TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KİLİKYA ERMENİ KATOLİKOSLUĞU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/7661)
Karar Tarihi: 15/6/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Kilikya Ermeni Katolikosluğu
Vekili
:
Av. Cem Murat SOFUOĞLU
Temsilcisi
:
Aram KESHİSHİAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, üzerinde manastır ve kilise bulunan taşınmazaemval-i metruke mevzuatı hükümlerine göre el konulması nedeniyle mülkiyethakkının, bir ibadet mekânına el konulmakla din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlikilkesinin ve tapu kayıtlarına ulaşılmasının engellenmesi nedeniyle de adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/4/2015 tarihinde İstanbul Anadolu 23. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecekbir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 9/1/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 21/1/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/5/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,11/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 26/5/2016 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Lübnan'ın başkenti Beyrut yakınlarındaki Antilyas (Antelias) kasabasındabulunan ve Lübnan makamlarının evraklarında "Kilikya (Antelias)Ermeni Katolikosluğu" olarak adı geçen birErmeni Ortodoks Kilisesi'dir.
9. Başvurucu adına vekili başvuru formu ve eklerinde detaylarıbelirtilmeyen bazı taşınmazlar hakkında bilgi edinmek üzere 4/3/2014 tarihindeKozan Tapu Müdürlüğünden talepte bulunmuştur.
10. Kozan Tapu Müdürlüğünün 6/3/2014 tarihli cevap yazısında "İlgi dilekçenizde belirtilen taşınmazlarabakmak için ilgisini inanılır kılan bir belgeniz olmadığından talebiniz yerinegetirilememiştir." denerek talep reddedilmiştir.
11. Başvuru formu ekinde ibraz edilen "Kilikya Ermeni Katolikosluğunun ve Adana ili Kozan ilçesindeki AyasofyaKilisesi ve Manastırının Tarihi ve Statüsü Hakkında Rapor" başlıklımütalaada;
a) Ermeni Kilisesi'nin IV. yüzyılın başlarında kurulduğu, ilk katolikosluk (Mütalaada "katoğikosluk"terimi kullanılmakla birlikte başvuru formunda "katolikosluk"terimi kullanıldığından bu şekilde kullanılmıştır.) makamının ise Erivanyakınlarındaki Eçmiyazin'de bulunduğu ancak bumakamın tarih boyunca birçok yere taşındığı, tarih boyunca EçmiyazinKatolikosluğu, Kilikya (Sis) Katolikosluğu,Kudüs Patrikhanesi ve İstanbul Patrikhanesi olarak dört Ermeni ruhani merkezinortaya çıktığı,
b) Katolikos kelimesinin Yunancaevrensel anlamına geldiği, katolikosluğun da kilisesiher tarafa yayılmış ve kadimden beri var olan gibi bir anlam ifade ettiği,Ermeni Kilisesi'nde patrikten üst bir unvan olup vaftiz ve takdis törenlerindekullanılan kutsal yağı (müron) hazırlama ve piskopostakdis etme yetkilerinin sadece katolikoslardaolduğu,
c) Kuruluşundan X. yüzyıla kadar Eçmiyazin'debulunan katolikosluğun bu bölgenin istilaya uğramasınedeniyle 1292 yılında Sis'e (Adana ili Kozan ilçesine) yerleştiği, 1441yılında Memlüklerin bölgeye egemen olması üzerine katolikosluğun Eçmiyazin'edöndüğüancak Sis'te kalan ruhbanın buradaki katolikosluğusürdürdüğü,
d)Fatih Sultan Mehmet'in Bursa'da Sis'e bağlı bir başpiskoposuİstanbul'a davet ederek 1461 yılında onun liderliğinde bir Ermeni Patrikhanesikurdurttuğu, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Kilikya denilenbölgenin XVI. yüzyılda Osmanlı yönetimi altına girdiği, sonrasında İstanbulErmeni Patrikhanesi üzerinde Eçmiyazin'in mi yoksaSis'in mi etkili olacağı hususunda çekişmeler meydana geldiği,
e) Eçmiyazin'in 19. yüzyılınbaşlarında Rusya'nın egemenliği altına girmesi üzerine İstanbul Ermenikiliselerinde Sis Katolikosluğu'nun adının anılmayabaşlandığı, 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı'ndan sonra farklı dinîcemaatler için millet nizamnameleri hazırlandığı, 1863 tarihli Ermeni Milleti Nizamnamesi'nin kabul edildiği, bu nizamnamede İstanbulErmeni Patrikhanesi ve Kudüs Ermeni Patrikhanesi ile ilgili düzenlemelerin yeraldığı ancak Kilikya Katolikosluğu ile ilgili birdüzenleme bulunmadığı,
f) 1915 yılı Mayıs ayında Sis'te bulunan ruhbana Halep'egitmelerinin emredildiği, bu yolculukta manastırdaki kitaplar, kilise objelerive kutsal emanetler adı verilen eşyaların da götürüldüğü ancak Osmanlı Hükûmeti'nin Rusya etkisi altındaki Eçmiyazinile ilişkilerden rahatsızlık duyarak Kilikya Katolikosluğu'nutanımayı sürdürdüğü, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa'nın 4. Ordu Komutanı Cemal Paşaarasındaki yazışmalarda Kilikya Katolikosluğu'nunöneminin vurgulandığı, Ermeni kiliselerinin birleştirilerek başına Kilikya Katolikosu Sahak'ın atanmasınınönerildiği, bu görevin Sahak tarafından kabuledildiği, 10/8/1916 tarihli nizamname ile Kilikya Katolikosluğuile İstanbul ve Kudüs Patrikhanelerinin birleştirildiği, EçmiyazinKilisesi ile ilgisinin kesilerek başındaki kişinin katolikos-patrikolarak adlandırılıp bu görevin Sahak'a verildiğiancak Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra 1916 düzenlemesininortadan kaldırıldığı ve 1883 Nizamnamesi'nin yenidenuygulamaya konduğu,
g) Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasını müteakip20/9/1919 tarihinde Ermeni Katolikosluğu'nun ve Sahak'ın Adana ili Kozan ilçesine döndüğü, manastırın vebazı kilise eşyalarının iade edildiği ancak 31/5/1921 tarihinde Fransızların Sahak ve diğerlerinden kasabayı boşaltmalarını istediği, Sahak'ın 25/11/1921 tarihinde Sis'i terk ederek 1/12/1921tarihinde Halep'e vardığı, Katolikosluğun 1921 ile1930 yılları arasında sırasıyla Halep-Beyrut-Şam-Zahle-Halepşehirleri arasında yer değiştirdiği, sonrasında Beyrut'a yerleşme taleplerininkabul edilerek Lübnan'ın başkenti Beyrut yakınlarında bir kasaba olan Antilyas'a yerleşildiği ifade edilmiştir.
12. Başvuru formu ekinde uyuşmazlık konusu taşınmaza ait olduğuiddia edilen fotoğraflara yer verilmiş, ayrıca ilgili taşınmazın da yer aldığıbelirtilen ancak pek çok taşınmazı gösterdiği anlaşılan çok sayıda kadastral pafta suretlerinin de ibraz edildiği görülmüştür.
13. Başvuru formu ve eklerine göre başvurucu, uyuşmazlık konusutaşınmaza ilişkin olarak herhangi bir idari veya yargısal yola başvurmamıştır.
14. Başvurucu 27/4/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
1. Emval-i MetrukeMevzuatı
a. Kanunlar
15. 19 Mayıs 1331 (1/6/1915) tarihli ve 2189 sayılı Takvim-i Vakayi'de yayımlanan 14 Mayıs 1331 (27/5/1915) tarihli ve Vakt-i Seferde İcraat-ı Hükûmete Karşı Gelenler İçinCihet-i Askeriyece İttihaz Olunacak Tedabir HakkındaKanun-u Muvakkat'ın 2. maddesi şöyledir:
"Ordu, müstakil kolordu ve tümenkomutanları, askerî gereklerden ötürü veya casusluk ve hıyanetlerinihissettikleri köyler ve beldeler halkını tek tek veya toplu olarak diğermahallere sevk ve iskân ettirebilirler."
16. 14 Eylül 1331 (27/9/1915) tarihli ve 2303 sayılı Takvim-i Vakayi'de yayımlanan 13 Eylül 1331 (26/9/1915) tarihli AharMahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyun ve Matlubat-ıMetrukesi Hakkında Kanun-u Muvakkat'ın 1. ve 2.maddeleri şöyledir:
"Madde 1: 14 Mayıs 1331 tarihli Kanun-uMuvakkat hükmünce ahar mahallere nakledilen eşhas-ı hakikiye ve hükmiyenin terk etmiş oldukları emval ve matlubat ve düyun, bu husus için müteşekkil komisyonlarınher şahıs için ayrı ayrı tanzim edecekleri mazbatalar üzerine, mahkemelercetasfiye olunur.
Madde 2: Birinci maddede beyan olunan eşhasınhin-i nakillerinde mutasarrıf bulundukları icareteynlimusakkafat ve müstagallat-ıvakfiyenin Hazine-i Evkaf ve emval-i gayrimenkule-i saireninHazine-i Maliye namlarına kayıtları icra edilerek her iki kısım emval-i gayrimenkulenin mezkur hazinelertarafından verilecek bedellerinden bade't tasfiyekalacak miktarı ashabına ita olunur. (Ek ibare- 22 Eylül 1332 kabul ve 01Teşrinievvel 1332 yayım tarihli, Ahar Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval veDüyun ve Matlubat-ı Metrukesine Mütedair Kanun-uMuvakkatin İkinci Maddesinin Birinci Fıkrasına Müzeyyelİbare Hakkında Kanun-u Muvakkat’ın 1.maddesi ile) Şukadar ki mahal-i ahara naklolunan eşhas-ı merkumeye mahal-i mürütteplerindebeytutet ve ikametleriyle maişetlerini teminedebilecek derecede emlak ve arazi-i mahlule ve emiriyedenmeccanen mesken ve arazi verilmek suretiyle de muavenet olunabilir.
.
.
Madde 3: Zikrolunan şahıslarınnukut ve emval-i menkule-i metrukesiyle mevduat ve matlubatı,birinci maddede zikredilen komisyon reisi veya vekili tarafından cem' veistirdat ve tahsil ve dava ve emval-i metrukeden münaza'ün-fiholmayanlar, bilmüzayede fürühtile hasıl olan mebaliğ sahipleri namına emaneten malsandıklarına tevdi olunur."
17. 20 Nisan 1338 (20/4/1922) tarihli ve 224 sayılı Memalik-i Müstahlasadan Firar ve Gaybubet Eden Ahalinin Emval-iMenkule ve Gayrimenkulelerinin İdaresi HakkındaKanun'un 1. ve 5. maddeleri şöyledir:
"Madde 1: Düşman istilasından kurtulanmahallerde ashabının firar ve gaybubetine mebni sahipsiz kalmış olan emval-imenkule, Hükümetçe usulü dairesinde bimüzayede füruht ve emval-i gayrimenkule ile mezruatkeza Hükümetçe idare edilerek esman ve bedel-i icar ve hasılat-ı sairesi masarıf-ı vakia ba'det-tenzil emanethesabına kayıt edilmek üzere mal sandıklarına tevdi olunur. Ancak bunlardanavdet edenlerin emval-i gayrimenkuleleri ile emanetenmal sandığına teslim edilmiş olan mebaliğikendilerine iade olunur.
Madde 5: İşbu Kanun ahkamıahval-i harbiye veya siyasiye ilcası ile sair mahallerde firar veya gaybubetettikleri hükmen sabit olan eşhasın emval-i menkule ve gayrimenkule ve mezruatları hakkında dahi caridir."
18. 15 Nisan 1339 (15/4/1923) tarihli ve 333 sayılı AharMahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyun ve Matlubat-ıMetrukesi Hakkındaki 17 Zilkade 1333 ve 13 Eylül 1331 tarihli Kanunu MuvakkatinBazı Mevaddı ile 20 Nisan 1338 Tarihli Emval-iMetruke Kanununu Muaddil Kanun'un 1. ve 6. maddelerişöyledir:
"Madde 1: Ahar Mahallere NakledilenEşhasın Emval ve Düyun ve Matlubat-ı Metrukesi Hakkınaki 17 Zilkade 1333 ve 13 Eylül 1331 Tarihli Kanun-uMuvakkatin ikinci madesi berveçhiati tadil edilmiştir:
'Birinci maddede beyan olunan eşhasın hin-inakillerinde mutasarrıf bulundukları icareteynlimüsakkafat ve müstegallat-ı vakfiyenin Hazine-i Evkafve emval-i gayrimenkule-i sairenin Hazine-i Maliyenamlarına kaydı icra edilerek her iki kısım emval-i gayrimenkulenintakdir olunacak bedellerinden ba'det tasfiye kalacakmiktarı ashabı namına emaneten irat kaydolunur...'
"Madde 6: Herne suretle olursa olsun tegayyüp veya müfarakat veyahut memalik-i ecnebiye ve meşfuleyeveya İstanbul ve mülhakatına firar edenlerin emval-i menkule ve gayrimenkule vedüyun ve matlubatı hakkında dahi mezkur13 Eylül 1331 tarihli Kanun-u Muvakkat ile işbu tadilat ahkamı tatbikolunur."
19. 24/5/1928 tarihli ve 1331 sayılı Mübadil, Gayrimübadil, Muhacir ve SaireyeKanunlarına Tevfikan Tevzi veya Adiyen Tahsis OlunanGayrimenkul Emvalin Tapuya Raptına Dair Kanun'un 6. ve 7. maddeleri şöyledir:
"Madde 6: Mübadeleyetabi eşhastan metruk olanlar hariç olmak üzere bilumum emval-i metrukenin buKanunun meriyeti tarihine kadar tefviz edilmiş veya edilmek üzere bulunmuşolanlardan maadası Hazine-i Maliyeye intikal eder.Mübadeleye tabi eşhasa ait olup da şimdiye kadar usulü dairesinde tefviz veyatahsis olunmayan emvalden harabiye duçar olacağınaDahiliye Vekaletince karar verilen emval; gayrimübadileşhasa ait iken hasbellüzum iskanemrine verilmiş olan emvale mahsuben kezalik Hazine-i Maliyeye devrolunur.
Madde 7: 13 Eylül 1331 tarihlive 15 Nisan 1339 tarihli kanunlara tevfikan vaz'ıyetedilmiş ve edilecek emval-i gayrimenkule gerek mübadillere tahsis ve tefvizedilmiş olsun gerek Hazine uhdesinde bulunsun hükmen tahakkuk edecek müstahiklerine iade edilmeyip ancak kıymeti mukaddereleri, 15 Nisan 1341 tarihli Kanuna tevfikanHazine-i Maliyeden tesviye olunur."
20. 24/5/1928 tarihli ve 1349 sayılı Emval-i Metruke Hesab-ı Carilerinin Bütçeye İrat Kaydına Dair Kanun'un 1.maddesi şöyledir:
"31 Mayıs 1928 nihayetinde emval-imetruke hesab-ı carilerinin matlup bakiyeleri, 1928sene-i maliyesi varidat bütçesinin hasılat-ı müteferrika faslına irat kayıt vebadema vaki olacak hasılat hakkında da aynı vechilemuamele olunur."
b. Kararname veYönetmelikler
21. 20 Temmuz 1340 (20/7/1924) tarihli ve 711 sayılı Anadolu'daİkamet Ettiği Mahalden Hükümetin İznini Alarak Ayrılanların Mallarının, TerkEdilmiş Mallardan Addedilmemesi Hakkında Kararname
22. 12 Teşrinisani 1340 (12/11/1924) tarihli ve 1120 sayılı 711Numaralı Kararnamedeki "Anadolu" Tabirinin "Türkiye" OlarakDeğiştirilmesinin Kabul Edilmiş Olduğuna Dair Kararname
23. 18 Kanunisani 1341 (18/1/1925)tarihli ve 1368 sayılı Cumhuriyet Hükûmetinin İzniyle Seyahat Etmiş OlanlarınMallarının Terk Edilmiş Mallardan Addolunmayacağına Dair Kararname
24. 5 Şubat 1341 (5/2/1341) tarihli ve 1510 sayılı LozanMuahedesinin Kabul Edildiği Tarihten Sonra Gitmiş Olanların Taşınmaz MallarınaMüdahale Edilmemesi Hakkındaki Kararname
25. 13/6/1926 tarihli ve 3753 sayılı Talimatname
26. 17/7/1927 tarihli ve 5451 sayılı 13/6/1926 tarihliTalimatnamenin Bazı Maddelerini Değiştirmek Üzere Hazırlanan TalimatnameninYürürlüğe Konulması Hakkında Kararname
c. Türkiye Büyük MilletMeclisi Tefsirleri
27. 18/3/1929 tarihli ve 142 numaralı "24 Mayıs 1928 tarihve 1331 sayılı Kanun'un Altıncı Maddesinin" tefsiri şöyledir:
“…. Kanunun 6’inci maddesinde mevcut ‘buKanunun meriyet tarihine kadar tefviz edilmiş veya edilmek üzere bulunmuş’kaydı meriyet tarihine kadar istihkaka müsteniden vaki müracaatların tevsik vetespit safhalarını geçirmiş ve yalnız tefviz komisyonu kararına iktiranı kalmışolması lüzumunu ifade eder.”
28. 2/6/1929 tarihli ve 146 numaralı "24 Mayıs 1928 tarihve 1331 sayılı Kanun'un Yedinci Maddesinin" tefsiri şöyledir:
“… Kanunun yedinci maddesi ile 13 Eylül 1331ve 15 Nisan 1339 tarihli kanunlara tevfikan vaz’ıyetolunan ve edilecek olan emval-i gayrimenkule Hazine namına kaydedilmiş hükmündeolduğu ve ashabının bunların ancak 1331 senesi iptidasındaki kıymet-i mukayyedeleri üzerinde hakları mahfuz tutulduğu cihetle buemvalin bilahere ister muhtelif kanunlar mucibincetahsis, teffiz edilmiş, ister satılmış veya Hazineuhdesinde muhafaza edilmiş olsun 13 Eylül1331 ve 15 Nisan 1339 tarihlikanunların tatbiki aleyhine Şura-yı Devletçe birhüküm verilmedikçe, ashabına aynen iadesine imkanı kanunî olmadığı gibi 28Mayıs 1928 tarihli Kanunun gerek neşrinden evvel, gerek neşrinden sonra hükmentahakkuk etmiş veya edecek müstahaklarına da aynen iadesine cevaz verilmeyerek,ancak eshabına veya hükmen tahakkuk eden veya edecekolan müstahaklarına bu emvalin 15 Nisan 1341 tarihli kanuna tevfikan 1331senesi iptidasındaki kıymeti mukayyedelerininverilmesi ve bunda da 15 Nisan 1341 tarih ve 622 syaılıKanun ahkamının nazar-ı itibara alınması maksuttur.”
d. Yargısal İçtihatlar
29. Anayasa Mahkemesinin 22/4/1963 tarihli ve E.1963/41,K.1963/94 sayılı kararı şöyledir:
".
l- Önce, itirazın konusu olan 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunla 15Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanunun bugün için ne gibi durumlardauygulanmalarının mümkün bulunduğunun araştırılması gereklidir.
Gerçekten Ortodoks dininden olan Türk tebaası rumların malları hakkında sonradan Yunan Hükümeti ileyapılan çeşitli andlaşmalarda özel hükümler kabuledilerek bu kanunların dışına çıkartılmış olmaları bakımından haklarında artıkanılan kanunların uygulanması söz konusu değildir.
Bunların dışında kalan ve yukarıda adı geçenkanunların kapsamına giren Türk Tebaası hakkında ise, 6 Ağustos 1340 günündeyürürlüğe konulan Lozan Andlaşmasında özel hükümlerbulunduğundan, o tarihten sonra ihtiyar edecekleri hareketleri ve fiilidurumları ne olursa olsun bu kanunların uygulanmasına imkanyoktur. Ancak bunlardan Lozan Andlaşmasınınyürürlüğünden önce firarı veya mütegayyip girmişolanlar hakkında söz konusu kanunların uygulanması gerekeceğinden şüpheedilemez.
Zira gerek 13 Eylül 1331 tarihli geçicikanunun, gerekse 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanun hükümlerinin koyduğuesas bu kanunlarda yazılı şekillerde firari ve mütegayyipbulunan veya başka yerlere naklolunan şahısların buhallerinin vuku bulduğu anda, taşınmaz mallarının, ilgisine göre Maliye veyaEvkaf Hazinelerinin mülkiyetine otomatik bir surette geçmiş bulunacağıyolundadır.
Bu yön 13 Eylül 1331 günlü geçici kanunun linci ve değişik 2 nci maddelerinin açık ifadelerindenanlaşıldığı gibi, bilâhare yürürlükten kaldırılmış bulunan 1331 sayılı kanunun7 nci maddesinin yorumlanmasına dair olan 2/6/1929tarih ve 146 sayılı kararda (...... 13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339 tarihlikanunlara tevfikan vaziyet olunan ve edilecek olan emvali gayrimenkule hazinenamına kaydedilmiş hükmünde olduğu ......) belirtilmek suretiyle kanun koyucutarafından da açıkça ifade edilmiş ve bu kanunun uygulama şekillerini gösteren29/5/1339 tarihli ve 2455 sayılı yönetmeliğin 3 üncü maddesinde de "15Nisan 1339 tarihli kanunun 6 ncı maddesindezikrolunan eşhastan metruk emvali gayrimenkule tarihi mezkûrdan itibaren Maliyeve Evkaf hazinelerinin uhdei tasarruflarınageçmiştir" denilmek suretiyle kanun hükümlerinin o tarihlerdeki anlayıştarzı da kesin bir surette ortaya konulmuş ve o zamandanberide tatbikat bu yolda cereyan edegelmiştir.
Bu esasa göre, 6 Ağustos 1340 tarihinden öncefiili bir surette yukarıda yazılı durumlara girmiş bulunan şahıslar hakkındayapılan ve bundan sonra, da yapılacak olan muamele;bunların mallarının, bu durumlara düştükleri tarihte Hazine veya Vakıflarİdaresi uhdesine geçmiş olup olmadığının tesbiti içino tarihlerde firari veya mütegayyip veya afcar mahalle naklolunankimselerden olup olmadıklarının tâyini maksadıyle girişilen araştırmalarla, tesis olunan idarîişlemlerden ibarettir. Bu işlemlerin bir safhası olarak sık sık adı geçen(Vaziyet muamelesi) veya (Vaziyet kan) bu gibi gayrimenkullerin mülkiyetininMaliyeye veya Vakıflar idaresine intikalini sağlayan hukukî ve kanunî bir unsurolmayıp, idarece bahis konusu şahsın firari, mütegayyipveya ahar mahalle nakledilen kimse olup olmadığının tesbitiiçin yapılan araştırmalar sonunda varılan neticeyi ve bu şahsa ait olup dakanun gereğince Hazine veya Vakıflar idaresine intikal etmiş bulunangayrimenkullerin cins ve yerlerini topluca ifade ve vukuatı hülâsa için,tutulan bir usul gereğince, yazılan bir yazıdan ibarettir. Yukarıda dabelirtildiği üzere böyle bir usul tutulması idarece ihtiyar edilmemiş olsa veyabu usule rağmen dosyasında böyle bir yazı bulunmasa dahi kanunda belirtilenduruma düşen şahısların mallarının bu duruma düştükleri tarihte, Hazine veyaVakıflar İdaresine kanun gereğince geçmiş olduklarının kabul edilmesizaruridir.
Binaenaleyh Lozan Andlaşmasınınyürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 tarihinden Önce firari ve mütegayyipduruma giren veya başka mahalle nakledilmiş bulunan bir kimsenin mallarınınmülkiyeti, bu duruma girdiği tarihten itibaren, dosyasında o tarihte alınmışbir vaziyet kararı olsun, olmasın, ilgisine göre Maliye veya Evkaf uhdesinekanun uyarınca geçmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla böyle bir şahsın, firari veya mütegayyip olup olmadığının tesbitiişine 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başlanmamış ve bu tarihten Önce birvaziyet kararı verilmemiş olması, esasen bu tarihten önce kanun gereğinceilgili hazine uhdesine geçmiş olan mallarının hukukî durumu üzerinde hiç bir etki yapamaz.
Bu bakımdan 6 Ağustos 1340 tarihinden evvelbaşka yere nakledilmiş veya firar veya tegayyüpeylemiş bir kimsenin malı, bu tarihten evvel Hazineye veya Vakıflar idaresinebir kanunla geçmiş bulunduğundan, bu tarihten sonra bu durumun belirtilmesi maksadiyle yapılan işlemler, gayrimenkul mülkiyetinin buidarelere geçirilmesini değil, vaktiyle tahakkuk etmiş bulunan intikalmuamelesinin belirtilmesi amacını gütmektedir.
Aksi düşünce, yani 6 Ağustos 1340 tarihindenönce firari veya mülegayyip duruma girmiş olduğuhalde malları üzerinde her nasılsa idarî işlemlere başlanmamış bulunan kimselerhakkında Lozan Andlaşmasının yürürlüğe girdiğitarihten sonra artık emvali metrûke kanunlarınınuygulanamayacağı düşüncesi, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki hâdiselereuygulanması gereken andlaşma hükümlerinin,yürürlükten evvelki olaylara da sari olduğunun kabulü ve bunun sonucu olarak daMaliye ve Vakıflar hazinesinin daha önce iktisap etmiş olduğu mülkiyet hakkınıniptal edilmesini icap ettirir ki, böyle bir hal, kanunların yürürlüğükonusundaki hukukî esaslarla bağdaştırılamaz.
6 Ağustos 1340 gününden sonra firar veya tegayyüp etmiş bulunanlara gelince :
Lozan Andlaşmasınınyürürlüğe girdiği 6/8/1340 gününden sonra vukua gelen ve emvali metrûke kanunlarınca ön görülen fiil ve hareketlere bukanunların uygulanmasına imkân kalmamıştır. Nitekim 17/7/1927 günlü ve 5451sayılı Bakanlar Kurulu Kararı da bu esasları böylece tesbitve tatbik etmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla emvali metrûkemevzuatının, 6 Ağustos 1340 tarihînden evvel tekevvün etmiş firar veya tegayyüp olaylarının usulü dairesinde bugün tesbiti halinde, uygulanması tabiî ve zarurî bulunmaktadır.
Bu cümleden olarak Medenî Kanununyürürlüğünden önceki ölüm ve evlenme olayları dolayısiylezamanında yürürlükte olan hükümlerin bugün için uygulanmakta olması, konunundaha iyi canlandırılabilmesi bakımından örnek olarak gösterilebilir.
Bu sebeplerle söz konusu 13 Eylül 1331 günlügeçici kanunla 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunun, 6 Ağustos 1340gününden önceki firar, tegayyüp veya başka yere nakilolayları dolayısiyle halen uygulanmalarının mümkünbulunduğu gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliği ile kararlaştırılmıştır.
2- Danıştay Sekizinci Dairesi söz konusu ikikanunun tümünün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür.
Yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağıüzere davacı hakkında uygulanan hükümlerin iki kanunun bütün maddeleri olmayıp15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunun 6 ncı maddesi ve bu madde delaletiyle 13 Eylül 1331günlü geçici kanunun l ve 333 sayılı kanunla değiştirilen 2 ncimaddeleridir.
Anayasa'nın 151 ncimaddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44sayılı Kanunun 27 nci maddesinde mahkemelercebakılmakta olan bir dâva sebebiyle uygulanacak kanun maddelerinin Anayasa'yaaykırı görülmesi halinde Anayasa Mahkemesine itirazda bulunulabileceği kabuledilmiş olduğuna, Danıştay'da açılmış bulunan bu dâvada ise söz konusukanunların bütün hükümlerinin değil, sadece yukarıda işaret edilen hükümleriuygulanacağına göre Danıştay 8 inci Dairesince yapılan itirazın, 13 Eylül 1331günlü kanunun l inci maddesi ile değişik 2 ncimaddesine ve 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunun 6 ncımaddesine hasren incelenmesi gerektiği oy birliği ilekararlaştırılmıştır.
3- Davacının 29 Eylül 1962 günlü dâvadilekçesinde dâvanın konusu Boğos Urpakyan'm(Nerede olduğunun bilinmediği yolundaki kifayetsiz bir tetkike istinaden firarive mütegayyip eşhastan addedilerek) malları üzerindeCevri Usta Vakfı adına yapılan (Vaziyet işleminin ve tescil muamelesinin), adıgeçenin firari mütegayyip eşhastan olmadığı cihetle(iptaline) karar verilmesi şeklinde belirtilmiş bulunmakta isedetapudaki tescil muamelelerinin iptali işlemi, idarî dâvaya konu teşkiledemeyeceğinden Danıştay'da açılmış bulunan dâvanın, davacının murisinin firarive mütagayip bir şahıs olarak kabul edilmesiyolundaki idarî işleme yöneltilmiş sayılması zaruri bulunmakta ve sonuç olarakfirar ve tegayyübü tesbiteden idarî işlemin iptali dâvası söz konusu olmaktadır.
Zira olayda söz konusu malın mülkiyeti,Vakıflar İdaresine bir idarî tasarruf sonucu geçmiş olmayıp, firar ve tegayyübün sonucu olarak ve kanun hükmü ile geçmişbulunmaktadır.
Olayda, idarî dâva konusu tasarruflar ise,firar ve tegayyübün tesbitiamacı ile yapılan işlemlerle bu işlemlere dayanan ve ilgilinin (Firari) veya (Mütegayyip) kişi olduğunu belirten karardır.
Sözü edilen 13 Eylül 1331 tarihli geçicikanunun l ve değişik 2 ncimaddeleri ile 15 Nisan 1339 tarihli kanunun 6 ncımaddesinin, Türk vatandaşı şahısların ne gibi hallerde firari veya mütegayyip sayılacaklarına dair olan hükümlerinde iseAnayasa maddelerine aykırılık arzeden bir hususmevcut değildir. Zira Anayasa'da, yurdu, Birinci Dünya Harbinin buhranlızamanlarında terketmiş bulunan Türk tebaasının,firari veya mütegayyip şahıs sayılmalarına engelolabilecek herhangi bir hüküm yoktur.
Dâvacının miras bırakanına ait malın mülkiyetinin, Evkaf Hazinesine geçmesi, adıgeçenin 6 Ağustos 1340 tarihinden önce firari veya mütegayyipdurumda bulunduğunun sabit olması sortiyle, firariliğinveya tegayyübün vukuu ânında, yukarıda açıklanankanun hükümleri gereğince başka bir işleme lüzum kalmaksızın tamamlanmışolacağından kanun hükmü ile ve yıllarca Önce meydana gelmiş bir hukuki sonucunidarî yargıya konu teşkil etmesi mümkün değildir. Bu bakımdan sözü geçenhükümlerde Anayasa'ya aykırılık olup olmadığının araştırılmasına yerbulunmamaktadır."
30. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun25/11/1936 tarihli ve E.1935/18, K.1936/30 sayılı kararı şöyledir:
“...
28 Mayıs 1928 tarih ve 1331 numaralı TemlikKanununun yedinci maddesinin tefsirine dair Büyük Millet Meclisinden verilen 2Haziran 1929 tarih ve 146 numaralı kararda, (13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339tarihli kanunlara tevfikan vaziyet olunan veya edilecek olan emval-igayrimenkule Hazine namına kaydedilmiş hükmünde olduğu ve ashabının ancak 1331senesiiptidasmdaki kıymeti mukayyedeleriüzerinden hakları mahfuz tutulduğu cihetle bu emvalin bilahare ister muhtelifkanunlar mucibince tahsis ve tefviz edilmiş, ister satılmış veya Hazineuhdesinde muhafaza edilmiş olsun 13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339 tarihliKanunların tatbiki aleyhine Şurayı Devletçe bir hüküm verilmedikçe ashabınaaynen iadesine imkânı kanuni olmadığı gibi 28 Mayıs 1928 tarihli kanunun gerekneşrinden evvel ve gerek neşrinden sonra hükmen tahakkuk etmiş veya edecekmüstahaklarına da aynen iadesine cevaz verilmeyerek ancak ashabına veya hükmentahakkuk eden veya edecek olan müstahaklarına bu emvalin 15 Nisan 1341 tarihliKanuna tevfikan 1331 senesi iptidasındaki kıymeti mukayyedelerininverilmesi ve bunda da 15 Nisan 1341 tarih ve 622 numaralı kanun ahkamınınnazara alınması maksuttur) denildiğine göre zikri geçen 1331 ve 15 Nisan 1339tarihli kanunlara istinaden Hazinece vaziyet olunan emval-i gayrimenkuldunsahipleri ve vefat etmişlerse mirasçıları tarafından firar ve tagayyüp etmediklerinden ve binaenaleyh mezkur kanunlarıntatbiki lazımgelmediğinden bahsilegayrimenkul mallarının aynen istirdadına dair açılan davanın mahkemelerce kabulve rüyeti, tefsirin birinci fıkrası medlulünce aynen iadesi dava olunan emvalhakkında mezkur kanunların tatbiki lazım gelmeyeceğine dair Devlet Şurasındanbir karar suduruna mütevakkıf olduğu veDevlet Şurasınca böyle bir karar verilmemişse emval-i mezkurenin aynine taalluk eden bu gibi davaların rüyetimahkemelerin vazifesi haricinde bulunduğu müttefıkunaleyholup takarrür eden temyiz içtihattan da bu merkezdedir.
...”
31. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/2/1993 tarihli veE.1992/1-750, K.1993/56 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Direnme kararı ile Hukuk Genel Kuruluönüne gelen uyuşmazlık, maliklerinin firari ve mütegayyipeşhastan oldukları kabul edilerek çekişmeli taşınmaza 1954 senesinde davalıHazinece vaziyet edilmesi ve taşınmazın Hazine namına tapuya kaydedilmesiişleminden ötürü, bu işlemin yasalara uygun düşmediğini ileri süren davacıkişilerin, idari yargı yerinden karar almaksızın aynen istirdada (tapu iptal vetescile) ilişkin böyle bir davayı adli yargı yerinde açabilip açamayacaklarınoktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, davalı Hazine tarafından yapılanişlemin dayanağını teşkil eden ve metruk malların hazineye geçmesini düzenleyen1331 ve 1339 tarihli Yasaların ve tatbik suretlerini gösteren talimatnamehükümlerinin uygulanmasında zaman zaman tereddütlere düşülmüştür. Ne var ki, otarih itibariyle tefsire yetkisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 2Haziran 1929 tarih 146 sayılı tefsir kararı ile yasa hükümlerinin uygulanışbiçimlerine açıklık getirmiş ve anılan kararda (...1331 ve 1339 tarihliKanunlara tevfikan vaziyet olunan ve olunacak emvali gayrimenkulenin,hazine namına kaydedilmiş hükmünde olduğu ve eshabınınancak bunların 1331 senesi iptidasındaki kıymetli mukayyedeleriüzerinden haklarının mahfuz tutulduğu cihetle bu emvalin bilahare istermuhtelif Kanunlar mucibince tahsis, teffız edilmiş,ister satılmış veya hazine uhdesinde muhafaza edilmiş olsun 1331 ve 1339tarihli Kanunların tatbiki aleyhine Şur'ayı Devlet'çebir hüküm verilmedikçe eshabına aynen iadesine Kanuniimkân olmadığı…) belirtilmiştir. Meclis tefsir kararına atıfta bulunan25.11.1936 tarih ve 18/30 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının sonuçbölümünde de (... 1331 ve 1339 tarihli Kanunlara dayanılarak hazinece vaziyetolunan gayrimenkullerin sahipleri ve vefat etmişlerse mirasçıları tarafından firarve kayıp duruma düşmediklerinden ve anılan Kanunların kendileri yönündentatbiki lazım gelmediğinden bahisle açtıkları gayrimenkul malların aynenistirdadına yönelik davanın, Mahkemelerce kabul ve rüyeti ve aynen iadesi, davaolunan emval hakkında sözü edilen Kanunların tatbikinin lazım gelmeyeceğinidair devlet şûrasında bir karar verilmesine bağlıdır. Devlet şurasınca böylebir karar verilmemişse emvali mezkurenin aynına dataalluk eden bu gibi davaların rüyeti mahkemelerin vazifeleri haricindedir...)ilkesi vurgulanmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki; 1331 ve 1339 sayılıYasalar, yürürlükten kalkmış olsalar dahi, yürürlükte bulundukları dönemdecereyan eden hadiseler hakkında kendiliğinden hukuki sonuç doğurmuşlar ve kayıpya da firari duruma düşen kişilerin taşınmaz malları, yasa hükümleri gereğidevlete geçmiştir...
Kuşkusuz, 'vaziyet etme' işlemlerinin ve idariyargı kararlarının taşınmaz malların mülkiyetlerini doğrudan doğruya Hazineyenakledici nitelikleri yoktur. Anılan işlemler ve kararlar yalnızca, yasalarınyürürlükte kaldıkları dönem için firari yada kayıpduruma düşüldüğünü tespit ve açıklayan işlem ve karar niteliğindedirler. Ancakeldeki dava yönünden ortaya çıkan uyuşmazlıklarda (aynen istirdat davalarında)firari yada kayıp kişilerden sayılmama ve ilgiliyasaların kapsamına girmeme olgusunu tespit ve açıklayan idari yargı kararıalınmasının zorunluluğu göz ardı edilmemelidir... Nitekim, değinilen türdekidavalar nedeniyle verilen hüküm ve kararları temyizeninceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesi uygulamalarında bu hususun yerinegetirilmesi (idari yargı kararı alınması) ilkesini özenle korunmuştur. ...Esasen, konusu, tarafları ve sebebi aynı olan önceki dava (idari yargı yerindenolumlu bir karar getirilmeden tapu iptal ve tescil davasının dinlenebilmesimümkün görülememiştir.....) gerekçesi ile reddedilmişve redde ilişkin İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin …. 20/12/1984 tarihli ve285/631 sayılı kararı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Yakıntarihlerde yüce kurulda görüşülen tamamen benzeri nitelikteki emsali birolayda, idari yargı kararı alındıktan sonra tapu iptal ve tescil davasıaçıldığı için, o davaya dinlenebilme olanağı sağlanmıştır...
O halde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenenÖzel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul veyasaya aykırıdır. ...”
2. Vakıflar Mevzuatı
32. 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı mülgaKanunuMedeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki HakkındaKanun’un 8. maddesi şöyledir:
"Kanunu Medenininmeriyete vaz`ından mukaddem vücudegetirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur.
Kanunu Medeninin meriyete vaz`ındansonra vücude getirilecek tesisler, Kanunu Medeniahkamına tabidir."
33. 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1.maddesi kabul edildiği şekliyle şöyledir:
"4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş vakıflardan
A - Bu kanundan önce zaptedilmiş bulunanvakıflar,
B - Bu kanundan önce idaresi zaptedilmiş olanvakıflar,
C - Mütevelliliği bir makama şartedilmişolan vakıflar,
Ç - Kanunen veya filen hayrî bir hizmetikalmamış olan vakıflar,
D - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerindenbaşkalarına şartedilmiş vakıflar,
Vakıflar umum müdürlüğünce idare olunur.Bunların hepsine birden (Mazbut
vakıflar) denir.
A - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şartedilmiş vakıflar,
B - Cemaatlarca idare olunan vakıflar,
C - Bazı sanat sahihlerine mahsus vakıflar,
Mütevellileri veya seçilmiş heyetleritarafından idare olunur. Bunların hebsine
birden (Mülhak vakıflar) denir.
Mütevelliler ve seçilmiş heyetler, vakıflarumum müdürlüğünün ve umum müdürlük
de, idare meclisinin kontrolü altındadır."
34. 2762 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı tarihteki 1.maddesi şöyledir:
"(Değişik: 28/6/1938-3513/1 md.) 4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş
vakıflardan
A - Bu kanundan önce zabtedilmiş bulunanvakıflar,
B - Bu kanundan önce idaresi zabtedilmiş olanvakıflar,
C - Mütevelliği bir makama şartedilmişolan vakıflar,
D - Kanunen veya fiilen hayri bir hizmetikalmamış olan vakıflar,
E - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerindenbaşkalarına şart edilmiş vakıflar,
Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur.Bunların hepsine birden (Mazbut vakıflar) denir.
(Değişik: 31/5/1949-5404/1 md.)Mütevelliliği vakfedenlerin fer`ilerineşart edilmiş vakıflara (Mülhak Vakıflar) denir. Bunlar mütevellileri tarafındanidare olunur.
Mütevelliler Vakıflar Genel Müdürlüğünün veGenel Müdürlük de İdare Meclisinin kontrolü altındadır.
(Değişik: 24/3/1981-2437/1 md.)Cemaatlere ve esnafa mahsus vakıflar, bunlar tarafından seçilen kişi veyakurullarca yönetilir. İlgili makamlarla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafındanteftiş edilir ve denetlenirler. Teftiş ve denetlemenin usulleri ve nasılyapılacağı ile sonuçları çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
(Ek: 24/3/1981-2437/2 md.)Cemaat vakıflarının Türk Kanunu Medenisinin 78 nci maddesi gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğüneödeyecekleri teftiş ve denetleme masraflarına katılma payının, genel bütçedenkarşılanmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu karar anılan vakıflarınteftiş ve denetimini etkilemez.
(Ek Fıkra 2.1.2003-4778 s. Kanun.) Cemaatvakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, Vakıflar GenelMüdürlüğünün izniyle dinî, hayrî, sosyal, eğitsel,sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz maledinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilirler.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul veesaslar Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlıkça çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir."
35. 2762 sayılı mülgaKanun'un 6.maddesi şöyledir:
"Mülhak vakıflar, Vakıflar UmumMüdürlüğünce niyabeten idare olunsa bile ayrı ayrıbirer hükmi şahsiyet sayılır. Bunlar kendi taahhüdlerileilzam olunur. Ve borçlarını kendi mallarından öderler.
Umum Müdürlüğün idare ve temsil ettiğivakıflar da bir kül halinde hükmi şahsiyet sayılır."
36. 2762 sayılı mülga Kanun'un 6. maddesi şöyledir:
"Bu kanunun neşri tarihinden en az on beşyıl evvelindenberi vakıf olarak tasarruf edildiklerivergi kayıtları icar konturatları ve eşhası hükmiyenin gayrimenkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerinhesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretlevakıf kütüğüne kaydolunurlar.Bu kayıt vakıflaridaresinin istemesi üzerine tapuca o gayrimenkullerin kayıtlarına işaret vekeyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur.İlantarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir günaitiraz olunmadığı takdirde o malların vakıfolarakkati tescilleri yapılır,ve tapuları verilir.Tapu kayıdlarına işaretedilecek gayrimenkullere aitdavalarda vakıflaridaresi ve varsa mütevelli de birlikte hasım olur.”
37. 2762 sayılı mülga Kanun'un geçici 1. maddesi şöyledir:
"A - Şimdiye kadar vakıflar idaresinehesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanununhükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettiklerivakıfların mahiyetlerini,varidat menbalarınıve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat vemasraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliğihangi selahiyetli merciin intihap veya kararınamüsteniden ve hangi tarihtenberi yaptıklarınıgösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğemecburdurlar.
B - Yukarki fıkra mucibince beyanname vermişolan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Bu ilmühaberi hamil olankimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devam ederler.
C - Birinci fıkrada yazılı müddet içinde beyanname vermemiş olanlarvakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme haklı bir sebebe müstenit değilse veyaverdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevelliliktenderhal azlolunurlar.
Ç - Vakıflar idaresine verilecek beyannamelerin verildikleri tarihtenitibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdikı mecburidir.Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirdeyalnız mukannen masraflar tasdik edilmiş sayılır.
D - Beyannameler muhteviyatının vesika ve taamülleremüstenit olması ve bu vesika veya taamüllerin bukanunun neşrinden evvel mevcut ve mer`i bulunması şarttır.
E - Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığı zaman mevcut olan ferilerdengayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğünce mütevellisi olmadığından veyamütevellisi mevcut olduğu halde vakfı bizzat idare edemediklerinden dolayıidare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlar şimdiye kadar olduğu gibivakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangibir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleri tatbik olunur."
38. 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 3.maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun uygulanmasında;
...
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnafvakıfları ile yeni vakıfları,
Vakfiye: Mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarınınmalvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri,
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
Vakıf senedi: Mülga 743 sayılı Türk KanunuMedenisi ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerinegöre kurulan vakıfların, malvarlığını ve vakıf şartlarını içeren belgeyi,
Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca GenelMüdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı TürkKanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı VakıflarKanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,
Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk KanunuMedenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerinsoyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları,
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığınabakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış,mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlereait vakıfları,
...
ifade eder."
39. 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi şöyledir:
"Cemaat vakıflarının;
a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halentasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlıolan taşınmazlar,
b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıflarıtarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veyabağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya GenelMüdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olantaşınmazlar,
tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içindemüracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicilmüdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır."
3. Tapu Mevzuatı
40. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Tapu sicilinin açıklığı" kenarbaşlıklı 1020. maddesi şöyledir:
"Tapu sicili herkese açıktır.
İlgisini inanılır kılan herkes, tapukütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisinegösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğiniileri süremez."
41. 17/8/2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 22/7/2013 tarihli Tapu Sicili Tüzüğü'nün (Tüzük) "İstemin reddedilmesi" kenarbaşlıklı 26. maddesi şöyledir:
"(1) Mevzuat ve bu Tüzükte yer alanhükümlere uygun olmayan ve 4721 sayılı Kanunun 1011 inci maddesine göre geçicitescil şerhine de imkân bulunmayan istemler geciktirilmeden, gerekçesi, itirazyeri ve süresi de belirtilmek suretiyle reddedilir.
(2) Ret kararının varlığı, tarih ve yevmiyenumarası esas alınarak kütüğün beyanlar sütununda belirtilir. İstemin reddihalinde, ret gerekçesi giderilmeden reddin konusu tapu işlemi yapılamaz.
(3) Ret kararı, istem sahibine elden veya11/2/1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir.
(4) Ret kararına, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde müdürlüğün bağlı bulunduğu bölgemüdürlüğüne, bölge müdürlüğünün kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebilir."
42. TKGM'nin 29/6/2001 tarihli ve2001/7 sayılı genelgesinin ilgili kısımları şöyledir:
"İlgi genelge [31/10/1983 tarihli ve4-1-1-7/1456 sayılı genelge] ile; mübadil (değiştirilen), mütegayyip(kaybolmuş), mufarakat (terkeden)ve firari (kaçak) kişilerin taşınmaz mallarının Devlete intikal ettiği, bukayıtlar üzerinden herhangi bir tapu işleminin yapılmaması ve hiçbir bilgi,belge ve tapu kaydı verilmemesi gerektiği duyurulmuş olmasına karşın, Merkezeintikal eden olaylardan, bu konuda bazı aksaklıklar olduğu tespit edilmiştir.
Bilindiği üzere, 6 AĞUSTOS 1340 (1924)tarihinden önce ülkemizden firar eden, kaybolan, ülkeyi terkeden,değişime tabi tutulan ve o tarihte taşınmaz malının başında bulunmayankişilerin gayrimenkulleri (aynı tarihte vaziyet kararı olsun veya olmasın)Devletin uhdesine geçmiş bulunmaktadır.
Bu nedenle, bahsedilen nitelikte kişilere aitkayıtlar farklı tarihlerdeki kanun ve kararnameler gereği işleme tabi kayıtniteliğini kaybetmiştir. Tescil işlemleri tamamlanmamış olsa dahi tescilsiziktisap şeklinde Devletin uhdesine geçen bu gayrimenkullerin eski malik vemirasçıları Medeni Kanunun 928 inci maddesine göre'ilgili kişi' sayılamayacaklarından tapu kaydı verilmesi dahil, hiçbir tapuişlem talebinin kabul edilmemesi gerekir.
Bu itibarla; yabancı gerçek ve tüzel kişilerin1924 yılı ve öncesine ait kayıtlar ile ilgili herhangi bir işlem talebinde bulunmalarıhalinde, öncelikle kayıt maliklerinin mübadil, mufarakat,firari veya mütegayyip olup olmadığı mahalli mülkiamirliklere başvurularak araştırılacaktır. Araştırma sonucunda kayıt malikininbu kişilerden olmadığının anlaşılması halinde talep konusu Merkeze intikalettirilecek (Yabancı İşler D.Bşk.) ve talimata göreişleme yön verilecektir.
Bahsedilen kişiler ile ilgili işlemlerde;
1) Gerçek veya tüzel kişilere, mübadil, mütegayyip, firari ve mufarakatedenlere ait tapu kayıtlarına ilişkin bilgi ve belge verilmesi de dahil tapuişlem taleplerinin hiçbir şekilde karşılanmaması, taleplerinin Genel Müdürlüğeyönlendirmesi için bilgi vermekle yetinilmesi,
2) Kadastrosuna başlanılacak veya devam edençalışma alanlarında, sözü edilen kişilere ait tapu kayıtlarına dayalı olarakkayıt malikleri ve halefleri veya zilyedliğeistinaden bu kişiler adına herhangi bir tespit yapılmaması, bunlara ilişkin yergösterme veya benzeri talebe bağlı hiçbir işlemin karşılanmaması,
3) 6 Ağustos 1924 tarihi öncesi tesis edilenkayıtlarla ilgili herhangi bir talep anında kaydın kadastroya tabi tutuluptutulmadığı ile herhangi bir parsele uygulanıp uygulanmadığının araştırılarak,uygulanmış ise revizyonlarının yazılması, herhangi bir parsele uygulanmamış isekaydın kapatılması,
4) Mahkemelerin kayıt örneği veya kaydıntespitine yönelik taleplerinde, kaydın kadastroya tabi tutulup tutulmadığının,tabi tutulmuşsa herhangi bir parsele revizyon görüp görmediğinin ve malik veyamirasçılarının mubadil, mufarakat,firari veya müteğayyip kişilerden olup olmadığınınsicil ve belgelere göre araştırılarak, bu hususlarda tespit edilen bilgilerinbir üst yazı ile ilgili mahkemeye bildirilmesi,
Gerekmektedir.
Ayrıca, kadastro çalışmaları sırasında yabancıuyruklular adına zilyedliğe dayalı gayrimenkultespiti yapılmadan önce konu Merkeze intikal ettirilecek (Yabancı İşler D.Bşk.) ve verilecek talimata göre işleme yön verilecektir.
İlgi genelge yürürlükten kaldırılmıştır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
43. Mahkemenin 15/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
44. Başvuru formu ekinde ibraz edilen "Hukuki Mütalaa"da;
a)Kilikya (Sis) Katolikosluğu'nunhükmi şahsiyete sahip dini ve hayri bir müesseseniteliğinde olduğu ve Adana ili Kozan ilçesinde bulunan manastır arazisi vekilise dahil taşınmazlar üzerinde tasarruf yetkisinin olduğu,
b)Sis Katolikosluğu'nunkilise ve müştemilatı üzerinde uzun süreli kullanmaya dayalı mal varlığıhakkının bulunduğu hatta Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 3/4/2007 tarihli veE.2007/7679, K.2007/1173 sayılı kararına göre metruk kiliselerin emval-imetruke mevzuatına tabi olmadığı gibi devlete intikal etmeyip maliki üzerindekaldığı,
c) Alternatif olarak ise mal varlığındaki azalmanın karşılığıolarak kamulaştırmasız el atma hükümlerine, emval-i metruke mevzuatındakihükümlere veya Lozan Antlaşması'ndaki bazı hükümlere dayalı tazminat almahakkına ilişkin kuvvetli bir meşru beklentinin mevcut olduğu,
d) Sis Katolikosluğu'nun mal varlığınael konmasının süregiden bir durum olarak değerlendirilmesi gerektiği,
e) İç hukuk yollarının ise emval-i metruke mevzuatına görebaşarı şansı içermeyip etkisiz olduğundan tüketilmesine gerek olmadığı,
f) Süregiden ihlal nedeniyle otuz günlük başvuru süresininaranmayacağı,
g) Tapu kaydındaki bilgilere ulaşmayı engellediği gerekçesiyleTapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün (TKGM) 31/10/1983 tarihli ve 1456 sayılı Genelge'si ile 29/6/2001 tarihli ve 2001/7 sayılı Genelge'sinin mülkiyet hakkının içerdiği usule ilişkingüvencelere ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğu, bu durum nedeniylemahkemeye erişim hakkının engellendiği,
h) Başvuru konusu taşınmaz dinsel nitelikte olduğu vebaşvurucunun öncelikli talebinin eski hâle iade ve ibadete açılma olduğu içinsomut olayda mülkiyet hakkının yanı sıra din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağıaçısından da bir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
45. Başvurucu, Adana ili Kozan ilçesinde bulunan 700 yıl boyuncadinî merkezleri olan manastır ve kilisenin bulunduğu taşınmazın maliki olduğunuancak devletçe bu taşınmaza el konduğunu ve Lozan Antlaşması hükümlerininyerine getirilmeyerek mallarının iade edilmediğini, öğretideki görüşlere göreemvali metruke mevzuatının ilga edilmiş olması nedeniyle bu malları geri almaveya tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını, taşınmaz malının tazminatödenmeksizin alınmasının Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Başvurucu; manastır, kilise vearazisine el konmasının Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesineve ayrımcılık yasağına da aykırılık teşkil ettiğini, ibadet mekânına elkonulmakla din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 24. maddesinin deihlal edildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 1963yılına ait bir kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/2/1993 tarihli birkararında kaçak ve yitik kişilerden kalan malların mülkiyetinin devletegeçtiğinin kabul edildiğini, TKGM'nin genelgelerinedeniyle tapu kayıtlarına ulaşamadığını ve tapu müdürlüğündeki bilgilereulaşmasının engellendiğini belirterek, başvuru yollarının tüketilmesine gerekolmadığını ve Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin deihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
46. Başvurucu, üzerinde manastır ve kilise bulunduğunu ve ibadetyeri olarak yüzyıllardır kullandığını iddia ettiği taşınmaza emval-i metrukemevzuatına göre Maliye Hazinesince tazminat ödenmeksizin el konulduğunu belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Bakanlığın görüş yazısında, taşınmaz ile başvurucu arasındaiddia olunan hukuki ve fiili ilişkinin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin başlamasından çok önce kesildiğinin sabit olduğu, başvurucunun içhukuk yollarında mevcut başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvurudabulunduğu ve ayrıca başvurucunun mülkiyet hakkına konu olabilecek birmalvarlığı değeri veya böyle bir değeri elde etme yönünde meşru birbeklentisinin de bulunmadığı bildirilmiştir.
48. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı cevap dilekçesinde,başvuru formundaki beyanlarını yinelemiştir.
49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
51. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadanönce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılar (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
52. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birhukuk yoludur. Bu nedenle, kanunlarda yer alan idari ve yargısal başvuruyollarının, bireysel başvurudan önce tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemelerinde olağankanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddiaedilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması çerçevesindegiderilememesi durumunda başvurulabilir. Bireysel başvurunun ikincilniteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemelerönünde dayanılmayan iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusuedilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler deAnayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,26/3/2013, B. No: 2012/946, §§ 16-20).
53. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralauyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarınınvarlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucununkişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bunedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
54. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumundasöz konusu edilen başvuru yolunun, etkili ve erişilebilir olma koşullarınıkarşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuruyollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somutözellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014,§ 22).
55. Başvurucunun, ihlal iddiasına konu manastır, kilise vemüştemilatının bulunduğu taşınmaza yönelik olarak tapu iptali ve tescil veyaistirdat ya da tazminat davası açmadığı, yapıldığı belirtilen kadastrotespitine itiraz ettiğine veya Vakıflar mevzuatı çerçevesinde bir başvuruyaptığına dair herhangi bir bilgi ve belge de sunmadığı görülmektedir.Başvurucu, başvuru yollarını tüketmeme sebebi olarak emval-i metruke mevzuatınagöre taşınmazın mülkiyetinin iade edilmesinin veya tazminat ödenmesininolanaklı olmadığı, bir dava açsa dahi başarıyla sonuçlanmayacağının açık olduğugerekçesine dayanmaktadır.
56. Ancak delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarınınyorumlanması, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır.Uyuşmazlığın taraflarının sunduğu delilleri ilk elden değerlendirme bakımındanderece mahkemelerinin daha avantajlı konumda bulundukları tartışmasızdır.
57. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi iseAnayasa veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortakkoruma alanında kalan haklar kapsamındaki güvencelerin somut olayda sağlanıpsağlanmadığını incelemektir (Sebahat Tuncel(2), B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 53).
58. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi uyarınca başvurucununihlal iddialarını öncelikle idari ve yargısal makam ve merciler önünde ilerisürmesi gerekmektedir. Nitekim somut başvuruda, salt başvurucu yanın ihlaliddiaları söz konusudur. Bu iddialar ise bir karşı yanın da olduğu ve çelişmeliyargılama ilkelerinin uygulandığı bir davada tartışılmış değildir. Başvurucu,taşınmazın mülkiyetinin kendisine ait olduğunu ve emval-i metruke mevzuatınagöre taşınmaza el konulduğunu ileri sürmektedir. Ancak başvuru konusu olayda butaşınmazın mülkiyet durumu, hukuki niteliği, emval-i metruke mevzuatının (bkz.§§ 14-30) uygulanıp uygulanmadığı, vakıflar mevzuatına (bkz. §§ 31-38) veyakadastro mevzuatına göre durumu gibi hususlar idari ve yargısal makam vemerciler önünde ortaya konmamış; bu hususlar belirtilen makam ve mercilerde hiçtartışılmadan doğrudan bireysel başvuruda bulunulmuştur.
59. Başvurucu emval-i metruke mevzuatı çerçevesinde elkonulduğunu belirttiği taşınmazın mülkiyetinin bu mevzuata göre iadeedilmeyeceğini ve tazminat da ödenmeyeceğini belirterek bu yolların etkiliolmadığına dair Anayasa Mahkemesinin 22/4/1963 tarihli (bkz. § 28) ve YargıtayHukuk Genel Kurulunun 17/2/1993 tarihli kararına (bkz. § 30) atıfta bulunmuştur.Ancak başvuru formunda emval-i metruke mevzuatında bu mallar üzerindekimülkiyet haklarının kaybedildiğine ilişkin bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bunedenle hukuken malları geri alma haklarının her an için mevcut olduğu,bilhassa kilise ve manastırlar gibi kutsal yerlerdeki dinî malzeme ve eşyanınkorunmasını öngören 8/11/1915 tarihli Nizamname'nin16. maddesi uyarınca başvurucunun taşınmazları ve özellikle taşınır mallarıüzerindeki haklarını kaybetmediği, yine Lozan Antlaşması'na göre bu mallarıniade edilmesinin mümkün olduğu iddia edilmiştir. Yine başvuru formu ekindeibraz edilen hukuki mütalaada da Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 3/4/2007 tarihlive E.2007/7679, K.2007/1173 sayılı kararına göre metruk kiliselerin emval-imetruke mevzuatına tabi olmadığı, devlete intikal etmeyip maliki üzerindekaldığı ve ayrıca başvurucunun gerek emval-i metruke mevzuatına gerekse dediğer ilgili mevzuata dayalı olarak tazminat hakkına ilişkin meşrubeklentisinin olduğu ifade edilmektedir.
60. Buna göre başvurucu, kilise ve manastır olarak kullanılantaşınmaz yönünden belirtilen mevzuata göre farklı bir yorumun mümkün olduğunuileri sürmektedir. Başvurucu tarafından, aynı konumdaki benzer bir taşınmazyönünden mülkiyetin iadesine veya tazminata ilişkin talebin reddedildiğine vebu yolun etkin ve başarılı olmadığına dair yakın tarihli somut bir yargısaliçtihadın sunulmadığı gibi aksine Yargıtayca metrukkiliselerin emval-i metruke mevzuatına tabi olmadığı yönünde kararlarverildiğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun idari veyargısal süreçlerin etkili olup olmadığı hususunda çelişkili beyanlardabulunduğu görülmektedir. Başvurucu bir yandan başvuru yollarının etkisizolduğunu ifade etmekte diğer yandan ise mevzuatta taşınmazın mülkiyetininiadesine veya tazminat ödenmesine yönelik hükümler olduğunu belirtmekte hattabuna ilişkin başarıyla sonuçlandığını belirttiği yargısal içtihatlardan sözetmektedir.
61. Başvurucu, ayrıca 4721 sayılı Kanun'un 1020. maddesine göre tapu sicilinin herkese açık olduğunu ancak elkonduğunu belirttiği taşınmazın tapu kaydı bilgilerine ulaşmak için yaptığıtalebin TKGM'nin 29/6/2001 tarihli ve 2001/7 sayılı Genelge'si doğrultusunda tapu müdürlüğünce reddedildiğinibelirterek bu tapu kayıtlarını inceleme olanağı tanınmadığı için hak aramahürriyetinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
62. Öncelikle başvurucunun tapu kaydındaki bilgileri incelemetalebi Tapu Müdürlüğünce reddedilmiş ise de başvurucunun talebinin reddine dairbu işleme karşı Tüzük'ün 26. maddesinin (4) numaralıfıkrası ile TKGM'nin 29/6/2001 tarihli ve 2001/7 Genelge'sine göre idareye başvurma hakkı olduğu gibi6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2., 7. ve 12.maddelerine göre iptal davası açma hakkı da bulunmaktadır. Başvurucu talebininreddedilmesinin dayanağı olduğunu ileri sürdüğü genelgenin hukuka aykırıolduğunu düşünüyorsa 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre kendisine uygulananbu düzenleyici işlemin iptalini de talep edebilir. Ancak somut olayda başvurucuTapu Müdürlüğünün söz konusu işlemine karşı Bölge Müdürlüğüne ve GenelMüdürlüğe itiraz ettiğine dair herhangi bir bilgi veya belge sunmadığı gibibütün bu idari süreçlerin sonucuna bağlı olarak iptal istemiyle idari yargıyerinde dava da açmadığı görülmektedir. Başvuru formu ve ekleri incelendiğindebaşvurucu tarafından, idari işlemin ve genelgenin yasaya aykırı olduğunailişkin olduğu iddiasıyla başlatılacak yargısal süreçlerin etkili olmayacağınadair herhangi bir yargısal içtihadın da sunulmadığı anlaşılmıştır.
63. Öte yandan 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde dava şartları, 116. maddesinde ilkitirazlar ve 119. maddesinde ise dava dilekçesinin içeriği düzenlenmiş olupanılan maddelerde dava konusu taşınmazın ada ve parsel numaralarının davadilekçesine yazılması yönünde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu Kanun'un 119.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendine göre dava dilekçesinde"açık bir şekilde talep sonucunun" bulunması gerekmektedir. Yargıtayiçtihatlarına göre dava dilekçesinde ada ve parsel numarasının bildirilmemesiveya yanlış bildirilmesi sonuca etkili görülmeyip dava dilekçesindekiaçıklamalar doğrultusunda mahkemece ilgili belgelerin ve kayıtlarınkurumlarından getirtilerek gerek duyulduğunda mahallinde keşif de yapılarakuyuşmazlık konusu taşınmazın belirlenebileceği hatta doğru hasma dava açıldığıdurumlarda yanlış bildirilen ada ve parsel numarasının dahi davacı tarafındanyargılama sırasında düzeltilebileceği kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 6/11/2006 tarihli ve E.2006/5834, K.2006/6641 sayılı kararında"davacının iddiası göz önünde tutularaktaraf delillerinin toplanılması ve dava konusu taşınmazın belirlenmesi"gerektiği; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 15/10/2007 tarihli ve E.2007/9952,K.2007/11753 sayılı kararında da "tapukaydı idareden getirtilerek ve davalının savunmasında belirttiği kesinleşendosyalar ile birlikte keşfen mahallinde uygulanarakdava konusu taşınmazın belirlenmesi" gerektiği açıklanmıştır.Yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 3/10/2003 tarihli ve E.2013/12837, K.2013/13983 sayılı kararında "davadilekçesinde parsel numarasının belirtilmemesinin" sonucaetkili olmadığı ifade edilmiş; Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 16/6/2014 tarihlive E.2014/6021, K.2014/8463 sayılı kararında da dava dilekçesinde parselnumarasının bildirilmemesinin maddi hata olup davanın doğru hasma açıldığıtakdirde bu maddi hatanın düzeltilebileceği belirtilmiştir.
64. Bu durumda anılan yasal hükümler ile Yargıtay içtihatlarınagöre başvurucunun ihlal iddiasına konu taşınmaza yönelik olarak dava açabilmekiçin ada ve parsel numarasının tam olarak bilinmesine lüzum olmadığıanlaşılmaktadır. Zira dava dilekçesindeki açıklamalar doğrultusunda Mahkemecetapu müdürlüklerinden ilgili kayıtlar istenebileceği gibi gerek duyulduğutakdirde mahallinde keşif yapılmak suretiyle de uyuşmazlık konusu taşınmazbelirlenebilecektir.
65. Kaldı ki başvurucu ihlal iddiasına konu taşınmaza MaliyeHazinesince el konulduğunu ileri sürmekte olup başvurucunun başvuru formuekinde uyuşmazlık konusu taşınmaza ait olduğunu belirttiği kadastro krokilerinide ibraz ettiği görülmektedir. Başvuru formunda da "ekte sunulan (Ek-7) ve elimize tesadüfen geçen Kozan'da müvekkileait araziyi gösteren kadastro krokisi" ibarelerine yerverilmiştir. Bu durumdabaşvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro krokisini edindiğigörülmekle hangi taşınmaza dava açabileceği yönünde yeterli bilgiye sahipolduğu gibi Maliye Hazinesi tarafından taşınmaza el konulduğunu ileri sürdüğünegöre başvurucunun kime husumet yönelteceği hususunda da bilgi sahibi olduğuanlaşılmaktadır.
66. Sonuç olarak başvuru konusu ihlal iddialarına ilişkin olarakidari ve yargısal başvuru yolları tüketilmeden doğrudan bireysel başvuruyapıldığı, ihlal iddialarına konu edilen taşınmazın hukuki durumunun vemahiyetinin öncelikle idari makamlar ve yargısal merciler önünde, bu kapsamdada konusunda uzman derece mahkemeleri nezdinde çelişmeli yargılama ilkesiçerçevesinde tartışılarak ortaya konması gerektiği, başvurucunun dava açabilmekiçin yeterli bilgiye de sahip olduğu, söz konusu başvuru yollarının pratikteetkili olmadığını gösteren ilgili ve somut bir örneğin ise sunulmadığıanlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerininderece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil niteliktebir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Dolayısıyla somut olay bakımından başvuruyolları usulünce tüketilmemiştir.
67. Açıklanan nedenlerle başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA15/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.