TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KUMKAPI SURP HARUTYUN ERMENİ KİLİSESİ VE MEKTEBİ VAKFI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/2519)
Karar Tarihi: 25/9/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
Vekili
:
Av. Sebu ASLANGİL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazlarıniade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davada verilen yargıkararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının;ilgili kanun hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle de mülkiyet hakkıbağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2015/2520, 2015/2521, 2015/2522 ve 2015/2523 numaralı başvurudosyalarının konu ve kişi yönünden irtibat nedeniyle 2015/2519 numaralıbireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerindenyapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı VakıflarKanunu'nun 3. maddesinde tanımı yapılan gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.
8. Başvurucu 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamındadokuz adet taşınmazın iade edilmesi için Vakıflar İstanbul 11. Bölge Müdürlüğündentalepte bulunmuştur.
9. Vakıflar Meclisi 28/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabuletmiştir. Bu kararla talebe konu bir taşınmazın başvurucu vakıf adına tesciliuygun görülmüş, altı taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgeleriniki ay içerisinde tamamlanması istenilmiş, iki taşınmaz yönünden ise anılanKanun maddesinin kapsamında olmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
10. Karar başvurucuya tebliğ edilmiş, Vakıflar Meclisi 20/4/2010tarihinde başvurucuya verilen iki aylık süreyi 16/7/2010 tarihine kadaruzatmıştır. Başvurucunun yeniden yaptığı başvuruyu da Vakıflar Meclisi bu defa28/12/2010 tarihinde reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Vakıf tarafındansunulan belgelerin 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi çerçevesindetaşınmazların Vakıf adına tesciline dayanak teşkil edecek nitelikte olmadığıbelirtilmiştir. Söz konusu taşınmazlardan İstanbul'un Kadıköy İlçesine bağlıOsmaniye Mahallesi'nde bulunan 985 ada 74 parsel sayılı taşınmazın 1/14 payınınbir şirket adına tescilli olduğu, Fatih İlçesine bağlı Mahmutpaşa Mahallesi ileKumkapı ilçesine bağlı Çadırcı Ahmet Çelebi ve KürkçübaşıBayram mahallelerinde bulunan dört taşınmazın ise tapusunun veya tapubilgilerinin bulunmadığı açıklanmıştır.
11. Başvurucu, İstanbul'un Fatih İlçesine bağlı Kumkapı Kürkçübaşı Bayram, Kumkapı Çadırcı Ahmet Çelebi veMahmutpaşa mahalleleri ile Kadıköy İlçesine bağlı Osmaniye Mahallesi'ndebulunan beş adet taşınmaz yönünden ayrı ayrı Vakıflar Meclisinin 28/12/2009tarihli kararının iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme)2/8/2010 tarihinde davalar açmıştır.
12. Mahkeme 31/10/2011 tarihinde davaları reddetmiştir.Kararların gerekçelerinde özetle;
i. Cemaat vakıflarının dinî, hayrî,sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhî amaçları gerçekleştirebilmeleri amacıylataşınmaz edinmelerine izin verildiği belirtilmiştir. Ancak bir taşınmazıncemaat vakfı adına tescil edilebilmesi için 1936 beyannamelerinde kayıtlı olupkendi hak ve tasarruflarında bulunması veya daha sonradan satın alma veyabağışla iktisap edilip mal edinememe gerekçesiyle adına tescilli olmamasınıngerektiği açıklanmıştır. Başka bir tüzel veya gerçek kişi adına kayıtlı olupvakfın hak ve tasarrufunda olmayan taşınmazların ise vakıf adına tesciledilemeyeceği ifade edilmiştir.
ii. Olayda ise Vakıf adına tescili talep edilen taşınmazların1936 beyannamelerinde kayıtlı olup vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu ya da1936 yılından sonra iktisap edilip Maliye Hazinesi veya Genel Müdürlük adlarınatapuda kayıtlı olduğu yolunda bir bilginin ve belgenin olmadığı vurgulanmıştır.Buna göre uyuşmazlığa konu taşınmazların tescili için 5737 sayılı Kanun'ungeçici 7. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ifade edilmiştir.
iii. Tapuda diğer kamu veya özel hukuk tüzel kişileri ile gerçekkişiler adına kayıtlı taşınmazların davacı vakıf adına tescil edilmesitalebinin ise ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasındairdelenebileceği belirtilmiştir. Bu gibi taşınmazların davalı idarece,başvurucu vakıf adına idari yoldan tescil edilmesi yönünde karar verilmesineise olanak bulunmadığı açıklanmıştır.
iv. Sonuç olarak dava konusu taşınmazların 5737 sayılı Kanun'ungeçici 7. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle tesciltalebinin reddine yönelik işlemlerin hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen kararlar Danıştay OnuncuDairesince 27/10/2015 tarihinde onanmıştır.
14. Onama kararları 5/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. 3/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
16. Başvurucunun karar düzeltme talepleri ise daha sonra28/4/2016 tarihinde reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. Boyacıköy Panayia EvangelistraKilisesi ve Mektebi Vakfı, B. No: 2015/17576, 1/2/2017, §§ 12-24,47-48.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu uyuşmazlığa konu taşınmazların 1936 yılındaverilmiş vakıf malları listesinde yer aldığı hâlde Vakfa iade edilmediğindenyakınmıştır. Başvurucu 1936 yılında beyan edilmekle birlikte çeşitli sebeplerleadına tapuda tescil edilmeyen taşınmazların tescili için Vakıflar BölgeMüdürlüğüne müracaat ettiklerini, ancak yapılan başvuru hakkında VakıflarMeclisince talepten vazgeçmiş sayılmasına karar verildiğini belirtmiştir.Başvurucu hukuken geçerli olan belgelerin davalı idarenin elinde olmasınarağmen talebin eksik belge nedeniyle kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunuifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
20. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir.
22. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetiniöncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğraİşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
23. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesiiçin öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişininbaşvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olmasıgerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudanbeklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarınıdüzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklîkoşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktanuzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,16/2/2017, § 39).
24. Somut olayda başvurucu Vakıf söz konusu taşınmazların 5737sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tesciledilmesi istemiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur. Bu talebideğerlendiren Vakıflar Meclisi bir taşınmazın iadesine karar vermiş, ancak altıtaşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanmasıiçin süre vermiş ve iki taşınmaz yönünden talebi reddetmiştir. Vakıflar Meclisitarafından bu süre uzatılmasına rağmen söz konusu belgelerin başvurucutarafından tamamlanamadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu bu karara karşı iptaldavaları açmış, yapılan yargılamalar neticesinde derece mahkemeleri, tescilitalep edilen taşınmazların Vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu veya 1936yılından sonra iktisap edilip Hazine veya Vakıflar idaresi adına kayıtlı olduğuyönünde bilgi veya belge bulunmadığını belirterek anılan maddede öngörülen koşullargerçekleşmediği için davaları reddetmiştir.
25. 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde;
i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen tasarruflarındabulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,
ii. 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satınalınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde maledinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyetedenler yahut bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan
taşınmazların talepte bulunan cemaat vakıflarıadına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır (BoyacıköyPanayia EvangelistraKilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
26. Olayda ise Vakıflar Meclisinin ve İdare Mahkemesinintespitlerine göre uyuşmazlık konusu taşınmazların nam-ı müstear veya nam-ımevhumlar adına tapuda kayıtlı ya da Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, cemaatvakfına vasiyet edenler, bağışlayanlar adına kayıtlı olduğu yönünde bir bilgiveya belgeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvuru formları veeklerinde de bu taşınmazların anıla madde kapsamında iadesi gereken söz konusutaşınmazlardan olduğunu gösterir herhangi bir bilgi veya belgeye yerverilmemiştir.
27. Diğer taraftan tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan birtaşınmazın bu kişi adına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun'un geçici 7.maddesi kapsamında idari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tesciledilebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi'ylebildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genelhükümler çerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapuiptali ve tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun'un geçici 11.maddesinin ikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararıntazmini imkanı da bulunmaktadır (Boyacıköy Panayia EvangelistraKilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
28. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazların5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesine göre idari yoldan başvurucu adınatescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafından tercihedilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır. Nitekimidare tarafından verilen süre içerisinde başvurucu söz konusu taşınmazlarınidari yoldan tescili mümkün taşınmazlardan olduğunu ortaya koyamadığı gibigerek derece mahkemeleri önünde gerekse de bireysel başvuru kapsamında bunayönelik herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucu esas itibarıyla butaşınmazların anılan madde kapsamında olup olmadığını ispat etmek yerine buhususun idare tarafından ilgili belgelere ulaşılmak suretiyle tespitedilebileceğini öne sürmüştür. Ancak yapılan yargılama sonucunda idaretarafından sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınarak başvurucunun tesciltalebine konu taşınmazların anılan kanun hükmü kapsamında olmadığı belirtilmişve bu kapsam dışındaki diğer kişiler adlarına kayıtlı taşınmazlara yönelikolarak adli yargı yerlerinde tapu iptali ve tescil davası açılabileceğiaçıklanmıştır.
29. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğiniileri sürdüğü taşınmazların anılan Kanun ile idari yoldan tescil edilmesininmümkün olmadığı yönündeki kamu makamlarının tespitleri karşısında ancak kayıtmaliki üçüncü kişiler aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılabileceğianlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi daha önce ilgili Yargıtay içtihadına atıflasöz konusu şikâyet yönünden bu yolun etkin, başarı şansı sunan ve ulaşılabilirbir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Boyacıköy Panayia EvangelistraKilisesi ve Mektebi Vakfı, §§ 47-48). Başvurucu ise bu yolabaşvurmadığı gibi söz konusu yolun etkin olmadığını da ortaya koyamamıştır. Öteyandan 5737 sayılı Kanun'un geçici 11. maddesiyle taşınmazın rayiç bedeliüzerinden tazminat ödenebilmesi olanağının getirildiği de görülmektedir.
30. Başvurucunun bazı taşınmazlara yönelik talepleri ise tapubilgileri verilmediği için Kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiylereddedilmiştir. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesiyle belirlibir süre dâhilinde müracaat koşulunun getirildiği, başvurucuların müracaat içinöngörülen belgeleri ibraz etmemesi üzerine Vakıflar Meclisince ek süre deverildiği, ancak başvurucuların kendilerine düşen yükümlülükleri yerinegetirmedikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu belgelere erişiminin engellendiğiveya sınırlandırıldığı yönünde herhangi bir şikâyeti de bulunmayan başvurucularbu yükümlülükleri niçin yerine getirmediklerini de başvuru formlarındaaçıklamamışlardır.
31. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yolunabaşvurulmaksızın yapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuruyolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir. Sonuç olarak ihlale nedenolduğu ileri sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulüncetüketilmemiştir.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, açtığı iptal davalarında verilen kararlardayeterli gerekçe olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı bağlamındagerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "ile adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınkapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkıgüvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
35. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazmayükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasakuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,§ 76). Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılışekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçegösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,§ 51).
36. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların,davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarakverilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir.Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm vegerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelikbir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet HakkıBağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu, gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazlarıniadesi için çıkarılan kanunların yanlış, eksik ve olumsuz bir yorumla uygulanmasısuretiyle ayrımcılık yapıldığından yakınarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
39. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1)ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün nedenolduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve bunailişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
40.Somut olayda başvurucunun uyuşmazlığa konu taşınmazlarıniadesi talebi bu taşınmazların idari yoldan tescilinin mümkün olmadığıgerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun bu taşınmazlar yönünden adli yargıyerinde tapu iptali ve tescili davası açması veya tazminat talep etmesiyönünden herhangi bir engelin bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olaybağlamında kamu makamlarının ayrımcılığa yol açacak biçimde farklı birmuamelede bulunduğu başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Bu durumdabaşvurucu ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğününihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerinegetirmemiştir. Bu nedenle, başvurucunun söz konusu iddiasınıntemellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.