TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
KUDDİS BÜYÜKAKILLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3941)
Karar Tarihi: 5/10/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Kuddis BÜYÜKAKILLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yaşlılık aylığının başvurucunun üniversitede çalışmayabaşlaması üzerine kesilmesi ve ödenen yaşlılık aylıklarının da faiziylebirlikte geri istenilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu kimya mühendisi olup 1973-2001 yılları arasındaözel sektörde çeşitli kuruluşlarda çalışmıştır. Başvurucunun yaşlılık aylığıtahsis talebini değerlendiren Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (SGK) başvurucuya1/11/1998 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsis edilmiştir.
9. Başvurucu 27/11/2001 tarihinde Mersin Üniversitesi TarsusMeslek Yüksekokulunda (Üniversite) sözleşmeli öğretim görevlisi olarakçalışmaya başlamıştır. Başvurucunun yaşlılık aylığı almaya başladıktan sonratekrar çalışmaya başladığı dönemde SGK tarafından başvurucuya yaşlılık aylığıödenmesine devam edilmiştir.
10. 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren 28/12/2004 tarihli ve5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun 25. maddesinin (f) fıkrasınınikinci paragrafıyla herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veyayaşlılık aylığı alanların, kanunda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarındaherhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaları durumunda emeklilik veyayaşlılık aylıklarının kesilmesini zorunlu kılan yasal düzenleme yapılmıştır.
11. Söz konusu düzenlemenin bütçe kanunuyla ilgisininbulunmadığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yolunabaşvurulması üzerine Anayasa Mahkemesince henüz iptal istemi hakkında bir kararverilmeden 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesiyle ilgilidüzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yürürlükten kaldırılan düzenlemedeyer alan hükümler aynı Kanun'un 30. maddesinde yeniden düzenlenmiştir. AnayasaMahkemesince sonradan verilen 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105sayılı kararla, kanun koyucu tarafından yürürlükten kaldırılan 5277 sayılıKanun'un 25. maddesinin ilgili kısmı, bütçe kanunuyla düzenlenmesi yasak olankonuları içerdiği gerekçesiyle iptal edilmiştir.
12.5335 sayılı Kanun'un ilgili düzenlemeyi içeren 30. maddesininikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali içintekrar Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, ancak Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararıyla düzenlemenin Anayasa'ya aykırıolmadığı belirtilerek iptal istemi reddedilmiştir.
13. SGK tarafından Mersin Üniversitesi Rektörlüğüne yazılan12/8/2009 tarihli yazı ile yaşlılık aylığı almakta olup da Üniversitebünyesinde çalışmaya devam edenlerin bildirilmesi istenilmiştir. Rektörlüğün14/9/2009 tarihli cevap yazısında başvurucunun öğretim görevlisi olarakçalıştığı bildirilmiştir.
14. SGK başvurucuya 1/1/2005-19/10/2009 tarihleri arasındatoplam 36.711,96 TL yaşlılık aylığı ödemesi yapıldığını tespit etmiştir.Kurumun 20/11/2009 tarihli iç yazışması ile başvurucuya yaşlılık aylığıödenmesinin durdurularak 1/1/2005-18/11/2009 tarihleri arasında ödenen aylıklarıniadesi gerektiği bildirilmiştir.
15. SGK tarafından başvurucuya 10/12/2009 tarihli borç bildirmebelgesi gönderilmiştir. Bu belgede başvurucunun 36.711,96 TL borç ile bu borcaait 19/1/2010 tarihine kadar 8.381,03 TL işlemiş faiz borcu olmak üzere toplam45.097,49 TL tutarında borcunun bulunduğu belirtilmiştir.
16. Başvurucu bunun üzerine aylık kesme işleminin iptali veborçlu olmadığının tespiti istemleriyle SGK aleyhine 7/12/2009 tarihinde Mersin2. İş Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 8/11/2012 tarihinde davanın kabulüile başvurucunun borçlu olmadığının tespitine ve kurumun aylık kesme işlemininiptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun çalıştığıÜniversitenin özel bütçeli idare olduğuna vurgu yapılmıştır. Mahkemeye göre yaşlılıkaylığı almakta olanların özel bütçeli kamu kurumlarında çalışmalarına kanunenbir engel bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca üniversitelerde ders verenleryönünden aylık kesme zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesine de dayanmıştır.
17. Davalı SGK hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay 10. HukukDairesinin (Daire) 3/5/2013 tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına kararverilmiştir. Bozma ilamında, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilikveya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin kamu kurumlarındaçalıştırılamayacaklarına dair düzenlemenin 1/1/2005 tarihinden başlamaksuretiyle yürürlükte olduğu belirtilmiştir. Daire bu sebeple başvurucunun,uyuşmazlık konusu olmayan dava dışı kamu kurumunda dava konusu dönemdeçalışmasının getirilen kanuni düzenlemelere aykırı olduğunu kabul etmiştir.
18. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 22/10/2013 tarihinde davanınreddine karar vermiştir. Kararda ayrıca başvurucudan alınmak üzere SGK yararına4.288,21 TL tutarında vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
19. Başvurucu bu arada 13/2/2011 tarihli ve6111 sayılı BazıAlacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel SağlıkSigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında yapılandırma talebinde bulunmuştur.29/5/2013 tarihli yapılandırmaya göre ana parasının 44.927,43 TL olduğubelirtilen 51.666,54 TL'nin 18 eşit taksitte ve taksitlerin her biri 2.870,36TL olmak üzere başvurucunun aylığından kesilmesi öngörülmüştür. Son taksittarihi 31/3/2016 olarak belirlenmiştir.
20. Başvurucu ayrıca, davanın reddine ilişkin hükmü de temyizetmiş ancak Dairenin 23/1/2014 tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerek onanmasınakarar verilmiştir. Onama ilamında, başvurucunun vekâlet ücreti dışındaki diğertemyiz itirazları reddedilmiştir. Daire, uyuşmazlığın niteliğine göre başvurucualeyhine maktu vekâlet ücretine hükmedilebileceğini belirterek, vekâlet ücretiyönünden hükmü düzelterek onamıştır.
21. Nihai karar başvurucu vekiline 20/2/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
22. Başvurucu 17/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
23. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülgaikinci paragrafı şöyledir:
“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilikveya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahildaireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, ilözel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik veişletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özelkanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamuiktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese veişletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğerortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görevyapamazlar. ”
24. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2006 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanan 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105 sayılı kararının ilgilikısmı şöyledir:
"Budurumda, diğer yasalarla düzenlenmesi gereken konuların bütçe yasasıyladüzenlenmesi Anayasa'nın 87., 88., 89., 161. ve 162. maddelerine aykırılıkoluşturduğundan itiraz konusu kuralların iptali gerekir.
VI-SONUÇ
28.12.2004 günlü, 5277 sayılı '2005 Malî YılıBütçe Kanunu'nun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarınınAnayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 28.12.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE kararverildi."
25.5335 sayılı Kanun’un 29. maddesi şöyledir:
"...
c) 28.12.2004 tarihli ve 5277 sayılı Kanunun25 inci maddesinin (f) fıkrası ile 30 uncu maddesi ve 37 ncimaddesinin (e) ve (i) fıkraları,
...
Yürürlükten kaldırılmıştır."
26. 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci ve dördüncüfıkraları şöyledir:
“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığıalanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeliidareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyelerve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlikkurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamukurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunlarınbağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sindenfazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veyagörevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.
Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri;
...
f) Yaşhaddini aşmamış olmaları kaydıyla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitimkurumlarında ders ücreti karşılığı ders görevi verilenler (üniversitelerde dersücreti karşılığı ders görevi verilenler hakkında yaş haddini aşmamış olmalarıkaydı aranmaz.),
...
Hakkında uygulanmaz. ”
27. Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007 tarihli ve E.2005/52,K.2007/35 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava konusu kural, emekli veya yaşlılık aylığıalmakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ilekuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekliaylığının kesilmesine ilişkindir.
Buna göre, kişinin sosyal güvenlik hakkıortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Kural, sadecebelirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği süreceemekli aylığının kesilmesini öngörmektedir. Bu durumda da sosyal güvenliğinsosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadankalkmamaktadır. Kişi, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyalgüvenlik sisteminin sağladığı emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilenkurumlarda çalışarakdaha iyibir yaşam elde etmedüşüncesiyle kendi isteği ilevazgeçmektedir.
Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanınherkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş, Devlete, çalışanların yaşamdüzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortamyaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. Devlet, kişininçalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak vesınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, birey de çalışarak toplumayük olmaktan kurtulacaktır.
Devletin herkese iş verme, herkesi işeyerleştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, Devlet olanakları ölçüsünde,yeterli örgütler kurarak iş bulmayı kolaylaştırıp sağlamak için gerekliönlemleri almakla yükümlüdür. İşsizliği önlemek amacıyla yapacağı çalışmalarlaDevlet, öncelikle kamu sektöründe iş vermek yolunu izleyecek, bu nedenle deyasal düzenlemeler yapacaktır. Buna göre, Devlet işsizlere de iş imkanı sağlayacak istihdam tedbirlerini almak zorundadır.Sosyal güvenlik kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendiisteği ile belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veyayaşlılık aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayangençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüneyönelik düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sosyal güvenlikkurumundan emekli veya yaşlılık aylığı almakta olanların, kuralda sayılan kurumve kuruluşlarda kendi istekleri ile yeniden çalışmaya başlamaları vekarşılığında aylık almaları nedeniyle, yaşlılık veya emekli aylıklarınınkesilmesini öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 49. ve 60. maddelerineaykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir."
28. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık SigortasıKanunu'nun 96. maddesinin (a) ve (b) bendi şöyledir:
"Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğebağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların haksahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğukişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanunkapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllıksürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerindenkaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beşyıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihtenitibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylıksürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,
...
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdanalacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümleregöre geri alınır. "
B. Uluslararası Hukuk
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin kural olarakmülkiyeti edinme hakkını içermediğini kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD],B. No: 65731/01-65900/01, 12/4/2006, § 53). Bununla birlikte AİHM, modern demokratikdevletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamıya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlıolduklarını belirtmektedir. AİHM bu sebeple birçok hukuk sisteminin, bireylerinbelli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederekonlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede, öngörülen bazı koşullarınyerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda haktanıyan düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM bu bağlamda, isterönceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, iç hukuka göresosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatlerin 1No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında olduğu sonucuna varmıştır (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05,15/9/2009, §§ 38-39).
30. AİHM'e göre mülkiyet hakkına konu bir menfaatin sonradanortadan kaldırılması, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar bu menfaatinSözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarakdeğerlendirilmesini engellemez (Beyeler/İtalya,B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 105). Öte yandan AİHM, uyuşmazlık konusu menfaatehak kazanmanın şarta bağlandığı, ancak bu şartın yerine getirilmediğidurumlarda ise söz konusu menfaatin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir (Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya[BD], B. No: 42527/98, 12/7/2011, §§ 82-83).
31. AİHM, sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesi ve bu kapsamdahangi yardımların veya ödemelerin yapılacağı ya da ne kadar yapılacağıhususunda devletlerin geniş bir takdir yetkileri olduğunu kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 53).AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle birlikte bunun, kural olarak kamumakamlarının -kendi ihmallerinden kaynaklansa bile- hatalı işlemlerini gerialmasına engel teşkil etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi kararavarılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum, aynızamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payıödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayandiğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu durum sınırlı kamukaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur(Moskal/Polonya,§ 73).
32. Öte yandan AİHM'e göre "iyi yönetişim ilkesi" kamuyararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin uygunzamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmesinigerektirir (Beyeler/İtalya, §120). Bu bağlamda eski bir “yanlışlığı” düzeltme ihtiyacı, iyi niyetlikişilerin resmî mercilerin meşru işlemleri sonucu kazanılmış haklarınaorantısız şekilde müdahale sonucuna da yol açmamalıdır (Pincová ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No:36548/97, 5/11/2002, § 58; Moskal/Polonya,§ 73).
33. AİHM, Fabian/Macaristan([BD], B. No: 78117/13, 5/9/2017) kararındayaşlılık aylığının kesilmesininmülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ayrımcılık yasağıkapsamında mülkiyet hakkının değerlendirildiği bu başvuru, bir kamukuruluşundan emekli olan başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması nedeniyleyaşlılık aylığının kesilmesine ilişkindir. AİHM kararında özel ve kamusektörlerinden emekli olanlar ile kamu sektöründen emekli olanların kendiaralarında farklı uygulama yapılarak kamu sektöründen emekli olan bazıkişilerin yaşlılık aylıklarından kesinti yapılmasının, müdahalenin taşıdığımeşru amaç dikkate alındığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varılmıştır (Fabian/Macaristan, §§ 112-134).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 5/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu özel sektörde uzun yıllar çalışarak primleriniödemek suretiyle yaşlılık aylığına hak kazandığını, ancak yaşlılık aylığınınoldukça düşük olması nedeniyle daha sonra 2001 yılında Üniversitede öğretimgörevlisi olarak çalışmaya başladığını belirtmiştir. Başvurucu göreve başladığıtarihten sonra yapılan kanun değişiklikleri sonucu yaşlılık aylığınınkesildiğini ve 2005 ile 2009 yılları arasında ödenen yaşlılık aylıklarının dafaiziyle birlikte geri istenildiğini ifade etmiştir. Hâlbuki başvurucu, mevcutkanunlara güvenerek çalışmaya başladığını ve yaşamını da buna göre idameettirdiğini öne sürmüştür. Başvurucuya göre yaşlılık aylığı kesilmeden öğretimelemanı olarak çalışması önünde kanunî bir engel de bulunmamaktadır. Başvurucubu kapsamda, 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinde üniversiteler için istisnainitelikte bir hüküm getirilmiş olduğunu, ayrıca üniversitelerin "özelbütçeli idareler" kapsamında olduğunu belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarakadil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyanında ayrıca adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.Ancak başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi ve daha önce ödenen yaşlılıkaylıklarının da faiziyle birlikte geri istenilmesinden kaynaklananşikâyetlerinin, özü itibarıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkinolduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun söz konusu iddialarınınmülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
39. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarakdeğerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallarile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanısıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir(Mahmut Duran ve diğerleri, B.No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
40. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk veekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, bu konudaki menfaati ne kadargüçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,15/4/2014, § 36). Ayrıca gelecekte elde edileceği iddia edilen bir gelirinmülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Sultan Tokay ve diğerleri, B. No:2013/1122, 26/6/2014, § 42). Buna karşın mülkiyet hakkı, bireylere bir türsosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte, yürürlüktekimevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım almahakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralelolarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkıkapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166,25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyethakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadankaldırılıncaya kadar "mülk" olarakkabul edilmesine engel teşkil etmez (BülentAkgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).
41. Somut olayda SGK tarafından başvurucunun yaşlılık aylığıtahsis talebi kabul edilerek başvurucuya 1/11/1998 tarihinden itibaren geçerliolmak üzere aylık tahsisi yapılmıştır. Ancak başvurucunun almakta olduğuyaşlılık aylığı, başvurucunun Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmasınedeniyle 5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kesilmiştir. SGK ayrıcabaşvurucuya 1/1/2005-18/11/2009 tarihleri arasına ilişkin olarak ödenenyaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsili cihetine gidilmiştir.Dolayısıyla başvurucunun almakta olduğu yaşlılıkaylığının Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk olduğunun kabulü gerekir(AİHM kararları için bkz. §§ 29-33).
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
42. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin, mülkünü kullanma,semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
43. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yerverilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahaleninçerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyethakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle, aynı zamanda"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının genel çerçevesi deçizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplumyararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetinkullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nındiğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkântanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülktenyoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özelbiçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,§§ 55-58).
44. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan iki ayrımüdahale bulunmaktadır. Bunlardan ilki, başvurucuya ödenmekte olan yaşlılıkaylığının kesilmesidir. İkincisi ise başvurucuya daha önce ödenen yaşlılıkaylıklarının yasal faiziyle birlikte tahsil edilmesidir.
45. Başvurucunun yeniden çalışmaya başlamasıyla yaşlılık aylığıkesilmekle birlikte, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilecek sosyalgüvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarargörmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilen yerlerde çalışıldığı vekarşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılık aylığının kesilmesiöngörülmektedir. Üstelik mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türübelirlenirken sonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınması gerekmektedir.Buna göre başvurucunun yaşlılık aylığınınkesilerek kanuna aykırı ödendiği tespit edilen sonraki yaşlılık aylıklarınıntahsil edilmesi şeklindeki müdahale, mülkiyeti kaybettirme amacıtaşımamaktadır. Sosyal güvenlik sisteminin korunması amacıyla kamu kurumlarındaçalışanların emeklilik aylığı alması yasaklanarak bu alan düzenlenmiştir. Budurumda, söz konusu müdahalenin "mülkiyetin kamu yararına kullanımınınkontrolü veya düzenlenmesi" biçimindeki üçüncü kural kapsamındaincelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
i. Kanunilik
46. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyethakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmeksuretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereğiifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak veözgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarakbenimsemiştir (Mehmet Arif Madenci,B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 69).
47. Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyethakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olmaölçütüdür.
48. Öte yandan kanunun varlığı kadar kanun metninin veuygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebileceklerikadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kaliteside kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir(Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B.No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
49. Başvuru konusu olayda ihtilaf konusu, başvurucunun özelbütçeli kuruluşlardan olan Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmayabaşlaması nedeniyle kendisine ödenmekte olan yaşlılık aylığının kesilipkesilemeyeceği hususuna ilişkindir.
50. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülgaikinci paragrafında, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veyayaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin genel bütçeye dâhildaireler ve katma bütçeli idareler ile maddede sayılan diğer kurum vekuruluşlarda çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları hüküm altınaalınmıştır. Anayasa Mahkemesince bu hüküm iptal edilmekle birlikte 5335 sayılıKanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı hükme yeniden yer verilmiştir.Bu hükmün Anayasa'ya aykırılığı talebi ise Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
51. Başvurucu ilk olarak, özel bütçeli idareler arasında sayılanüniversitelerin 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında olduğunu belirtmektedir.10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 1/1/2005tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş olup bu Kanun ile "katma bütçe"kavramı kaldırılmış ve bunun yerine özel bütçeli idarelere yer verilmiştir.Daha önce katma bütçeli idareler arasında sayılan üniversiteler de anılan Kanunile bu defa özel bütçeli idareler arasında sayılmıştır.
52. Başvurucu ayrıca bu maddenin dördüncü fıkrasının (f) bendinegöre yaşlılık aylığının kesilemeyeceğini belirtmektedir. Ancak başvurucu, bumaddeye göre yalnızca ders ücreti karşılığı ders görevi verilen kişilerdenolduğunu belirtir herhangi bir bilgi veya belge ibraz etmemiştir. Başvuru formuve eklerinden anlaşıldığı kadarıyla başvurucu salt ders ücreti karşılığı dersgörevi veren kişilerden olmayıp üniversitede sözleşmeli öğretim görevlisiolarak görev yapmaktadır.
53. Kaldı ki bireysel başvurunun ikincil doğası gereği AnayasaMahkemesinin görevi, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin olgularındeğerlendirilmesi ve buna ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması değildir. Bugörev, esas itibarıyla derece mahkemelerine ait olup bu kapsamda delillerindeğerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması açık bir keyfîliğe veyabariz bir takdir hatasına yol açılmadığı sürece derece mahkemelerinin takdirindedir.
54. Somut olayda ise başvurucu ihlal iddiasına konu iddialarınıderece mahkemeleri önünde de dile getirmiştir. Ancak Dairenin 3/5/2013 tarihlibozma ilamında, maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen istisnaî koşullarınsomut olayda gerçekleşmediği belirtilmiş ve başvurucunun dava konusu dönemdeyaptığı çalışmaların 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar kapsamında olduğu kabuledilmiştir. İlk derece mahkemesi de bozma ilamına uymuş ve davanın reddinekarar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale,5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümlerine dayanmaktadır. Bu Kanun hükümlerinin isebelirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu açık olduğundan müdahaleninkanunî bir dayanağı bulunmaktadır.
ii. Meşru Amaç
55. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıkamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkınayapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmasıgerekmektedir.
56. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama veyürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararınaolduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusundabir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyizyargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumdaoldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesindekararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkilikamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi sözkonusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü,bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan vediğerleri, §§ 34-36).
57. Anayasa'nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah, huzurve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak devletin temel amaç ve görevleriarasında sayılmıştır. Anayasa'nın 49. maddesine göre devlet, çalışanların yaşamdüzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortamyaratmak için gerekli önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur. Anayasa'nın 60.maddesinde ise devletin sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma veteşkilatı kurma yükümlülüğü mevcuttur.
58. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerine bir sınır çizenAnayasa'nın 65. maddesinde ise devletin, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasaile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun önceliklerigözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği ifadeedilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde, mali kaynakların yeterliğinin"Devletin kaynaklarını zorlamadan tabii bir sınır" olduğu vurgulanmaktadır.Gerekçede, bu kaynakların zorlanması durumunda ekonomik istikrarın bozulacağı,bunun da en fazla bu haklardan yararlananlara zarar vereceği ifadeedilmektedir. Anayasa koyucu, Anayasa'nın sosyal ve ekonomik hakların kişilerebir "talep hakkı" vermekten ziyade, devlete mali gücüyle sınırlı bir"ödev" yüklediğini belirtmiştir. Nitekim 65. maddenin gerekçesinegöre madde, hiç kimseye devlettensosyal ve ekonomik hakları gerçekleştirmesini isteme hakkı vermediğini, buhakların devlete yüklenen ödevlerden ibaret olduğunu belirlemektedir.
59. Devletin mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde sosyalgüvenliği sağlayacak tedbirleri kurma yükümlülüğü, kamu kaynakları yanındasistemden yararlanacak bireylerin katkılarını da gerektirir. Sosyal güvenlik sistemineyapılan bu malitransferlerin doğru ve etkin bir şekilde yönetiminde kamuyararının bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan devletin pozitif yükümlülüğükapsamında çalışma hayatına müdahale ederek istihdam seviyesininyükseltilmesini ve işsizliği azaltılmasını sağlayacak tedbirleri alabileceğindede şüphe bulunmamaktadır. Genç nüfusun kamuda istihdamının artırılmasınısağlamak için sosyal güvenlik hakkı kazanmış kişilerin yeniden kamu sektöründeçalışmaya karar vermeleri durumunda sosyal güvenlik hakkı kapsamında yapılanödemelerden çalıştıkları süre boyunca yararlanamayacaklarının öngörülmesisınırlı kamu kaynaklarının etkin bir biçimde yönetiminin ve kullanımının birtezahürüdür. Bu yolla devlet, çalışma hayatını geliştirme ve çalışanlar ileişsizleri koruma yükümlülüğü ile sosyal güvenlik sisteminin etkin bir biçimdeişlemesini sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğü arasında bir dengelemeyegitmekte, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek sınırlı malikaynakların toplumun huzur ve refahını sağlayacak şekilde kullanılmasınısağlamak için bir tedbir almakta ve nihayet kamu yararının gerçekleştirilmesinihedeflemektedir. Bu durumda, başvuruya konu müdahalenin kamu yararına dayalımeşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
60. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacıgerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
61. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması veulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adilbir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılanmüdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesidurumunda bozulmuş olur. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken AnayasaMahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğertaraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinindavranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır.
62. Diğer taraftan "iyi yönetişim" ilkesi, kamu yararıkapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamandauygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım,B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).
63. Kamu idarelerinin de zaman zaman hatalı işlem yapmalarıolağan kabul edilmelidir. İdarelerin bu hatalı işlemlerinden dönmeleri ve doğruişlem tesis etmeleri görevlerinin gereğidir. Bununla birlikte hatalı işlemindüzeltilmesinde muhatabı olan kişi üzerinde aşırı bir yüke sebep olunmamalıdır.İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninölçülü olup olmadığının tespitinde; hatalı işlemde idarenin payı, idareninhatalı işlem karşısındaki tutumu, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalıişlemin düzeltilmesinde takip edilen yöntem ile hatanın sorumluluğunupaylaştırma ve muhataba ceza uygulanması gibi hususların değerlendirilmesigerekmektedir (Kırca Mühendislik İnş. Turz.Tic. ve San. A.Ş., B. No: 2014/6241, 29/9/2016, § 75).
64. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işleminoluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı birölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısızbir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,9/3/2016, § 76). Özellikle hatanın önemli ölçüde idarelerden kaynaklandığıdurumlarda muhatap üzerindeki yük konusunda daha hassas olunması gerekir.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
65. Başvuru konusu olayda başvurucuya 1/11/1998 tarihindeyaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvurucu, yaşlılık aylığı almaya başladıktansonra tekrar çalışmaya başlamış ve 27/11/2001 tarihinden itibaren Üniversitedeöğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmiştir. SGK tarafından, yaşlılıkaylığı bağlandığı tarihten sonra tekrar çalışmaya başladığı dönemde debaşvurucuya yaşlılık aylığı ödenmesi sürdürülmüştür. Başvurucunun Üniversitedeçalıştığının SGK tarafından 14/9/2009 tarihinde tespiti üzerine, 2009 yılıKasım ayından itibaren yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Ayrıca,düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/1/2005 ile başvurucunun çalıştığının SGK'catespit edildiği 19/10/2009 tarihleri arasında yapılan toplam 36.711,96 TLyaşlılık aylığı ile 8.381,03 TL yasal faizin tahsili amacıyla başvurucuya borçbildirimi belgesi gönderilmiştir. Başvurucu bu işlemin iptali ve borçluolmadığının tespiti istemiyle dava açmış ancak yargılama sonucunda Mahkemenin22/10/2013 tarihli kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Başvurucutarafından temyiz edilen hüküm Dairece 23/1/2014 tarihinde vekâlet ücretiyönünden düzeltilmek suretiyle onanmıştır.
66. Başvurucu 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmatalebinde bulunmuştur. Bu yapılandırma çerçevesinde ana parasının 44.927,43 TLolduğu belirtilen toplam 51.666,54 TL tutarındaki borcun 18 eşit taksitte vetaksitlerin her biri 2.870,36 TL olmak üzere başvurucunun aylığından kesilmesiöngörülmüştür.
67. Öncelikle başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesisuretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda yaşlılık aylığı almakta olanbaşvurucunun kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile kanundabelirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle yaşlılık aylığıkesilmiştir. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilebilecek sosyal güvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamaktave emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilenyerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılıkaylığının kesilmesi öngörülmektedir. Bu durumda, başvurucunun elde ettiğisosyal güvenlik hakkı çerçevesinde sosyal riskler karşısında asgari yaşamdüzeyinin sağlanması amacı ortadan kalkmamaktadır. Buna göre AnayasaMahkemesinin yukarıda değinilen kararında da ifade edildiği üzere (bkz. § 27)başvurucu, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal güvenliksisteminin sağladığı yaşlılık aylığından, belirtilen kurumlarda çalışarak dahaiyibir yaşam elde etme düşüncesiyle kendi isteği ile vazgeçmektedir.
68. Ayrıca müdahalenin dayandığı kanun hükmünün, kamu ve özelsektör ayrımı yapılmaksızın yaşlılık veya emeklilik aylığı alanların tamamınıkapsadığı ve bu düzenlemenin öngörülemez ve keyfî bir nitelik de taşımadığıaçıktır. Ayrıca müdahalenin özellikle gençlerin işsizliği sorununa çözüm bulmave istihdamın sağlanması şeklindeki meşru amacının dayandığı kamu yararınınağırlığı da dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla başvurucunun yeniden çalışmayabaşlaması nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi yönündeki müdahalenin,içerdiği meşru amacın dayandığı kamu yararı ile karşılaştırıldığında,başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklemediğideğerlendirilmiştir.
69. Öte yandan başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesiyleyetinilmemiş, ayrıca SGK tarafından 1/1/2005 tarihinden sonra yersiz olaraködendiği anlaşılan yaşlılık aylıklarının da kanuni faizi ile birlikte tahsiliyoluna gidilmiştir. Başvurucu bu işlemin de ölçülü olmadığını şikâyetetmektedir. Dolayısıyla bu şikâyet yönünden de ölçülülük değerlendirmesiyapılmalıdır.
70. Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağından başvurucunun,5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafı ile 5335sayılı Kanun'un 30. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra kendisine yapılanödemelerin hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerekmektedir. Anılan düzenlemeninyürürlüğe girdiği 1/1/2005 tarihinden sonra kendisine yaşlılık aylığı ödenmeyedevam edilmesi durumunda bunu idareye bildirmesi "iyi niyet"ilkesinin bir gereğidir. Söz konusu düzenlemelere rağmen başvurucunun butarihten sonra yapılan yaşlılık aylığı ödemelerini hiçbir uyarıda bulunmaksızınkabul etmeye devam etmesi iyiniyetli bir bireyden beklenebilecek bir davranışdeğildir. Dolayısıyla başvurucunun kusurlu bulunduğu açıktır (Uğur Ziyaretli, B. No: 2014/5724,15/2/2017, § 71).
71. Kamu makamlarının tutumları yönünden ise ilk olarak bir kamukuruluşu olan Üniversitenin başvurucunun çalışmaya başladığını SGK'ya bildirmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca iyi yönetişim ilkesi uyarınca SGK'nın dabaşvurucunun 1/1/2005 tarihinde hâlen çalışmaya devam edip etmediğini araştırmayükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak SGK'nın bu yükümlülüğünün ifası hususundagerekli özeni göstermediği görülmektedir.
72. Görüldüğü üzere, başvurucunun kusurlu davranışının yanında,idarelerin de gerek işleyişlerindeki aksaklıklarından gerekse ihmalkârtutumlarından kaynaklanan kusurlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıylamülkiyet hakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalıdavranışlarının katkısının da bulunduğu söylenebilir (Uğur Ziyaretli, § 73).
73. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının yersiz olduğununtespit edilmesinde geçen dört yıl on bir aylık süre oldukça uzundur. Bu süreboyuncabaşvurucuya ödenmeye devam eden yaşlılık aylığının kesilmesini sağlamakamacıyla başvurucunun görev yaptığı kurum ile SGK arasında herhangi biriletişimin kurulmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun durumunu tespitetmek için derin bir araştırmaya ihtiyaç olmadığı da açıktır. Bu durum, idariişlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların birbütün oluşturduğunu ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır (Uğur Ziyaretli, § 74).
74. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b) bendinde SGKtarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi hâlinde buödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a) bendinde; yersizödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda,hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödemetarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hükümaltına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde; fazla veya yersizödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde, hatalı işlemin tespittarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamınınilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesidurumunda faizsiz olarak tahsil edileceğibelirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonrayapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibarenhesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir (bkz. § 28).
75. Somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilenanapara tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşkubulunmamaktadır. Aksi durumun başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yolaçabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna karşın alacağınbaşvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Olayda, başvurucuyaödenen 36.711,96 TL yaşlılık aylıklarının yanında önce 8.381,03 TL kanunifaizin talep edildiği, 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmanın ardındanise belirtilen anapara dışında 14.954,58 TL tutarında bir ödemenin talepedildiği görülmektedir. Davalı idarelerin de kusurunun bulunduğu gözetildiğindebaşvurucunun, anaparanın yanında 14.954,58 TL tutarındaki faiz yükünün tamamınıödemekle yükümlü kılınması, başvurucunun kusurlu davranışıyla orantısız birkülfet yüklenmesi sonucunu doğurmaktadır. Hâlbuki 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde bu ölçülülüğü sağlayabilecek birdüzenlemenin mevcut olduğu görülmektedir. Anılan maddeye göre fazla veya yersizolarak yapılan ödemelerin kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunda,hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık süredeyapılan ödemeler toplamının; ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğutarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacakolan kanunî faizi ile birlikte geri alınacağı düzenlenmiştir.
76. Sonuç olarak başvurucunun yeniden çalışmaya başlamasınedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi yönündeki müdahalenin, içerdiği meşruamacın dayandığı kamu yararı ile karşılaştırıldığında ölçülü olduğudeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte, başvurucuya yersiz olarak fazladanödendiği anlaşılan yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte tahsiledilmesinin, özellikle kamu makamlarının kusurunun ağırlığı da gözetildiğinde,başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, bu sebeplesöz konusu müdahaleyle kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkınınkorunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğusonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer diğer başvurularda daaynı sonuca varmıştır (Uğur Ziyaretli,§§ 40-79; Tevfik Baltacı, §§36-80).
77. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerdedava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
79. Başvurucu yaşlılık aylığının yeniden bağlanması ve SGK'yaolan borcunun kaldırılması, ayrıca ödediği taksitlerin iade edilmesi talebindebulunmuştur.
80. İnceleme sonucunda idarenin hatalı işlemi üzerine yersizödendiği tespit edilen alacak tutarının, idarenin kusuru bulunduğu hâlde kanunîfaiziyle birlikte tamamıyla başvurucudan tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
81. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan,yapılacak yeniden yargılamada başvurucu ile idarenin kusur durumları ve 5510sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki düzenleme degözetilerek yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Mersin 2. İşMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mersin2. İş Mahkemesine (E.2013/357, K.2013/625) GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE5/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.