TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
L.A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/75064)
Karar Tarihi: 26/5/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Raportör
:
Tahir Hami TOPAÇ
Başvurucu
:
L.A.
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 30/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetidışındaki iddialar yönünden kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurununtutuklamanın hukukiliğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulünekarar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargıorganları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çokuzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı TerörÖrgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilenbir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindedarbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasabile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelikolarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çoksayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (AydınYavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Darbe teşebbüsü sonrasında Antalya CumhuriyetBaşsavcılığı (Başsavcılık) tarafından FETÖ/PDY örgütlenmesine ilişkin olarakbaşlatılan bir soruşturma kapsamında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesindeöğretim üyesi olarak görev yapmakta olan başvurucu 29/7/2016 tarihindegözaltına alınmıştır.
11. 15/8/2016 tarihine kadar gözaltında kalan başvurucubu tarihte Başsavcılık tarafından terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasıistemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama talep yazısınınilgili kısmı şöyledir:
"Oğlu [M.M.A.] isimli şahsın FETÖ/PDYterör örgütüne müzahir [Ö.A.T.] Koleji öğrencisi olduğu, oğlu [F.T.A.]isimli şahsın FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir [Ö.A.T.] Lisesi mezunuolduğu,
FETÖ/PDY terör örgütünün kendi içerisinde, internetüzerinden kapalı devre sistemiyle çalışan, örgüt içi özel birhaberleşme/iletişim imkanı sağlayan 'ByLock' programı kullananlar arasındaolduğu tespit edilmiştir."
12. Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihtebaşvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya isnatedilen suçlar anlatılmış ve sorgu esnasında başvurucunun Antalya Barosuncagörevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu savunmasında ByLockhaberleşme programını kullanmadığını, çocuklarını ikametgâhına yakın olması veeğitimdeki başarısı nedeniyle Ö.A.T. Kolejine kaydettirdiğini ve örgütle birbağının bulunmadığını ifade etmiştir.
13. Başvurucu, Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılansorgunun ardından 15/8/2016 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundantutuklanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" ... üzerilerine atılı silahlı terör örgütüne üyeolma suçunu işlediklerine dair bir kısım şüphelilerde FETÖ terör örgütününkendi içerisinde internet üzerinden kapalı devre sistemi ile çalışan bylockprogramının bulunması, bir kısım şüphelilerin FETÖ terör örgütü ile müzayirşirketlerde kayıtlarının bulunması, arama el koyma işlemlerinde ele geçirilenkitaplar dökümanlar, bir kısım şüphelilerin kaçamaklı beyanları, gizli tanıkbeyanı, şüphelilerin üzerilerine atılı suçlar için kanunda öngörülen cezanınalt ve üst sınırı ile suçların katalog suçlardan olduğu, şüphelilerden eldeedilen dijital veriler üzerinde incelemenin henüz tamamlanmamış olması,delilleri yok etme, gizleme ve tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesininbulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının fırsat bulduklarındayasal ve gayri yasal yollarla yurt dışına kaçtıkları, bu haliyle şüphelilerindekaçma ihtimallerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmamış olması dabirlikte değerlendirildiğinde; T.C. Anayasasının 13. maddesinde ifade olunanölçülülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiriuygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve şüpheliler açısından yetersizkalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak silahlı terör örgütüneüye olmak suçundan şüphelilerin 5271 sayılı CMK'nın 100 ve devamı maddeleriuyarınca... tutuklanmalarına... [kararverildi.]"
14. Antalya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/12/2016 tarihlikararı ile başvurucu hakkında tutukluluğun devamına hükmedilmiş, başvurucutarafından bu karara karşı yapılan itiraz ise Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin16/12/2016 tarihli kararı ile kesin olmak üzere reddedilmiştir.
15. Başvurucu 1/9/2016 tarihinde Resmî Gazete'deyayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin AlınanTedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (672 sayılı KHK) ile kamu görevindençıkarılmıştır.
16. Başvurucu 30/12/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
17. Soruşturmanın devamında başvurucudan elde edilendijital materyallere ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve başvurucuyayöneltilen eylemlere ilişkin olarak tanık beyanları alınmıştır.
18. Başsavcılık tarafından 24/3/2017 tarihli iddianameylebaşvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasıistemiyle Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açılmıştır.
19. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genelbilgiler verilmiş daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yerverilerek başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu iddia edilmiştir.
20. Bu bağlamda iddianamede yer verilen olay ve olgularözetle şöyledir:
i. Başvurucunun çocuklarının FETÖ/PDY ile irtibatlıolduğu belirtilen Ö.A.T. eğitim kurumunda öğrenim gördüğü belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olan BankAsyadaki hesabının incelenmesi neticesinde, 2013 yılı Aralık ayında hesabında24 TL olduğu, 2014 yılı Mart ayında hesabında para olmadığı, 2014 yılı Temmuzayında 1.800 TL kart borcu ödeme işleminin bulunduğu, 2014 yılı Ağustos ayındahesapta kalan 10 TL bakımından son işlemin gerçekleştirildiği ve hesabında parakalmadığı belirtilmiştir.
iii. Başvurucunun gözaltında iken 15/8/2016 tarihindeyaptığı görüşme esnasında "([L.A.]@mac.com), (me.com), (şifre:773800, la7738, La7738, profdrLa), (bilgisayarşifre:profLa), (itunes geçmişinisil)" yazılı kâğıt parçasını avukatına verirken kolluk görevlisitarafından fark edildiği, söz konusu şifrelerin başvurucunun telefon vebilgisayarına ait olduğunun tespit edildiği, bununla birlikte programlarınbloke olması nedeniyle giriş yapılamadığı, başvurucunun bu davranışınınörgütsel belge ve dokümanları yok etme veya bunlara ulaşılmasını engellemeamacı taşıdığı belirtilmiştir.
iv. Başvurucunun 672 sayılı KHK ile kamu görevindençıkarıldığı belirtilmiştir.
v. Başvurucu hakkında tanık beyanlarına yer verilmiştir.Alınan tanık beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:
- K.A. ifadesinde "... [Başvurucu] söz konususüreçte tutuklanınca ben rahatsızlığım ile ilgili başka bir doktor aramagirişiminde bulundum, hatta gittiğim bir doktor [L.] Bey hakkında 'ofetöcü' gibi söylemlerde bulundu, hatta 'ona sizi kim gönderdi' gibi sözlersöyledi. ... benim düşüncem söz konusu şahsın bu yapıyla herhangi bir alakasıyoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur.
- Gizli tanık T. ifadesinde ''kendisiyle birlikte eşi [E.C.A.]bu yapının güçlü olduğu zamanda üniversiteye gelmişlerdir, eşi [E.C.A.]hiçbir baskı olmamasına rağmen bu yapı tarafından Baş Müdür yapılmıştır. Buyapıya mensup insanlardır'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
- Gizli tanık S. ifadesinde ''Eşi [E.C.A.] ilebirlikte üniversite imamı [Ö.G.] tarafından üniversiteye özel olarakgetirilip alınan kişilerdir. Dolayısıyla bu şahısların bu yapıya mensupolduklarını veya bu yapıdan nemalandıklarını düşünüyorum'' şeklinde beyandabulunmuştur.
vi. Başvurucunun eşi olan E.C.A.nın şüpheli sıfatıylaalınan beyanında çocuklarını örgüte ait olduğunu bildiği hâlde Ö.A.T eğitimkurumuna göndermeye devam ettiğini, çocukların eğitim ihtiyaçlarını örgütemüzahir NT Kırtasiyeden karşıladıklarını, okul taksitlerini başvurucunun BankAsyadaki hesabından ödediklerini, yine örgüte müzahir Gonca çocuk dergisineüyeliğinin olduğunu ifade ettiği belirtilmiş; E.C.A.nın FETÖ/PDY ile irtibatlıBank Asyada hesabının bulunmakla birlikte 2013 yılı Aralık ayından sonra hesaphareketine rastlanmadığı vurgulanmıştır.
vii. Başvurucunun kardeşi olan E.N.K.nın ByLockhaberleşme programını kullandığının bildirilmesine rağmen sonradan yapılanaraştırmada anılan programın kullanıcısı olmadığının anlaşıldığıbelirtilmiştir.
21. İddianame 7/4/2017 tarihinde Mahkeme tarafından kabuledilerek E.2017/256 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte başvurucunun ByLock haberleşmeprogramını kullanıp kullanmadığının tespiti için ilgili kolluk biriminemüzekkere yazılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.Tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"[Sanıkların]savunmaları, Antalya İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan ByLock tespittutanakları (sanıklar [M.E.Ç.], [S.K.], [S.T.] yönünden), tanıkbeyanları, arama el koyma tutanakları, kolluk araştırma tespit tutanakları vetüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanıkların üzerilerine atılı suçuişledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerinbulunması, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun 5271 Sayılı CMK.nun 103/3maddesinde düzenlenen katalog suçlardan olması, sanıkların Mahkememizce henüzsavunmalarının alınmamış olması, sanıklara yüklenen suçun 5237 sayılı TCK'daöngörülen cezasının alt ve üst sınırları, sanıkların tutuklulukta geçirdiklerisüre dikkate alındığında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13 maddesinde yeralan ve ölçülülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontroltedbirinin uygulanmasının bu aşamada davaya konu suç ve sanık açısındanyetersiz kalacağı kanaatine varıldığından [sanıkların] ayrı ayrıtutukluluk hallerinin devamına,"
22. Antalya Emniyet Genel Müdürlüğü 8/5/2017 tarihli yazıile başvurucunun ByLock haberleşme programını kullandığına dair herhangibir veriye ulaşılamadığını bildirmiştir.
23. Mahkeme 21/6/2017 tarihinde yaptığı ilk oturumdabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle üniversitehastanesine boşalan kadrolara müracaat ederek geldiğini, akademik yükselmesininolmadığını ve kendisine idari görev verilmediğini, ByLock haberleşmeprogramını kullanmadığını, tanık anlatımlarının somut olaylara dayanmadığını,faiz oranının ve dosya masrafının az olması nedeniyle Bank Asyadan araç kredisikullandığını, eşinin de kendisine kefil olması nedeniyle prosedür gereğiisimlerine hesap açıldığını, bu hesabı aktif olarak kullanmadığını, dört yılboyunca hesabındaki esaslı tek işlemin kredi kartı borcu ödemesi olduğunu,gözaltına alınmasının verdiği psikoloji ile avukatına kullanıcı isimleri veşifrelerin yazılı olduğu kâğıt parçasını verdiğini ve "iTunes"programındaki geçmişini silmesini istediğini, "iTunes"programının müzik ve video izleme amacıyla kullanıldığını, gözaltına alındığıesnada bütün cihazlarını açık şekilde ve şifreleriyle birlikte kollukbirimlerine verdiğini, bu davranışının ruh hâlinden kaynaklandığını beyanetmiştir.
24. Mahkeme aynı oturum sonunda adli kontrol tedbirleriuygulanarak başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgilikısmı şöyledir:
"Sanık [L.A.nın]bu celse alınan savunması, sanık hakkında bylock programıyla ilgili herhangibir tespitin bulunmayışı, bu celse dinlenen tanık [E.C.A.nın] beyanları,sanıktan elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucundatanzim edilen raporlar, mevcut delil durumu, sanığın tutuklulukta geçirdiğisüre dikkate alındığında tutukluluk halinin devamının ölçülü olmayacağı, adlikontrol tedbiri uygulanmasının yeterli olacağı kanaatine varılmakla sanığıntahliyesine, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise salıverilmesine,aynı gerekçelerle sanığın 5271 sayılı CMK'nun 109/3-a ve b maddelerindebelirtilen yurt dışına çıkış yasağı ve her hafta Cuma günü ikamet ettiklerikolluk birimine 08:00 ile 20:00'saatleri arasında başvurarak imza atmasışeklinde adli kontrol altına alınmasına, mazeretsiz olarak adli kontroltedbirine uymadıkları takdirde tutuklanacağının ihtarına,"
25. Mahkeme 28/2/2018 tarihli oturumda aralarındabaşvurucunun da bulunduğu bir kısım sanık hakkında ayırma kararı vermiş vebaşvurucu hakkındaki dava E.2018/104 sayılı dosya üzerinden devam etmiştir.Yargılama sonucunda 12/7/2018 tarihli hüküm ile başvurucu hakkında beraatkararı verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"[Sanıkların]FETÖ/PDY terör örgütünün gizli haberleşme programı olan ByLock kullanıcısıolmadıkları, örgüt içerisinde bulunduklarına ilişkin bir delil bulunmadığı,örgüt içinde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk arzeden eylemlerinin tespitedilemediği, sanıkların örgütün hiyerarşik yapısı içerisine girdiğine, örgütile aralarında üyelik için gerekli bulunan organik bağ kurduklarına, örgütünkuruluşu, kurucuları, lideri, amacı, stratejileri ve eylemleri ile irtibatlıolduklarına dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil eldeedilemediği, Tanık Koruma Kanununun 9/8 maddesine göre gizli tanıklarınbeyanlarının tek başına hükme esas teşkil etmeyeceği, gizli tanıkların beyanlarınınsomut bilgi ve görgüye değil yoruma dayalı olduğu, kişisel kanaat niteliğindeolduğu, bu nitelikteki beyanların ceza yargılamasında ceza mahkumiyeti hükmüneesas alınamayacağı, dijital inceleme raporlarındaki tespitlerin tespittarihleri ve tespite konu bulguların mahiyeti dikkate alındığında sanıklarınörgüt içinde yer aldıklarını göstermediği, bankasya hesabı olan sanıklarınbankasya hesap hareketlerinin incelenmesinde, sanıkların savunmalarının aksinikanıtlayabilecek örgütün para yatırın çağrısına uyduklarını gösterir bir hesaphareketi tespit edilemediği, sanıklar [A.K.] ve [H.E.nin]Cumhurbaşkanının Bank Asya'ya ilişkin açıklamalarından sonra söz konusubankadan paralarını çektikleri, sonuç olarak silahlı terör örgütüne üye olmasuçunu işlediklerini gösterir, mahkumiyete yetecek derecede vicdani kanaatsağlayacak bir delilin dosya içeriğinde mevcut olmadığı anlaşıldığından CMK’nun223/2-e maddesi gereğince beraatlerine"
26. Anılan beraat kararına karşı Cumhuriyet savcısıtarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bu başvuruda; başvurucununörgütle irtibatlı olduğuna ilişkin gizli tanık anlatımlarının bulunduğu,avukatı ile yaptığı görüşme esnasında üzerinde bilgisayar ve programşifrelerinin ve "itunes geçmişini sil" ibaresinin yazılıolduğu kâğıt parçasını verirken yakalandığı, böylece başvurucunun örgütselbelge ve dokümanları yok etme veya bunlara ulaşılmasını engelleme amacınıtaşıdığının anlaşıldığı, dijital inceleme sonuç raporu ile Bank Asya hesaphareketlerine ilişkin bilirkişi raporu da dikkate alındığında mahkûmiyet yerineberaat kararı verilmesinin isabetsiz olduğu ileri sürülmüştür.
27. Cumhuriyet savcısınca yapılan istinaf başvurusuAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 10/1/2020 tarihli kararı ileesastan reddedilmiştir. Anılan hüküm, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi CumhuriyetBaşsavcılığınca 27/1/2020 tarihinde istinaf başvurusundaki benzer gerekçelerletemyiz edilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylatemyiz aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
28. İlgili hukuk için bkz. Ömer Ulukapı, B. No:2017/17771, 17/7/2018, §§ 18-23.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 26/5/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu; tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu,suçsuz olmasına ve ByLock isimli programı kullanmamasına rağmentutuklandığını, tutukluluğa ilişkin kararlarda tutuklama nedenleri yönündenyeterli bir açıklamanın yer almadığı belirterek temel hak ve özgürlüklerininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvurucunun 21/6/2017tarihinde tahliye edildiği, bu bağlamda etkili bir başvuru yolu olan 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde düzenlenentazminat davası açma yolu tüketilmeden başvuru yapıldığından başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiğibelirtilmiştir.
32. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesince esastaninceleme yapılacak olması durumunda ise tutuklama kararında kuvvetli suçşüphesinin ortaya konulduğu, tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın özel koşulları ile tutuklama kararının içeriğibirlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkilemetehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığınınsöylenemeyeceği ifade edilmiştir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
34. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğunayönelen iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındakikişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. Uygulanabilirlik Yönünden
36. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde,milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumungerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamendurdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırıtedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukunauygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünceve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç vecezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadarkimse suçlu sayılamaz."
37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
38. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır.Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:2016/49158, 26/7/2017, § 57).
39. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığıanlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ ve İrfan FİDAN bu görüşekatılmamışlardır.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
41. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkatealınacak genel ilkeler için bkz. Mustafa Baldır [GK], B. No: 2016/29354,4/4/2018, §§ 54-60; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-69.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
42. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terörörgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
43. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
44. Başsavcılık tutuklama talep yazısında başvurucunun ByLockhaberleşme programını kullandığını ve çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı bireğitim kurumuna gönderdiğini ileri sürmüştür. Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliği detutuklama kararında başvurucunun adını zikretmemekle birlikte bir kısımşüphelinin ByLock haberleşme programına sahip olduklarını belirtmiştir(bkz. § 13).
45. İddianamede başvurucunun ByLock haberleşmeprogramını kullandığı yönünde bir tespit ya da iddia bulunmamakla birliktesuçluluğu hakkında ortaya konulan hususların çocuklarını FETÖ/PDY ilebağlantılı bir eğitim kurumuna göndermesi, çocuklarının kırtasiye ihtiyaçlarınıörgüt ile bağlantılı bir işyerinden karşılaması, örgüt ile irtibatlı olduğubelirtilen Gonca isimli çocuk dergisine aboneliğinin bulunması, kardeşinin ByLockhaberleşme programı kullanıcısı olduğundan şüphelenilmesi, meslekten ihraçedilmiş olması, Bank Asyada hesabının bulunması, aleyhinde tanık beyanlarıbulunması ve gözaltında iken yaptığı görüşmede üzerinde kullanıcı adının,şifrelerinin ve "itunes geçmişini sil" ibaresinin yazılıolduğu kâğıdı avukatına verirken fark edilmesi olduğu görülmektedir.
46. Buna göre Anayasa Mahkemesince tutuklamanınhukukiliği bağlamında başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtininbulunup bulunmadığı yönündeki incelemenin bu olgular temelinde yapılmasıgerekmektedir.
47. Başsavcılık, tutuklama talep yazısında başvurucunun ByLockhaberleşme programını kullandığını ileri sürmüştür (bkz. § 11). ByLockuygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayıkullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarınayüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından birbelirti olarak değerlendirilebileceği kabul edilmektedir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 106, 267).
48. Öte yandan anılan kararda da açıklandığı üzere ByLock'ailişkin veriler ancak bu uygulamanın kullanıldığının veya kullanılmak üzeretelefona yüklendiğinin ve kullanıma hazır hâle getirildiğinin tespit edilmesidurumunda kuvvetli belirti olarak kabul edilebilir. Somut olayda soruşturmamercilerince tutuklama talep yazısında başvurucunun anılan programı kullandığıileri sürülmüş ancak iddianamede bu hususa yer verilmemiştir. Öte yandanBaşsavcılık bu aşamada başvurucunun ByLock kullandığının tespitedildiğine dair bir belge de sunmamıştır. Kovuşturma evresinde ise Mahkemebaşvurucunun ByLock kullanıp kullanmadığının belirlenmesi amacıylailgili kolluk birimine müzekkere yazmış, yapılan incelemeler sonundabaşvurucunun ByLock programını kullandığı yönünde bir tespityapılamamıştır. Dolayısıyla başvurucunun söz konusu uygulamayı kullandığı ya dayüklediği gerek soruşturma gerekse kovuşturma evrelerinde ortayakonulamamıştır. Hakeza başvurucunun kardeşi E.N.K.nın ByLock kullanıcısıolduğundan şüphelenilmesi hususunun da başvurucu hakkında kuvvetli suçbelirtisi olarak kabulü mümkün görünmemektedir.
49. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olansuçlamanın dayanaklarından biri de başvurucunun kamu görevinden çıkarılmışolmasıdır. Anayasa Mahkemesi birçok kararında kamu görevinden tek başına birsuçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilemeyeceği sonucunavarmıştır (benzer kararlar arasından bkz. Mustafa Baldır, § 70; E.A.,B. No: 2016/78293, 3/7/2019, §§ 53-57; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638,3/7/2019, §§ 51-54; Zafer Özer, § 58). Somut başvuru yönünden anılankararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
50. Başvurucu ve eşinin Bank Asyada hesaplarının bulunduğu,başvurucunun eşinin hesap hareketinin bulunmadığı, bununla birliktebaşvurucunun hesabında bazı işlemlerin mevcut olduğu, bu şekilde örgütliderinin Bank Asyaya para yatırma çağrısına uyarak örgütsel hiyerarşi içindehareket ettiği ileri sürülmüştür (bkz. § 20/ii-vi).
51. Anayasa Mahkemesi Metin Evecen (B. No:2017/744, 4/4/2018 § 59) kararında ve 18/4/2018 tarihli Ali Biray Erdoğan (B.No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40) kararında, FETÖ/PDY liderinin veyayöneticilerinin çağrıları üzerine Bank Asyaya para yatırmanın tutuklama içinyeterli ölçüde kuvvetli belirti olduğunu ifade etmiştir.
52. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin bu kararlarına konuolaylardan farklı olarak başvurucu ve eşinin talimat sonrasında Bank Asyayapara yatırması söz konusu değildir. Soruşturma makamları da başvurucu ve eşininbu hesaba para yatırdığını iddia etmemiş, esasen anılan Bankada hesaplarınınbulunmasının örgüte destek amacı taşıdığını mütalaa etmişlerdir. Başvurucu isefaiz oranı ve dosya masrafının düşük olması nedeniyle bu Bankadan araç kredisikullandığını, eşinin de kendisine kefil olması nedeniyle prosedür gereğiisimlerine hesap açıldığını, bu hesabı aktif olarak kullanmadığını, dört yılboyunca hesabındaki esaslı tek işlemin kredi kartı borcu ödemesi olduğunu savunmuştur.Başvurucunun hayatın olağan akışına uygun görünen bu savunmalarının aksiniortaya koyacak bir bilgi veya belge gösterilmediği ve eşinin de hesabında 2013yılından sonra bir işlem bulunmadığı dikkate alındığında bu olgu tutuklama içinyeterli ölçüde kuvvetli bir belirti olarak kabul edilmemiştir (benzerdeğerlendirmeler için bkz. Ali Bulaç [GK], B. No: 2017/6592, 3/5/2019, §62; İhsan Yalçın, B. No: 2017/8171, 9/1/2020, § 49).
53. Öte yandan soruşturma ve kovuşturma evrelerindedinlenen tanık beyanlarında başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsünarkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğuyönünde somut olguya dayalı bir ifade bulunmamaktadır (bkz. § 20/v). Tanıkbeyanlarında başvurucunun hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya dabaşvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir bilgi, vaka veya olguya yerverilmediği görülmektedir. Ayrıca başvurucu hakkındaki beyanların izlenim vedüşünceye dayalı olması, somut olgu barındırmaması dikkate alındığında söz konusubeyanların örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarakkabulü mümkün değildir (benzer değerlendirmeler için bkz. E.A., § 59; MustafaAçay, § 57).
54. Başvurucunun gözaltında iken yaptığı görüşmedeüzerinde kullanıcı adı ve şifrelerin ve "itunes geçmişini sil"ibaresinin olduğu kâğıdı avukatına verirken fark edilmesi de soruşturmamercileri tarafından suçlamaya dayanak bir olgu olarak değerlendirilmiştir.FETÖ/PDY ile ilgili soruşturmalarda ele geçirilen dijital verilerin içerik ve önemidikkate alındığında başvurucunun bu davranışının soruşturma mercilerinceşüpheyle karşılanması anlaşılabilir bir durumdur. Bununla birlikte söz konusuprogram içeriğine ilişkin herhangi veri de ele geçirilememiştir. Bu durumdasomut olayın koşulları itibarıyla başvurucunun bu davranışının örgütsel belgeve dokümanları yok etme veya bunlara ulaşılmasını engelleme amacı taşıdığınınkabulü de mümkün görünmemektedir. Bu bağlamda başvurucunun davranışınınörgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümküngörülmemiştir.
55. Başvurucunun çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı birokula gönderdiği, çocuklarının kırtasiye ihtiyacını örgütle bağlantılı birişyerinden karşıladığı ve yine örgütle bağlantılı Gonca isimli çocuk dergisineüyeliğinin bulunduğu belirtilmiştir.
56. Anayasa Mahkemesi; İhsan Yalçın (B. No:2017/8171, 9/1/2020) kararında, FETÖ/PDY ile bağlantılı bir okulda bir süreöğrenim gördüğü belirtilen başvurucu yönünden yaptığı değerlendirmede, örgütselbir ilişki çerçevesinde gerçekleştirildiğine dair olgular ortaya konulmadansalt bu nitelikteki bir okula gitmenin kuvvetli suç belirtisi olarak kabulünümümkün görmemiştir. Kararda, FETÖ/PDY ile bağlantılı okul veya dershanelerdeöğrenim görmenin ancak bunun örgüte yardım etme, finansal destek sağlama ya daörgütsel eğitiminden yararlanma gibi örgütsel gayelerle gerçekleşmesi hâlindeörgütsel bir davranış olarak değerlendirilebileceğine vurgu yapılmıştır (İhsanYalçın, § 49). Anayasa Mahkemesi, Ş.B. (B. No: 2017/30993, 1/7/2020,§ 38) kararında da aynı yönde değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu çerçevedebaşvurucunun çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı bir okula gönderip kırtasiyeihtiyaçlarını da yine bu örgütle bağlantılı bir işyerinden karşılamasınınörgütsel amaca dayandığı yönünde herhangi bir olgunun bulunmaması sebebiyleanılan hususların kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmemesi gerektiğisonucuna varılmıştır. Terör suçlarıyla ilgili davaların temyiz mercii olanYargıtay 16. Ceza Dairesinin yerleşik kararlarında da (E.2018/7220,K.2019/3659; E.2018/6390, K.2019/2961; E.2018/5527, K.2019/2206) anılankişilerin çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı okul veya dershaneleregöndermelerinin terör örgütü üyeliği suçu bakımından örgütsel bir faaliyetolarak kabul edilmediği görülmektedir.
57. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yerleşik kararlarında(E.2018/5167, K.2019/3211; E.2017/3174, K.2019/2244; E.2019/6400, K.2020/139)kişilerin örgütle bağlantılı gazete veya dergilere abone olmalarının örgütselbir faaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Yukarıda okul vekırtasiye harcamaları hususlarıyla ilgili yapılan değerlendirmenin dergiyönünden de geçerli olduğu söylenebilir. Bu çerçevede kişilerin başkalarınıdergi abonesi yaptırmaya çalışması hâlinde bunun örgütsel bir yönünün olduğusöylenebilir. Ancak somut olayda bu yönde bir tespit ya da iddiabulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan hususun kuvvetli suç belirtisi olarakkabulü mümkün görünmemektedir.
58. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespitve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargımakamlarının denetimini yapabilecek suç işlendiğine dair kuvvetli belirtininyeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
59. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
60. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
61. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nınolağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını vesınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın15. Maddesi Yönünden
62. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararındaAnayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımınındurdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesinin suç işlendiğinedair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen tutuklamalarımeşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya konulmadantutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahaleolmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 152-157; TurhanGünay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır,§§ 83-88).
63. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren biryön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındakikişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
65. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Kovuşturma sürecinde 21/6/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine(bkz. § 24) karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.
66. Başvurucu tazminat haklarının saklı tutulmasınıistemiş, bununla birlikte sonraki süreçte herhangi bir tazminat talebindebulunmamıştır. Bu nedenle tazminata ilişkin bir karar verilmesi mümküngörülmemiştir. Bu durumda ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır (aynıyöndeki değerlendirme için bkz. Mehmet Güneş, B. No: 2014/1268,17/5/2016, § 66; Mustafa Baldır, § 92).
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ ve İrfan FİDAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Antalya 8. Ağır CezaMahkemesine (E.2018/104) GÖNDERİLMESİNE,
E. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 26/5/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolununetkililiği konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukukyolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan,yorum yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek içinyargı organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 16.08.2016tarihinde tutuklanan ve 30.12.2016tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmadurumu, 21.06.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesincebaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarakhürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireyselbaşvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olanolası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlalkararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) birsonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak,bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıylabireysel başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespitedecek ve giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hakarama yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasına dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukukaaykırı olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusututuklamanın kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suçşüphesinin mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacınınbulunup bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak datutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılıCeza Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle deuyumlu bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynıKanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanındevamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklamatedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veyakovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklananveya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi ve manevi hertürlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf yapılmaktadır.Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni, ölçülülük gibi)öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir kişi için Kanuntazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında;bireysel başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halininsona ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasındaverilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının birarada gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2Bununla birlikte, başvurucu tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamudavasının devam ediyor olması veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyethükmünün kesinleşmemiş olması hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasına dayalı başvuruları CMK 141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işinesasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucuhakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiylekabul edilemez bulunmaktadır.3Mahkeme, bu içtihadında CMK 141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü dedikkate almakta ve söz konusu hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanınhukuki olmadığı iddiası yönünden etkili bir kanun yolu olaraknitelendirmektedir.4Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilendurum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmündedüzenlenmiş olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamınakarar verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarakdavanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarınaatıf yapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın141. maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğuiddia edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasınınvar olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilenkararlarda atıf yapılan Yargıtay kararları7somut delil olmadan gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgiliolmadığından anılan iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerininhukuka aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuruyolunun bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muameleoluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangibir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konuedilebileceğini belirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkilibir başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'ninTürk hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeylekabul edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldızkararında, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğedilmemesi ya da tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyletutuklama işlemine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkiniddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamındaaçılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararıvermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösterenemsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısızolacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı içinbu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yolaişlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derecemahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam edenkişinin CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suçşüphesinin ve tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkinyapılacak tespitin devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminatdavasını yürüten mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimaliyahut hakkında mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesiaşamasında olan veya kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasındamahkemenin, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanunyolu merciinin verdiği veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususlarıda kanun yolunun etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır.Bununla birlikte, bu bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ilehakkında beraat veya mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde birbağlantı olmadığını söylemek yerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukukauygun olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya datutuklanması hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyetsonucuna varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davadatutukluluğun hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasındanbağımsız bir inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır.(Muzaffer Korkmaz, Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve AnayasaMahkemesine Bireysel Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93).Tutukluluğun hukukiliğinin incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğudavada mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devamediyor olmasının bir önemi olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de,mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devam ediyor olması durumunda datutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11Eğer bir davanın devam ediyor olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesitutuklamanın hukukiliğinin incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, AnayasaMahkemesinin de böyle bir inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davadaberaat veya takipsizlik kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukukaaykırı hale getirmeyeceği gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğindentutuklamanın hukuka uygun olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi MehmetÖzdemir12başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukukauygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasınınhukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminatnedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konuedilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusukararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarındakovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olupda gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazlaolan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olmasınedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanınesasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukukaaykırı olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminatdavasını inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemektenimtina edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığınıbelirtmek gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminatmahkemesinin de (ağır ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olupolmadığını inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanınkanunda öngörülen şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminatmahkemesinin kanundan kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturmaaşamasında yargılamayı yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiğitutuklama veya tahliye kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır cezamahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerekkaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyleolunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiğitutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespitedilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenlerdışındaki tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’dakitazminat yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutuklulukstatüsünün sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığınayönelik iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkinyaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15Zira tahliye edilen ve hakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilenmahkumiyet hükmü kanun yolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin AnayasaMahkemesi içtihadı doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutuklulukiddiasına ilişkin açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğundevamına ilişkin kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyiyaparken de kuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklamanedenleriyle birlikte devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz,a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyiaştığına ilişkin olup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olupolmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olupbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilenbaşvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suçşüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceğivarsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminatdavası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasınabakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklamanedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliğişikâyetlerinden kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğiniinceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir. AnayasaMahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini, incelemetarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de düzenlenentazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iseAnayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterligiderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesindeöngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahalesonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunuifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlaledildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.19Bu olayda başvurucunun, tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasifaaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkınınihlal edildiği iddiası zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınabenzemektedir. Bu kişinin CMK 141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminatmahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa,diğer bir deyişle başvurucunun tutuklanmasına konu eylemlerin siyasifaaliyetler kapsamında olup olmadığını tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukukiolup olmadığını da elbette ki tespit edebilir. Zira deliller değerlendirmedentutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin tespit edebilmesi mümkündeğildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğinitespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerleri kararındabenzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiği itirazınıreddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil, 141/1-a bendininetkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu durumu gözönüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği duymuştur.141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye durumunda dabu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Tutuklamanın hukukiliği değerlendirilirken, tutuklamanınuygulandığı tarihteki şartlara bakılmalıdır. Darbe teşebbüsü sırasındagerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğubelirtilen FETÖ/PDY’nin örgütlenmesinin karmaşıklığı, Bu yapılanmanın yarattığıgörünür açık tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülkegenelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek niteliktekion binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, çoğunluğu kamu görevlisi olan çoksayıda kişi hakkında yürütülen soruşturmalar, olayların arz ettiği vahametdikkate alındığında tutuklama tedbirinin temelsiz ve keyfi olduğu söylenemez.
Açıkladığım gerekçelerle başvurunun başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği görüşüyle sayınçoğunluğun görüşüne katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN