TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KIRCA MÜHENDİSLİK İNŞ. TURZ. TİC. VE SAN. A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6241)
Karar Tarihi: 29/9/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 20/10/2016-29863
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Kırca Mühendislik İnş. Turz.Tic. ve San. A.Ş.
Vekili
:
Av. Yasemin ŞİŞMANOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hukuka aykırı olarak kum ve çakıl taşı çıkarmafaaliyetinin durdurulması, idari para cezası verilmesi ve faaliyetindurdurulduğu tarihe kadar ocaktan çıkarılmış malzemeye el konulmasının mülkiyethakkının; itiraz üzerine idari para cezasının mahkemece kaldırılmasına rağmenel konulma işleminin iptali için açılan davanın gerekçesiz şekilde ve kesinhükmün bağlayıcılığına uyulmayarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/3//2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 23/5/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuru hakkında bir görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Ordu İli ve İlçelerini Geliştirme Vakfı (Or-Ge), MeletIrmağının 0-11 km arasının Turnasuyu ve Melet Dere ağızlarının temizlenmesi vemalzeme çekilmesi için kendisine tahsisini talep etmiş ve Ordu İl Encümeninin30/6/2005 tarihli ve 2005/159 sayılı kararı ile bualanlar bir yıllığınaOr-Ge'ye tahsis edilmiştir.
8. Or-Ge, 30/6/2005 tarihli ve 9 sayılı kararıyla MeletIrmağı'ndan malzeme alım hakkının 12/8/2005 ila 12/2/2007 tarihleri arasında375.000 TL bağış karşılığında başvurucuya devredilmesine karar vermiştir. Bukarar doğrultusunda Or-Ge ile başvurucu arasında aynı yılın Ağustos ve Kasımaylarında protokol ve ek protokol imzalanmış, bu protokoller 15/8/2005 ve 14/11/2005tarihlerinde Ordu Valisince uygun bulunmuştur.
9. Protokol ile belirlenen bedel Or-Ge adına düzenlenen çeklerleödenmiş, başvurucu şirkete İl Özel İdaresi gelir Müdürlüğü tarafından farklıtarihlerde tutanakla maden sevk fişleri teslim edilmiştir. Başvurucu, Protokol hükümleri çerçevesinde faaliyetebaşlamış ve İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin talebiyle 4/6/1985 tarihli ve3213 sayılı Maden Kanunu'nun 31. maddesi gereğince çıkarılan malzeme bedelinin % 4'ünü Devlet Hakkı olarak Ordu İl Özel İdaresi hesabınayatırmıştır.
10. İl Encümeni 13/4/2006 tarihli, 66 sayılı kararıyla başvurucuşirketin protokol hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesiyle alandakifaaliyetlerinin durdurulmasına ve konunun araştırılarak rapor hazırlanması içinbir komisyon kurulmasına karar vermiştir. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetleri geçici olarakdurdurulmuştur.
11. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin 14/8/2008 tarihlikararıyla Defterdar Yardımcısı M.K. Tarafından hazırlanan raporda başvurucuşirketin sözleşme ile kendisine verilen hakkı kötüye kullandığı, işletmeruhsatı olmadan faaliyet gösterdiği, basiretli bir iş adamı gibi davranmadığıbelirtilerek 3213 sayılı Kanun'un 12. ve 03/02/2005 tarihli ve 25716 sayılıResmî Gazetede yayımlanan Maden Kanunu'nun I (a) Grubu Madenleri İle İlgiliUygulama Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 18. maddesi gereğince stokta bekletilen233.800 m3 malzemeye el konulmasına karar verilmiştir. Bukarar doğrultusunda 15/8/2008 tarihinde malzemeye el konulmuştur.
12. İl Encümeninin 4/9/2008 tarihli, 126 sayılı kararıyladeğişik komisyonlar tarafından yerinde yapılan incelemelerde başvurucu şirketinsözleşme ile kendisine verilen hakkı kötüye kullandığı, amir hükümlere rağmenruhsat almadan faaliyet gösterdiği ve basiretli bir iş adamı gibi davranmadığıbelirtilerek başvurucuya çıkarılan 233.800 m² malzeme bedelinin beş katı11.690.000 TL ceza uygulanmasına karar verilmiştir.
13. Öte yandan ruhsatsız faaliyet sonucunda çıkarıldığı ilerisürülen 233.800 m3 malzemenin miktarı dikkate alınarak, başvurucu hakkında 3213sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının iptaliistemiyle açılandavada Ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 27/12/2010 tarihli,2010/305 Değişik İş esas sayılı kararı ile hukuka aykırı bulunan idari yaptırımkararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"İtiraza konu maddi olay ile yukarıda yeralan yasal hükümlerin birlikte değerlendirilmesi sonucu Ordu İl Encümenince MeletIrmağından malzeme alımının Ordu valisinin de başkanı olduğu OR-GE vakfınatahsis olunup buradan malzeme alımının da OR-GE vakfı ile İl Encümenininbaşkanı olan Ordu Valisince uygun bulunan protokol ve ek protokol hükümlerinegöre işletim hakkının muteriz şirkete 12.08.2005-12.02.2007 tarihleri arasındatahsis olunduğu, ancak daha sonra protokol hükümlerine aykırı davranıldığıgerekçesiyle İl Encümenince şirketin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulupdefterdar yardımcısınca hazırlanan rapora göre şirket hakkında protokolhükümlerine aykırı davranıp mahallinden ruhsatsız olarak 1 a grubu madenalındığı gerekçesiyle idari para cezasının uygulandığı; ancak öncelikli olarak3213 sayılı yasaın 12. Maddesi ve Maden Kanununun ı (A) Grubu Madenleri İle İlgiliUygulama Yönetmeliği hükümlerine göre idari para cezasının uygulanabilmesi içinyönetmeliğin 18. maddesine göre '...Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer,üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi, tartılmasımümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşık miktarı tespitedilir...'bir tespit yapılmasının gerektiği fakat iptale konu idari yaptırımkararı öncesinde böyle bir tespitin yapılmadığı, kaldı ki böyle bir tespitinyapılmadığının da Ordu İl Özel İdaresinin 12.11.2010 tarihli yazısında da karşıtarafça kabul olunduğu ve muteriz şirketin beyanları ile sunduğu belgelereitibar olunarak cezanın uygulandığı bu yönüyle muteriz hakkında uygulanan idariyaptırım kararının dayanağını teşkil edecek bir tespit tutanağı olmayıp idaripara cezasının olaya uygun olup olmadığını denetleyecek olan itiraz merciinin(Sulh Ceza Mahkemesinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin) bu durumu tespit etmesininmümkün olmayıp ceza hukukunda hakim prensip olan şüpheden sanık yararlanırilkesi uyarınca bu yönüyle idari para cezasının iptalinin gerektiği; ayrıcaMaden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliğine göreruhsat verme yetkisinin il özel idaresinde olup il özel idaresi organlarının İlÖzel İdaresi Yasasına göre İl Encümeni ve vali olup taraflar arasında yapılantahsis, protokol, ek protokol hükümlerinin il encümeninin başkanı sıfatıylavali tarafından onaylandığı, protokol ve ek protokolün imzalanması aşamasındaitiraz eden şirketin ruhsatının olmamasının ruhsat vermeye yetkili İl Özelİdaresi ve vali tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı, yine OR-GE vakfının30.06.2005 tarih 9 karar sayılı toplantısında KIRCA Mühendislik A.Ş nintoplantı tarihi itibarıyla her hangi bir sıkıntı yaratmadıkları gerekçesiylevakıf ile şirket arasıında yapılan protokol hükümlerine göre işlem yapılıpmalzeme alımına rıza gösterildiği, kaldı ki muteriz şirket tarafından arazidenmalzeme alım sıralarında 07.11.2005-31.12.2005 tarihli ödeme formu ile Ordu İlÖzel İdaresi 1 (a) grubu madenler için sevk fişlerinin düzenlenip OR-GE vakfıhesabına ödeme yapıldığı gibi özel idare sevk irsaliyelerinin muteriz şirkettarafından zimmetli olarak il özel idaresi müdürlüğüne teslim olunması ve OrduValiliği İl Özel İdaresi Genel Sekreteterliğinin 14.04.2006 tarih 1047 sayılıyazısında 3213 sayılı yasanın 31. Maddesine göre hesaplanan bedelin Nisan ayısonuna kadar İl Özel İdaresi hesabına yatırılması istemine ilişkin yazınıniçeriği de dikkate alındığında burada çalışıldığının yetkili organlarcaişletmenin faaliyetlerinin durdurulması öncesinde bilindiği ve daha sonramuteriz şirketin protokol hükümlerine aykırı davranılıp ruhsatsız malzemealındığı gerekçesiyle idari para cezasının uygulanmasının iyiniyet kurallarıylada bağdaşmayacağı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ise esasen protokolhükümlerinin uygulanmasından kaynaklanıp bu uyuşmazlığın da Türk BorçlarKanunu'nda yer alan sözleşmeler hukukuna göre çözümlenmesinin gerektiği; tüm buaçıklamalar ışığı altında uygulanan idari yaptırım kararının usul ve yasaya aykırıolduğu anlaşılmakla..."
14. Karara karşı yapılan itiraz, Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin28/1/2011 tarihli, 2011/106 Değişik İş esas sayılı kararı ile reddolunarakkarar kesinleşmiştir.
15. Başvurucu malzemeye el konulması işleminin iptali için Orduİdare Mahkemesinde iptal davası açmış, Mahkeme 10/9/2008 tarihli kararıyladavayı görev yönünde reddetmiş, Danıştay 8. Dairesinin 23/12/2009 tarihli bozmakararı sonrasında davayı tekrar esastan ele almıştır.
16. Mahkeme 28/12/2011 tarihli ve E.2011/68, K.2011/1624 tarihlikararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Bakılan davada;davacı şirket tarafındanOrdu İl Encümeni'nce Melet Irmağından malzeme alımının Ordu valisinin debaşkanı olduğu OR-GE vakfına tahsis olunup, OR-GE vakfı ile İl Encümenininbaşkanı olan Ordu Valisince uygun bulunan protokol ve ek protokol hükümlerinegöre buradan malzeme alım hakkının 12.08.2005-12.02.2007 tarihleri arasındataraflarına devredildiği, OR-GE vakfına şekli anlamda işletme ruhsatı verilipverilmemesinin idarenin takdirinde olduğu, maden çıkarma faaliyeti ile ilgilibütün işlemlerin OR-GE Vakfı adına özel bir hasılat kira sözleşmesi türü olanrödovans sözleşmesi niteliğindeki protokoller karşılığında ve İl Özelİdaresinin bilgisi dahilinde yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler davacıtarafça dosyaya sunulmuş ise de; I (a) Grubu madenlerin, il özel idaresinceihale yolu ile ruhsatlandırılacağı ve ihale sonrası işletme ruhsatı ve iznialan kişilerce maden üretim ve sevkiyatının yapılabilmesi olanaklı olup bukonuda davacı şirkete verilen bir işletme ruhsatı ve işletme izninin olmamasıkarşısında mahallinden ruhsatsız olarak çıkarılan I(a) grubu 233.800 m3malzemeye idarece el konulabileceği sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan;3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12.maddesi ve Maden Kanununun I(a) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliğihükümlerine göre çıkarılan malzemeye el konulabilmesi için üretimin yapıldığıyer, üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi,tartılması mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşıkmiktarını tespit eden bir tutanak düzenlenmesi gerekmekte ise de; el konulanmalzemenin işletme ruhsatı ve izni olmadan çıkarılarak stoklanması nedeniylesözkonusu bu durum dava konusu işlemi sakatlar nitelikte asli bir şekileksikliği olarak görülmemiştir.
Bu durumda; davacı şirketin, maden işletmeruhsatı almadan faaliyet gösterdiğinden bahisle Melet Irmağından çıkarılan veBayadı Köyü, Kurul Mevkiinde stokta bulunan 233.800 m3 1(a) grubu malzemeye3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca el konulmasına ilişkin olaraktesis olunan 14.08.2008 tarih ve 7566 sayılı dava konusu işlemde hukukaaykırılık bulunmamıştır."
17. Bahsedilen karar Danıştay 8. Dairesinin 19/10/2012 tarihlive E.2012/2124, K.2012/7913 sayılı kararıyla onanmış, aynı Dairenin 5/3/2014tarihli ve E.2013/2726, K.2014/1693 sayılı karar düzeltme talebini ret kararıile kesinleşmiştir.
18. Kesinleşen karar başvurucuya 10/4/2014 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiş, başvurucu 8/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 3213 sayılı Kanun’un 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılıKanun'la değişik 12. maddesinin somut başvuruya konu davada uygulandığı dönemdeşöyledir:
“Üretilen madenin sevk fişi ile sevkiyatızorunludur.
Konveyör ve boru hattı ile sevkiyat, ocak vetesis mesafesi, nakil güzergahının durumu, cevherin tüvanan, konsantre, yarımamul ve mamul olarak taşınması göz önüne alınarak sevk fişi kullanımı ilealtın, gümüş, platin gibi kıymetli metallerin entegre tesislerinde vezenginleştirme tesisleri ile bu tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişikullanımı ve denetimi ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir.
Ruhsat sahibi tarafından sevk fişi olmaksızınmaden sevk edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit edilmesi halinde, sözkonusu madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idarî para cezasıverilir.
Denetimve inceleme sonucunda, yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilenruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyenmiktar için hesaplanacak Devlet hakkının on katı tutarında idarî para cezasıverilir.
Ruhsat veya işletme izni olmadan üretimfaaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene mülkî idareamirliklerince el konulur. Bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup elkonulan ve el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satışbedelinin beş katı tutarında idarî para cezası uygulanır. Bu şekilde madençıkartılması ve/veya sevk edilmesi Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır.Bu fiili işleyenler adlî takibat yapılmak üzere ilgili makamlara bildirilir. Elkonulan madenler, mülkî idare amirliklerince satılarak bedeli özel idareyeaktarılır.
Ticarîamaç taşımayan ve köylülerin kendi zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere köymuhtarının yazılı izni ile üretilip sevk edilen yapı hammaddeleri için bu maddehükmü uygulanmaz. Harç ve Devlet hakkı alınmaz.”
20. 3213 sayılı Kanun’un 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılıKanunla değişik 30. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terkedilmiş veya taksir edilmiş alanlar ihale yolu ile aramalara açılır. İhaleilânı Resmi Gazetede yayımlanır."
21. 3213 sayılı Kanun'a 10/6/2010 tarihli ve 5995 sayılıKanun'la eklenen Ek 7. maddesi şöyledir:
“Maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarınınbir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları rödövanssözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İşKanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklarrödövansçıya aittir. Ancak bu durum ruhsat sahibinin Maden Kanunundan doğansorumluluklarını ortadan kaldırmaz."
22. Yönetmeliğin 6. maddesinin somut başvuruya konu davadauygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:
“ I (a) Grubu madenler, il özel idaresince ihale yolu ileruhsatlandırılır. İhaleler il özel idaresinin tabi olduğu mevzuata göreyapılır. Özel mülkiyet içerisinde bulunan I (a) Grubu maden sahaları ihaleedilemez.”
23. Yönetmeliğin 9. maddesinin somut başvuruya konu davadauygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:
“I (a) Grubu maden ruhsatı almak için, ihalesonrası gerekli bedellerin yatırılmasını veya özel mülkiyetindeki alan içindede talebin uygun bulunmasını takiben en geç on beş gün içerisinde işletmeruhsatı talep harcı, yıllık işletme ruhsat harcı ile teminatı yatırılarak, EkForm-1'e uygun hazırlanmış taahhütnameyi, bir ay içerisinde de Ek Form-2'yeuygun olarak hazırlanmış işletme projesini valiliğe vermek zorunludur. Gerekliizinlerin alınmasını takiben Ek Form-3'deki işletme ruhsatı verilir. Alınmışizinler ruhsata işlenir...”
24. Yönetmeliğin 18. maddesinin somut başvuruya konu davadauygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:
“Ruhsat olmadan I (a) Grubu bir madeninüretilip sevk edilmesinin, Genel Müdürlüğün veya mülki amirin yetkilendirdiğikişiler tarafından tespit edilmesi halinde, durum bir tutanak ile tespitedilir. Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer, üretimi yapan kişi, taşıyan aracınplakası, aracı kullanan kişi, tartılması mümkün ise sevk edilen maden cinsi vemiktarı ya da yaklaşık miktarı tespit edilir. Üretilen madene mülki idareamirliğince el konulur. Bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup elkonulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tümmadenin, ocak başı satış tutarının beş katı miktarında idari para cezasıuygulanır. Bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesi Devlet malınakarşı işlenmiş fiil sayılır. Bu fiili işleyenler adli takibat yapılmak üzereilgili makamlara bildirilir. El konulan madenlermülki idare amirliğincesatılarak bedeli il özel idaresine aktarılır.” kuralları yer almıştır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, işlemi yapan İdarece öyle nitelenmemiş olsa dahidere yatağının Orge Vakfına tahsis işleminin işletme ruhsatı niteliğindebulunduğunu, ruhsat işleminin şekli şartlarına uyulmamış olsa dahi idariişlemin yargı tarafından iptal edilene veya işlemi yapan İdarece geri alınanakadar hüküm ve sonuç doğuracağını, dolayısıyla Orge Vakfı ile Başvurucu şirketarasında imzalanan protokolün rodövans sözleşmesi niteliğinde olup geçerliolduğunu, İdarenin söz konusu protokol çerçevesinde tahakkuk eden DevletHakkının ödenmesini firmadan talep etmesinin ve satış bilgi fişi verilmesininmaden mevzuatına uygun üretim yapıldığını gösterdiğini, İl Encümeni kararı veprotokoller kaldırılmadığı için firmanın dere yatağından çıkarılan malzemeninmülkiyetini geçerli olan protokol çerçevesinde kazandığını, hukuken geçerliprotokollere dayanarak işletme faaliyetini yürüttüklerini, İl Özel İdaresi ileOr-Ge arasında alanın tahsisine ilişkin olarak hukuki eksikliklerin sonucununkendilerine yüklenemeyeceğini, bahsi geçen malzemeye İdarece el konulmasınınmülkiyet hakkına hukuka aykırı müdahale olduğunu, idari para cezasına karşıaçılan dava sonucunda verilen iptal hükmü ile uyuşmazlığın kesin olaraksonuçlandırıldığını, bu kararın idari yargı yerlerini de bağlaması gerektiğini,ayırca aynı suçun iki defa cezalandırılamayacağını, idari yargıdaki davadarödövans sözleşmesiyle ilgili sunduğu hukuki mütaalalar ve iddiaların mahkemekararlarında karşılanmadığını, kararların gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa'nın2., 10., 35., 36., 123. ve 141. maddelerinde yer alan hak ve ilkelerin ihlaledildiğini ileri sürerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasına, ayrıca el konulan malzeme için tedbir kararıverilmesine hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu yapılan protokole dayanarakİdarenin bilgisi dahilinde gerçekleştirdiği maden çıkarma faaliyeti sonucuçıkardığı malzemeye ruhsatı olmadığı gerekçesiyle el konulmasının aynı konudaverilmiş adli yargı kararına rağmen idare mahkemesince reddedilmesinin ve idariyargıda ileri sürdüğü iddiaları ve sunduğu deliller tartışılmadan kararverilmesi nedenleriyle yargılamanın hakkaniyete uygun sonuçlanmadığını,kararların gerekçesiz olduğunu ayrıca eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
28. Başvurucu eşitlik ilkesinin ihlal ediliğini ileri sürmekleberaber, Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan hangi nedenle kendisine ayrı birmuamelede bulunulduğunu açıklamamaktadır. Başvurucu ayrıca bir suçtan iki defacezalandırıldığını ileri sürmektedir. Başvurucuya verilen idari para cezasınınadli yargıda kaldırıldığı dolayısıyla el konulma işlemi bir ceza işlemi olarakgörülse dahi ortada ikinci bir cezanın kalmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerlebahsedilen şikâyetler incelenmeyecektir.
29. Yine başvurucu kesin hükme saygı ilkesinin ihlal ediliğiniileri sürmekle berber kesin hükme dayanak olarak gösterdiği adli yargıdagörülen para cezasının iptaline ilişkin dava ile somut başvuruya konu idariyargıdaki dava aynı alanda maden çıkarma faaliyetinden kaynaklandığı ancakfarklı konuların ele alındığı görülmektedir. Bununla beraber gerek adliyargıdaki davanın idari yargıdaki davaya etkisi gerekse idari yargıdakidavalarda kararların gerekçesiz olduğuna ilişkin iddialar mülkiyet hakkıkapsamında yapılan incelemede irdeleneceğinden bu konularda da ayrıca incelemeyapılmaya gerek görülmemiştir.
30. Başvurucunun şikâyetinin özü idarenin bilgisi dahilinde vehukuka uygun olduğunu ileri sürdüğü gerçekleştirilen faaliyeti sonucu eldeettiği malzemeye el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiolduğundan başvuru bu hak yönünden incelenecektir.
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
32. Başvurucuidarenin bilgisi dahilinde ve hukuka uygun olduğunuileri sürdüğü gerçekleştirilen faaliyeti sonucu elde ettiği malzemeye elkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
34. Anayasa'nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.luProtokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
36. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).
a. Mülkün ve MüdahaleninVarlığı
37. Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanındaki mülkiyethakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkıkavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup, bu alanlarda kabuledilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsızolarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (HüseyinRemzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).
38. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa veSözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnasıolarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir"alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti",Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler veAli Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36,37).
39. Somut başvuruya konu olayda yetkili makamların bilgisi veonayıyla yapılan protokol çerçevesinde çıkarılan malzemelerin başvurucu şirketeait olduğu ve deposunda bulunurken İdarece ruhsatsız çıkarıldığı gerekçesiyleel konulduğu sabittir. Bu durumda başvurucunun yapılan protokol kapsamındaçıkarılan söz konusu malzemeye bağlı mülkiyet hakkı kapsamında mülk olarakifade edilecek korunmaya değer bir menfaatinin bulunduğu ve el koyma işlemi ilebu menfaate müdahale edildiği açıktır.
b. Müdahalenin Türü
40. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesibenzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üçkural ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçılyararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkınıtanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullardamülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangikoşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 46).
41. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetinkullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirkenSözleşme'ye Ek (1)No.lu protokolün birinci maddesinin ikinci fıkrası devletleremülkiyeti kamu yararına düzenleme ve vergiler ve diğer katkılar ile cezalarıntahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarınısaklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetinkullanımını kontrol” yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununlaberaber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetinkullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 47).
42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci veüçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilenbirinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle ikinci ve üçüncükuralların genel nitelikli birinci kuralın ışığındaanlaşılması gerekmektedir(James ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).
43. AİHM'in el koyma ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelereilişkin genel yaklaşımı; bu müdahaleler mülkten yoksun bırakmayı içerse dahiSözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamındamülkiyetin kullanımının kontrolü olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir(Frizen/Rusya, B. No: 52824/00,24/3/2005, § 31; Veits/Estonya,B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/BirleşikKrallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).
44. Başvurucunun mülkiyetinde bulunan malzemeye el konulması, bumülklerin başvurucunun hüküm ve tasarrufundan çıkmasına ve elinden alınmasınayol açmış ise de bu yoksun bırakma işlemi, mülkün gerekli izinler alınmadığıgerekçesine dayalı olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolüamacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyetinde bulunan malzemeyeel konulmasının mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kuralçerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlal oluşturup Oluşturmadığı
i.Kanunilik
45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, onun ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§28, 32).
46. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri birlikte okunduğundamülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunlayapılması gerektiği hüküm altına alınmaktadır. AİHM; yasada öngörülenkoşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmışyargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilikşartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/BirleşikKrallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’dendaha geniş bir koruma sağlamaktadır (MehmetAkdoğan ve Diğerleri, § 31).
47. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukukibelirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilikkoşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 56).
48. 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesinin somut olaya uygulandığıdönemde "Ruhsat veya işletme izniolmadan üretim faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madenemülkî idare amirliklerince el konulur." hükmünü içerdiğigörülmektedir. Maddenin güncel hâli de benzer bir hüküm içermektedir.Bahsedilen hüküm açık ve net ifadeler içermekte olup anlaşılabilir olduğundatereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca resmî gazete ve ilgili kurumların internetsitelerinden yayınlanan hükümlerin ulaşılabilir olduğu ve ruhsatsız madençıkaran kişilere uygulanacak yaptırımların öngörülebilir olduğu da açıktır.
49. Başvurucunun dile getirdiği protokolün de ruhsat ve/veyaizin kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, maden çıkarma izninin Valilikbaşta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının bilgisi ve bunlarla yapılanprotokoller çerçevesinde gerçekleştirildiği, dolayısıyla malzemeye el koymagerekçesinde gösterilen ruhsatsız çalışma olmadığından kanunsuz bir müdahaleolduğu yönünde şikayetleri bulunmakla beraber bu husustaki tartışmanınölçülülük incelemesiyle birlikte ele alınması uygun görülmüştür.
ii. Meşru Amaç
50. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmekdurumundadır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde, açıkçatemelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamuyararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahaleninkamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34, 35,36).
51. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyintoplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortayaçıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütmeorganlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceğigibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılan biriş ya da hizmetin nitelik veya niceliğinin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:2013/3845, 1/12/2015, § 33). Bunun yanında düzenleme yetkisinin kullanıldığıdurumlarda mülkiyetin devlete geçtiği durumlara göre devletin daha geniş takdiryetkisi bulunmaktadır.
52. Anayasa'nın 168. maddesinde; "Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufualtındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet buhakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiîservet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerleortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanununaçık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gerekenşartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyidelerkanunda gösterilir." denilmektedir. Buna göre tabiî servetlerve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgiliolarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların, Devletçe yapılacakgözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların yasada düzenlenmesigerekmektedir (AYM, E.2004/70, K.2009/7, 1/6/2009).
53. Madenler Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğundan, bunailişkin hakların kullanımı Maden Kanunu hükümlerine dayanarak verilecekruhsatla mümkün olmaktadır. Madenler, Maden Kanunu'nun 2. maddesine göre beşgrupta sınıflandırılmakta, maden arama ve işletme ruhsatları da belirtilen bugruplara göre verilmektedir (AYM, E.2004/70, K.2009/7, 1/6/2009).
54. 5177 sayılı Kanun'un 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesi iledeğiştirilen 6. maddesinin gerekçesinde"Bu düzenleme ile Genel Müdürlükçe yapılan tetkikler sonucunda ruhsatsahibinin sahasında yaptığı üretimini beyan etmemesi halinde yapılacak işlemile ruhsatsız alanda kaçak maden üretimi tespit edildiğinde yapılacak işlemlerayrı belirlenmiştir. Böylece hem üretilen hammaddenin kayıt altına alınmasısağlanmış, hem de kaçak üretimin önüne geçilerek sektörün ülke ekonomisinekatkısının arttırılması amaçlanmıştır." denilerek getirilenidari yaptırım niteliğindeki el koyma işlemi ve para cezalarının amacıaçıklanmıştır.
55. Gerek devletin hüküm ve tasarrufunda olan dolayısıylaizinsiz çıkarılması yasaklanmış olan madenlerin üzerinde bulunan devlet hakkıgereği, izinsiz çıkaranların elinden alınarak devlete geri kazandırılmasıamacı, gerekse çıkarılan hammaddeyi kayıt altına alma ve ülke ekonomisinekatkıyı arttırma amacıyla uygulanan caydırıcı etkiye sahip bir idari yaptırımmahiyetinde olan el koyma işleminin meşru kamu yararı amacı bulunduğu açıktır.
iii.Ölçülülük
56. Bu durumda başvuruya konu alanda ruhsatsız olduğugerekçesiyle başvurucu tarafından çıkarılan malzemeye el konulması suretiylemülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ilekamunun yararı arasında ölçülülük ilkesi gereği kurulması gereken adil dengeningözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.
Genel İlkeler
57. Anayasa'nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri ancakkanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek suretiyleellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesigereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek istenenkamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil birdenge kurulması gerekmektedir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 37).
58. Anayasa ve Sözleşme devlete mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da kural olarak yasallık, meşruluk veölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması aranmaktadır. Bunun yanındaölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödemeyükümlülüğü, somut olayın koşullarına bağlı olarak düzenleme/kontrol yetkisininkullanıldığı durumlarda gerekmeyebilmektedir (Depalle/Fransa[BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, §§ 83, 84, 91).
59. Ölçülülük ilkesi, "elverişlilik","gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç altilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik",öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, "gereklilik",ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amacadaha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyin hakkınayapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengeningözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 38).
60. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin bireyin çıkarları ilekamunun genel yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmamasıgerekmektedir. Müsadere veya el koyma yoluyla yapılan müdahalenin ölçülülüğü;bir yandan takip edilen meşru amacın önemi ile başvurucuya yüklenen külfetdiğer yandan da-müdahalenin doğası gereği- her somut olay bakımındanbaşvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları dikkate alınarakdiğerlendirilmelidir (bkz. Lavrechov/ÇekCumhuriyeti, B. No: 57404/08, 20/6/2013, 44).
61. AİHM, müsaderenin bir suç isnadına bağlı olarak uygulandığıdurumlarda yöntemince yapılan ceza soruşturması ve kovuşturması neticesindedavanın mahkûmiyet ile sonuçlanması gerekmekle birlikte (bkz. Phillips/Birleşik Krallık, B. No:41087/98, 5/7/2001 § 52-54)mülkün yasa dışı olarak ele geçirildiği (bkz. Riela ve diğerleri/İtalya, B. No:52439/99, 4/9/2001; Arcuri vediğerleri/İtalya, B. No: 52024/99, 5/7/2001) ya da yasa dışıaktivitelerde kullanıldığı (bkz. Butler/BirleşikKrallık; B. No: 41661/98, 27/6/2002) durumlarda mahkûmiyettenbağımsız olarak da müsadere kararı verilebileceğini ifade etmektedir.
62. Bu ilkeler el koyma işlemlerine uygulandığında ilgilidüzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle çıkardığı malzemeye el konulankişilere aynı zamanda uygulanan idari cezanın mahkemelerce uygun bulunmasıgerekmekle birlikte olayın koşullarına göre bu iki işlem birbirinden bağımsızolarak da uygulanabilecektir.
63. AİHM'e göre Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi;kural olarak usule ilişkin güvenceleri içermemekle beraber kişilere, keyfîmüdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden buönlemlerin yasa dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığınailişkin sav ve itirazlarını yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde ortayakoyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya,69917/01, B. No: 18/12/2008, § 89; MicrointelectOod/Bulgaristan, B. No: 34129/03, 4/3/2014, § 48; Ünsped Paket Servisi/Bulgaristan, B. No:3503/08, 13/1/2015, § 38).
64. AİHM, el koyma uygulamasına benzeyen müsaderenin bireyinmenfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmamasıiçin suça konu eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında bir illiyetbağının olması ve ayrıca "iyi niyetli" eşya malikine müsadere edileneşyaları -tehlikeli olmamak kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53) veya iyiniyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi (Microintelect Ood/Bulgaristan, § 48)gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de BekirYazıcı kararında, müsadereye ilişkin genel ilkeleri AİHM'inyaklaşımına benzer şekilde ortaya koymuştur (BekirYazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80).
İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
65. Başvurucu, İdarenin bilgisi dahilinde bir Kamu Vakfı ileyaptığı protokol dahilinde ilgili düzenlemelere uygun bir şekilde sürdürdüğüfaaliyetleri sonucu çıkardığı malzemeye ruhsatı bulunmadığı gerekçesiyle elkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
66. Başvuru konusu olayda Ordu İl Özel İdaresi bir kamu vakfıolan Or-Ge'ye Melet Irmağı temizlemesi ve malzeme çekmesi için tahsis kararıalmış, bahsedilen Vakıf ise 30/6/2005 tarihli kararıyla Melet Irmağındanmalzeme alım hakkını 12/8/2005 ila 12/2/2007 tarihleri arasında 375.000 TLbağış karşılığında başvurucu şirkete devretmiştir. Bu amaçla başvurucu ve Or-Gearasında 2005 yılı Ağustos ve Kasım aylarında imzalanan protokoller 15/8/2005 ve14/11/2005 tarihlerinde Ordu Valisince uygun bulunmuştur.
67. Protokol tarafından öngörülen bedel Or-Ge adına düzenlenençeklerle ödenmiş, İl Özel İdaresi gelir Müdürlüğü tarafından tutanakla madensevk fişleri başvurucuya teslim edilmiş ve başvurucu faaliyete başlayarak İlÖzel İdaresi Genel Sekreterliğinin talebiyle 3213 sayılı Kanun'un 31. maddesigereğince çıkarılan malzeme bedelinin % 4'ünü DevletHakkı olarak Ordu İl Özel İdaresi hesabına yatırmıştır. Başvurucunun bahsedilenfaaliyetlerine başlaması başta İl Özel İdaresi ve Valilik olmak üzere ilgilikamu idarelerinin bilgisiyle gerçekleştiği gibi faaliyetleri de bu kurumlarıngözetim ve denetimi altında yürütülmüştür. Bahsedilen kamu kurumlarının bufaaliyetleri bilmediği veya bilgisi dahilinde gerçekleşmediği hususunda biriddia da bulunmamaktadır.
68. Bahsedilen şekilde faaliyetler devam ederken İl Encümenininbaşvurucunun protokol hükümlerine aykırı davrandığı yönündeki kararı sonrasındaİl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin 18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucuşirketin faaliyetleri geçici olarak durdurulmuştur. Defterdar Yardımcısı M.K.Tarafından hazırlanan raporda başvurucu şirketin sözleşme ile kendisine verilenhakkı kötüye kullandığı, işletme ruhsatı olmadan faaliyet gösterdiği, basiretlibir iş adamı gibi davranmadığı tespitlerine dayanılarakİl Özel İdaresi GenelSekreterliğince 14/8/2008 tarihinde stokta bekletilen 233.800 m3 malzemeye el konulmasına karar verilmiş ve bukarar doğrultusunda 15/8/2008 tarihinde malzemeye el konulmuştur. Akabinde İlEncümeninin 4/9/2008 tarihli kararıyla değişik komisyonlar tarafından yerindeyapılan incelemelerde başvurucu şirketin sözleşme ile kendisine verilen hakkıkötüye kullandığı, amir hükümlere rağmen ruhsat almadan faaliyet gösterdiği vebasiretli bir iş adamı gibi davranmadığı belirtilerek başvurucuya çıkarılan233.800 m3 malzeme bedelinin beş katı 11.690.000 TL cezauygulanmasına karar verilmiştir.
69. Başvurucu malzemeye el konulması işleminin iptali için İdareMahkemesinde iptal davası açmış, Mahkeme 28/12/2011 tarihli kararıylabaşvurucunun idarenin bilgisi ve izni dahilinde yapılan rödövans sözleşmesi ilefaaliyetlerini sürdürdüğü iddiası bulunduğunu, ancak Kanun gereği I (a) grubumadenlerin ihale yolu ile ruhsatlandırılabileceği, ruhsat ve izin alankişilerce üretim ve sevkiyat yapılabileceği, başvurucunun ise ruhsat ve işletmeizni bulunmadığı, ayrıca el koyma işleminde usulüne uygun tutanak düzenlenmesigerektiği ve dava konusu olayda usulüne uygun bir tutanak bulunmamakla beraberbu eksikliğin idari işlemi sakatlar nitelikte asli bir eksiklik olmadığıgerekçesi ile el koyma işlemini hukuka uygun bulmuştur. Bahsedilen kararderecattan geçerek kesinleşmiştir.
70. Öte yandan aynı maddi olaya dayanılarak başvurucu hakkındauygulanan idari para cezasının iptali istemiyle açılandavada Sulh CezaMahkemesi, 3213 sayılı Kanunun 12. maddesi gereği ruhsatsız faaliyetler sonucuelde edilen malzemeye el konulmasını teminen usulüne uygun bir tutanakladurumun tespit edilmesi gerektiği, aksi halde mahkemelerce işlemin denetimininmümkün olmayacağı, dava konusu olayda usulüne uygun bir tutanakla tespitinyapılmadığı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği işlemin iptaligerektiği, ayrıca 3213 sayılı Kanun gereği I (a) grubu madenlerde ruhsat vermeyetkisinin özel idarelerde olduğu, başvurucuyla Or-Ge arasında imzalananprotokole istinaden malzeme çıkarıldığı, bu süreçlerin özel idarenin organlarıolan il encümeni ve valiliğin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği, malzemealınmasına idarenin rıza gösterdiği, özel idarece verilen sevk fişleriylemalzemenin kayda alındığı ve yine özel idarenin talebiyle devlet payınınyatırıldığı, dolayısıyla başvurucunun faaliyetlerinin önceden bilindiği hâlderuhsatsız olduğu ve protokol hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesiyle cezauygulanmasının iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle iptaledilmiştir. Bu kararda Ağır Ceza Mahkemesinin itirazı ret kararı ilekesinleşmiştir.
71. Başvurucu başvuru formu ekinde sunduğu hukuki mütalaalaradayanarak Özel İdarenin Or-Ge'nin talebi ile tahsis kararı vermesinin ruhsatmahiyetinde, Or-Ge ile yaptığı protokolün ise rödövans sözleşmesi mahiyetindeolduğunu ileri sürmektedir. Başvuru ekinde sunulan alanda çalışanakademisyenlerce hazırlanan mütaalalarda rödövans sözleşmesine dayanılarakyürütülen faaliyetler için ayrıca bir ruhsat alınmasına gerek olmadığı,rödövansçının zaten madencilik faaliyetleri için verilmiş ruhsata dayanarakfaaliyette bulunduğu ve faaliyetlerinin izinsiz sayılamayacağı yönünde görüşlerbulunmaktadır.
72. Rödövans sözleşmesiyle ilgili görüşün sonraki dönemdeyasakoyucu tarafından da benimsendiği anlaşılmaktadır. 3213 sayılı Kanuna10/6/2010 tarihli ve 5995 sayılı Kanunla eklenen Ek 7. madde ile rödövanssözleşmelerine açıkça yer verilerek hukuki zemin tamamlanmış ve rödövanssözleşmesi yoluyla devredilen işlerde sorumluluğun esas olarak rödövansçıdaolduğu ancak ruhsat sahibinin de sorumluluğunun devam ettiği şeklinde hükümgetirilmiştir.
73. Gerek İdarenin Or-Ge'ye yaptığı tahsis işleminin mahiyetiile bu işlemin ruhsat niteliğinde olup olmadığı gerekse rödövans sözleşmesininmahiyeti ile somut olaydaki protokolün rödövans sözleşmesi olup olmadığı veolay tarihinde bunun geçerli olup olmadığı konularında hukuki yorum yaparakkarar vermeye yetkili organlar derece mahkemeleridir.Anayasa Mahkemesinin bukonuda derece mahkemelerince verilen kararlarda açıkça keyfîlik ve/veya bariztakdir hatası olmadıkça müdahale etmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikteAnayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemede somutolayın koşullarında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle ulaşılmakistenen amaç arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı ve başvurucu üzerineaşırı bir yüke sebep olunup olunmadığı yönünden değerlendirme yapılacaktır.
74. "İyi yönetişim"ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamuotoritelerinin, uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarakhareket etmelerini gerektirir (KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68).
75. Kamu idarelerinin de zaman zaman hatalı işlem yapmalarıolağan kabul edilmelidir. İdarelerin bu hatalı işlemlerinden dönmeleri ve doğruişlem tesis etmeleri görevlerinin gereğidir. Bununla birlikte hatalı işlemindüzeltilmesinde muhatabı olan kişi üzerinde aşırı bir yüke sebep olunmamalıdır.İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninölçülü olup olmadığının tespitinde; hatalı işlemde idarenin payı, idareninhatalı işlem karşısındaki tutumu, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalıişlemin düzeltilmesinde takip edilen yöntem ile hatanın sorumluluğunupaylaştırma ve muhataba ceza uygulanması gibi hususların değerlendirilmesigerekmektedir.
76. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işleminoluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı birölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısızbir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, § 76). Özellikle hatanınönemli ölçüde idarelerden kaynaklandığı durumlarda muhatap üzerindeki yükkonusunda daha hassas olunması gerekir.
77. Başvurucunun faaliyetlerini durduran, malzemeye el konulmasıve idari para cezası uygulanmasını öngören idari işlemlerin gerekçeleriincelendiğinde soyut biçimde hakkın kötüye kullanılması, basiretli iş adamıgibi davranılmaması ve protokol hükümlerine aykırı davranılması ilebaşvurucunun ruhsatının bulunmamasına dayanıldığı görülmektedir. Ancakprotokolün hangi maddesine ne surette uyulmadığı, hakkın ne surette hangiişlemlerle kötüye kullanıldığı, hangi işlem veya faaliyetlerin basiretli işadamının faaliyetleri kapsamında yer almadığı, ayrıca basiretli iş adamı gibidavranmama ile maden çıkarma faaliyetine ilişkin düzenlemelere aykırılık arasındanasıl bir bağ bulunduğu hususlarında bir açıklama yapılmamakta, somut bir olayveya olguya dayanılmamaktadır. Bu durumda bahsedilen idari işlemlerin asılgerekçesinin başvurucunun ruhsatsız faaliyette bulunması olduğu, diğergerekçelerin ise ruhsatsız faaliyette bulunmasına bağlı olarak kullanıldığıanlaşılmaktadır.
78. 3213 sayılı Kanun'a göre I (a) grubu maden sahaları içinihale ile ruhsat verilmekte ve ruhsat ve izin olmadan malzeme çıkarılmasıhâlinde çıkarılan malzemeye el konulması ve idari para cezası yaptırımıöngörülmektedir. Bu açık düzenlemeler karşısında başvurucunun ruhsatsızfaaliyetleri sonucunda maruz kalacağı yaptırımı öngörebilmesi gerektiği deaçıktır. Bununla birlikte maden ruhsatı vermeye yetkili İl Özel İdaresininOr-Ge'ye Melet Irmağının bir bölümünden malzeme çıkarmak için yaptığı tahsisedayanılarak Or-Ge ile başvurucu arasında imzalanan protokole istinadenbaşvurucu, protokolde öngörülen bedeli ödeyerek malzeme alımına başlamıştır.Or-Ge vakfı bir kamu vakfı olup, idarecileri başta İl Valisi olmak üzere, İlBelediye Başkanı gibi kamu görevlileri yanında İl Ticaret ve Sanayi OdasıBaşkanı gibi kamusal nitelikteki meslek odaları başkanları ile iş adamlarındanoluşmaktadır. Ayrıca başvurucu ile Or-Ge arasında imzalanan protokoller İlValisince onaylanmıştır. Dolayısıyla sulh ceza mahkemesi kararında ifadeedildiği gibi başvurucunun bir ruhsat olmadan ırmaktan malzeme alacağının enbaşından itibaren maden işletimi konusunda ilgili kamu kurumlarınca bilindiğikonusunda şüphe bulunmamaktadır.
79. Bunun ötesinde başvurucudan sözleşme karşılığı 375.000 TLbedelin tahsil edildiği, İl Özel İdaresi tarafından başvurucuya çıkardığımalzemeyi kaydetmek için 3213 sayılı Kanun'da öngörülen sevk fişlerinintutanakla teslim edildiği ve çıkarılan malzemenin devlet payının İdarecebaşvurucudan istendiği konusunda da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumdabaşvurucunun Melet Irmağından malzeme alımının İdarenin sadece bilgisidahilinde olmadığı, yine sulh ceza mahkemesi kararında ifade edildiği gibiİdarenin açık rızası, gözetim ve denetimi altında bu faaliyetlerin yürütüldüğüanlaşılmaktadır.
80. Or-Ge'nin 30/6/2005 tarihli kararı doğrultusunda başvurucuile aynı yılın Ağustos ve Kasım aylarında protokol ve ek protokol imzalanmış,bu protokoller 15/8/2005 ve 14/11/2005 tarihlerinde Ordu Valisince uygunbulunmuştur. Or-Ge'nin devir kararının üzerinden on ay, İl Valisinin ilk onayıüzerinden sekiz aylık bir süre geçtikten sonra İl Özel İdaresi GenelSekreterliğinin 18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetlerigeçici olarak durdurulmuştur. Arada geçen süre hatalı durumun tespiti içinoldukça uzun bir süre olup, aynı zamanda ilk protokolden üç ay sonra başvurucuile ikinci protokolün de imzalandığı gözetildiğinde İdarenin inceleme ve denetimsorumluluğunu uygun bir şekilde yerine getirdiği söylenemez.
81. Somut olayda bir kamu vakfı olan Or-Ge'ye yapılan tahsisinruhsat niteliğinde olduğu İdarece kabul edilmiyorsa bu işlemin sorumluluğununbaşvurucuya yükletilmesi mümkün değildir. Zira Or-Ge'ye yapılan tahsis, vakfıntalebi üzerine İl Özel İdaresince gerçekleştirilmiş olup bu aşamadabaşvurucunun dahil olduğu bir süreç bulunmamaktadır. Devamında Or-Ge ilebaşvurucu arasında yapılan protokolün ise Or-Ge'nin mevcut yönetimidüşünüldüğünde kamu idarelerince bilindiği ve rıza gösterildiği açıktır. Ayrıcaprotokollerin İl Valisince imzalandığı ve malzeme çıkarma sürecinin yukarıda vesulh ceza mahkemesi kararında anlatıldığı gibi idarenin rızası, denetim vegözetimi altında gerçekleştiği açıktır. Bu durumun iyi yönetişim ilkesi ilebağdaşmadığı eğer maden çıkarmada bir hukuka aykırılık varsa bunda idareninkusurunun bulunduğu anlaşılmıştır.
82. Somut olayın koşullarındaki açıklığa rağmen İdarenin18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetlerini geçici olarakdurdurduktan sonra çıkarılan malzemeye el koyması ve başvurucu hakkında idaripara cezası uygulaması gözönünde bulundurulduğunda kamu kurumlarınınuygunzamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısızolduğu görülmektedir.Ayrıca 3213 sayılı Kanun'a göre alınması gereken ruhsat veizinler alınmaksızın madencilik faaliyeti gerçekleştirildiği gerekçesi ilebaşvurucunun faaliyetleri durdurularak malzemeye elkonulmuş ve idari paracezası uygulanmış olmakla beraber Kanuna aykırı işlemlerde sorumluluğu bulunankamu görevlileri hakkında işlem yapıldığına dair bir bilginin bulunmaması daidarenin tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunu yerine getirmediğinigöstermektedir.
83. Sonuç olarak yönetiminde kamu idarecilerinin bulunduğu birkamu vakfı olan Or-Ge'ye başvurucunun dahli olmaksızın ihalesiz yapılan tahsissonrasında başvurucu ile bahsedilen vakıf arasında imzalanan, bedeli ödenen veİl Valisince onaylanan protokollere dayalı olarak sulh ceza mahkemesinintespitiyle idarenin bilgisi, rızası, gözetim ve denetimi altındagerçekleştirilen madencilik faaliyetleri kapsamında çıkarılan malzemeyebaşvurucunun ruhsatı bulunmadığı gerekçesiyle üzerinden sekiz ay geçtiktensonra el konulmasında iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmediği, idarenineylem ve işlemlerinin tutarlı olmadığı ve ulaşılmak istenen kamu yararı ilekıyaslandığında başvurucu üzerinde aşırı bir yüke sebep olunduğu anlaşılmıştır.
84. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
85. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
86. Başvurucu ihlalin tespitiyle sonuçlarının giderilmesi içinyeniden yargılanmayapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
87. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
88. Başvuruya konu dava, bir kamu vakfı ile yapılan protokolkapsamında başvurucu tarafından madencilik faaliyeti kapsamında çıkarılanmalzemeye 3213 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca el konulması yönündekiidari işlemin iptaline ilişkin olup bu dava bir tazminat istemi içermemektedir.Somut olay bakımından ise el koyma işleminin niteliğini ve ilgili mevzuatauygun olup olmadığını belirleme yetkisi derece mahkemelerinin takdirinde olupAnayasa Mahkemesi, kamu makamlarının özensiz tutum ve işlemleri sonucubaşvuruya konu el koyma işleminin başvurucu üzerinde aşırı bir yüke sebepolduğunu tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir. Dolayısıylabaşvuruya konu olayın mahiyeti, el koymaya yol açan işlemler bakımındanbaşvurucu da dahil olmak üzere ilgililerin kusur durumları ve verilen ihlalkararının niteliği dikkate alınarak belirlenebilecek tazminat ile mülkiyethakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir. Bunedenle iptal davasında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.İhlal nedeniyle uğranılan zararlarıngiderimi için öngörülen bir başka giderim yolu olan tazminata hükmedilebilmesibakımından ise bireysel başvuru dosyası kapsamında yeterli bilgi ve belgeninbulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurunun değerlendirilmesi sonucunda,başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uğradığı zararların tazminiiçin genel mahkemelerde dava açılması yolunun gösterilmesinekarar verilmesi gerekir.
89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uğradığızararların tazmini için genel mahkemelerde dava açma yolunun GÖSTERİLMESİNE,başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden toplam 2.006,10TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.