TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
K. Ü. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15792)
Karar Tarihi: 13/10/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 2/11/2016 - 29876
GENEL KURUL
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
K. Ü.
Vekili
:
Av. Cihan KOÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 9/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 9/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016 tarihinde yapılantoplantıda başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta ikenahlaki düşüklük içinde olduğuna dair hakkında yapılan ihbar üzerine idaritahkikat başlatılmış bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından31/10/2012 tarihinde, ahlaki durumu nedeniyle "TürkSilahlı Kuvvetlerinde kalması uygun değildir." ortak kanaatliayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.
9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Astsubay Sicil Yönetmeliği) 61.maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve 25/1/2013 tarihli kararı ile başvurucuhakkında ayırma işlemi yapılmasına karar verilmiştir. Anılan karar 28/1/2013tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra GenelkurmayBaşkanı'nın onayına sunulmuş; Genelkurmay Başkanı tarafından da 1/2/2013tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasınınuygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 15/2/2013 tarihli Millî SavunmaBakanı oluruna dayanılarak 25/2/2013 tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiğikesilmiştir.
10. Başvurucu, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren birdisiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlakidurumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukukaaykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin yürütmesinin durdurulması ve iptaledilmesi istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdareMahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 9/4/2013 tarihinde dava açmıştır.
11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetininyürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin 30/4/2013 tarihli ara kararı iledava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındatesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birliktegerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
14. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan düşünce yazısında,bekar olan başvurucunun arkadaşlık ettiği kadınlarla yaşadığı mahrem ilişkilereait görüntüleri bilgisayarında muhafaza ettiği, bu kadınlardan maddi menfaattemin ederek alacak-borç ilişkileri içine girdiği, başvurucunun görev yaptığıbirlik komutanlığına müracaatta bulunan bir kadın tarafından kendisine aitparanın ve maddi değeri olan eşyaların başvurucu tarafından alındığı ancak iadeedilmediği hususunda şikâyette bulunulduğu, başvurucunun suç duyurusundabulunması üzerine açılan kamu davasında söz konusu kadın hakkında şantaj suçunuişlediği iddiasıyla mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu suretle başvurucunun özelhayatına ilişkin hususların aleniyet kazandığı, durumun birlik komutanlarıtarafından tespiti üzerine başlatılan idari tahkikat sonucunda başvurucununasker kişi olmanın gerektirdiği ahlaki seviyeye ulaşamadığı kabul edilerekstatüden çıkarılması yoluna gidildiği, başvurucunun yaşayış şeklinin ve karşıcinsle alenileşmiş ilişkilerinin TSK'nın itibarını sarsacak dereceye ulaştığı,bu nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir yetkisinin ölçülü veobjektif olarak kullanıldığı ve işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığındandavanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
15. AYİM Birinci Dairesinin 18/3/2014 tarihli ve E.2013/493,K.2014/280 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun cinselbirlikteliklerine ilişkin detaylara yer verilmiş ve TSK'nın itibarınızedeleyecek ahlak dışı tavır ve davranışlar nedeniyle tesis edilen ayırmaişleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı ve kamuyararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca,başvurucunun mesleki sicili ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personelportresi çizmesine karşın mevzuatın aradığı anlamda "iyi ahlak sahibiolmak" vasfını taşımadığı vurgulanmıştır.
16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 9/9/2014 tarihli ve E.2014/976, K.2014/959 sayılı kararıylareddedilmiş ve karar 27/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. 9/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
18. Başvuru dosyasına sunulan “gizli”ibareli belgelerin incelenmesinden, ahlak dışı bir yaşam sürdüğüiddiasıyla başvurucu hakkında ihbar mektubu gönderildiği, ihbar mektubu ilebirlikte gönderilen CD'de yer alan görüntülerin başvurucuya ait olduğunun ilerisürüldüğü, bazı cinsel birlikteliklerini kayıt altına alan başvurucunun bukayıtları kendisine karşı kullanan bir kadın hakkında suç duyurusunda bulunduğuve bir dönem birliktelik yaşadığı söz konusu kadının şantaj suçundan yargılandığı,yargılama neticesinde bu kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınahükmedildiği, başvurucunun birliktelik yaşadığı kadınlardan maddi menfaat teminettiği iddiasıyla birlik komutanlığına yansıyan birtakım olayların yaşandığı,bu hususta başvurucu hakkında şikâyette bulunulduğu ve hakkındaki iddialarlailgili olarak başvurucunun ifadesinin alındığı anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
19. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususikanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
20. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatınyükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatınıhiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
21. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmetsürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleriuygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerininnasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme vesonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafındanyapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardandurumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi GenelkurmayBaşkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi, YüksekAskerî Şura kararı ile yapılır.”
22. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumlarınedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumlarıgereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ileanlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızınemeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmendüzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye,kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
23. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumnedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller”kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olankanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindekidisiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarınıbelirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmedensıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirmeyapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgiveya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme vedeğerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar vealınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığıncaadlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulupsunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesigerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısındagündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerekgörmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylarhakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil GüvenlikKomutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birincifıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikalisakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicildüzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘SilâhlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı PersonelBaşkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicilbelgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesisonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesininbirinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birdenuyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme vedeğerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklindesicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
24. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksekahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelenahlakî ve mânevi vasıflarşunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz velekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtanve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, 2003 yılında başladığı mesleğinde sicilortalamasının çok iyi seviyede gerçekleştiğini ve çok sayıda takdir belgesi iletaltif edildiğini, hakkında tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırı birşekilde elde edilmiş özel hayatına ilişkin yasak delillere dayandırıldığını,birliktelik yaşadığı kadınlardan menfaat temin ettiği iddiasının gerçek dışıolduğunu, bu husus mahkeme kararı ile tespit edilmesine rağmen AYİM'de yürütülen yargılamada dikkate alınmadığını, ahlakkonusunda herhangi bir objektif kriter bulunmamasına rağmen bu gerekçeyleilişiğinin kesildiğini, ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatınıngizliliğini ihlal ettiğini belirterek tesis edilen idari işlem ve AYİM kararınedeniyle Anayasa’nın 2., 20., 36. ve 38. maddeleri ile güvence altına alınan haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi velehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
27. Başvurucu mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuruhakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğiningizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatınailişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgileredayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarınınniteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
31. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
32. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
33. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altındakorunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
34. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özelliklekaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
35. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkındasorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
36. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayata saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,K.1987/8, 31/3/1987).
a. Müdahalenin Varlığı
37. "Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum" sebebiyle TSK’danayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden,TSK’dan ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruyakonu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özel yaşamınaait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının başvurucununözel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
38. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
39. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
40. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
41. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
42. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
43. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
44. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
45. Disiplin yaptırımlarının bir özel teşkilat veya kamudüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşikdüzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılıKanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak biritaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
46. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).
47. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
48. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir.Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını etkili olarakkoruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Buyükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel hayatave aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınmasıödevini de içermektedir (Ata Türkeri, §42).
49. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı,sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlıkbulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasınaözen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
50. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
51. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derecemahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın gizliliğihakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcıbir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (AtaTürkeri, § 45).
52. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
53. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
54. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konması, bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.
55. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
56. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda, başvurucu hakkında TSK'nın itibarını sarsacakdüzeyde ahlaka aykırı bir yaşam sürdüğü ve cinsel birliktelik yaşadığıkadınlardan menfaat temin ettiği iddialarını içeren isimsiz ihbar mektuplarıalınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı, oluşturulan Komisyon tarafındanbaşvurucunun durumunun 926 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile Astsubay SicilYönetmeliği’nin 60. maddesi kapsamında olduğu değerlendirilerek hakkında ayırmaişlemi yapılmasına karar verildiği, 28/1/2013 tarihinde Hava KuvvetleriKomutanı ve 1/2/2013 tarihinde Genelkurmay Başkanı tarafından bu kararınonaylandığı, 15/2/2013 tarihli Millî Savunma Bakanı oluruna dayanılarak25/2/2013 tarihinde ayırma sürecinin tamamlandığı görülmektedir.
57. Başvurucu, hakkında tesis edilen ayırma işleminin hukukaaykırı bir şekilde elde edilmiş özel hayatına ilişkin yasak delillere dayandırıldığını,birliktelik yaşadığı kadınlardan menfaat temin ettiği iddiasının gerçeğe uygunolmadığı gibi bu hususun Mahkeme kararı ile de tespit edildiğini, isimsiz ihbarmektubuyla hakkında ileri sürülenlerin soyut birer iddia olmaktan öteyegeçemediğini, buna rağmen AYİM'de yürütülenyargılamada bu hususun dikkate alınmadığını, başarılı mesleki geçmişine rağmendoğrudan tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatınailişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesisedildiğini ileri sürmüştür.
58. AYİM Birinci Dairesinin 18/3/2014 tarihli ve E.2013/493,K.2014/280 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş ve idarenin, dava konusuişlemi tesis ederken takdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındakidengeyi gözeterek, ölçülü ve nesnel olarak kullandığı, TSK'nın itibarınınsarsılacağı hususunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, davalıidare tarafından tesis edilen ayırma işleminde kullanılan takdir yetkisininobjektif sınırlar içinde olduğu belirtilerek iptal talebi reddedilmiştir.
59. Kamu görevlisi ve TSK askerî personeli olarak belirli birsorumluluk taşıyan başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle görevindenkaynaklanan disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Budurum, kişinin hak ve özgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacaksınırlamaları beraberinde getirmektedir. Zira kamu yararı, kamu görevlilerindenuymaları gereken mesleki ve etik kurallar açısından tam bir uyum beklemektedir.Özellikle mesleki yaşamı ile bağlantısı olabilecek bazı özel hayat unsurlarıaçısından, başvurucunun mesleki ve etik kurallara aykırı davranışlarının kamugörevlilerinin ve bu bağlamda kamu hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli biretkiye sahip olabileceği açıktır. Ancak her ne kadar hakkında ihbar dilekçesisunularak evli olmasına rağmen başka kadınlarla cinsel birliktelikler yaşadığıve bu kadınların birisinden karşılıksız menfaat temin ettiği ileri sürülenbaşvurucunun bu eylemlerinden haberdar olan idare tarafından disiplin hukukuaçısından bir değerlendirme yapılabileceği belirtilmiş ve yargı kararlarınıngerekçelerinde başvurucunun taşıdığı asker sıfatına vurgu yapılmış ise de somutbaşvuruya konu eylem ve davranışların başvurucunun mahremiyet alanında cereyaneden ve rızası ile alenileştirildiğine dair bir bulgu bulunmayan özel yaşameylemlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
60. Başvurucu, geçmişte birlikte olduğu bir kadının rızası ilebirlikteliklerini kayıt altına aldığını, hukuka aykırı şekilde ele geçirilen bukayıtlar üzerinden kendisine şantajda bulunan başka bir kadın hakkında suçduyurusunda bulunduğunu ve yargılama neticesinde söz konusu kadının şantajsuçundan mahkûm edilerek hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verildiğini, kendisine yönelik tüm iddiaların gerçek dışı olduğunu,yargılamaya konu olan ve rızası dışında ele geçirilen özel hayatına ilişkinkayıtların ayırma işlemine dayanak olarak kabul edildiğini yargılama sürecindeMahkemeye sunduğu dilekçelerde ifade etmiştir. Yargılama neticesindeoluşturulan karar gerekçesinde, idari işlemin tesisine dayanak olarakgösterilen ve başvurucuya yöneltilen iddiaların görevin ifasıyla değil daha çokmahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğugörülmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusu tahkikatın kapsamı mesleki hayatınsınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal makamların karargerekçelerinde, başvurucunun evli olmasına rağmen başka kadınlarla cinselbirliktelikler yaşamak ve birlikte olduğu kadınlardan menfaat temin etmeksuretiyle işlediği ileri sürülen fiillerin asker sıfatı ile bağdaşmayacaknitelik ve derecede ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu tespitlerine yerverildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
61. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
62. Somut olayda başvurucunun cinsel birliktelik yaşadığıkadınlardan menfaat temin ettiğine ilişkin hakkında herhangi bir mahkeme kararıbulunmadığı gibi bir yargı sürecinin de yürütülmediği, hukuka aykırı olduğuileri sürülen söz konusu kayıtlar üzerinden başvurucuya şantajda bulunduğuiddiasıyla ceza mahkemesinde yargılanan kişinin mahkûm edildiği dolayısıylaanılan yargılamada katılan sıfatıyla yer alan başvurucunun yalnızca bugerekçeye dayanılarak yargılamaya konu edilen özel hayatına ilişkineylemlerinin alenileştiğinin söylenemeyeceği açıktır. Öte yandan başvurucuyaisnat edilen özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair gerek ayırma kararında gerekse yargı kararlarındayeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerinTSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekildeaçıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukukaaykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında biraraştırma yapılmadığı görülmüştür.
63. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun geçmişsicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
64. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
.3. 6216 Sayılı Kanun'un 50.Maddesi Yönünden
65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
66. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 100.000 TL tazminattalep etmiştir.
67. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
68. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
69. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.