hususunun ayrıca araştırılması gerektiğineyönelik bilimsel nitelikte bir veri de yargılama safahatında bulunmamaktadır.
29. Diğer taraftan Mahkemenin 26/9/2016 tarihli kararındabahse konu anomalinin tespit edilmesi hâlinde üçüncü başvurucunun kürtajyoluyla tahliyesinin mümkün olmadığı, anne karnında tedavisine de imkânbulunmadığı gerekçesiyle mevcut anomali ile ilgili hekimlerin eylemleriarasında illiyet bağı kurulamadığı sonucuna varılmakla birliktehekimlerin bahsekonu anomaliyi tespit etmemiş olması şeklindeki kusurlarıyla ilgili birdeğerlendirme yapılmamıştır. Esasen açıklığa kavuşturulması gereken hususbirinci ve ikinci başvurucunun aydınlatılması sonucunu doğuran kusurun birincive ikinci başvurucu üzerinde doğurduğu etkidir.
30. Somut olaydaki anomalinin tespit edilmesi hâlinde herne kadar üçüncü başvurucunun kürtaj yoluyla tahliyesinin veya tedavisininmümkün olmadığı ortaya konulmuş ise de bu durumun birinci ve ikinci başvurucutarafından gebelik aşamasında değil de doğumla birlikte öğrenilmiş olmasınıntazminat hukuku açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda birincive ikinci başvurucunun gebelik sürecinde bebeklerinin sağlıklı doğacağı yönündebilgilendirilmiş olmasına rağmen doğumla birlikte bebeklerinin sol kolunundirsekten itibaren olmadığını öğrenmeleriyle ortaya çıkan etki, bu durumugebelik esnasında öğrenmelerinden daha fazla olabilecektir. Nitekim yargılamasafahatında da başvurucular, doğum sonrasında üçüncü başvurucuda anomaliningörülmesiyle derin bir acı ve elem yaşadıklarını belirtmiştir.
31. Sonuç olarak Mahkeme, üçüncü başvurucudaki anomaliningebelik sürecinde tespit edilmemesinin bir kusur olduğu sonucuna varmış iken buhususunun başvurucular üzerinde doğurduğu etkiyi ve bunun ne şekilde tazminedileceğini ortaya koymamış ve manevi tazminat taleplerinin reddine kararvermiştir. Bu bağlamda yargısal makamların ilgili ve yeterli gerekçeleri ortayakoymamaları nedeniyle başvurucuların maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerinegetirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması vegeliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
33. Başvurucular, ihlalin tespitine ve toplam 150.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
34. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gerekeniş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlalsonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygunyeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralıfıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumununözelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK],B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3)[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
35. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığındantazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerdebaşvurucuların kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesihakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddive manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığınkorunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 20. Asliye HukukMahkemesine (E.2013/513, K.2016/309) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 13. HukukDairesi (E.2017/1675, K.2019/776) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE18/9/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.