TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
LEYLA DOĞAN VE SALİH DOĞAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/4662)
Karar Tarihi: 10/10/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 4/12/2018-30615
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
1. Leyla DOĞAN
2. Salih DOĞAN
Vekili
:
Av. Evin BARTAN TURHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydanagelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasınınyaklaşık sekiz yıl sonra kesinleşmesi nedeniyle de makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucuların beyanına göre 1/2/1997 tarihinde dünyaya gelenmüşterek çocukları O.D. kızamık aşısı olmasına rağmen 2005 yılında subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığına yakalanmış ve2006 yılının Haziran ayında hayatını kaybetmiştir(Başvuru formunda O.D.nin SSPE hastalığınayakalandığı yıl 2005 olarak belirtilmiş ise de başvuruya konu dava dosyasındabulunan Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi raporuna göre O.D.ye 4/10/2004tarihinde SSPE tanısı konulmuştur. Keza başvuru formunda O.D.nin2006 yılının Haziran ayında yaşamını yitirdiği ifadeedilmiş ise de başvurucuların nüfus kayıt örneğine göre O.D. 14 Haziran 2005tarihinde yaşamını yitirmiştir.).
10. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasındave bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek22/12/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır.
12. Bu inceleme kapsamında Diyarbakır Çınar Merkez Sağlık Ocağıekipleri tarafından başvurucu Salih Doğan ile bir görüşme gerçekleştirilmiştir.Bu görüşmede Salih Doğan, oğlu O.D.ye rutin aşılarının Çınar Sağlık Ocağıekiplerince yapıldığını, oğlunun üç yaşında iken kızamık hastalığı geçirdiğinive bir iki hafta içinde iyileştiğini, 2005 yılında rahatsızlanan oğluna SSPEtanısı konulduğunu ifade etmiştir. Bu inceleme kapsamında, aşı kaydı ile ilgiliolarak da çeşitli araştırmalar yapıldığı ve bu kayda ilişkin Sağlık Bakanlığınaüç sayfalık bir bildirimde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Yapılan araştırmalardaayrıca 9/12/2003 tarihinde -O.D. ilköğretim birincisınıfta iken- O.D.ye kızamık aşısı yapıldığı tespit edilmiştir.
13. Sağlık Bakanlığı yukarıdaki araştırmaları yaptıktan sonraSSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonların aşılanmamış, aşılandığı hâldeyeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya aşılanmadan önce kızamık hastalığıgeçirmiş çocuklarda ortaya çıktığını, somut olayda yanlış ve eksik aşı sistemi olmasının söz konusu olmadığını,SSPE hastalığının ortaya çıkmasında hizmet kusurunun bulunmadığını belirterek5/2/2007 tarihinde başvurucuların isteminin reddine karar vermiştir.
14. Başvurucular bunun üzerine 19/4/2007 tarihinde Diyarbakır 2.İdare Mahkemesinde dava açmış ve 50.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır. Başvurucular ayrıca 5.000 TL tutarındaki tedavi vecenaze masraflarının taraflarına ödenmesi isteminde bulunmuşlardır.Başvuruculardava dilekçesinde özetle Çınar Merkez Sağlık Ocağı ekiplerince oğulları O.D.yedokuz aylıkken kızamık aşısı yapıldığını ancak oğullarının üç yaşında ikenkızamık hastalığına yakalandığını, kızamık hastalığını kısa sürede atlatanoğullarının sağlıklı bir çocuk olarak hayatını sürdürdüğü sırada 2005 yılındarahatsızlandığını ve Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapılantetkikler neticesinde oğullarına SSPE tanısı konulduğunu, oğullarının yaklaşıkbir yıl yatağa bağımlı olarak yaşadığını, akabinde ise hayatını kaybettiğinibelirtmişlerdir. Başvurucular, oğullarının aşılarını zamanında ve düzenliolarak yaptırdıkları hâlde idarenin yanlış ve eksik aşı uygulaması nedeniyleölüm olayının meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, kızamıkaşısının yaygın ve uygun koşullarda yapılmasıyla SSPE hastalığına yakalanmariskinin büyük ölçüde azalacağını ifade etmişlerdir. Başvurucular, oğullarınakızamık aşısı yapılmış olmasına rağmen bu aşının yeterli dozda ve uygunkoşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkisinin olmadığını ve oğullarınınSSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini iddia etmişlerdir.
15. Sağlık Bakanlığı, dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığıonayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı hakkında çeşitli araştırmalar yapmışolan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca (Komisyon) hazırlanan rapordakiverilere dayanarak dava konusu olayda hizmet kusuru bulunmadığını savunmuştur.
16. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığıarasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevliProf. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi BilimDalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı ÜniversiteninÇocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca GaziÜniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalındagörevli Prof. Dr. U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve KlinikMikrobiyoloji Ana Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi ÇocukSağlığı Enstitüsünde görevli Prof. Dr. G.G.denoluşmaktadır. Komisyon rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanısıra Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takviminive uygulamalarını incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulananülkelerdeki SSPE görülme sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversiteve eğitim hastanelerinde takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespitetmeye çalışmıştır.
17. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardan birininde SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında testedilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanımasunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygunolduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılarüretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlıkkuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta vesistem sürekli olarak izlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve BağışıklamaDanışma Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgileregöre kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklikçağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgileregöre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasındadokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu aydatek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikincidoz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekraretmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının isesırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiği ifade edilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının ikinci dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul birinci sınıfta yapılan kızamık aşısına dadevam edilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının1.131 olduğu belirtilmiştir. Raporda; bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin %33'ü ile ilgilibilgiye ulaşılamadığının, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
18. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1. Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemek amacıylailköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1. Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.
2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplumkatılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusundabilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.
3. Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
19. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 28/5/2008 tarihli kararladavanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Davada herşeydenönce davacıların çocuklarının davalı idareye bağlı ekiplerce aşılanıp aşılanmadığıya da aşılama yapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde kızamık aşısının bulunupbulunmadığı, başka bir deyişle ortada idarenin bir filinin bulunup bulunmadığıbelirlenmelidir.
Bakılan davada, davacıların 1998 doğumluçocukları [O.D.ye]9 aylıkken Çınar Merkez Sağlık Ocağı ekiplerince kızamık aşısı yapıldığı,çocuğun 3 yaşında iken kızamık hastalığına yakalandığı ve kısa bir süre sonraiyileştiği, çocuğa ilköğretim 1. sınıfında 09.12.2003 tarihinde Höyükdibi Sağlık Ocağı ekiplerince 2. doz kızamık aşısınınyapıldığı, çocuğun 2005 yılı Haziran ayı'ndarahatsızlanması üzerine kendisine Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nceSSPE tanısı konduğu ve çocuğun yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 2006 yılıHaziran Ayı'nda hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır.
Sağlık hizmetleri bünyesinde risk taşıyanhizmetlerden olup, idarenin ancak ağır hizmet kusurunun bulunduğu durumlardatazminle yükümlü tutulması gerekmektedir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü ortadaidarenin bir filinin bulunup bulunmadığı, eğer bir fiil var ise bu fiiliniddia edilen zarara sebep olup olamayacağı hususununbelirlenmesine bağlıdır.
Söz konusu aşının yapıldığı durumlarda bileaşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka bir deyişleidarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.Davacılar tarafından hastalığın yanlış ve eksik doz kızamık aşısındankaynaklandığı iddia edilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonraortaya çıkan bir hastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitliüniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihlirapora göre SSPE hastalığı kızamık aşısının değil kızamık hastalığının birkomplikasyonudur. Bu açıdan hastalığın yapıldığı iddia edilen aşıdankaynaklandığı hususu bilimsel olarak kabul edilemiyecekniteliktedir. Yine söz konusu rapora göre Genişletilmiş Bağışıklama Programıkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya dek soğuk zincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırılmaktadır. Bu açıdanaşının kendisinde bir bozukluk olması hususu da kabul edilemeyecek birdurumdur. Aşının iki doz yerine tek doz yapılması hususuna gelince,hem raporun hem de savunma dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998yılına kadar tek doz bu yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılmasıgerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ki olayımızda 2 doz dayapılmış ancak bu aşının bozuk olması durumunda idarenin kusurlu olduğunun,bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmama açısından ise asıl sorumluluğunailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dava konusu olayda ise aşının bozukolma ihtimalinin bulunmadığı yukarıda bahsedilen rapor kapsamındaakademisyenlerce ortaya konulmuştur. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsabile kişilerin kızamık hastalığına yakalanması durumunda bu hususun kişininyeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından kaynaklandığının kabulügerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır.
Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarınadavalı idareye bağlı ekiplerce 9 aylıkken 1. doz, ilköğretim 1. sınıfında ikende 2. doz kızamık aşısının yapılmış olması ayrıcaaşıyapılmış olsa bile SSPE hastalığına yakalanılmasında kızamık aşısının sebepolamayacağı, hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği,aşının bozuk olma ihtimalinin ise bulunmadığı anlaşıldığından, davacılarınçocuğu [O.D.nin] bahsi geçen hastalığa yakalanması karşısında ortadaidareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığından davacılarıntazminattaleplerinin kabulüne olanak bulunmamaktadır."
20. Başvurucular ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırıolduğunu, SSPE hastalığına yakalanma nedeninin aşının uygun koşullarda, yeterlidozda ve ülke genelinde yaygın olarak yapılmaması olduğunu, davalı idaretarafından hazırlatılan raporun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu,raporda aşı kalite kontrollerinin tam olduğundan bahsedilmiş ise de bu hususunne kadar doğru olduğunun açık olmadığını belirterek kararı temyiz etmişlerdir.Başvurucular temyiz dilekçesinde ayrıca mahkeme kararında aşı yaptırıpyaptırmama hususunda asıl sorumluluğun aileler üzerinde olduğu belirtilmiş isede sağlık hizmetinin vatandaş için bir hak, hizmeti veren devlet açısından birgörev olduğunu, bu nedenle asıl sorumluluğun devlet üzerinde olduğunu ilerisürmüşlerdir. Başvurucular son olarak aşı uygulamasının yetersiz olduğunailişkin uzman doktorlar tarafından yapılan araştırma verilerinin dava dosyasınaeklenmesini talep etmelerine rağmen yerel mahkemece bu hususun göz ardıedildiğini ileri sürmüşlerdir.
21. Danıştay Onbeşinci Dairesi25/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
22. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin11/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
23. Bu karar 27/2/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
24. Başvurucular 12/3/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
25. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
26. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir veuyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariçolmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."
27. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusahumması (Hummai nifası)ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
28. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiğitakdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
29. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
30. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
31. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sarihastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzaredilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayinolunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin olunur."
32. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
33. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenarbaşlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının k bendinin ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde kullanılanham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve tüketiminin, amaçdışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan veya yapma ihtimalibulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik maddeler ile diğerterkiplerin kontroluna, murakabesine ve bunların yurtiçinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite kontrollerini yaptırmaya, özelmevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat verme işlerini yürütmeye Sağlık veSosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
34. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık HizmetlerininSosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
35. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
36. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetiteşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlıkmüdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeliyetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkezteşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileişbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
37. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlıkevlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
38. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
39. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
40. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
41. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
42. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır :
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, buamaçla gerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesişöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
46. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti RefikSaydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinebağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzereteşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
47. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmaklamükelleftir."
48. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasınınvelayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilençocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
49. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
50. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
51. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
52. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
53. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
54. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
55. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
56. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılıGenelgesi'nin aşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesigereken hususları düzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmışöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT
POLİO
• 3. Ayın bitiminde ( 12haftalık ) : DBT
POLİO
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT
POLİO
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :DT
POLİO
BCG (Bir skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
•İlköğretim 5. sınıfta :TT
BCG (İki skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
• Lise l. sınıfta :TT
• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır.)"
57. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenlebaşvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşıtakvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamakiçin her fırsatı değerlendiriniz.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul/flakon açınız.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacakaşıyı kullanınız.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektörkullanınız.
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz veanladığından emin olunuz.
(...)
- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."
58. Anılan Genelge'nin "KızamıkKontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:
"Kızamık aşı ile korunulabilirhastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.
Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan birhastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan birtoplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamıkaşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.
Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğugibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıcahastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığakarşı korunmuş olacaktır.
Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelikverilmelidir.
Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
2. Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi
Standart Vaka Tanımı:
- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü
ve
- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi
ve
- Öksürük, nezle ve konjunktivitbulgularından en az birinin varlığı
Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespitedilmesi halinde;
- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktifvaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarınınaraştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarıkonusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.
- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespitedilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) nekaydedilmelidir.
- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgınolup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısınındaha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vakasayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabuledilmelidir.
- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğineişlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınanönlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.
- Tespit edilen vakaların kişi ve yeriözelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge venüfuslar tespit edilmelidir.
- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassasnüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.
-Tüm vakalar yakından izlenmeli vekomplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.
Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemlikonulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirimyapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geribildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra,eczaneler, okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek,şüpheli gördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleriteşvik edilmelidir.
59. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan veihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemedenoluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşıuygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısındanhiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş BağışıklamaProgramının can alıcı komponentlerinden biri olarakbüyük önem taşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına dahassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çokyüksek ısıya maruziyet kadar, birçok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyıaynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa,aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir.Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Tdaşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.
- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihlerimutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımısağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.
- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonlarınsoğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyatyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakilkabı kullanılabilir.
- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.
- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabındasaklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir.
- Buzdolaplarında mutlaka bir termometrebulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabınısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.
- Buzdolabının kapısına bir ısı izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir.
- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılanodalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemineyerleştirilmelidir.
- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlaradikkat edilmelidir:
•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarındatutunuz.
•Aşı kutu/şişeleriarasındayeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.
•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süresonra dolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasınaçok dikkat ediniz.
•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.
•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecekmaddeleri vs.koymayınız.
•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleribulundurunuz.
•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasınadikkat ediniz.
•En alt kısıma(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleriyerleştiriniz.
•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemekiçin kapağını kilitli tutunuz.
- Olabilecek elektrik kesintilerindebuzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapakaçılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.
- Buzdolabı temizliği yapılırken ve sahauygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.
- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmedenkullanılmamalıdır.
- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısısulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan8 saat sonra atılmalıdır."
60. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğününtüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"(...) 1998 yılından itibaren bütünillerde ilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasına başlanacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
61. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesişöyledir:
“(1) Kamusalya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasamaorganları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği içingerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal veidari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı veuygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulanölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
62. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
63. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur(...)"
64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
65. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
66. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde, taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'egöre daha elverişli konumda olduğunu belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
67. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
68. Başvurucular kızamık aşısının ülke genelinde yaygın, yeterlive uygun koşullarda yapılması hâlinde SSPE hastalığına yakalanma oranınınoldukça düşeceğini, kızamık aşısının ülkemizde 1987-1998 yılları arasında tekdoz olarak uygulandığını, tek doz kızamık aşısının ancak ülke genelinde yaygınve uygun koşullarda yapılması hâlinde koruyucu özellik göstereceğini, devletinaşılamanın doğru ve uygun koşullarda yapılmasını sağlamakla yükümlü olduğunuifade etmişlerdir. Başvurucular müşterek çocukları O.D.ninkızamık aşısını yaptırdıkları hâlde bu aşının yeterli dozda ve uygun koşullardayapılmaması nedeniyle önleyici özellik göstermediğini, oğullarının bu sebepleSSPE hastalığına yakalandığını ve yaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir.Başvurucular; oğullarının ölümü ile neticelenen olayda Sağlık Bakanlığınınkusurlu olduğu açık iken açtıkları davadan olumlu netice alamadıklarını,davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular bunedenlerle yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
69. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde iseyaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına değinilmiştir. Bakanlıkgörüşünde; Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarak ülkemizdegeçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarının baştaDünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimselbulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşündeyine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamıkaşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tümaşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.
70. Bakanlık görüşünde, SSPE hastalığı ile kızamık aşısıuygulamaları konusunda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla 27/7/2016tarihinde bir toplantı gerçekleştirildiği ve bu toplantı sonunda "Hiçbir aşının etkinliği %100 değildir. Onedenle de aşılanan çocuklarda hastalık görülebilir. Kızamık aşısı, etkinliğien yüksek aşı/ardan biridir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca tek doz aşıuygulanması önerilmiştir. Kizamık aşısınınuygulandığı aya bağlı olarak tek doz aşı uygulaması sonucunda koruyuculuğu%90-98 arasında değişmektedir." şeklinde tespitlerin yapıldığıifade edilmiştir.
71. Bakanlık görüşünde; Diyarbakır İdare Mahkemesi O.D.yebirincisi dokuz aylıkken, ikincisi ilkokul birinci sınıftayken iki defa aşıyapıldığını kabul etmiş ise de yasal mevzuat da dikkate alınarak aşı takipsorumluluğunun belirlenmesinin faydalı olacağı belirtilmiştir.
72. Bakanlık görüşünde; Sağlık Bakanlığından konuya ilişkin görüşalındığı, Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilen görüş yazısında4721 sayılı Kanun'un "Ana ve baba,çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaarinigöz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar."şeklindeki 339. maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılarak aşı konusunda asılolarak ebeveyne görev yüklenmiş olduğunun belirtildiği ifade edilmiştir.Bakanlık görüşünde Diyarbakır İdare Mahkemesinin de aşı takibi konusunda asılsorumluluğun ailede olduğu yönünde değerlendirmeler yaptığı belirtilmiştir.
73. Bakanlık görüşünde ayrıca zorunlu aşı uygulamaları ilealakalı olarak Anayasa Mahkemesinin Halime Sare Aysal[G.K.] (B. No: 2013/1789, 11/11/2015) kararına değinilmiştir.
74. Bakanlık görüşünde, somut olayda yaşam hakkının maddiboyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren SağlıkBakanlığından temin edilebilecek evrakın da gözönündebulundurularak incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların bu başlık altında ilerisürdüğü iddiaların temel olarak yaşam hakkı ile ilgili olduğu değerlendirilerekincelemenin bu kapsamda yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
76. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
77. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
78. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
79. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
80. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini özel sağlık ve sosyalkurumları ile kamu kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek yerinegetireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başerve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
81. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişileri korumak için yeterliyasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
82. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastalarınyaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
83. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
84. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Budurumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
85. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlaliniönleyebilmesi, hak ihlali devam etmekte ise onu sonlandırabilmesi veya sonaermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderimsunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
86. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
87. Somut olayda başvurucular, oğulları O.D.ninSSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi üzerine idare aleyhineaçtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPEhastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ilerisürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerdegerekse bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâldebu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkigösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca kızamık aşısının ülkegenelinde yaygın olarak yapılmamış olmasından şikâyet etmişlerdir.
88. Başvurucuların oğulları O.D.nindokuz aylıkken birinci doz kızamık aşısını, ilkokul birinci sınıfta iken deikinci doz kızamık aşısını olduğu hususunda herhangi bir ihtilafbulunmamaktadır. Bu bağlamda başvurucular oğullarının aşılarını zamanındayaptırdıklarını ifade etmişlerdir. Keza Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, davadosyasındaki bilgi ve belgeleri dikkate alarak O.D.ninhem dokuz aylıkken hem de ilkokul birinci sınıfta iken kızamık aşısı olduğunubelirtmiştir.
89. Bu durumda öncelikle kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamıkhastalığına yakalanılmasının mümkün olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasıgerekir.
90. Bu husus ile ilgili olarak derece mahkemelerince hükme esasalınan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonu raporuna değinmek yerinde olacaktır.Başvurucular, bireysel başvuru formunda anılan rapora yönelik herhangi biriddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, çeşitliüniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporunobjektifliğinin ve/veya yeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangibir husus da tespit edilememiştir. Dolayısıyla kızamık aşısı olunmasına rağmenkızamık hastalığına yakalanılmasının mümkün olup olmadığı hususu değerlendirilirkenbu rapordaki verilerden yararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığıkanaatine varılmıştır.
91. Anılan raporda, dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısınınetkinliğinin %80-85 olduğu ifade edilmiştir. Rapordaki bu açıklamadan aşılanançocuklarda da kızamık hastalığı görülmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Budurumda Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin kızamık aşısı olunmasına rağmenkızamık hastalığına yakalanılmasının kişinin yeterli bağışıklık düzeyineulaşamamış olmasından kaynaklandığını kabul etmesinde herhangi bir sorunbulunmamaktadır.
92. Kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınayakalanılmasının mümkün olup olmadığı hususu ile ilgili olarak ayrıca kızamıkaşılarının uygun koşullarda yapılmadığı, bu sebeple aşıların koruyucu özellikgösteremediği yönündeki iddiaların incelenmesi gerekir.
93. Başvurucuların oğulları O.D.ninhayatta olduğu dönemde yürürlükte bulunan ve Türkiye Cumhuriyeti Refik SaydamMerkez Hıfzıssıhha Müessesesinin teşkilini düzenleyen 3959 sayılı mülgaKanun'un 2. maddesinde, Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesinin diğerbazı görevlerin yanı sıra Sağlık Bakanlığınca nevileri tayin edilen serum veaşıları hazırlamakla ve kontrollerini yapmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir(bkz. § 47). Keza 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinde,Sağlık Bakanlığının insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşılarıdenetlemekle yükümlü olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 42). Bunların yanı sıraolayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Genişletilmiş BağışıklamaProgramı Genelgesi'nde soğuk zincir kuralı ile ilgili olarak ayrıntılıdüzenlemelere yer verilmiştir (bkz. § 59).
94. Başvurucular, aşıların uygun koşullarda yapılmadığıiddiasını soyut bir şekilde ileri sürmüş olup soğuk zincir sistemindeki hangiuygulamanın somut olayda yetersiz kaldığı yahut etkisiz bir şekilde işlediğihususunda yeterli açıklamada bulunmamışlardır. Dolayısıyla Diyarbakır 2. İdareMahkemesinin Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm aşılarınkalite kontrollerinin yapıldığı ve soğuk zincir sistemi içinde güvenlekullanıcıya ulaştırıldığı, bu nedenle aşının bozuk olduğu yönündeki iddianınkabul edilemeyecek bir durum olduğu şeklindeki değerlendirmesinin somut olayınkoşulları bağlamında makul olmadığı söylenemeyecektir.
95. Kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınayakalanılmasının mümkün olup olmadığı hususu ile ilgili olarak kızamıkaşılarının yeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddianın da incelenmesi gerekir.Başvurucular bu iddiayı, oğullarına yapılan kızamık aşılarının dozajınınyetersiz olduğu hususu ile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir.Başvurucular, kızamık aşısının yeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayıTürkiye'deki kızamık aşılarının belli bir dönem çift doz yerine tek doz olarakyapılması hususu ile bağlantılı olarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgiliolarak başvurucuların oğulları O.D.nin hayatta olduğudönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini ve O.D.ye hem dokuzuncuayda hem de ilkokul birinci sınıfta kızamık aşısı yapıldığını belirtmekgerekir. Dolayısıyla bu aşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazladurulmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikteTürkiye'deki kızamık aşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek dozolarak yapılması hususuna, kızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarakyapılmadığı yönündeki iddia incelenirken yine değinilecektir.
96. Başvuru konusu olayda kızamık aşısının ülke genelinde yaygınbir şekilde yapılmadığı yönündeki iddianın da incelenmesi gerekir. Başvurucularkızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılması hâlinde SSPEhastalığına yakalanma oranının oldukça düşeceğini, başka bir deyişle kızamıkaşısının ülke genelinde yaygın şekilde yapılarak toplumun bağışıklığının yükseltilmesihâlinde oğulları O.D.nin kızamık hastalığına,dolayısıyla SSPE hastalığına yakalanmayacağını ileri sürmüşlerdir.
97. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
98. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusalmakamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne vebabaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığındanşüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlıkkuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekliönlemleri alması gerekir.
99. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksek aşılamaoranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir. Devletinnormal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumun bağışıklığınıgüçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte bu pozitifyükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmesive/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde daha geniş olacağı damuhakkaktır.
100. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılı Kanun hâlen yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçekaşısı mecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılıKanun’un 57. maddesinde kızamık hastalığı da dâhil olmak üzere belirli hastalıktürleri sayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardanbirinin ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda birkısım tedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasındahastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanmasışeklindeki tedbire de yer verilmiştir (bkz. §§ 25-32). Başvuruya konu olaylarınmeydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Genelge'deise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitliperiyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usullerdüzenlenmiştir (Halime SareAysal §§ 71, 72).
101. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişiraporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardankorunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumunbağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir. Raporda; Türkiye'de 1970yılında başlatılan rutin kızamık aşısı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü veBağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılınakadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987 yılından bu yanagiderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60.7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye ulaştığıbelirtilmiştir. Raporda, başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği 1997 yılınında aralarında bulunduğu 1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığıifade edilmiştir. Raporda ayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilenkızamık aşısı günleri kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığıbelirtilmiştir.
102. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınoğulları O.D.nin dünyaya geldiği dönemde kızamıkhastalığının eliminasyonu tam olarak gerçekleştirilememiş ise de kızamıkhastalığının eliminasyonu için sürekli olarak artan aşılama oranlarına ulaşıldığıve bu kapsamda rutin aşılamaların yanı sıra çeşitli aşı kampanyalarıyürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların öncelik sıralamasının belirlenmesindeve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine ne kadar tahsis edileceğihususunda idari makamların daha elverişli konumda oldukları dikkate alındığındasomut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının tamamen yok edilememişolmasında yetkili makamlara bir sorumluluk atfedilemeyeceğideğerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yaşadığı bölgedebaşvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde rutin aşılamaların yanı sıra ekbazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir durumun olduğuna ve bu husustao dönemde yetkili olan kamu makamlarına bildirimde bulunulduğuna ilişkin birkayıt da mevcut değildir. Başvurucular da olayların meydana geldiği dönemde -O.D. henüz kızamık hastalığına yakalanmamış iken-yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi üzerine yetkili kamu makamlarınadurumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının durumu bildiğini ancak gereklitedbirleri almadıklarını ileri sürmemişlerdir. Esasında bulaşıcı hastalığailişkin bir vakanın görülmediği ve/veya bir salgının ya da salgın tehlikesininolmadığı normal durumlarda derece mahkemelerinin kararlarında da belirtildiğiüzere aşı takip sorumluluğunun asıl olarak anne ve babalar üzerinde olduğukabul edilmelidir.
103. Başvuru konusu olayda son olarak Türkiye'deki kızamıkaşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre, Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Rapordakibilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tek dozönerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk doz kızamıkaşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş ve 2003yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindeki bu bilgive belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek doz olarakuygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla uyumluolduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden kamumakamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
104. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
105. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
106. Başvurucular, oğullarının ölümü üzerine açtıkları tam yargıdavasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.
107. Bakanlık görüşünde; yargılamanın yedi yılı aşkın bir süredevam ettiği, bu hususun yaşam hakkının usul boyutu açısından incelenebileceğiifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
108. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesineilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
109. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
110. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
111. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.