TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KOMMERSAN KOMBASSAN MERMER MADEN İŞLETMELERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7114)
Karar Tarihi: 20/1/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucular
:
1. Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş
2. Özay GEDİKLİ
3. Ömer MAVİ
Vekilleri
:
Av. Serpil ALATLI BAYBURT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru;mahkeme kararında kanun yolunun yanlış gösterilmesi ve hükmün tefhimininusulüne uygun olmamasından dolayı temyiz süresinin, kararın tebliğ tarihi yerinetefhim tarihinden başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2.Başvuru 16/9/2013 tarihinde Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/11/2013 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4.Birinci Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
6.Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 25/2/2014 tarihinde,başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespitedilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu şirkete ait mermer ocağında 9/9/2001 tarihinde meydana gelen işkazası sonucu işçi B.A.T. vefat etmiştir.
9.Müteveffa işçinin mirasçıları, başvuruculara karşı 22/5/2003 tarihinde Muğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2003/360 sayılı dosyasında, iş kazasındankaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
10.Mahkeme 2/10/2006 tarihli ve E.2003/360, K.2006/439 sayılı kararı ile davayıkısmen kabul etmiştir.
11.Temyiz üzerine karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3/4/2007 tarihli veE.2007/3225, K.2007/5591 sayılı ilamı ile bozulmuştur.
12.Bozma üzerine dosya Mahkemenin E.2007/418 sırasına kaydedilmiş, Mahkemece bozmailamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.
13.Mahkeme 7/10/2009 tarihli ve E.2007/418, K.2009/650 sayılı kararı ile davayıkısmen kabul etmiştir.
14.Başvurucular, tefhimle başlayan temyiz süresinin durdurulması için dosyaya süretutum dilekçesi vermişler; gerekçeli temyiz talepleri, Yargıtay 21. HukukDairesinin 5/10/2010 tarihli ve E.2010/2189, K.2010/9445 sayılı ilamı ilereddedilmiştir.
15.Başvurucular 3/12/2010 tarihli dilekçe ile temyiz süresi konusunda maddi hatayapıldığını belirterek dosyanın esastan incelenmesini talep etmişler, Yargıtay21. Hukuk Dairesi 28/2/2011 tarihli ve E.2010/13722, K.2011/1703 sayılı ilamıile temyiz süresinin hesabında maddi hata yapıldığını belirterek temyizincelemesi yapmış ve hükmü bozmuştur.
16.Bozma üzerine dosya, Mahkemenin E.2011/1187 sırasına kaydedilmiş; Mahkeme,önceki kararında direnerek 22/3/2012 tarihli ve E.2011/1187, K.2012/233 sayılıkararı ile davayı kısmen kabul etmiştir.
17.Mahkemenin kısa kararı şöyledir:
“GD: Gerekçesi ekli kararda açıklanacağı üzere;
1-Manevi tazminatla ilgili verilen önceki kararkesinleşmekle bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına,
2-Davacıların defin ve cenaze masraflarıyla ilgili olarakverilen karar kesinleşmekle bu konuda da yeniden karar verilmesine yerolmadığına,
3-Davacıların destekten yoksun kalma (maddi) tazminatınıslah edilmiş haliyle kısmen kabulüyle
i-Davacılardan Çiğdem için 5.878,79 TL
ii- Davacılardan Hakan için 8.360,35 TL
iii- Davacılardan Esra için 29.590,27 TL
iii-Davacılardan Hanife için 310.968,05 TL
Tazminatın olay tarihi olan 09.09.2001 tarihinden itibarenişleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
4-Davacılar davada kendilerini vekille temsil ettiklerindenmanevi tazminat yönünden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT görehesaplanarak takdir olunan 5.480,00 TL vekâlet ücretinin davalılardanmüştereken ve müteselsilen alınarak davacılaraverilmesine,
5-Maddi tazminat yönünden 24.641,90 TL vekâlet ücretinindavalılardan müteselsilen alınarak davacılaraverilmesine,
6-A. E dışındaki davalılar davada kendilerini vekille temsilettiklerinden AAÜT' ye göre reddedilen manevi tazminat miktarı üzerindenhesaplanan1.800,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müteselsilenalınarak A.E dışındaki davalılara verilmesine,
7- A. E dışındaki davalılar davada kendilerini vekilletemsil ettiklerinden maddi tazminat yönünden hesaplanan 11.041,05 TL vekâletücretinin davacılardan müteselsilen alınarak A. Edışındaki davalılara verilmesine,
8-Hesaplanacak yargılama giderlerinin red-kabul oranında göre taraflar arasındapaylaştırılmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzünde, tebliğdenitibaren 15 gün içinde Yargıtayda temyizi kabil olmaküzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/03/2012”
18.Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısımları şöyledir:
“T.C.
MUĞLA
1. ASLİYE HUKUKMAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2007/418
KARAR NO : 2009/650
….
HÜKÜM:
1-Manevi tazminatla ilgili verilen önceki kararkesinleşmekle bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına,
2-Davacıların defin ve cenaze masraflarıyla ilgili olarakverilen karar kesinleşmekle bu konuda da yeniden karar verilmesine yer olmadığına,
3-Davacıların destekten yoksun kalma (maddi) tazminatınıslah edilmiş haliyle kısmen kabulüyle
i-Davacılardan Çiğdem için 5.878,79 TL
ii- Davacılardan Hakan için 8.360,35 TL
iii- Davacılardan Esra için 29.590,27 TL
iii-Davacılardan Hanife için 310.968,05 TL
Tazminatın olay tarihi olan 09.09.2001 tarihinden itibarenişleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
4-Davacılar davada kendilerini vekille temsil ettiklerindenmanevi tazminat yönünden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’yegöre hesaplanarak takdir olunan 5.480,00 TL vekâlet ücretinin davalılardanmüştereken ve müteselsilen alınarak davacılaraverilmesine,
5-Maddi tazminat yönünden 24.641,90 TL vekâlet ücretinindavalılardan müteselsilen alınarak davacılaraverilmesine,
6-A. E dışındaki davalılar davada kendilerini vekille temsilettiklerinden AAÜT' ye göre reddedilen manevi tazminat miktarı üzerindenhesaplanan 1.800,00 TL vekâlet ücretinin davacılardan müteselsilenalınarak A.E dışındaki davalılara verilmesine,
7- A. E dışındaki davalılar davada kendilerini vekilletemsil ettiklerinden maddi tazminat yönünden hesaplanan 11.041,05 TL vekâletücretinin davacılardan müteselsilen alınarak A.Edışındaki davalılara verilmesine,
8-Alınması gerekli 21.074,96 TL harç peşin alındığındanyeniden harç alınmasına yer olmadığına.
9-Davacılar tarafından dosyaya yapılan bozma öncesi 977.00 TL yargılama gideri, 44.00 TL Temyiz gideri, 13.50 TLposta gideri, 300.00 TL bilirkişi ücreti, 4.50 TL tebligat gideri, 30.00 TLposta gideri, 15.00 TL 2 tebligat gideri olmak üzere toplam 1.384.00 TLyargılama giderinden kabul oranına göre hesaplanan 1.051.84 TL yargılama gideriile 3.197.91 TL harç giderinin, davalılardan müştereken ve müteselsilentahsili ile davacılara verilmesine
Dair, taraf vekillerinin yüzünde, tebliğden itibaren 15 güniçinde, Yargıtay'da temyizi kabil olmak üzere verilen karar, açıkça okunup,usulen anlatıldı. 27/03/2012”
19.Başvurucular, Mahkemenin gerekçeli direnme kararını 1/10/2012 tarihindetebellüğ etmişlerdir. 28/9/2012 tarihli temyiz talepleri üzerine dosya YargıtayHukuk Genel Kuruluna (HGK) gönderilmiş; HGK, E.2012/21-1847, K.2013/888 sayılıilamı ile temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar vermiştir. İlamınilgili kısmı şöyledir:
“…
Mahkemece tefhim edilen 22.03.2012 tarihli kısa kararda,“gerekçesi ekli kararda açıklanacağı üzere” denip verilen karar açıklandıktan;yargılama gideri kısmında “hesaplanacak yargılama giderlerinin ret-kabuloranına göre taraflar arasında paylaştırılmasına” denildikten sonra “tarafvekillerinin yüzünde, tebliğden itibaren 15 gün içinde Yargıtaydatemyizi kabil olmak üzere” şeklinde karar verildiği, gerekçeli kararın1/10/2012 tarihinde davalılar vekiline tebliğ edildiği ve 28/9/2012 tarihindetemyiz edildiği görülmüştür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/1. maddesinde; “İşmahkemesinin nihai kararları tefhim tarihinden itibaren sekiz (8) gün içindetemyiz olunabilir” hükmü yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmelerde bir kısımüyelerce; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 321/2 maddesinde,“kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikteaçıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebinide tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararıtefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılaraktebliğe çıkartılması gerekir” düzenlemesinin bulunduğunu; 6100 sayılı HMK’nın 316/1-g maddesi yollaması ile basit yargılamausulünün uygulandığı eldeki davada hükmün tefhiminin, hakimingerekçe yazmama nedenini belirtemediği gibi (HMK.m.321/2), yargılama giderinin miktarını da belirtmediğinden (HMK. m. 297/1-ç),usulüne uygun olmadığını bu nedenle sekiz (8) günlük temyiz süresinin kararıntebliğinden itibaren başlaması gerektiğini, kararın taraflara tebliğ tarihindenitibaren süresinde yapılan temyiz itirazının kabulü gerektiği görüşüsavunulmuşsa da, bu görüş; kısa karar tefhiminin usulüne uygun olduğu, temyizsüresinin kanunda düzenlendiği, bu sürenin hakim tarafından uzatılamayacağı,davalılar vekilinin temyiz başvurusunun, yasada öngörülen sekiz (8) günlük süregeçtikten sonra yapıldığı gerekçesiyle Kurul çoğunluğunca yerinde görülmeyerektemyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
…”
20.Yargıtay ilamı 20/8/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş, 16/9/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
21.30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesinin ikincifıkrası şu şekildedir:
“İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüzekarşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş isetebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.”
22.5521 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca ResmîGazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkındayapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafındansonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunlayapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleri uygulanır.”
23.12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şu şekildedir:
“Hüküm "Türk Milleti Adına" verilirve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerinve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitlisıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
…
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri iletaraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları vesüresini.
…”
24.6100 sayılı Kanun’un 321. maddesi şöyledir:
“(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğinibildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıcasüre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkintüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancakzorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadecehüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçelikararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”
25.18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun(HUMK) yürürlükte olan 432. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
“Temyiz süresi on beş gündür. Temyiz süreleri,ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
26. Mahkemenin20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular;Mahkemenin, davayı iş mahkemesi sıfatıyla gördüğünü tutanaklardabelirtmediğini, kısa ve gerekçeli kararda da Mahkemenin adının “Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi” olarakgeçtiğini ve kanun yolu süresinin de tebliğden itibaren 15 gün olduğununbelirtildiğini, gerekçeli kararı tebellüğ etmeden hükmü temyiz ettikleriniancak Yargıtay tarafından davanın iş davası olarak kabul edildiğini ve işmahkemesi sıfatıyla karar verildiğini, temyiz süresinin 8 gün olduğubelirtilerek temyiz dilekçesinin reddedildiğini, bu nedenle Anayasa’nın 40.maddesi hükmünün ihlal edildiğini, temyiz süresinin 15 gün olduğu açıklanmışkenbu sürenin kendileri hakkında uygulanmamasının kanun önünde eşitlik hakkını dazedelediğini, bunun yanında kısa kararın 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesindekişartları taşımadığını, gerekçeli kararın sonradan yazılmasının sebebi tutanaktabelirtilmediği gibi yargılama giderlerinin açık bir şekilde belirtilmediğini,bu açıdan kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki olduğunu, aleniyargılama ilkesinin ortadan kalktığını, kısa kararın usulüne uygun tefhimedilmemesi nedeniyle temyiz süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlamasınınzorunlu olduğunu ancak HGK’nın süreyi tefhimtarihinden başlattığını ve temyiz hakkını ellerinden aldığını belirterekAnayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşler, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasını talepetmişlerdir.
B. Değerlendirme
28.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların tamamı adilyargılanma hakkı kapsamında, mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiası başlığıaltında değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29.Başvurucuların, Mahkemece verilen kısa kararın kanuni şartları taşımamasınedeniyle tefhimin usulüne uygun olmadığı, yine Mahkemenin davaya iş mahkemesisıfatıyla baktığını belirtmediği, kısa ve gerekçeli kararda temyiz süresi ilesürenin başlama şeklinin yanlış gösterildiği, bu nedenle temyiz süresinintebliğ tarihinden itibaren başlatılması gerektiği hâlde tefhim tarihindenitibaren başlatılmasının mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurduğuyönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler içindiğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Busebeple başvuruya ilişkin kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
30.Başvurucular; kısa kararın usulüne uygun tefhim edilmediğini, tutanakta kararıngerekçesinin neden yazılmadığı hususuna da değinilmediğini, yine Mahkemenindavayı hangi sıfatla yürüttüğünü belirtmediği gibi kısa ve gerekçeli kararında ‘Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ ismineyer verdiğini ve kararın tebliğden itibaren 15 gün içerisinde temyizedilebileceği ibaresini kullandığını, bu nedenle temyiz süresinin gerekçelikararın tebliğinden itibaren başlatılması gerektiği hâlde HGK’nınsüreyi tefhim tarihinden başlatarak temyiz dilekçesini reddettiğini belirterekmahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
31.Bakanlık; başvuruya konu davada Mahkemenin, kısa kararı tefhim ederken gerekçeyazmama nedenini ve yargılama giderlerinin miktarını tutanakta belirtmediğini,yine temyiz süresi ve sürenin tefhimden başlatılması hususlarında hatayadüştüğünü belirterek bu durumun sonuçlarına tarafların katlanmaması gerektiğinibildirmiştir.
32.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
33.Anayasa’nın 40. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilenherkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını istemehakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde,ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmek zorundadır.
Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemlersonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazminedilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
34.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
35.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarınadavacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia,savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeylegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesigerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa’da adilyargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
36.Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişimhakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili birşekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temelunsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmakisteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahipolmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin yada uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiğidurumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).
37.Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır.Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesiise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013).
38.Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilenbir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların; hakkın özünü,zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülüolması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38). Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceği gibi buhakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22). Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal bir takım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa damahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâledebilecek aşırı şekilcilikten diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenenusul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırıgevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
39.Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getirenuygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açmaya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler davaaçmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin birgereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülensüre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlışhesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya da kanun yollarına başvurmahakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmekgerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya,B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 36-40).
40.Bir kanuni düzenlemenin; bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceğikadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almaksuretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortayaçıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilirbir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.Oysa hukukun, ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçokkanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlıolan yoruma açık formüller içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01,13/11/2008, § 83).
41.Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün birşekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerinekişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından birçeşit engel hâline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmişolacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
42.6100 sayılı Kanun’un 294. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hükmün tefhimininhüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olacağı, (4)numaralı fıkrasında ise zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhimedildiği hâllerde gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ayiçerisinde yazılması gerektiği belirtilmiştir.
43.Yine aynı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, hükmüveren mahkemenin çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmü hangi sıfatla verdiğini;(ç) fıkrasında, hüküm sonucu, yargılama giderleri ile kanun yolları vesüresinin hüküm içeriğinde yer alması gerektiği; (2) numaralı fıkrasında dahükmün sonuç kısmında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıranumarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesigerektiği belirtilmiştir.
44. Nitekimyerel Mahkemenin bir kararını “Açıklananhüküm sonucunda davacının hangi taleplerinin reddedildiği, yargılamagiderlerinin (masraf ve vekâlet ücretleri) ne şekilde hüküm altına alındığı,kanun yoluna başvurma süresinin ne kadar olduğu, Yasanın emredici hükmünerağmen açıkça belirtilmemiştir. 6100 sayılı HMK.nın 298/2.maddesine göre “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” Yukarıdabelirtildiği üzere duruşmada açıklanan hüküm sonucu ile gerekçeli kararın hükümsonucunun da aynı olduğu söylenemez. Bu nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 297.,298/2 ve 321. maddelerinde belirtilen zorunlu unsurların hiç birisinitaşımadığı anlaşılan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay9. Hukuk Dairesi'nin 27/3/2012 tarihli ve E.2012/12045, K.2012/10187 sayılıilamı) gerekçesiyle bozan Yargıtay Dairesinin bozma ilamına, yerel mahkemenindirenme kararı vermesi üzerine HGK “Somutolayda da, yukarıda belirtilen şekilde 6100 s. HMK'nın294/3., 297., 298/2 ve 321.maddesi hükümlerine uygun bir hüküm fıkrasıoluşturulmamış; kısa kararın hüküm fıkrasında yalnızca "davanın kısmenkabul kısmen reddine, davacı tarafın hafta tatili ücreti ve yıllık izin ücretitaleplerinin reddine, diğer taleplerin kabulüne" denilmekle yetinilmiş,taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe vetereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmemiştir” (HGK’nın 18/9/2013 tarihli ve E.2012/9-1686, K. 2013/1374sayılı ilamı) gerekçesi ile yerelMahkemenin direnme kararını kaldırmıştır.
45. HGK’nın kararıyla aynı yönde verilen 9. Hukuk Dairesininbir kararında da “5521 sayılı İş MahkemeleriKanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerinde verilen kararlara karşı temyizsüresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gündür. Mahkemece kararyüze karşı tefhim edilmiş ise, tefhim edilen kısa kararın 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanununun 297. maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununun 383 ve devamı maddelerinde) belirtilen şartları taşıması gerekir.Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden söz edilemez. Bu durumda temyiz süresigerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.” (Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin, 18/1/2012 tarihli ve E. 2009/40934, K. 2012/846 sayılı ilamı)gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.
46.Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 321. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kararıntefhiminin, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikteaçıklanması ile gerçekleşeceği, ancak zorunlu hâllerde hâkimin bu durumunsebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini yazdırarak kararıtefhim edebileceği, bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılaraktebliğe çıkartılması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte hükme ilişkintüm hususların açıklanmasının zorunlu olduğu kısa kararın 6100 sayılı Kanun’un297. maddesinde belirtilen unsurları karşılaması gerektiği açıktır.
47.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması veuygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum veuygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunanhak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesinceincelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılacak böyle birinceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,§ 40).
48.Somut olayda 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g)bendi gereği basit yargılama usulünün uygulandığı başvuru konusu davadaMahkemenin, 22/3/2012 tarihli celsede tefhim ettiği kısa kararda, gerekçesiniaçıklamadığı gibi gerekçe yazmama nedenini de belirtmediği; bunun yanında İşMahkemesi sıfatıyla yürüttüğü yargılamada, kararı bu sıfatla verdiği hususunada değinmediği, ayrıca hüküm sonucunun (8) numaralı fıkrasında “Hesaplanacak Yargılama giderlerinin red kabul oranına göre taraflar arasında paylaştırılmasına”denilmek suretiyle başvurucuların temyize konu edilebilecek bir hususta,sorumlu oldukları miktarı açık ve tereddütsüz olarak belirtmediğianlaşılmıştır.
49.Yine Mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında “Dair,taraf vekillerinin yüzünde, tebliğden itibaren 15 gün içinde, Yargıtay'datemyizi kabil olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.” ibaresini kullanarak kararın tebliğden itibaren 15 gün içerisinde temyizedilebileceğini belirttiği anlaşılmıştır.
50.Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin işlemlerinde ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devlet organlarınıntesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı vebaşvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarakdağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahuttereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekildekullanmaları amaçlanmıştır.
51. Usulhükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu ve süresininbelirtilmesi zorunluluğu, özellikle ayrı ihtisas mahkemesi bulunmayan yerlerdeçeşitli sıfatlarla görev yapan asliye hukuk mahkemeleri açısından ayrı bir önemtaşımaktadır. Zira asliye hukuk mahkemelerinin bu durumda kararı hangi mahkemesıfatıyla verdiğini açıklaması, davada uygulanan yargılama usulü ile verilenkarara karşı kanun yolları bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarınısağlayarak tarafların kararları temyiz haklarını zamanında ve usulüne uygunolarak kullanabilmelerine hizmet etmektedir (AktifElektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855,26/6/2014, § 41).
52.5521 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği iş davalarında kararın tefhimdenitibaren 8 gün içerisinde temyiz edileceği öngörülmüş, 1086 sayılı mülgaKanun’un yürürlükte olan 432. maddesine göre ise hukuk davalarında temyizsüresinin 15 gün olduğu belirlenmiştir. İş mahkemelerin bulunmadığı yerlerdeasliye hukuk mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaktadır.
53.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “Kuralolarak başka bir mahkeme sıfatıyla görülmek üzere dava açılan bu gibi hallerdeAsliye Hukuk Mahkemesinin yargılamaya hangi sıfatla baktığını tensip kararındanbaşlayarak karara bağlaması ve buna göre yargılamayı sürdürmesi, sonuçta danihai kararında göstermesi gerekir. Bu husus uygulanacak yargılama yöntemi,temyiz süresi ve diğer usul kurallarının uygulanması açısından büyük önemtaşımaktadır. Örneğin, İş mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesine açılanbir davada seri yargılama usulü uygulanacağı gibi, temyiz süresi de tefhimlebaşlayacağından mahkemenin bu sıfatla davaya baktığını karar altına alması venihai kararında da göstermesi gerekir. Asliye Hukuk ve İş Mahkemeleri yönündentemel farklılıklar gözetildiğinde böyle bir belirleme yapılmamış olması usuleaykırı olacaktır.” gerekçesiyle ön sorunu aşarak davanın esasınagirmiş ve yerel Mahkemenin direnme kararını bozmuştur (Yargıtay Hukuk GenelKurulu, E.2011/19-446, K.2011/569, 28/9/2011).
54.Mahkemenin kısa kararının 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) ve (ç) bentleri ile (2) fıkrasındaki zorunlu unsurlarıkarşılamaması nedeniyle ortada usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hükümbulunmadığı, bu açıdan taraflar açısından temyize ilişkin hak veyükümlülüklerin gerekçeli kararın tebliği ile birlikte sonuç doğurmayabaşlayacağı, 6100 sayılı Kanun’un 321. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği,tefhim edilen kısa kararda gerekçenin bulunmaması nedeniyle de temyiz süresiningerekçeli kararın tebliği ile birlikte işlemeye başlayacağı anlaşılmaktadır.
55. Somutolayda Mahkemenin direnme kararının temyiz edilmesi üzerine HGK, kısa kararıntefhiminin usulüne uygun olduğunu, temyiz süresinin kanunda düzenlendiğini, busürenin hâkim tarafından uzatılamayacağını, temyiz başvurusunun Kanundaöngörülen 8 günlük süreden sonra yapıldığını belirterek başvurucuların temyizdilekçesini reddettiği anlaşılmıştır.
56. Yukarıdaaçıklanan mevzuat hükümleri çerçevesinde izah edildiği gibi davaya iş mahkemesisıfatıyla bakan Asliye Hukuk Mahkemesinin, kararında bu sıfatı kullanmadığıgibi kanun yolu ve süresini de doğru bir şekilde belirtmediği; Mahkemenin kısakararını, usul hükümlerine uygun olarak tefhim etmediği; ayrıca gerekçesizverilen kısa kararda, temyiz süresinin, gerekçeli kararın tebliğ tarihindenitibaren başlaması gerektiğine ilişkin Kanun hükmü ve mahkemenin kanun yolunuve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında temyizsüresini tefhim tarihinden başlatarak dilekçenin reddine karar veren HGK’nın değerlendirmesinin, mevzuat hükümleri çerçevesindeve öngörülebilirlik sınırları içerisinde olduğunun kabul edilemeyeceği; yapılanyorumun, başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde vekanun hükümlerine olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle elde edildiği; buaçıdan kararın, başvurucuların mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediğisonucuna ulaşılmıştır.
57.Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
58.Başvurucular, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ile yenidenyargılama kararı verilmesini talep etmişlerdir.
59.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesi şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
60.Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, mahkeme kararından kaynaklandığındanve yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan 6216 sayılıKanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgiliMahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61.Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet ücreti ve 198,35 TLharçtan oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müşterekenödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Kararın bir örneğinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,
D.198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA
20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.